Ana sayfa - Manşet - Savaşçı Ruhumuzu Mücadele Sporlarında Göstermeliyiz / Dünya Şampiyonu Milli Tekvandocu Bahri Tanrıkulu

Savaşçı Ruhumuzu Mücadele Sporlarında Göstermeliyiz / Dünya Şampiyonu Milli Tekvandocu Bahri Tanrıkulu

Tekvando sporuna nasıl başladınız?

Çocuk yaşlarda sağlık problemlerim varmış, zayıf bir bünyeye sahipmişim, sürekli hastalanan bir yapım varmış. Doktor demiş ki: “Biraz spor yapsın, fiziksel olarak biraz daha güçlensin.” Evin yakınlarında bir tekvando salonu var, ailem bakıyor ki çocuklar orada tekvando yapıyor, beni de oraya yazdırıyorlar, ben de onlarla beraber başlıyorum. Derken bu sağlık problemlerim ortadan kalkmaya başlıyor. Sonra devam ettiriyorlar. Ben de zaten seviyorum. O dönemde Bruce Lee’nin VHS kasetlerde filmleri varmış bizim evde, ben onları izleyip ekran başında hayt huyt hareketler yapıyormuşum. Bakmışlar böyle ilgim de var, salona da başlayınca bu ilgi pekişmiş. Zaman içinde sağlık problemlerim ortadan kalkmış. Daha sonrasında salonda kuşak olarak, mertebe olarak yükseliyorsunuz. Orada siyah kuşağa kadar ulaşıyorum. Açıkçası, ailem de bu sporun insana neler katacağını bilen, bilinçli bir aileydi, o yönden de şanslıyım. Hayat boyu da beni sporda desteklediler, teşvik ettiler. O yüzden de şanslı bir insanım; sporun bilincinde olan bir ailenin çocuğuyum. Çünkü ekonomik anlamda zor günler geçirdiğimiz günlerde bile, sağ olsunlar, hem eğitim hayatımda hem de spor hayatımda bana çok büyük destekleri olmuştur. O nedenle hem anama hem babama duacıyım.

Ailenizin sporcu bir geçmişi var mı peki?

Annemde babamda yok. Ama zamanında amatör düzeyde spor yapmışlar tabii; hani okulda yaptıkları kadar, çevrede yaptıkları kadar. Ama benim tekvandoya başlamamla, daha sonrasında diğer 3 kardeşim de tekvandoya başlamış oldu.

Kız kardeşim Azize Tanrıkulu da 2008 Beijing Olimpiyatları’nda olimpiyat ikincisi oldu. O da jimnastik temeliyle başladı, daha sonrasında bir sakatlık geçirdi, tekvandoya geçti. Tekvandoda da olimpiyat ikinciliğine kadar yükseldi. O da çok başarılı bir sporcu.

İki erkek kardeşim daha var, onlar da, birisi Balkan şampiyonu oldu, uluslararası dereceler elde ettiler. Tabii, böyle büyük dünya madalyaları kazanamadılar ama onlar da hâlen Antalya’da tekvando antrenörlüğü yapıyorlar. Yani sporcu bir aileyiz.

Ailenizde spora karşı bir sevgi var.

Tabii, tabii. Şöyle söyleyeyim: Mesela benim eşim de tekvandocudur, damadımız tekvandocudur, kardeşlerim tekvandocudur, sporcudur. Yani herkes sporcu. Sporcu bir aileyiz. Arkadaşlarımın hepsi beden eğitimi bölümü mezunları, öğretmendir ya da milli sporculardır. Sporcu bir çevredeyiz.

Spor hayatınızda ilginç anılarınız, zor şartlar altında elde ettiğiniz başarılar var; kırık elle, çıkmış omuzla çıktığınız maçlar var. Bunları biraz anlatır mısınız; hangi maçlardı, nasıl oldu anlatır mısınız?

Her maçın ayrı bir hikâyesi var gerçekten; her bir maçı tek tek ele alsan bile, böyle ciddi bir anısı var. Yani belgeseli çekilse, belgeseli çekilir her bir maçın ayrı ayrı.

En etkileyicisi 2004 Atina Olimpiyatlarında kırık elle olimpiyat ikincisi olmamdı. Bu, tabii, hem kamuoyuna hem dünya spor kamuoyuna da çok yansıdı.

Mesela 2001 Dünya Şampiyonasında çıkık omuzla dünya şampiyonu oldum. Esasında daha öncesinde benim bir motosiklet kazasında omuzum yerinden çıktı; Omuz çıkığı, sürekli nükseden bir hastalıktır. Dünya Şampiyonasında dövüşürken ilk maçta omzum tekrar çıktı. Tabii, sonuçta başarılı bir sporcu olmak istiyorsanız, önünüze çıkan her tür engeli yenmeniz lazım; bu, sakatlık da olabilir, hakem de olabilir, antrenör de olabilir, sağlık problemleri de olabilir. Dedim ki ben devam edeceğim. Çıkık omuzla ben o gün yedi maç yaptım, yedi rakibimi yendim. 2001 Dünya Şampiyonası’nda. Bu maç tekvandonun ata yurdu olan Güney Kore’deydi. Güney Kore’de yedi maç yaparak ve yarı finalde de Güney Koreli olimpiyat şampiyonunu yenerek dünya şampiyonu oldum, elhamdülillah. O omuz çıkığı o gün 13-14 defa nüksetti. Yani maçlar içerisinde dövüşürken, hareketli hâldeyken omzum çıkıyordu, doktor müdahalesi veyahut da artık ben kendim yerine oturtuyordum. Elhamdülillah, orada dünya şampiyonu olduk, geldik Türkiye’ye.

Türkiye’de omuz ameliyatı oldum, ama omuz ameliyatı olduktan sonra sol kolumda bir zayıflık oldu, 2004 Atina Olimpiyatlarına gittiğimde de kolumdaki zayıflık biraz devam ediyordu. Olimpiyatlar, malum, dünyanın en büyük organizasyonu. Bu organizasyonda da, kolum zayıftı, ama yine dövüşecektim, barajı geçtiğim için olimpiyatlarda yarışacaktım. İlk turda dövüşürken, rakibin tekmesi ile benim vücudum arasında el bileğim kaldı ve bu bileğim üç yerden kırıldı. İkinci raundun ortalarına doğru oldu bu. Ben maç içerisinde bunu anladım ama tabii, bunu rakibe hissettirmedim. O rakibimi yenmeyi başardım. Ama daha sonrasında, soyunma odasına gittiğimizde, bir baktım, kolumda şişme başladı, hareket ettiremiyorum bileğimi. Ama olimpiyatlardasınız, 2004 Atina Olimpiyatlarında tekvando branşında Türkiye’yi temsilen tek sporcu ben gitmiştim; yarışmadan çekilsem, tekvando branşında takımımızdan başka kimse yoktu zaten ve olimpiyatlar her sporcunun hayali, oraya gitmişsiniz, sonuna kadar mücadele etmek lazım. Böyle bir sakatlık olunca da dedim ki: “Ben devam edeceğim.” O zaman takım doktorumuz bandajlar sardı, bayağı bir stabil hâle getirdi el bileğimi. O hâlde ikinci maça çıktım. Tabii, artık maç stratejilerim değişti mecburen; çünkü kırık bir kolunuz var, oradan darbe alma ihtimaliniz yüksek veyahut da bir daha darbe gelse maça devam etmemeniz lazım. Müsabaka doktoru eğer bu olayı anlar veyahut da hissederse yine maçı bitirebilir. O yüzden, bu tür şeylerde rakiple ikili mücadele etmektense daha taktiksel bir maça girdik; maçı son saniyelere götürüp, son saniyelerde alma stratejisine girdik. Elhamdülillah, ikinci maçı da kazandık. Kazakistanlı bir rakibimdi, o da güçlüydü. Her maç arasında ikişer-üçer saat beklediğiniz için, ilk kırıldığından itibaren bayağı bir zaman geçmişti, ağrı iyice artmaya başladı. Lokal anestezi yapıldı uyuşturuldu. Yarı final maçına Avrupa şampiyonu Azeri bir sporcu kardeşimizle çıktık. Daha öncesinde de onunla maçlarım olmuştu, çok güçlü bir rakibimdi, biliyordum. Artık onunla da sol kolumda lokal anestezi olduğu için daha stratejik dövüşmem gerekiyordu. Rakibi 1-2 puanla öne geçirdim, onun önde olduğunu hissettirip bana baskı kurmasını engelledim. Maçın bitmesine 15-20 saniye koldaki sakatlık riskini göze alıp mücadeleye devam ettim ve o 15-20 saniye içerisinde 4-5 puan alarak onu da yenmeyi başardım. Rakibim geri dönmeye çalıştı, ama süre bitmişti. Elhamdülillah, finale çıktık.

Tabii, böyle üç maç, kırık kolla üç maç aldık. Final maçındaki rakibim bir önceki olimpiyat şampiyonu, güçlü bir rakipti. Olimpiyat ikinciliğini garantilemiştim. Onunla da yine üç raunt dövüştüm, mücadele ettim, aynı taktiği onda da denedim; ama o daha tecrübeliydi, bu tür bir tuzağa düşmedi, farkı biraz açtı, yetişmeme engel oldu. Böyle olunca, olimpiyat ikincisi olarak, elhamdülillah, ülkemize döndük.

Daha sonrasında 2008, 2012 Londra Olimpiyatlarında, üç kez olimpiyatlarda yarıştım. Bunlarda önemli başarılar yakaladım. En son 2012 Londra Olimpiyatlarında olimpiyat beşincisi oldum. Bu da büyük bir başarıydı. 2008 Olimpiyatlarında kız kardeşim olimpiyat ikincisi oldu. Mücadelemizi sonuna kadar yaptık, bayrağımızı en üst seviyelere çıkartmaya çalıştık ve çıkarttık. Üç kez de dünya şampiyonu oldum. Bu arada, Avrupa şampiyonlukları, uluslararası maçlar, Akdeniz Oyunları, Üniversite Olimpiyatları, bunları saymıyorum, bunlarda da fazlasıyla madalyam var zaten.

Olimpiyatlardaki ruh başka oluyor, değil mi? Kendi bayrağını en üstte görmek istiyorsun. Nasıl bir duygu?

Tabii, ilk başladığımızda biz de biraz hobi, biraz spor olarak başladık. Ama belli bir yaştan sonra o bilinç oturduğu zaman, sen bir ülkeyi temsil ediyorsun, ülkenin temsilcisisin artık; ülkeler arası bir savaş var, bir mücadele var, o ringlerde kim kazanırsa, dünyanın en güçlüsü benim diyor. Ve olimpiyatlar bunun en büyük göstergesi. Bir soğuk savaşta, eğer dünyanın süper gücüyüm diyorsan olimpiyatlarda ve dünya şampiyonalarında da madalyaları alman lazım; Rusya’nın, Amerika’nın, Çin’in aldığı gibi. Senin de köklü, şanlı bir tarihin var, bunu mücadele sporlarında da dünyaya göstermen lazım. Biz tarih boyunca, bir mücadelenin içerisinden gelmişiz, savaşçı bir toplumdan geliyoruz. Bunu da orada göstermemiz lazım. Korkmak, kaçmak bize yakışmaz; biz mücadelemizi kırık kolla da olsa sonuna kadar veririz, Allah’ın izniyle. Bunu ben her platformda dünyaya en fair play şekilde, en centilmen şekilde göstermiş birisiyim. Yani centilmenliği de, fair play’i de elden bırakmadan, mücadeleyi, azmi, zaferi dünyaya göstermeliyiz. Bu bilinçte olmalıyız.

Nasıl bir çalışma temponuz vardı, şampiyonalara nasıl hazırlanıyordunuz?

Kamp dönemleri, periyotları ağır antrenmanlarla geçiyordu. Bunlar, tabii, turnuvanın değeri ve ehemmiyetine göre değişiyor. Uluslararası maçların antrenman periyodu biraz daha sporcuların kendilerine bırakılır ama dünya şampiyonaları olsun, olimpiyatlar olsun, çok daha sıkı antrenman periyotları içerisinde çalışmanız gerekiyor. Bizim antrenmanlar maçtan 15 gün öncesi, 1 ay öncesi değildir. Biz yıl boyu sürekli olarak çalışıyoruz. Tabii, belirli dönemlerde dinlenmeler oluyor, vücudu dinlendirmeye alıyoruz ama onun haricinde, sürekli çalışıyoruz. Ben 16 yıl A milli takımda kaldım, bunun 10 yılında da kaptanlık yaptım, bu çok uzun bir süreç ve bu süreç içerisinde aralıksız, sürekli çalışıyorduk. Günde çift antrenman, haftada bir gün de dinlenme olarak; genelde bu şekilde çalıştık. Haftada bir gün dinlenme, normalde çift antrenman; bir gün çift yapıyoruz, bir gün tek. Tabii, antrenman periyodu ayarlanıyordu buna göre, vücut yapına göre, sporculara göre değişiyordu. Ama çalışmadan hiçbir şey olmaz. Allahü Teâlâ çalışana verir. O yüzden, çalışmak lazım, azmetmek lazım. Tabii, biz burada gençleri yetiştiriyoruz; biz bunlara öncelikli olarak diyoruz ki “Kendine hedefler koyacaksın, bu hedefler doğrultusunda azmedeceksin, çok çalışacaksın.” Tabii, değerlerimizi bileceğiz, öğreneceğiz; ama öncelikli olarak çalışacağız, çalışacağız, çalışacağız.

Spor dediğimiz zaman, ahlaki değerlerin önemine de vurgu yapmak gerekiyor. Bu konuda ne söylemek istersiniz, sporda ahlaki kurallarla ilgili?

Tekvando, karate, judo, bunların hepsi doğu sporudur. Doğu felsefesini barındırırlar. Doğu felsefesi bizim örf ve adetlerimize, ananelerimize yakındır, ortak değerleri vardır. Burada mühim olan şey şu: Biz salona girerken önce bayrağa selam vererek gireriz, sonra hocamıza selam veririz, kendimizden büyüklere selam veririz, kendimizden küçüklere sevgi gösteririz. Ben bu değerleri 5 yaşından beri almış bir sporcuyum. Şimdi gençlere değerlerimizi aktarmaya çalışıyoruz. Öncelikle salonlarımızdaki gençlerimizi ahlaklı bireyler olarak yetiştirmek; daha sonrasında iyi bir insan, iyi bir birey, iyi bir vatandaş, iyi bir sporcu olması için mücadele etmeliyiz. Sporculuk bu saydıklarımdan daha sonra gelir. Önce topluma ahlaklı insanlar yetiştirmeliyiz. O yüzden aileler de çocuklarını çok rahatlıkla bu tür spor branşlarına getirip, buradaki terbiyeyi, ahlakı, saygıyı, disiplini aldırırlar. Bunu biz çalıştırdığımız çocuklarda da görüyoruz. Buraya geliyor çocuk, anne-baba şikâyetçi, “Bizim sözümüzü dinlemiyor, şunu yapmıyor, bunu yapmıyor…” diyor. Ama daha sonra, 6 aylık bir periyottan sonra geliyorlar, “Hocam, çok büyük değişiklikler var, çok teşekkür ederiz.” diyorlar. Öncelikle biz burada saygılı, sevgili, ahlaklı, disiplinli çocuklar yetiştirmeye çalışıyoruz. Öncelikli amacımız bu.

Gençlerin doğru alanlara yönlendirilmesi gerekir ki istenmeyen alışkanlıklar kazanmasınlar. Sizin gençlerle ilgili çalışmalarınız ve tavsiyeleriniz nelerdir?

Konuyla ilgili hem Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğümüzün hem Bakanlığımızın yapmış olduğu çalışmalar var. Bu tür çalıştaylarda, seminerlerde, medyada ben elimden geldiği kadar destek veriyorum, sosyal projelere elimden geldiği kadar destek oluyorum. Sadece zararlı alışkanlıklara değil, diğer konulara da; sosyal sorumluluk projelerinin hepsinde birebir, elimden geldiği kadar destek veriyorum, vermeye de devam edeceğim.

Tabii, burada ailelere çok büyük sorumluluklar düşüyor. Aileler çocuklarını çok yakından takip etmeli. Bu zararlı alışkanlıklardan uzak durmaları için de çocuklarını muhakkak bir spor branşına yönlendirmeleri gerekir. Çünkü spor branşı ne olursa olsun çocukları her anlamda olumlu yönde geliştirir. Ama ailelerin gözetimi altında tabii. Bunun da onaylı, tescilli spor salonlarında ya da spor alanlarında yapılmasında fayda var. Bu tür şeyler olursa eğer ben çocukların zararlı alışkanlıklara yönelmeyeceğini düşünüyorum. Çünkü başıboş kalan çocuk bu tür zararlı şeylere daha çok meyleder. O yüzden, spor bunlara en büyük engeli oluşturuyor.

Yapacağı sporu çocuğa biraz da sevdirmek gerekiyor…

Tabii. Çocuğu sevdiği spor branşında desteklemek gerekiyor. Ama ısrarcı olmamak lazım, illa şunu yapacaksın diye değil; çocuklara spor branşlarını tanıtarak, çocuğun istediği ve çocuğun yeteneğinin de olduğu branşlara biraz daha yönlendirmek gerekiyor. Doğru sporu seçmesi önemli. Ama yine burada temel olarak aileye, beden eğitimi öğretmenlerine ve antrenörlere görev düşüyor. Çocuk hem eğitim hayatını hem spor hayatını çok rahatlıkla beraber yürütebilirse tüm zararlı alışkanlıklardan da uzak durur.

Şu an neler yapıyorsunuz, hangi kurumlarda görevleriniz var, bununla ilgili de biraz bilgi verebilir misiniz?

Şu anda Spor Bakanlığı’nda spor müşaviri olarak görev almaktayım. Bu dönemde aktif bir kurul içerisinde değilim. Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi’nde görevlerimiz var, Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi Yönetim Kurulu’nda yedek üyeyim. Ayriyeten Spor Bakanlığı’nda görevimiz var. İstanbul Büyükşehir Belediyesinde tekvando branşına koordinatörlük yapıyorum, gençlerimize yardımcı olmaya çalışıyoruz. Ayrıca hem İstanbul’da hem Ankara’da kendi okullarımız var, bunların koordinatörlüğünü yapmaya çalışıyorum.

Grand Master Şenel İlhan Hocamız’ın kurucusu olduğu Hankando dövüş sistemi hakkında neler söylemek istersiniz?

Neden kendi dövüş sitilimizi kendimiz üretmeyelim, bunu geliştirmeyelim, bunun patentini almayalım, bunun dünyada temsilcisi olmayalım?! Bu anlamda ben de pozitif bakan birisiyim. İnşallah Şenel İlhan Hocamız bu alanda başarılı olur, biz de destek verebilirsek ne mutlu bize.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.