Ana sayfa - Arşiv - Rahmetli Gazeteci Şehit İsmail Güneş’in eşi Yasemin Güneş’le Söyleşi

Rahmetli Gazeteci Şehit İsmail Güneş’in eşi Yasemin Güneş’le Söyleşi

48-ismail-gunes15 Şubat 1975’te Vasfiye ve Tevfik Güneş çiftinin evleri bir bebek sesiyle ısınıverir. Aile yeni doğan bu yiğidoya İsmail adını verir. İsmail, mutlu bir çocuk, başarılı bir öğrenci olur. Ortaokulu bitirip büyük adam olma hayaliyle liseye başlayacağı sene annesi Vasfiye Hanım’ı kaybeder.

İsmail Güneş ölümlü dağlarla Muş’ta vatanî görevini yaparken tanışır. Operasyon sırasında büyük bir trafik kazası geçirir. Bir Mehmetçik onun kucağında şehit olur. On iki yaralı askerden biri de odur. Alnından aldığı ölümcül yaraya yirmi gün direnir, hayata yeniden tutunmayı başarır. İsmail Güneş 1994 yılında yerel yayın yapan Sivas gazetesinde muhabir olarak göreve başlar. Çok sevdiği habercilik mesleğinde çalışkanlığıyla göz doldurur. 1991 yılında İhlas Haber Ajansı, İsmail Güneş’i haber muhabiri olarak kadrosuna alır. Bu sırada tanıştığı Yasemin Hanım’la mutlu bir evlilik yapar. Oğulları Tuluğhan ve Çağa’nın dünyaya gelişiyle çiftin saadeti daha da artar. İsmail Güneş bu sıcak ve mutlu ailenin geçimi için hiç durmadan görevden göreve koşar.

25 Mart 2009 sabahı ailesiyle vedalaşıp Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu’nun mitinglerini takip etmek üzere helikopterle Kahramanmaraş’a gider. Oradan da Yozgat Yerköy mitingine gitmek için havalanan helikopter Keş Dağı üzerinde kaybolur. Helikopterde BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu, İsmail Güneş, Erhan Üstündağ, Murat Çetinkaya, Yüksel Yancı ve pilot Erdal İstektepe olmak üzere altı kişi vardır. BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu’nun seçim helikopteri Keş Dağı’nın eteklerinde param parça… Keş Dağı kanlı çukur mevkiinde kara saplanmış bir helikopter etrafa savrulmuş çilekeş altı insan bedeni. Etraf ıssız, hava ayaz, sisler örtmekte Keş Dağı’nın yüzünü. Gece koyu karanlığı çekiyor kazazedelerin ve şüphelerin üstüne… Tam da bu sağır sessizliğin ortasında karanlığı yırtarcasına haykırdı Güneş…

“Alo… İsmail Güneş ben…”

Sanki karlar erimişti de sıcacık bir umut olarak akmıştı bu ses. Gözlerimiz ekranda, kalplerimiz Keş Dağı’nda, dualarımız onlarlaydı. Gazeteci İsmail Güneş’in sesi umudumuzun sesiydi. Çok üşüyorduk ve sadece onun sesini duyunca ısınıyorduk. Onun sesi kesildiğinde sanki buz kesildi her şey… Dondu kaldı umutlarımız, ellerimiz gözlerimiz. Güneş donmuş, karanlığa düşüvermiştik. Sonra birden onun sesi kadar sıcacık yaşlar akıverdi gözlerimizden. Onu, onları unutmadık… Unutturmayacağız… Buzlar çözülecek ve Keş Dağı’nda donan güneş aydınlatacak bu sinsi karanlığı…

Evet… İnsanlar tarafından bu kadar çok sevilen mazlumların adeta sessiz bir çığlığı olan İsmail Güneş’i, eşi Yasemin Güneş’le tanımak istedik.

Yasemin Hanım; rahmetli İsmail Güneş nasıl biriydi, tanıdık tanımadık herkes tarafından neden çok seviliyordu?

İsmail herkes tarafından çok sevilirdi. Herkese karşı güler yüzlü herkese karşı merhametli olması dürüst olması gibi özellikleri onu sevdiriyordu. Tabi, helikopter kazasıyla beraber insanların onu tanıması, ölümle yüz yüze olduğu halde kibarlığını ve nezaketini kaybetmemesi, insanların kalbinde İsmail’e güzel bir yer edindirmişti. İsmail ile alakalı birçok güzel şeyi onun vefatından sonra öğrendim. Sivas’ta herkesin tanıdığı yedi sekiz tane kimisi öksüz kimisi yetim, kimilerinin deli diye nitelendirdiği gençlerle ilgilenirmiş. Onlara harçlık verir, onları kimi zaman ofisine götür kimi zamansa müsait atmosferlerde yemek yedirir ve çay ikram edermiş. Onlar da İsmail’e “baba” diye hitap eder, “babamız” derlermiş… İsmail onları onlar da İsmail’i çok severlermiş. Enteresandır bizler ne zaman camide ya da mahallede İsmail için Kur’ân, mevlit okutsak o yedi sekiz arkadaş haber edilmedikleri halde gelirler, kendilerince dualarını eder ve gözyaşlarıyla giderlerdi.

Etrafında sıkıntıda olan hangi arkadaşı varsa imkânlar dâhilinde onların ihtiyacını giderir onlardan desteklerini esirgemezdi. Bunların bir kısmından haberim olur bazısından da haberim dahi olmazdı. Mesleki hayatında yaptığı haberler yüzünden bazı arkadaşlarıyla tartışmış olsa hatta onlarla küs dahi olsa onların arkasından konuşmaz, kötü bir şey söylemezdi.

İsmail günlük hayatında neşeli, espritüel, güler yüzlü bir insandı. İşini eve taşımaz, evde çocuklarıyla şakalaşır, onlarla eğlenirdi. İşinden fırsat bulamazsa mutlaka telefonla arar, çocuklarının halini hatırını sorar, onlarla konuşur, onların gönüllerini hoş ederdi.

İsmail Güneş’in gazeteci olması hasebiyle insanlara bakışı nasıldı, insanları ötekileştirir miydi?

İsmail, mesleği gereği ve kişilik olarak tek tarafa taassup içinde yaklaşmaz, mesleğinde ve iç dünyasında objektif olmayı severdi. Kendisi o zaman AK Partili olduğu halde rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’nu çok severdi. Onun kişiliği İsmail’de ayrı bir önem arz ederdi. Haberciliğindeki objektiflik ve dürüstlük İsmail’in olmazsa olmazıydı. Hatta rahmetli Muhsin Başkana sormuşlar… “Efendim o kadar çok gazeteci varken neden İsmail Güneş’i tercih ediyorsunuz” dediklerinde, Rahmetli Başkan; “İsmail dürüst haber yapar, neyse onu yayınlar. Yalan haber yazmaz ve onun dürüstlüğüne güvenirim” demiştir. İsmail ile hukukları böyle olduğu halde benim tanışma imkânım hiç olmamıştır rahmetli Başkanla.

Kazayla alakalı hukukî bir gelişme var mı?

İşin hakikat tarafı konu ahirete kaldı. Ama ilahi adalet diye bir şey var. Bunu yapanlar dünyada da ahirette de cezasını çekecekler. Pilotaj hatası denildi ve kapatıldı. Bu hadise, dönemin Cumhurbaşkanına taşınması ile Devlet Denetleme Kurulu (DDK) devreye girdi. Kazanın pilotaj hatası olmadığını birçok çıkmazların olduğu, eksikliklerin yer aldığı ifade edildi.

Evet… kazadan sonrası tamamen kaos ve hüsran. Acil arama ve kurtarma sanki acil aramama ve kurtarmama çalışması olmuş. Halen açılmış bir iddianame yok, açılan bir dava yok. Bir kişi için dava açıldı, bana göre kurban seçildi. Kurumlar topu birbirine atıyorlar. Kazada altı kişi var, hepsinde toplam 10 tane cep telefonu var, ama maalesef yer tespit edemiyorlar. İlk tespit edilen haritada kaybediliyor. Bu ifadelerim resmi kayıtlar. Kısa bir zamandan sonra iddianame olmadığı için de dosya zaman aşımına uğrayıp kapanacak. Çok acayiplikler var… İsmail’in kaza tutanaklarında ölümü “donmadan dolayı” deniliyor. İç kanama yok. Sadece ayağı kırık bir de kanamalı çenesi kırık. Oysaki bilirkişiler, yaklaşık dört saat düzenli konuşup net cümleler kuran İsmail için böyle kırık çeneyle ancak, evet ya da hayır gibi kısa cevaplar verebilir diyorlar. Başka türlü mümkün değil diyorlar. Bu kaza, bizlerin ve saf insanların vicdanlarında bir suikast olarak bilinecek ve öylece kalacak. Kısaca sistem kendi içinde kendini kilitleyen bir konum halinde…

Bizim tesellimiz o kazada ölenlerin mazlum ve şehit olması. İsmail’in cenazesi ambulansla getirilip onu karşılayan kalabalığın önünden geçerken onu tanıyan ve tanımayanlar ceketlerini ilikliyorlardı, sanki bir devlet erkânı geliyormuş gibi. Malumunuz İsmail’in naaşı kazadan beş gün sonra bulundu. En son onun cenaze işlemleri yapıldı. Hastanede son defa onu görmeye gittiğimde tarifi olmayan güzel bir koku vardı. Bu koku kabre konulurken de vardı, üzerindeki elbiselerinde de vardı. Elbiselerini eve getirdiğimde evin her tarafını kaplayan güzel bir koku… Daha ne söyleyebilirim ki…

Son olarak geleceğe bakışınız ve gelecekten beklentileriniz nelerdir?

Ben hiçbir partiye ve gruba dahil değilim. Rabbime çok şükür Türkiye’deyim. Elbette benim de devlet ve siyaset adına hayallerim var. Vatanına sahip çıkan bir siyaset olmalı. Vatan olmayınca din ve namus da olmuyor. Adaleti herkese adilce uygulayacak bir siyasî hareket. Irkçılığa karşıyım. İslam’a yıllarca bayraktarlık yapmış bir milletin evladı olarak milletimden gelecek adına da ümitliyim. Hiç şüphesiz ki en güzel lider Peygamber Efendimiz (sav). Onun ahlakının yansıması olan Hz. Ömer gibi biri olmalı bana göre… Hz. Ömer sadece geçmiş tarihimizde kalmayacak inşallah. Hz. Ömer gibi bir liderin geleceğine inanıyorum. Öyle bir lider olmalı ki her türlü siyasi partinin ve düşüncenin içerisindeki iyi karakterli ve kabiliyetli insanları bir araya toplayacak. Alabildiğince şefkatli, ahlaklı, adil ve yiğit bir lider… Bu özellikleriyle sadece Müslümanların değil, inanan ve inanmayan herkesin yaralarını saracak, onların kalplerini İslam’a özendirecek, gıpta ettirecek bir lider… Evet, inşallah böyle bir liderin geleceğine inanıyorum.

Samimi, içten ve duygu dolu röportaj için çok teşekkür ederim. Rabbim evlatlarınız Tuluğhan ve Çağan’la beraber hayırlı bereketli ömürler ihsan eylesin.

Ben de sizlere hassasiyetinizden ötürü çok teşekkür ederim. Şunu ifade edeyim ki sanki bir akrabamla konuşmuş gibi oldum. Feyz ve Gönül dergilerini, sizleri tanıdığıma çok memnun oldum.

Sağolun, Allah’a emanet olun…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.