Ana sayfa - Manşet - Rafet El Roman ile Söyleşi

Rafet El Roman ile Söyleşi

Rafet el Roman kendini nasıl keşfetti?

Çocukluğumda başladı bu. Çocukluğumda sesimin iyi olduğunu fark ettim. Başkalarının yapamadığı daha iyi bir şey yapıyordum, o da sesimi kullanmaktı ve bir gün böyle hayal kurmaya başladım. Yani aslında müzisyen olmak, hayatımı bu işle geçirmek çocukluk hayalimdi.

Arkadaşlarınızın arasında sıradışılığınız var mıydı? 90’lı yıllarda sizi ilk dinlediğimizde çok farklı gelmiştiniz bize.

Bunun nedeni biraz Almanya’da büyümem, gelişmem ve çok farklı kültürde müzisyenlerin içinde de çalışmam oldu. Mesela ilk söz ve müziklerimi 16 yaşımda yapmaya başladım. O zamanlar aynı zamanda okul orkestrasının da solistiydim. Orada her dilde şarkılar söylerdik. Haliyle o zamanlar hit olan her müzik tarzından bir şeyler kapıp onu kendi müziğime derledim. Benim tarzımın oluşması böyle oldu.

Müzik dünyasına atılırken ne gibi zorluklar yaşadınız? Genç yeteneklere yardımcı olmak için yaptığınız projelerden bahseder misiniz?

Şimdi bir şarkı yazdığınız zaman sosyal medya sayesinde internete yüklüyorsunuz, çok seviliyorsa insanlar sizi hemen tanıyabiliyor ama benim ilk çıktığım zamanlar öyle kolay değildi, mutlaka yapımcı bir şirket gerekiyordu. İlk şarkı sözümü yazdığım 16 yaşımdan 27 yaşıma kadar yapımcı aradım. Zaten yazdığım an hemen çıkmak istedim ama olmadı. 1995 yılında İstanbul’a geldim ve bir müzik şirketiyle anlaşma imzaladım ve şarkılarımızı insanlara duyurduk. Bu kadar uzun bir mücadeleden sonra “Bir gün ben olur da meşhur olursam müzik dünyasına adım atmak isteyen insanlara destek olacağım…” gibi bir niyette bulundum. Aradan yıllar geçti “Müzik Benim Hayatım” projesini başlattık. Burada amaç, yetenekleri olan çocuklara vesile olmak, müzik hayatına girebilmelerine destek olmak.

Bir müddet sonra kendi şirketinizi kurarak üretmeye de başladınız.

Evet, üçüncü albümden sonra kendi plak şirketimi kurdum. Prodüktörlüğümü de daha ilk albümde kendim yaptım. Müziklerin seçimi, şarkıların aranjesi, sıralaması gibi işleri yaptım. Hatta kendi kliplerimi de çekiyordum. Böyle üretken bir yönüm var.

Müzikten önce aslında oyunculuk da yapıyordunuz.

Oyunculuk da vardı tabi ama nasıl söyleyeyim, müzik vizyonunun hiçbir zaman önüne geçmedi oyunculuk. Oyunculuğa, sinemaya çok büyük bir merakım vardı. Zaten sinema ve müzik kardeş sanat dalları ve bir yerde hep buluşuyorlar.

Şarkı söylerken ne hissediyorsunuz?

Şarkıyı söylerken yaşayacaksın. Ruh vermelisiniz şarkıya. Bazen böyle gözlerini kapatırsın ve o içtenliği verirsin. Sanıyorum başarılı bütün sanatçıların sırrı da bu. Şarkı söylerken bende inanılmaz bir enerji olur, bu enerji birçok kavramı içinde barındırır. Sevgiyi, barışı, özgürlüğü, güveni, insanlığı, merhameti içine alır.

Rafet el Roman’ın müzikteki miladı ne zaman, kırılma anı hangi olaydır?

95 yılı tabii. O zamanlar bir arkadaşım radyoda çalışıyordu. Radyoda müzik direktörüydü. Almanya’dan geldim kendisine dedim ki: “Sana birkaç şarkımı dinletmek istiyorum. Daha önce bütün Unkapanı’ndaki plak şirketlerini gezdim fakat bir netice alamadım.” dedim. Onun da iyi bir anına geldi demek ki “Dinleyeyim” dedi. ‘Seni Seviyorum’, ‘Amerika’ ve ‘Baba Ocağı’ şarkılarımı dinlettim. Dinledi ve çok beğendi arkadaşım. Sonra beni müzik şirketiyle tanıştırdı. Sonrasını biliyorsunuz zaten…

Almanya’ya gidip geliyor musunuz, bağlarınız devam ediyor mu?

Evet, ayın yarısını Almanya’da yarısını Türkiye’de geçiriyorum. İki ülke arasında köprü gibi gelip gidiyorum. Orayı da özlüyorum. Çünkü hayatımın büyük bir bölümü Almanya’da geçti, tabi Türkiye’yi de çok seviyorum. Hatta bana hep soruyorlar: Alman gibi düşünüyor musun? Evet, işimdeki disiplinim, tutumum Alman gibidir. Ama eğlencemi, yemeğimi, tatilimi bir Türk gibi yaşıyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.