Ana sayfa - Manşet - Ruh Sağlığını Korumanın Şifreleri / Uzman Psikolog Rukiye Karaköse

Ruh Sağlığını Korumanın Şifreleri / Uzman Psikolog Rukiye Karaköse

Ruh sağlığı deyince ne anlıyoruz? Tanımını yapabilir misiniz?

Önce ruh kavramını açıklamamız gerekir. Ruh, manevi ve metafizik bir kavram. Peygamberimiz, “Ruh Rabbim’in emrindendir.” diyor. Ruh konusunda çok az şey biliyoruz. Psikoloji; ölçülebilen, gözlenebilen, laboratuvar şartlarında tekrarlanabilen olguları inceler. Ama ruh, var olduğuna inandığımız, tamamen manevi bir şeydir. Dolayısıyla inançlar da bilimin konusu olamaz. Ancak inançların üstümüzdeki etkisi bilimin konusu olabilir. Bu inanç beni nasıl etkiliyor? Daha mı sakin yapıyor? Daha mı agresif yapıyor? Bilim bunu inceleyebilir ama bizatihi ruhu inceleyemez. Dolayısıyla “ruh bilimi” doğru bir çeviri sayılmaz. Bu yüzden de günümüzde artık psikoloji daha ziyade “davranış bilimi” olarak ifade ediliyor. Psikoloji iki kelimenin birleşiminden oluşuyor. Psike ruh demek, bu anlamda ruh diye çevrilmiş ama düzeltelim; bizim kullandığımız manada ruhu kastetmiyor. Nefs demek daha doğru olur. Loji de bilim demektir.

Psikoloji, insanın ölçülebilen ve gözlenebilen davranışlarını inceler. Psikoloji bu yüzden ruh bilimi değildir, nefs bilimidir. Biz bugün galat-ı meşhur olarak kullanacağız. Ruh sağlığı, ruhsal hastalıklar, ruhsal bozukluklar diyerek söyleyeceğiz ama ruh bozulmaz, ruh hasta olmaz, başta bunun altını çizelim. Ruh Allah’tan üflenmiş bir nefestir. Allah “Ben insanı yarattım ve ona ruhumdan üfledim.” diyor. Yani özümüz Allah’tan, ilahi bir öz taşıyoruz, o öz bozulmaz, kirlenmez, hastalanmaz. Hastalanan şey nefstir. Osmanlı’da “ilmü’n-nefs” diye tercüme edilir. Doğru olan odur.

Ruh sağlığının tanımı zor ama hastalığın tanımını yapmak daha kolaydır. “Şu belirtiler varsa, şu kadar süre devam ediyorsa yardım alınmalıdır.” diyoruz ve hastalığı tanımlıyoruz. Sağlık için de “Kişinin ruhsal ve zihinsel yönden sağlıklı ve dengede olmasıdır.” denebilir. Denge temel bir kavramdır.

Dengeden kastımız nedir? İfrat ve tefrit olayı mı?

Osmanlı’nın çok güzel bir sözü var. Diyor ki: “Haddini aşan zıddına inkılap eder.” Yani bir şey sınırını aştıysa tersine döner. Bunun için ruh sağlığı, kişinin kendiyle ve diğer insanlarla uyum ve denge içinde olmasıdır. Uyum dediğimizde de, mevcut şartlarda kendini ve ortamı doğru değerlendirip yapabileceklerinin en uygununu yapmak kastedilir.

Çaba göstermek de ruh sağlığının temel göstergelerinden biridir. Yine ruh sağlığında sınır kavramı da çok önemli kavramdır. Sınırlarını bilmek. Yani yapabileceklerini ve yapamayacaklarını gerçekçi bir gözle değerlendirmek.

İlişkilerimizde özellikle aile ilişkilerimizde ruh sağlığının dengede olması için neler yapılabilir?

Öncelikle, beklentilerimizin gerçekçi olması lazım. Mutlu olmak istiyorsak, ruh sağlığımızı korumak istiyorsak, bazı beklentilerin karşılanmayacağını kabul edip gerçekçi bir noktada durmamız. Mesela hanımefendi diyor ki: “Eşim çok agresif, ilgisiz ya da sorumsuz. Sadece para vererek bütün sorumluluğunu yerine getirdiğini düşünüyor. İlgi istediğimizde de ‘Sizin için çalışıyorum, size para getiriyorum. Yetmez mi?’ diyor.”

Peki bunun çözümü nedir? “Beklentilerinizi tatlı dille anlattınız mı?” diyorum. “Anlattım, bir türlü anlamıyor.” diyor. “Bunun yolu evlilik terapistidir, çift terapisti almanız ve onun da sorumluluk alması gerekir.” diyorum. “Gelmiyor, asla gelmez.” diyor. O zaman diyorum ki: Bakın, böyle bir durumda, hani ya sev ya terket diye bir kavram var ya, öyle bir ayrıma geliyoruz. Yapılsın diye söylemiyorum ama bu adamı ya da bu kadını boşayabiliyor muyuz? Hayatımızdan çıkartabiliyor muyuz? Pek çok sebepten dolayı hayır. O zaman bunu böyle kabullenmek zorundayız. Eğer bunu hayatından çıkartmıyorsan, bu adam da değişimi reddediyorsa, bunu böyle kabul etmekten başka şansımız yok. Bununla yaşayacağız. Burda bir seçim yapıyoruz.

“Ya bu olayı inisiyatifi alıp yönlendireceksin ya da bu diyardan gideceksin.” Yani birkaç seçeneğimiz var. Bir insan bize zarar veriyorsa ya da bizi kötü hissettiriyorsa hayatımızdan çıkarabiliyorsak çıkaracağız. Bu arkadaştır, komşudur, hayatından çıkarırsın, çok bir şey eksilmez. Ama ailede birinci dereceden yakınınsa çok iyi düşünürsün. Hayatından çıkarabiliyor musun? Hayatından çıkaramıyorsan o halde hayatını bununla sürdüreceksen, bunu böyle kabul etmen gerekiyor. “Mecbur muyum?” diyene, diyoruz ki: “Değilsin, seçeneklerin var. Ama sen bitirmeyi değil sürdürmeyi seçiyorsun. O halde seçiminden her gün şikayet etmek sağlıklı değil.” Toplum baskısı deyin, ekonomik problem deyin, sosyal etkiler deyin… Ne olursa olsun, bir sebeple ben orada kalıyorsam “Bunu nasıl idare edebilirim? Nasıl daha az beklentiyle ve daha sağlıklı yürütebilirim.” diye düşünmek lazım. Kendi gelişimimize odaklanacağız, kendimizi üretken bir şeylerle meşgul edeceğiz. Ve sosyal ilişkilerimizi güçlü tutacağız.

Ruh sağlığımızı etkileyen iç ve dış etkenler nelerdir?

Havalar etkiliyor, işyeri stresi etkiliyor, trafik etkiliyor. Okul, sınav baskısı, çeşitli hayat dönemleri, okula başlama, kreşe başlama, liseye geçme, üniversiteye geçme, evlenme, boşanma, çocuk sahibi olma… Hayatın çeşitli dönemlerinde yeterince duygusal anlamda desteklenmeme de sebeplerden biri.

Kötü beslenme, hareket etmeme, vücut sağlığının, fiziksel sağlığın yerinde olmaması da duygu durumumuzu etkileyen şeylerden…

Çünkü sağlam kafa sağlam vücutta bulunur sözü boşuna söylenmiş bir söz değil. Duygularımızın her birinin neredeyse hormonal karşılıkları var. Sevindiğimizde, üzüldüğümüzde, ödüllendirilmiş ya da mutlu hissettiğimizde, kaygılandığımızda bir takım hormonlar/nörotransmitterlar salınıyor. İçimizdeki o hormonların salınımıyla ilgili bütün iç organlarımızın, beynimizin, böbrek üstü bezlerimizin, tiroidimizin vs. bunların sağlıklı çalışabilmesi için de sağlıklı bir vücuda sahip olmamız lazım. Mesela, kan değerlerimiz düştüğünde bile daha keyifsiz, halsiz, bitkin hissedebiliyoruz. Duygusal rahatsızlıklar, fiziksel rahatsızlıkları da tetikliyor. Aşırı üzüntüden oluşan mide rahatsızlıkları, cilt rahatsızlıkları, karaciğer, bazen kalp rahatsızlıkları, tansiyon vs. olabiliyor.

Ruh sağlığını korumanın yollarından bahsedebilir misiniz?

Öncelikle devlet düzeyinde alınması gereken bazı tedbirler var. Devletin en büyük sorumluluklarından bir tanesi toplumun eğitimi. Toplumun bilgilendirilmesi, bilinçlendirilmesi. Çocukların sağlıklı bir ortamda yetişmesi ve kişilik bozukluklarının gelişmemesi için, davranış bozukluklarının gelişmemesi için anne-baba eğitiminin yaygınlaştırılması şart. Ebeveyn eğitiminin her coğrafyada, her köşede olabildiğince ulaşılabilir hale gelmesi lazım. Çünkü en basit bir taşıtı kullanmak için bile birkaç aylık bir eğitim ve ehliyet alma süreci var. Ama dünyanın en kıymetli varlığı insan, eşrefi mahlukat; onu büyütmek için anne-babalık için hiçbir sertifikasyon yok, hiçbir bilgi yok. Biyolojik olarak çocuğumuz olabiliyor. Bu yeterli mi anne-babalık için? Dünyanın en kıymetli varlığı insan. Bunlar için anne-baba eğitimi şart. Devlet tarafından madde bağımlılığına, alkol bağımlılığına karşı bilinçlendirici eğitimler verilmeli. Bugün Yeşilay, halk sağlığını koruma amaçlı çok güzel çalışmalar yapıyor.

Okul rehberliğinin daha işlevsel hale gelmesi lazım. İnsan hayatının en fırtınalı dönemlerinden biri malum, ergenlik dönemi. Hem hormonal olarak hem sosyal kimlik edinme dönemi olarak, iyi bir rehberliğe ihtiyaç var. Rehberlik anlamında da hizmetlerin artması gerekiyor.

Ruh sağlığımızı korumak için bireye düşen şeyler; en başta, sağlıklı bir zihnin sağlıklı bir vücutta olduğunu unutmayacağız. Türk toplumu olarak, özellikle de kadınlar olarak bedenimizi çok ihmal ediyoruz, etmeyelim. Hareket edelim, egzersiz yapalım. Hiçbir şey yapamıyorsak yürüyüş yapalım. Bedenimiz sağlıklı olmalı. Doğru beslenelim.

Hiçbir şey yapamıyorsanız anda kalın, şu an doğru ne yapabilirim, çıkıp bir yürüyüş yapabilirim ve sağlıklı beslenebilirim. Mutlu olmak için şeker ve işlenmiş gıdalarla beslenmeyelim. Bunlar insana en kolay haz veren ama uzun vadede mutsuz eden gıdalardır. Ruh sağlımız yerinde olsun diye kendimizi meşgul tutacağız. Kendimize sevdiğimiz ve üretken bir faaliyet alanı bulacağız. Ev içinde olur, ev dışında olur, bir şey üreteceğiz, boş durmayacağız. İki günü eşit olanın zararda olduğunu unutmayacağız.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.