Ana sayfa - Manşet - Sahipsiz Yetimler, Pedofililerin, Suç Örgütlerinin ve Organ Mafyasının Kurbanı Oluyor / Sosyolog Cansu Nar

Sahipsiz Yetimler, Pedofililerin, Suç Örgütlerinin ve Organ Mafyasının Kurbanı Oluyor / Sosyolog Cansu Nar

Günümüz şartlarında “yetim” denilince ne anlamalıyız, yetimlik nedir?
Yetim kelimesinin birçok tanımı var, ülkeye ve anlayışa göre anlam farklılaşıyor. Literatürde yetim kelimesi anne ve/veya babasını kaybetmiş bakıma muhtaç çocuklar için kullanılıyor. İçinde bulunduğumuz postmodern dünyada yetim çocukların durumu tek kelime ile ifade edilemiyor. Ülkeye, dinî ve siyasi anlayışa, kültüre göre farklı hallerini anlatıyor bu kelimeler. Sosyolojik anlamda yetimliği çocuk statüsü olarak tanımlıyorum. Çocukluk insan bedeninin ve ruhunun bir dönemini ifade ederken çocuğa getirilen sıfatlarla farklı konumlardaki halini tanımlamaya çalışıyoruz. Her konum kendi içerisinde bir yaşam biçimi, inanışı, avantajı ve dezavantajları barındırıyor. Örneğin; engelli, mülteci, çocuk asker, öksüz, yetim vb. birçok statü grubu belirlenmiş büyükler tarafından çocuklara. Hâlbuki çocuk çocuktur, hepsinin temel ihtiyacı aynıdır ve benzer şekilde karşılanmalıdır. Yetimlik kendi içerisinde bile ayrılıyor. Kısacası postmodern zaman diliminde çocukluk parçalandıkça parçalanıyor.
Çocukların yetim kalmasına sebep olan etmenler nelerdir?
Ulusal ve uluslararası terör, yoksulluk, bulaşıcı hastalıklar, kuraklık, doğal afetler vb. faktörler kitleler halinde her gün “yetim çocuk” tabakasının şişmesine sebep oluyor. Dünyada her gün 10 bine yakın çocuk yetim ve öksüz kalıyor. Bu faktörlerin hepsi insan eliyle üretilen durumlar fark ettiyseniz. Resmi rakamlara göre şu an 140 milyon çocuk kimsesiz. Resmi olmayan verilere göre 140 milyonun çok çok üzerinde. Doğum kaydı hiç tutulmamış “görünmez” dediğimiz çocuk kitlesi, savaş sebebiyle yapılan göçlerde izlerini kaybettiğimiz mülteci çocuklar, kaçırılanlar, maalesef savaş bölgelerinde “asker” olarak kullanılanlar, mafyaların eline düşen çocuklar… Bunların hepsini üst üste koyduğumuzda en az 200 milyonu aşıyor rakamlar. Bu rakamlar abartıyla karşılanabilir ancak veriler uluslararası çocuk çalışmalarından edinildi.
Güncel bir değerlendirme yapacak olursak sayısal tablo bize neler söylüyor?
Böyle bir tablonun oluşması çok üzücü. Her geçen saniyede bir rakam artıyor. Büyükler sorumluluk alarak haneleri boşaltma çabasına girişmeli.
Her insan bir dünyadır, hangi ülkede, hangi din ve mezhepte olursa olsun. Kaybedilen her çocuk bir dünya ise en az 140 milyon dünyamızı kaybettik şimdiden! Yetim kitlesindeki bu artış “dünya gittikçe kötüye gidiyor” diye şikâyetçi olduğumuz etmenlerde patlamaya sebep oluyor. Tüm bunların geri dönüşü yine bize oluyor. Rüzgâr eken fırtına biçer hesabını yapacak olursak sonuç doğal olarak kötülüğün, şiddetin, hırsızlığın, her türlü gayri ahlaki yapılanmanın giderek arttığı bir dünya oluyor. Sonra tekrar kendimizi ve çocuklarımızı bunca kötülükten nasıl koruyacağız diye ciddi sosyolojik, psikolojik çalışmalar yapıyoruz, yasalar çıkarıyoruz, projeler üretiyoruz, sorumlu birimlere yükleniyoruz. Ama başımızı kaldırıp bakmıyoruz, sorumluluk almıyoruz muhtaç ellere uzanmak için, bencil bir hayat sürüyoruz büyükler olarak. Sorumluluk alan kitlenin içindeki bir grup da sadece benim ülkem, benim milletim diyerek uzatmıyor elini dünyaya. Hâlbuki biliyoruz aslında dünyanın bir noktasında kanat çırpan bir kelebek burada fırtına koparabilir.
Güncel bir değerlendirme yapacak olursak her yıl 3.5 milyon çocuk yetim kalıyor, bunun altını çizelim sadece resmi rakam bu. Bakıma muhtaç kimsesiz çocuklardan yüz binlercesi yokluk ve açlık içerisinde ölüyor, yüz binlercesi savaş bölgelerinde her türlü amaç için kullanılıyor, yüz binlercesi organ ticaretinin kurbanı oluyor, yüz binlercesi pedofili kurbanı oluyor, yüz binlercesi Batı ülkelerine para karşılığı evlatlık gönderiliyor, yüz binlercesi deneylerin bir parçası oluyor. Daha belki aklımızın ucundan geçmeyecek durumlar yaşıyorlar da haberimiz yok, çünkü ulaşamıyoruz onlara. Gördüğünüz gibi hiç de iç açıcı değil tablo. Yaşadıklarının her birini anlatsak günler sürer; şimdi sadece bir iki kelimeyle tanımlama yapıyoruz o kadar.
Bu durumda yetim çocukları korumak için toplumsal algının/bilincin yeterince gelişmediğinden bahsediyorsunuz. Yetim çocuklar konusunda bireyleri en çok motive ettiğini düşündüğümüz dinin teşviki yeterli olmuyor mu sizce? Başka şeylere mi ihtiyacımız var?
Allah (c.c.), Hz. Adem’den (a.s.) günümüze indirdiği her kitabın orijinalinde muhtaç olana yardım etmeye, yetimi korumaya, hakkı gözetmeye önem vermiş ve tüm toplumlara büyük bir sorumluluk yüklemiştir, teşvik etmiştir. Sorumluluğun yerine getirilmemesi halinde ahiretteki karşılığı bildirilerek uyarılarda bulunmuştur. Şu an pozitivizmin başköşeye konulup insani değerlerin özgürlük adı altında kötülendiği bir dönemdeyiz. Akla dayanan ve bireyin çıkarını korumayan her şeyden uzak, pragmatist bir dünyada yaşıyoruz. Modernlik çağını aştık artık post modern yani modernliğin daha ötesinde bir dünyada yaşarken diğerkâmlık gibi kendini öteleyip Hakkın buyruğuna itaat etmek, bir başkası için kendinden vazgeçme dönemi maalesef kapanmak üzere. Sonuç olarak dinin motivasyonu, inananlardan sadece bir kısmının etkilendiği bir etmen artık. İnananların zamanın hızına ve çekiciliğine kapılması bazı dinî buyrukların tam anlaşılamamasına, maalesef sığ ve sınırlı anlaşılmasına neden oldu silsile halinde. Bu fikrim “2020 Yetim Raporu” nu hazırlarken daha çok netleşti zihnimde. Araştırmalarım sırasında organize bir şekilde yapılmış neredeyse her çalışmayı inceledim. İster istemez Doğu ile Batı arasında bir karşılaştırma yapma durumunda kaldım. İslam dünyasından ve Türkiye’den yetimlikle ilgili araştırmaları, projeleri, istatistiki verilere ulaşmaya çalıştım ilk önce bizlerde çalışmanın daha fazla yapılmış olacağı yanılgısına düşerek. Yanılgı diyorum çünkü dinî çerçeve ve sosyal hizmet alanında sınırlı sayıda, birbirini tekrar eden çalışmalar dışında bir şey bulamadım. Tüm rapor boyunca Türkçe olarak sadece 11 kaynağa yer verebildim elle tutulur. Bunlardan 8 tanesini İHH’nın daha önceki çalışmalarından edindim, 3 tanesini dinî literatürden, geri kalan tüm kaynakları ise başka dillerdeki çalışmalardan. Bu çok sorgulanması gereken bir durum Müslümanlar için. Batı’daki çalışmaları incelediğimde ise müthiş bir organizasyonla karşılaştım. Projeler, programlar, gelecek hedefler ve uygulamadaki başarı dudak uçuklatacak tarzda. Yetim konusuna öyle bir eğilmişler ki! Dünyanın her yanına yayılarak büyük bir ağ oluşturulmuş ve kayıp gözüyle bakılan çocuklardan bir memba oluşturmuşlar kendi gelecekleri için. Maalesef İslam coğrafyasında -Türkiye’yi de dâhil ederek söylüyorum- böyle bir organizasyon yok. Sosyolojik araştırmalar, akademik metinler, psikolojik rehabilite uygulamaları göz doldurur cinsten ama samimi değil Batı uygulamaları. Aynı zamanda bölgelerde farklı faaliyetler yürütüldüğü de gün gibi ortada. Yaptıkları yetimhane çalışmaları ve aşevleri kisvesi altında hem o ülkenin kaderini değiştiren hem tüm dünyanın gidişatını yönlendiren bir enerji üretiyorlar. Merak edenler araştırabilir.
Bu nedenlerle sonuç olarak şunu söyleyebilirim yetim çocuklar için, dinî motivasyonun etkisi gün geçtikçe azalıyor. Sosyolojik çalışmalarla toplumun bilinçlendirilmesi gerekiyor. Tek bir kamu kurumu veya bir STK kuruluşunun değil her bireyin yola koyulacağı idari bir sistem oluşturulmalı. Maddi manevi her birey bu yükü taşıyabilmeli. Birçok model dünyanın farklı noktalarında uygulandı. Bizde (İslam dünyası) mesela uyguluyoruz bazılarını ama dağınık, bir komünlük yok, masa etrafına oturulup bu yılki hedeflerimiz şunlardır deyip kamu kurumu ve sivil kuruluşlar organize olup görevlendirme yapılmış mı? Diğer bir sorun da sonuçlara ulaşamıyoruz, bir yılın sonunda yapılan yardımlar çocukların hayatında ne gibi değişikliklere neden olmuş, eksik noktalar nedir diye dönüt alınmış mı? Yapıldı da halkın bilgisine mi sunulmadı, haberimiz yok? Bunların hepsi toplumsal ve idari meseleler, yalnızca dinî bir mesele değil. Yaşadığımız çağda farklı bakış açısı ve uygulamalara ihtiyacımız var.
Yetim çocukların savaş bölgelerinde durumu tam olarak nedir? Ekrana yaşadıkları her şey yansıtılmıyor, dolayısıyla konuyla ilgili bilgimiz sınırlı. Sosyolojik olarak değerlendirdiğinizde “2020 Yetim Raporu”na aktardığınız gözlemleriniz neler oldu savaş mağduru yetim çocuklar için?
Savaş mağduru yetimler hakkında konuşmamız için ilk olarak yaşadıkları durumları bilmemiz gerekiyor. Medyada klasik olarak, harabe bir sokağın ortasında yüzü toz, üstü parçalanmış çocuk fotoğrafları görüyoruz. Kadraj sadece o anı fotoğraflasa da kesinlikle bu kareden ibaret değil. Savaş mağduru çocuklar için herkes bir şeyler söylüyor, hepsinin dediği de doğru, katılıyorum. Farklı olarak şunu ekleyebilirim; insanlar çok kısıtlı düşünüyor bu çocuklar için, o yüzden yaptıkları da çok sınırlı. Biraz üzülüyor, fazlaca siyasetçilere sayıyor, varsa maddiyatı yardımcı oluyor sonrasında elden bir şey gelmez deyip biraz sonra aynen devam ediyor gündelik hayatına. Karınca kararınca çabalayan bir kitle de var. Maddi manevi her yardımı yapmaya hazır ancak bu kitle o kadar küçük ki 140 milyona yetmez. Dünyanın her yerinde her ne sebeple yetim kalmış olursa olsun çocuklar birçok tehlikeyle koyun koyuna. 30’dan fazla ülkede 300 binden fazla çocuk ulusal ve uluslararası her çatışmada aktif olarak savaştırılıyor. Küresel çatışmalarda yer alan çocuk asker sayısının beş yıl içinde %159 kat arttığı BM, Unicef gibi çeşitli kuruluşların raporlarında yer alıyor.
Savaşlarda ilk hedef yetimler, çünkü kötü niyetli oluşumların bitmez tükenmez kaynağı! Yetimler canlı kalkan olarak kullanılıyor sıcak çatışmalarda, tüm masumiyetiyle düşman cepheye canlı bomba ve casus olarak gönderiliyor, cephe gerisinde hamallık. Tabi bununla sınırlı da değil; erkek çocuğu kız çocuğu olsun fark etmez tüm çocuklar cephe gerisinde de pedofili kurbanı oluyor. Çocuk asker denilince sadece erkek çocuklar düşünülüyor. Ancak kız çocuklarının sayısı da hiç az değil. Örneğin Afrika’da çocuk askerlerin %30 ile 40’ı kız. Yemek, temizlik ve cephane taşıyıcısı olarak kullanılıyorlar. Kız çocukları aynı zamanda büyük oranda cinsel şiddete maruz kalıyor. Yapılan çalışmalar savaş ortamlarında bu tür istismar olaylarının %40 civarında arttığını gösteriyor. Erkek – kız çocuk fark etmez hemen hepsi taciz, tecavüz, cinsel istismar mağduru.
Belki hiç akla gelmeyecek bir durum daha yaşanıyor buralarda. Savaş ortamında bakıma ve korunmaya muhtaç, sokakta kalan yetim çocuklar kendi istekleriyle de katılabiliyor. Şaşırtıcı değil mi?! Silahların, bombaların hiç susmadığı ortamlarda güçlü kalabilmek ve aidiyet hissi ihtiyacını karşılamak amacıyla maalesef gönüllü katılabiliyorlar. Çünkü onları koruyacak ne anne-baba var ne de bir aile üyesi. Okul yok ki çocuğun çocuk olduğunu hissettirecek öğretmeni ve arkadaşları olsun yanında. Hastane yok ki tedavisi yapılsın, insanca bir muamele görsün, ben de bu abi-abla gibi olmalıyım deyip örnek alsın. Bu kadar kimsesizlikte çocuk aklıyla örgütleri kurtarıcı olarak görmeleri normal değil mi?
Bu bölgelerde doğuştan veya sonradan, savaş nedeniyle engelli olan kimsesiz çocuklar var ki onlar en kötü durumda olan grup. Az önce konuştuğumuz her şeyin çok daha fazlasını yaşıyorlar. Araştırmamda geniş yer verdim bu gruba, onlar ayrı bir değerlendirme konusu.
Genel olarak yetim istismarının boyutlarına dair neler söylenebilir?
İstismar kelimesiyle çocukları yan yana getirmek çok acı, bu sohbete sığmayacak, insani aklın almayacağı boyutta diyebilirim. İstismar, anne babası olanlar için bile tehdit oluştururken yetimler için her an bir travma unsuru. İkisi için de tehdit ama ebeveynli çocuğun bir hesap soranı olabilir; yetiminse kimsesi yok koruyacak, ağladığında kucak açacak, zarara uğradığında hakkını savunacak tek bir insan evladı. İstismarların türünde ise sınır yok.
Araştırmalarla savaş bölgelerindeki 15 yaş altı 40 milyon çocuğun istismar ve ihmal mağduru olduğu belirlendi. Aynı zamanda bu çocukların düzenli sağlık ve sosyal bakım hizmetine ihtiyaç duyduğu ortaya konuldu, çözüm bekleniyor. Şu an dünyada ve Türkiye’de gündem olan pedofili kelimesini kullanmak istismar kelimesini kullanmaktan daha evladır diye düşünüyorum. Benzer kelimeler ve benzer durumları ifade etmesine rağmen algıdaki şiddeti farklı, yaptırımı farklı, insanları uyandırmadaki hareket enerjisi farklı nüansta. Dünyanın her noktasında pedofili kurbanı çocuk bulunuyor, hepsinin çevresel faktörleri aynı değil; tek ortak olan şey sapkın zihniyet.
Yetime yardım denilince anladığımız sadece maddi yardımsa bizden daha çok yardım edecek insanlar var. Özellikle yetim çocukların sahip çıkanı çok ve büyük bir iştahla bekliyorlar! Savaş bölgeleri iştahı kabarık kitle için- maalesef bu kelimeyi kullanmak zorundayım- büyük bir ticaret alanı. Organ mafyaları, fuhuş çeteleri, savaş örgütleri, insan kaçakçıları ve daha pek çok suç örgütünün yaşam alanı. Uluslararası ve dünyanın her noktasındaki ihtiyacı karşılayacak kadar geniş yelpazeli alan! Kötü niyetli oluşumların hedefinde yetim çocuklar bulunuyor. Kaç aylık, kaç yaşında olduğu önemli değil. En kötü ihtimalle milyarlarca dolar karşılığı evlatlık verilir dünyanın başka bir noktasındaki ailelere ya da evlat edindirme programı adı altında LGBT’li insanlara verilir. Kısaca insani akılların ucundan geçmeyecek hallerde yetim çocuklarımız.
Son beş yılda Avrupa’ya göç eden çocuklardan 10.000 kadarından haber yok, büyük bölümü yetim olan bu çocukların akıbeti konusunda ciddi endişeler uyandırıyor. Mesela yeni yeni medyaya yansıyan Adrenochrom, Pizzagate, Young Blood, Drag Kids gibi birçok insanlık dışı faaliyet çocuk merkezli. 140 milyonu aşan yetim ve kayıp binlerce çocuk nerede diye sorarsak, cevabını bulmamız imkânsız değil. Bilimsel ve psikolojik birçok deneyde kimsesiz insanların ve yetim çocukların kullanıldığı aşikâr.
İnsanlık yitimi yaşıyoruz. Kötülük kazanırken iyiliğin bu durumda kaybetmesi doğal değil mi? Yetim çocuklara maddi manevi yardımda bulunmak bireysel bir çaba olarak algılanıyor. Dolayısıyla sonucunda sadece o çocuğu bağladığı zannediliyor. Hâlbuki yetimlik sebep, sonuç ve tüm gelişmeleriyle sosyolojik bir meseledir. Yalnızca kamu kurumları ve STK’ların sorunu, faaliyetleri gerçekleştirmekte tek yetkili değiller. Dünyanın neresinde olursa olsun yetimlerimizi korumak için toplumsal bilinçlendirme atılacak ilk adımdır. Sonrasında stratejik planlarla hedefler doğrultusunda idari ve sivil tüm kuruluşların halkta dâhil edilerek görevlendirilmeler yapılması gerekiyor. Uluslararası çıkarsız bir dayanışma hayati önem taşıyor ayrıca. Yetim olup da çok iyi yerlere gelen çocuklarımız yok mu? Elbette var ancak bu çocuklar ellerinden samimiyetle tutulanlar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.