Sanat Benim Yaşam Kaynağım / Oyuncu Metin Çanak

Oyunculuğa nasıl başladınız. Ne tür rollerde oynadınız?

Oyunculuk, daha doğrusu müzikten tiyatroya kadar icracı her sanat dalıyla çocuk yaşlarımdan bu yana ilgilendim.

Sürekli bir araştırma içerisinde oldum. Ancak oyunculuk serüvenimin başlaması bir tevafuk sonucu Senarist-Yönetmen ve Yapımcı Ersoy Güler Bey ile tanışmamla oldu. 2014 yılında Yusuf&Yusuf Sinema Filminin çekimleri için benim de yaşadığım Ankara’ya gelmişlerdi. Filmde sadece 2 sahnede yer alan “Emniyet Müdürü” karakterini oynamıştım. O gün bugün arkadaşlığımız, dostluğumuz devam ediyor. Benim Ersoy Güler ile tanışmam oyunculuktaki en büyük şansım, zira sektörün durumu hepimizin malumu.

Sinema ciddi etkileri olan bir alan. Sizce sinemamız milli ve manevi mirasımızı ne derece kullanabiliyor?

Kültürel birikim ve varlığımızı sinemaya aktarabildiğimizi düşünmüyorum. Batı hayranlığı, TV ekranları ve Beyazperde aracılığı ile adeta zehrini genç dimağlara akıtıyor. Oysa 1000 yılı aşkın bir süredir yaşamış olduğumuz bu topraklarda tüm etnik kimlikler ile tüm dünyayı hayran bırakabilecek hikâyeler, senaryolar çıkarabiliriz. Zira son 5-10 yıldır ciddi bir çaba ve düzelme görüyorum. Artık kendi hikâyelerimizi yapabilir duruma geldik. Bunun en belirgin kanıtı Türk dizilerinin Ortadoğu’dan Doğu Avrupa’ya, Latin Amerika’ya kadar ülke TV’lerinde gösterimde olması. Hükümetimizin de kendi örf ve adetlerimize, ahlaki değerlerimize uygun projelerin önünü açması en sevindirici gelişmedir.

Sanat yolunda en büyük idealiniz nedir?

Sanat benim yaşam kaynağım. Uçsuz bucaksız bir derya… İnsan önce hayal ediyor. Sonrasında hayalini projelendiriyor. Nihayetinde ise projenin hayata geçmesi kalıyor. Yani insan hayalini gerçekleştirmek için elinden geleni yapmalı diye düşünüyorum. Ancak bu hayalinin gerçekleşmesi yüce Allah’ın (C.C.) takdirinde. İnancım gereği her şeyde olduğu gibi hayırlısını diliyorum.

Sosyal Sorumluluk Projelerinde yer aldığınızı biliyoruz. Biraz bahseder misiniz?

Sanat her dalıyla toplumla birlikte toplum için yapılmaktadır. Çektiğiniz bir dizinin, sinema filminin, bir konser organizasyonun, tiyatro gösterisinin millet nezdinde bir karşılığı yoksa verilen emekler beyhudedir. Sanatçı toplumun aynası olmak zorundadır. Sanat eserlerine toplumsal değerlerin ilham olduğunu unutmamak gerekir. Aslında sanatın güzelliği de buradan gelmektedir. Toplumdan aldığımızı şekillendirerek tekrar toplumun beğenisine sunmak. Ancak ülkemizde sanat bir ticari meta haline gelmiş görünüyor. Maharet sanatta olmasına rağmen sevilen sanatçı oluyor. Bu arada sanatçı sıfatını da herkese vermemek gerekiyor.

Size göre sanatçı kime denir?

Sanatçı sıfatını hak edebilmek için mutlak surette üretmek gerekiyor. Örneğin besteciler, güfteciler, senaristler gerçek sanatkârlardır. Fotoğrafın diğer tarafına baktığımızda ise tüketen bir güruh görüyorum. Üretimimiz tüketimimizin 3-5 katı olmak zorunda diye düşünüyorum. Sanat adına üretmenin sonu yoktur.

Sanat camiasının en büyük sorunu nedir?

Telif Hakları ve Ahlak. İsterseniz ikincisinden başlayayım. Sanatçı toplumun aynası konumunda olduğu için 7’den 70’e kadar herkesin örnek aldığı bir meslek grubu. Dolayısıyla sanatçının en önemli özelliği “ahlaklı olmak” olmalı diye düşünüyorum. Bizi takip edenler izleyenler bizden etkilenerek yaşam biçimlerini giyim tarzlarını hatta arkadaş seçimlerini yapıyorlar. Yani az önce belirttiğim gibi biz toplumun aynasıyız. Çok dikkatli yaşamak durumundayız. Bir kişinin kurtuluşuna vesile olabileceğimiz gibi bir gencin helak olmasına da sebep olabiliriz. Allah korusun.

Gelelim telif haklarına; tek bir cümle ile söylemek gerekirse telif hakkı aslında kul hakkı ile eşdeğer. Birinin emeğini çalmak veya gasp etmek ya da ödemek, hakkını teslim etmek. Telif haklarına bakış açım bu, zaten kavramı incelediğimizde de “hak” kelimesi geçiyor. Çok hassas olmak gerekir bu konuda.

Bana fikirlerimi açıklama fırsatı tanıdığınız için teşekkür ediyorum. Şöhret olmak değil, toplumun nezdinde saygın ve değerli olmak önemlidir.

Yorum bırakın