Ana sayfa - Son Sayı - Psikopatlar Hakkında Bilmediklerimiz / Uzm. Psk. Tuğba Demiröz

Psikopatlar Hakkında Bilmediklerimiz / Uzm. Psk. Tuğba Demiröz

Psikopati deyince ne anlamalıyız?

Psikopati genetik yatkınlığı olan bir kişilik bozukluğudur. Onu diğer kişilik bozukluklarından ayıran en önemli ayırıcı tanı; psikopatların vicdanlarının hiçbir şekilde gelişmemiş olmasıdır. Bir insanın vicdanının hiçbir şekilde gelişmemesi mümkün mü? Evet, mümkün. İlk ayırıcı tanımız bu. İkincisi de psikopatlar yaşadıkları deneyimlerden öğrenemiyorlar. Normalde insan yaptığı hatalardan bir şeyler öğrenir, kendine bir ders çıkarır ve aynı hatayı tekrarlamamaya çalışır. Fakat psikopatlar aynı hatayı defalarca hatta ömrünün sonuna kadar yaparlar, çünkü onlar deneyimlerinden ders çıkarmazlar.

Son yıllarda yapılan araştırmalar psikopatinin yaygınlığının çok fazla olduğunu gösteriyor. Özellikle Amerika’da yapılan son araştırmalar, toplumdaki psikopati oranının %12 civarında olduğunu bildiriyor… Yani bu durumda, karşılaştığımız her 100 kişiden 12’sinin psikopat olma olasılığı var.

Psikopati, kadınlarda da erkeklerde de görülebiliyor. Kadın ya da erkek yönünde herhangi bir baskınlık söz konusu değil fakat kadın psikopatların kendilerini daha iyi gizleyebildikleri biliniyor. Kadına atfedilen ağlama, kapris, küsme, entrika vb. davranışların kendini saklama yönünde avantaj oluşturduğu düşünülüyor. Psikopati deyince çoğunlukla insanların aklına gelen tipleme cinayet işleyen, birilerine işkence yapan hatta seri katiller denebilir. Evet, onların da psikopat olma olasılığı var. Fakat psikopatinin bizim asıl ilgilendiğimiz boyutu bu değil. Bizim asıl ilgilendiğimiz, gerçek psikopatlar; yani deneyimlerden öğrenemeyen vicdandan yoksun olanlar. Bu kadar yaygın olması ve bu yaygınlık içinde onları tespit edemiyor oluşumuz da bu kişilerin kendilerini çok ustaca saklıyor olmasından kaynaklanıyor. Üniversite yıllarındayken kişilik bozukluğu derslerinde psikopati benim için sadece bilgi düzeyindeydi fakat gerçek yaşamda psikopatlarla karşılaşmaya başladıktan sonra artık bu bilgi düzeyinde değil yaşantı düzeyinde oldu. Ve durum sanıldığından çok daha ciddi; çünkü psikopata maruz kalmış kurbanlar yaşadıklarını asla anlamlandıramıyorlar, ne demek istediğimi ilerleyen bölümlerde olabildiğince örneklerle açıklayacağım.

Bilgi ya da bilgisizlik bir etken midir?

Psikopat insanların belirli özellikleri var fakat onlar kendilerini gizlemeyi çok iyi başarırlar, özellikle zekâ düzeyi yüksek olanları. Genellikle çok yönlü kişilerdir. Mesela psikoloji ve psikiyatri kitaplarını, tıp kitaplarını sıklıkla okurlar. Hukuk, şiir, felsefeye ilgilidirler. Ve bu tarz konularla ilgilenerek bilgi düzeylerini olabildiğince arttırırlar. Genellikle karşımıza entelektüel, bilgili, renkli, neşeli, çekici, güzel özellikleriyle çıkarlar ve bu özellikleriyle insanları çok kolay manipüle edebilir, onların algılarını kolaylıkla yönetirler. O yüzden psikopatları tanımak çok kolay olmaz. Sosyo-ekonomik sınıf alt sosyo-ekonomik, orta ya da yüksek sosyo-ekonomik dağılımına baktığımızda bir farklılık göstermez; bununla beraber psikopatın sosyo-ekonomik sınıfı yükseldikçe kolay gizlenebilirliği artar. Yine de her sosyo-ekonomik sınıfta psikopatik kişilik bozukluğuna sahip bireylerin çıktığı biliniyor.

Nasıl bir iç dünyasına sahipler?

Kesinlikle benciller, dünyaya egosantrik (benmerkeci) bakar, kendini herkesten üstün görürler. Onlara göre diğer bütün insanlar ya da nesneler onun hizmetçisidir. İnsanları kendi zekâsını kullanarak alt etme odaklıdırlar. Hiçbir şeyden asla pişmanlık duymazlar hatta şöyle derler: “O da aptal olmasaydı, inanmasaydı.” Zaten kendilerince oyun oynar “Bana inanmasaydı!” diye düşünürler. Mesela bir psikopat size zarar verdi. Farz edin bu çok yakınınızdı veya eşinizdi ve siz ondan uzaklaşmak istediniz. Psikopat hemen gelir ağlar, sebeplerini en akla yatkın şekilde açıklar, amacı sizi ikna etmek ve kurban olarak tutmaya devam etmektir. Aksi takdirde bir kurbanı kaybedecek, onun lügatinde kurban kaybı başarısızlıktır ve başarısızlığa onun kitabında asla yer yoktur. Bu sebeple sizi ikna etmesi için ne gerekiyorsa yapacaktır, ağlamalarını artırabilir, intihar etmekle tehdit edebilir, sizi rezil etmekle tehdit edebilir, sizin dünyanın en iyi onun da en kıymet bilmez insanı olduğunu ve asla bunu tekrarlamayacağını ders aldığını söyleyebilir, yeni yeni yalanlar uydurabilir, yeter ki sizi ikna etsin, ne gerekiyorsa yapar. Sonunda sizi tekrar kendisine inandırır, zaten müthiş bir ikna kabiliyetleri vardır desek, tam öyle değil aslında müthiş bir manipülasyon kabiliyetleri ve onursuzlukları vardır. Çoğu insanın onurunu zedeleyeceği için etmeyeceği lâfları o kolaylıkla eder, sonra acısını fena çıkarır o ayrı, ama o anda ikna etmesi için onurunu çiğnetmesi gerekiyorsa çiğnetir. Timsah gözyaşlarını onlardan iyi kimse kullanamaz. Sonra mı? Tabii ki aynı şeyleri yeniden yapar. Ve siz yine aynı şeyle karşılaşırsınız. Sonra mı? Tabi ki yine özür safhası ve ikna. Sonra, yine aynı şeyleri yapar. Bu sirkülasyon devam ettikçe kurban iyice aptallaşır, hareketsizleşir, ümidini yitirir ki psikopatın amacı da tam da budur. Kurbanı iyice sağlıklı düşünemez hale getirmek, mümkünse kurbanın kendini suçlu olarak hissetmesi.

Bilinç-duygu durumları nasıldır?

Tüm yapıp ettikleri bilinçli, öfkeleri bile. Psikopatların normal insanlar gibi duyguları yok hatta duygulu olmayı eksiklik olarak görürler. Yani insanların üzülmesini, birilerini sevmesini, fedakârlıkta bulunmasını eksiklik, aptallık olarak görürler. Duygusal bağ kuramazlar ve duygusallığı zayıflık olarak görürler. Yine de tüm duyguları yaşıyormuş, hissediyormuş gibi hareket ederler. Oysa onların duyguları yoktur. İnanması zor farkındayım. Nasıl yani üzülmüyor mu, ama öfkelendiğini gördüm dediğinizi duyar gibiyim. Hayır, hepsi sadece rol. O an neyin rolünü yapmaları gerekiyorsa onu yapıyorlar o kadar.

Ebeveynler, aileler, çocuklarını yetiştirme tarzından ötürü psikopatlığa itmiş olabilirler mi?

Evet, ailelerin yetiştirme şekli kişiyi psikopatlığa itebilir. Son yıllarda ailelerin çoğu çocuklarına özgüvenli olsun adı altında hiçbir sınır koymaz oldu. Kızlar prenses erkekler prens. Çocuklara hiçbir sınır koymazsak, her istediklerini istediği zaman yapabiliyorlarsa (uygun olmasa bile), her şeyi anında elde edebiliyor, hiçbir şey için uğraşmaya gerek duyurmuyorsa, hiçbir şey için emek vermelerine gerek yoksa, davranışlarının sorumluluğunu almalarını sağlamıyorsak… elimizde genetik yatkınlığı olan bir çocuğa da sahipsek sizce sonuç nasıl olacak? En basitiyle çocuk bisiklet istiyor, anında alınıyor. Bilgisayarının yenilenmesini istiyor, anında yenileniyor. Çocuk “Uğraşayım, didineyim, edineyim, acaba olacak mı olmayacak mı, acaba babam alacak mı almayacak mı?..” diye hiçbir şekilde bir tedirginlik, kaygı yaşamıyor. Çocuğun tahakkümcü yönü gelişir. “Ben isteyeceğim ve istediğim şey olacak.” Bu da maalesef çocuğu narsistik bozukluklara götürebilir ki, psikopati narsizmin en uç boyutudur.

Narsistik bozukluk psikopatiyi tetikleyen bir durum mu?

Bütün narsistler psikopat değildir fakat bütün psikopatlar narsistir. Narsizmi geniş bir spektrum diye düşünürsek, düşükten yükseğe doğru giden, en yüksek ucu psikopatidir. Tamamen kendine âşık ve kendine tapar vaziyetteler. Onlarda, “Benim dışımda hiçbir şey önemli değil.” düşüncesi hâkimdir. Bir yerde bir fikir söylenecekse “Benim fikrim” kabul görmeli diye düşünürler. Son sözü illa kendileri söylemek isterler. Zaten onlara “son söz budalası veya lâf ebesi” denir. Çünkü gerçekten kelimeleri ustaca kullanırlar. Bu şekilde insanları çok kolay alt edebiliyorlar. “Neden bu psikopatların başı hiç belaya girmiyor? Ya da neden mahkemelik olsalar bile mahkeme salonuna kurban olarak giden kişi ceza alıyor da psikopatın kendisi ceza almıyor.” Çünkü kendilerini mağdur göstermekte ustalar.

Görünürde bir sosyaliteleri var mı? İç dünyalarını gizli tutabilirler mi?

Esprililer, konuşkanlar, kendilerini iyi göstermede ustalar. Onlar kendi gözlerinde şahaneler ve bunu da insanlara çok güzel şekilde iletirler. Konuşma şekilleriyle kendilerini ele verebilirler; çünkü onlar replik okur gibi konuşurlar. Bu da onları tanımada çok önemli bir ayırıcıdır.

Psikopatlığın sanki bir kitabı var. Ben ona “Şerefsizin el kitabı” diyorum. Öyle ki, dünyadaki bütün psikopatlar, o kitaptan okuyormuşçasına aynı cümleleri söylüyorlar, hangi kaynağa baksam cümle yapıları, suçlama şekilleri, ikna biçimleri, davranış şekilleri… aynı. Örneğin, bir insanla yeni bir ilişkiye girecek diyelim hepsinin taktiği aynı. İlk yaptığı şey, o insanı iyice tanımaya çalışır. Tanıma aşamasında o insanı över, cesaretlendirir, destekler, tüm kusurlarını, kaygılarını, görüşlerini… öğrenir, size dünyanın en mükemmel varlığıymışsınız da tek bir insan sizin kıymetinizi bilememiş ve artık kıymetinizi bilecek kişiyi buldunuz gibi hissettirir. Taktik budur. Tanıma aşaması boyunca size kendinizi iyi hissettirecek, güven verecek, destekleyecektir. Sizi çok iyi dinler. Siz kendinizle ilgilenildiğinizi, sevildiğinizi düşünürsünüz de o bunu “Seni senden iyi tanıyacağım. Zaaflarını çok iyi öğreneceğim ve güvenini kazanana dek senin istediğin kişiyi oynayacağım. Neye ihtiyacın varsa sana onu vereceğim.” niyetiyle yapar. Güvenini kazandı, artık bundan emin, sen onun cebindeysen artık gerçek yüzünü göstermesinin zamanı gelmiştir. Seni madden, manen kullanmaya geçer. Prestijini, itibarını, paranı, ilgini, sevgini, malını, çevreni… muhakkak senin bir şeyini kullanır. Hiçbir şekilde karşılıksız bir ilişkiye girmezler. Muhakkak o ilişkiden kendi yararına bir çıkarı vardır.

Psikopatlar, normal insanların yaşadığı duyguları yaşamadıkları ve bunu yapamadıklarını bildikleri için diğer insanları öldürmek isterler. Ama öldürmekten kasıt fiziksel ölüm değil, ruhen ölümdür. Yani o insanı öyle bir hale getirirler ki yaşayan ölüye çevirirler. Onların içi karanlık bir boşluktan ibarettir ve o asla dolmayacak olan boşluğu doldurma gayretiyle insanları ruhen öldürmek için çok çeşitli teknikler kullanırlar. Övgülerle seni çok sevdiğine inandırır, sürekli seni sevdiğini söyler, seni yere göğe sığdıramazlar ama hepsi manüple olman içindir. Mesela “Ne güzel ya, sen annenle hiç yakın değilsin. Gördüğüm tüm kadınlar (adamlar) annelerine bağımlıydı. Sense öyle mi ya sen tamamen sağlıklı bir bireysin. İşte bak, kendi ayaklarının üzerinde durabiliyorsun, hiç annene akıl danışmıyorsun.” Sen takdir edildiğini düşünürken onun korktuğu bu yüzden verdiği alt mesaj: “Hey, annenden uzak dur!”. Annen benim ne mal olduğumu senden daha iyi anlar ve seni ben konusunda uyarabilir.” veya “Bak bu insan tekin değil.”

Veya öyle şeyler söyler ki “Senin hayatta tek iyiliğini isteyen benim.” “Annen seni neden seviyor sanıyorsun? Çünkü sen ona yardım ediyorsun, para veriyorsun. Bak bir kez yardım etmeye gitme annen seni sevmeyecek, inanmıyorsan dene de gör, aslında seni bir tek seven benim, onlar seninle çıkarları için beraber.” Ya da “Arkadaşların sana neden destek oluyor sanıyorsun? Senden kesinlikle bir çıkarları var. Sen bunun farkında değilsin. Sadece seni ihtiyaçları olduğunda arıyorlar, farkında değilsin değil mi? Bundan sonra izle, ihtiyaçları olmasın seni asla aramazlar. Sen ne zannediyorsun? Seni sevdikleri için mi arayıp soruyorlar zannediyorsun? Öyle değil.” deyip içine kurt düşürür. “Seni hayatta tek düşünen benim. Benim dışımda kimse seni gerçekten düşünmüyor.” diyerek sadece kendisinin seni koşulsuzca sevdiğine inandırırlar. Tüm amacı seni diğerlerinden izole edip tamamen yalnızlaştırmaktır. Kurban artık annesiz, babasız, kardeşsiz, arkadaşsız, yapayalnız kalır. Ve hep o, doğruyu söylüyor gibi gelmeye başlar. Çünkü o kadar tatlı yaklaşır, o kadar şefkatle yaklaşır ki… İlk başlarda hep böyledir. Sonraki süreçte, “Gerçek Yüzünü Gösterme Aşamasında” sen onu diğer insanlara çok iyi olarak anlattığın için sana kimse inanamayacaktır. Sen onu ailene, çevrene iyi olarak tanıtırken o çoktan senin kuyunu kazmaya başlamıştır. Kendi arkadaşlarına “Bu adam var ya bana şunları şunları yapıyor. Çok kötü bir adam.”, “Evde yemek yapmıyor, sürekli şikâyet ediyor, bana rahat yüzü göstermiyor.”, “O bir ruh hastası, onun tedaviye ihtiyacı var.” Sen farkında olmadan çevredeki insanlara seni kötülerler. Niyeyse psikopatların çevresi hep ruh hastası doludur ve tüm ruh hastaları onu bulmuştur. Zavallıyı, kurbanı, suistamele uğramışlığı onlardan iyi kimse oynayamaz.

Çocuklara nasıl yaklaşırlar?

Kendi dışında herkes onun için bir nesnedir. Çocuk sahibi olmalarının sebebi, dışarıdan normal bir insan gibi gözükmektir. “Bak çocuk sahibi, demek ki iyi birisi.” gibi algılanmak isterler. Yoksa onların çocuklarıyla hiçbir şekilde işi olmaz. Çocuklarıyla da duygusal bağ kurmazlar, daha doğrusu kuramazlar. Yinede çoğu psikopat, çocuklarının veraset davasına katılır ve çocukların verasetini ister. Tek sebebi: Aynı zamanda ayırıcı tanılarından biri olan, başarısızlığa tahammüllerinin olmamasıdır. Yani kaybetmeye tahammülleri yoktur. “Yeter ki eski eşim çocuğu almasın, ben alayım.” Yoksa çocuğa bakacağından değil. Dışarıdan bakanlar çocuğu sevdiğinden dolayı istediğini zanneder. Ama alakası yok, ne sevgisi! Onlar sevgiyi hissetmezler. Sadece kendilerini severler.

Sorumluluk duyguları yok mu?

Sorumluluk almazlar. Diyelim ki bir yerde bir hata mı oldu? Kesinlikle bu karşısındakinin suçudur. Asla kendisi suçlu değildir. Büyük ya da küçük verdiği hiçbir sözü tutmazlar. (Tutarsa çıkarı gerektirdiği içindir) Bundan da utanç duymazlar. Asla yüzü kızarmaz ama kızarıyormuş numarasını güzel yaparlar. Pişman olma numarasını güzel yaparlar ama asla pişmanlık duymazlar. Karşındakini kandırmak için bunları oyun olarak yapıyorlar. Zaten en çok zevk aldıkları konulardan biri de karşısındakini kandırmaktır. Kandırdığı zaman “Ya işte aptal yine inandı bana.” diye düşünürler, aynı insanı defalarca kandırmak hele aynı konudaysa onlara müthiş keyif verir.

Her türlü istismar mümkün yani…

Evet, parazit gibi yaşarlar. Yani başkalarının parasını, eşyasını, statüsünü, onurunu… kullanırlar. Çok kolay yalan söylerler. Sen bir yalanını yakaladığında, o yalanı örtmek için yeni yalanlara başvururlar. Öyle yalanlar duydum ki danışanlarımdan; babasının öldüğünü söyleyenleri duydum ama babası yaşıyormuş. Sırf kendini acındırmak için böyle söylemiş. Ya da eğitim hayatını mesela doktor olduğunu söyleyip ilkokul mezunu çıkanlar var.

Peki, daha çok erkeklerde mi görülür bu durum? Hani nedense psikopati deyince erkek figürü canlanıyor bizim gözümüzde…

Kadınlarda da görülür, erkeklerde de görülür. Fakat görünüş şekilleri, davranış boyutunda farklı. Erkeklerde biraz daha küfür, hakaret, vurma, kırma, daha aktif davranışlar şeklinde; kadınlarda gözyaşı, entrika, alttan iş çevirme şeklinde daha pasif davranışlarla ortaya çıktığından sanki erkeklerde daha yaygınmış gibi bir algı var.

Kadınlar kendilerini daha mı iyi gizleyebiliyorlar?

Kadınlar çok daha iyi gizliyorlar. Kadınların daha sezinlenemeyen davranışları var. Erkeklerin davranışları biraz daha göze çarpıyor. Kadınların davranışları biraz daha entrikalı olduğu için çok göze çarpmıyor. Ama kadınlarda da erkekler kadar psikopati yaygın, yani kadın psikopatların da duyguları yok, onlar da insanlarla yüzeysel ilişki sürdürürler.

Ciddi bir zekâ kurnazlığı var diyebilir miyiz?

Çoğunun zekâsı normalin üstündedir. Çok azı, psikopatlar içinde %10’luk bir kısım hapse düşer, gerisi hapse düşmez. Çok azı kötü mesleklerde çalışır. Onlar kendi gözlerinde üstün insanlar oldukları için toplumda güvenilir meslekleri seçerler. Çünkü insanlar o insanlara güvenir. Kimse onlardan kötü bir şey beklemez.

Zekâ ve kurnazlık bir arada, ahlaksızlık bileşenleri tam…

Evet, o yüzden onları tespit etmek çok zordur. Çünkü lider özelliklerine de daha yakındırlar. Gerektiğinde duygulara göre karar vermekten ziyade, mantığa göre karar verirler. Güzel hitabet yeteneğinin olması, insanları etkileyebilmek, sempatik gözükebilmek, gerektiğinde manipüle edebilmek, acındırabilmek, insanların zaaflarını tanıyabilmek onların belirgin özellikleridir. Ama aynı zamanda baktığında hep bunları öğrenin denilen özellikler değil mi onlar? Çok dikkatli olmak gerekiyor o yüzden…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.