Ana sayfa - Manşet - Rasyonel Cahillik / Prof. Dr. Ömer Demir

Rasyonel Cahillik / Prof. Dr. Ömer Demir

“Akıllılık” ne demektir? Akıllı olmanın kriterleri nelerdir? Mantıkla ilişkisi birebir midir? Deneyimin bu ilişkide rolü nedir?
Akıllı olmak, istenen bir durum, sevilen ve takdir edilen bir özelliktir. Birçok alt unsurun birleşmesiyle oluşur. İlk koşul düzgün bir muhakeme kabiliyetine sahip olmaktır. Buna mantık kurallarına uygun düşünme de diyebiliriz. Beklentilere aykırı davranan, kendine veya sağa sola zarar veren davranışlar da pek akıllıca sayılmaz. Bu yüzden akıllılık faydalı işlerle birlikte anlam kazanır. Mantık kurallarına uygun olmayan düşünce ve davranışlar “akli dengesi bozuk” grubuna girer ve sağlıklı insan faaliyeti kapsamı dışında değerlendirilir. Bu nedenle mantık kurallarına, ortak deneyime ve kendi yararına uygunluk olarak üç koşul akıllı olmanın ana çerçevesini çizebilir. Bir yerde aynı şeyden 3 birim 5 lira iken 6 birim olan 4 lira olmaz. Büyüklükler arasındaki mantıksal ilişkiye ters çünkü. Ama aralık ayında Ankara’da tişörtle gezmenin akıllıca bir davranış olmaması mantıksal çıkarımla bilinebilecek bir konu olmaktan ziyade ancak tecrübe ile bilinebilir. Kendi yararına uygunluk, akıllı olmanın en çok soru işareti oluşturan boyutudur. Kendi yararına uygunluk başkalarının yararına olanı da içeren geniş içerikli bir kavram. Kısa dönem seçimleriyle orta ve uzun vadede kendine zarar verecek tercihlerde bulunan birisi, bu seçimiyle aslında kendi yararını düşünemeyen birisi konumuna düşer. Örneğin bir malı defolarını saklayarak hak etmediği fiyattan satan satıcının bu davranışı sonucu “hileci” olarak ün salması ve sonunda bu yüzden iflas etmesi akıllıca görülemez. Defoyu saklayıp ürünü satmak, kısa vadede öyle görünse de uzun vadede kendisine yarar sağlayan bir faaliyet olarak değerlendirilemez. Bu yüzden hukuku ve ahlakı ihlal etmek kendi yararını gözetmeye pek hizmet etmez.
“Kendi yararına uygunluk” çok görece ve subjektif bir yaklaşım mıdır? Alt ve üst sınırları var mıdır? Rasyonelite açısından değerlendirir misiniz?
Kendi yararına uygunluğu, soyut bir ilke değil, hukuk, ahlak ve diğer yerleşik beklentileri ifade eden kural ve değerler içinde kişiye yarar sağlayan tercihler olarak görmek lazım. Burada özellikle akıllı olmak ile kurnazlık arasındaki fark önemlidir; kurnazlık, görünüşte akıllı olmaktır. Mantık kurallarına, ortak deneyime ve kendi yararına uygunmuş gibi yapmaktır. Kendi yararına uygunluk, akıllı tercihlerin insana ve diğerlerine zarar vermeyen sonuçlar üretme beklentisini vurgulamak için kullanılan bir kavram ama bencil, sadece kendini düşünen çağrışımları nedeniyle meramı tam olarak ifadede zorlukları da yok değil. Ama kişiyi içinde yaşadığı topluluğun yararına olana yönelmek için şimdi ve gelecekte yararına olacak seçeneklere yönlendirme dışındaki seçeneklerin anlatım gücü daha da zayıftır. Bu yüzden akıllı insan şimdi veya gelecekte kendine yarar sağlayacak tercihlere odaklanır. Kendi yararına olanı bilmeyi başaramayan birisinin, başkaları üzerinden aynı şeyi yapmaya (yani başkalarının yararını gözeten işler yapmayı gerçekleştirmeye) kalktığında onların yararına olanı da tam olarak bilemeyeceği söylenebilir. Kendi yararını tam bilemeyen başkasınınkini nasıl bilecek. Başkalarının yararına olan da ancak kendi yararı kıyas alınarak hesaplanır. Burada bilme ile yapma arasında da fark var ama o daha derin bir mesele.
Rasyonellik-fayda-sorumluluk ilişkisi, birbirini çok tamamlayan, adeta “doğruyu” tanımlayan bir üçlü gibi. Değerlendirmelerinizi alabilir miyiz?
Sorumluluk uzun dönemli faydalar sağlar ama uzun döneme ulaşmak tahammül gerektirir. Başkalarını düşünen birisi de bundan fayda sağlar. Bu yüzden fayda işlevsel bir kavram. Sorumluluk birlikte yaşarken fayda üretmek için bir şekilde oluşan işbölümünün bireye tekabül eden kısmıdır. Bu işbölümü zamanla değişebilir. Anlayışlar değişebilir ama birlikte yaşarken zaman ve dönem farkı olsa da bir karşılıklılık ilkesi gereği mutlaka insanların sorumluluk üstlenmeleri gerektiğini akıldan çıkarmamak gerekir. Hiçbir karşılık veremeyecek durumda olanlar da, saygı ve minnetle karşılık vermeye çalışırlar. Bedelini piyasa fiyatından ödediğiniz malı size satana değil, iyilik edene teşekkür edersiniz. İyiliğine karşılık veremediğiniz kişiye gayri ihtiyari iki kez teşekkür edersiniz. Yani, karşılığın bir kısmı saygı ile ödenir. Faydanın bireyler arasındaki dağılımında rasyonel hakemlik en uygun hakemdir diyebiliriz.
Hata nedir? Hatayı muhtemel kılan unsurlar nelerdir? Tam da sizin deyiminizle “Akıllı insanlar niçin hata yapar?”
Hata insan ilişkilerinde beklenmeyen ve istenmeyen sonuca yol açan şeydir. Uygun olana, beklenen iyi sonuca götürmeyen karar ve uygulamalardır. Akıllı insan niçin hata yapar? Birkaç nedeni var. İlk olarak insan neyin en uygun olduğunu tam olarak bilemez, çünkü bilgileri kısıtlı. Çünkü mutlak bilgi insanda yok. İkincisi, bilseler de ona uygun karar almak için güçlü irade gerekir. İrade sadece bilginin basit bir fonksiyonu değil. Çok iyi bilse de o bilginin gereğini yapacak irade insanda olmayabilir. Çünkü mutlak irade de insanda yok. Az yiyince fit olacağını herkes bilir ama iştah çoğu zaman bu bilgiye galip gelir. İnsan bilişi (düşünme, hatırlama, karar verme vb.) yanlı çalışır, niçin mi? Birçok sebeple, bilgi sınırlı, hafıza seçici, duygular ayartır, irade yorulur vb.
“Rasyonel olmanın rasyonelliği” daha çok rasyonelliği pekiştiren değil, sorgulayan bir cümle gibi de duruyor. Bir kavramı zıtlarından hareketle düşünmek kabilinden bir yaklaşımla, “öngörülebilir irrasyonellik” ve “rasyonel irrasyonellik” kavramlarını açar mısınız?
Rasyonelliği dar sebep sonuç içine sıkıştırmak anlamlı değil. Her bir karar veya davranışın olası bütün sonuçlarını düşünmek ve buna göre en uygun kararı vermeye çalışmaya rasyonellik demekteyiz. Bu durumda falcıya güvenip gece iyi bir uyku çekmek rasyonel bir tercih olabilir. Hastalığın tüm detaylarını öğrenip uykuların kaçması irrasyonel olabilir. Rasyonel olmanın rasyonelliği ile aslında hangi düzeydeki sebep-sonuç ilişkisine baktığınıza bağlı olarak sonuçların değişebileceğine dolaylı bir işaret var. Size sınırlı ömrünüz kaldığını, bir yıl içinde öleceğinizi söyleyen bir doktora gidip kalan ömrünüzü kahır içinde geçirmek mi rasyonel, yoksa her gün belli egzersizleri yaptığınızda sağlığınıza kavuşacağınızı söyleyen bir şifacıya mı? Hangisi sizin için rasyonel? Yanlılıklarınızın sizi rasyonellikten uzaklaştıracağını bilmek önemlidir. Öte yandan rasyonel olmanın bedeli fazlaysa irrasyonel seçeneklerde karar kılmanız rasyonel olabilir. Hata yapma ihtimaliniz yüksek olmasına rağmen bilgi edinme maliyetlerinden sakınmak için cahil kalmayı tercih etmeniz buna örnek verilebilir. Bir bilgiyi, edinme maliyetleri onu kullanmanın faydasından fazlaysa, çoğu zaman o bilgiyi edinmek tercih edilir. Buna rasyonel cahillik denir.
Rasyonellik bir yüceltme unsuru ise irrasyonellikten korunmak için ne tür destekler almalıyız?
İnsanlığın ortak deneyimi, mantık kurallarını sağladığı düzgün düşünme biçimi ve yararlı olduğuna dair bildiğimiz yol ve yordamları bir araya getiren rasyonellik bir ideal durumu ifade eder. Mutlak rasyonellik ulaşılmak istenen nihai amaç ama bunun mümkün olmadığı da gerçek, o zaman elinizde olanla yetinmeyi de bilmek gerek. Mutlak bilginiz yoksa geleceğe dair belirsizlikler varsa biliyormuş gibi davranmak irrasyonel olur. Bunun için başta sahih bilgi ve o bilgilere uygun davranabilme anlamında güçlü irade oluşturacak destek mekanizmalarına ihtiyaç vardır. İyi arkadaş grubu, iyi işleyen sistemler, hukuk, ahlak ve dini kurallar kişiye bu desteği kısmen sağlar. Aslında toplumsal kurumların çoğu, karar süreçlerinin işlem maliyetlerini düşürür ve bireyi irrasyonel sonuçlardan korumak için destek sağlar. Kurumlar olmazsa bireylerin karar verme maliyetleri artar ve muhtemelen daha fazla hata yaparlar.
Zihnin olağan yanılgıları var mıdır?
İnsan zihni birçok konuda savunma mekanizması geliştirir gibi yanlılıklar üretir. Daha doğrusu bilişsel yanlılık insan iradesi devreye girmeden kendiliğinden oluşur. Duyu organlarınızdaki illüzyon gibi. Gördüğünüz, olandan farklı olabilir. Zihnin olağan yanlılıklarında bireysel irade ile oluşan bir kasıtlılık durumu yoktur. Yani, zihnin olağan yanlılıkları, hatalı sonuçlara yol açar ama hatanın sebebi insan iradesinin sonucu değildir.
“Kendi sınırlarını bilmede rasyonellik” konusu da en az, rasyonelliğin yetkinliği ve sınırları kadar kıymetli bir konu başlığı. Bu konudaki düşüncelerinizi alabilir miyiz?
Kendi sınırlarını bilme, neyi, ne kadar bilebileceğini bilmeyle ilgili bir durum. Burada küçük ama önemli bir paradoks var: Bilemeyeceklerinin neler olduğunun farkında olmak, bildiklerinin farkında olmaktan çok daha zor, çünkü bilinmeyen alanın sınırları da bilinmiyor, o yüzden “cahiller” hallerinden pek şikâyet etmezler ve biraz da cesur olurlar. Bilenin cesareti de, başkalarını bilmediklerini biliyor olmanın sağladığı güçlü bilgi iktidarından gelir.
İşte tam bu bağlamda zihninin olağan yanlılıklarını gören kişi, verdiği kararlarda çok iddialı olamamaya başlar. Bu onun daha isabetli karar verme aşamasına geldiğini değil, kararlarında çok ısrarcı olmaması gerektiğini ima eder. Unutmamak gerekir ki herkes yanılır ama hiç yanılmadığını düşünenler daha çok yanılır. Adanmışlık düzeyinde kendi vardığı sonuçlara bağlılık, kişiyi, başkalarının muhakeme zenginliğinden yoksun bırakır, dolayısıyla düşünsel olarak fakirleştirir. Çok bilgiyi hazmetme yüküne katlanmayıp ilk eline geçenle yetinme temel bir insan eğilimidir ama aynı zamanda daha çok yanılmaya yol açar. Bu yüzden insanın doğası gereği belli şekillerde düşünmeye eğilimli olduğunun farkına varması, akıntı önünde sürüklenip gitmeye karşı koyabilmenin de ilk adımı olabilir. Peki, bundan sonrası? Bilen için de bilmeyen için de zor…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.