Pozitif Psikoloji / Doç. Dr. Tayfun Doğan

Pozitif psikoloji akımının Türkiye’deki temsilcilerinden Doç. Dr. Tayfun Doğan ile psikolojik iyi oluş ve mutluluğu konuştuk. Kendisi www.tayfundogan.net adlı sitesinde pozitif psikoloji ile ilgili yazılar paylaşmaktadır. Halen Üsküdar Üniversitesi Psikoloji bölümünde öğretim üyesi olarak görev yapan Dr. Doğan, başta psikolojik iyi oluş ve mutluluk olmak üzere pozitif psikoloji ile ilgili araştırmalar yapmaktadır.

Pozitif psikoloji kavramı neyi ifade etmektedir, hangi temel dinamikler üzerine inşa edilmiştir? Hangi alanlarda daha çok kullanılmaktadır?

Pozitif psikoloji psikolojinin yeni çocuğu olarak nitelendirilmektedir. Çünkü oldukça yeni bir yaklaşımdır. Ne olduğuna gelecek olursak, pozitif psikoloji insanın güçlü yönlerine ve olumlu özelliklerine odaklanan bir yaklaşımdır. Psikoloji bilimi genel olarak, ruh sağlığı bozukluklarına daha çok odaklanmış ve insanla ilgili güçlü ve olumlu özellikleri incelemeyi biraz ihmal etmiştir. Pozitif psikoloji yaklaşımı bu açığı kapatmaktadır. Pozitif psikoloji aslında ilk çağlardan beri cevabı merak edilen iki soru üzerinde durmaktadır. “İyi yaşam nedir?” ve “Hayatı yaşamaya değer kılan şeyler nelerdir?” Bu iki soru bağlamında, insanların mutluluğunu artırma, psikolojik dayanıklılıklarını güçlendirme, iyimserlik düzeylerini yükseltme, yaşam kalitelerini artırma, yaşam amaçları ve yaşamda anlam bulmalarına yardımcı olma gibi konulara odaklanmaktadır. Pozitif psikoloji, tüm dünyada bilimsel çevrelerde büyük ilgi görmekte ve eğitim alanında, iş yaşamında, askeriyede ve toplumsal alanda uygulanmaktadır.

Pozitif psikoloji koruyucu olarak, insan psikolojisinin bozulmaması adına bize neler sunuyor?

Pozitif psikolojinin en önemli işlevlerinden birisi önleyici psikolojik hizmetlerdir. Bu anlamda bireyin ruh sağlığı bozulmadan önce yapılacak müdahaleler birey için koruyucu nitelik taşımaktadır. Sözgelimi, bireyin iyimser olması, şükran duygusu içerisinde olması, algıladığı sosyal destek düzeyinin yüksek olması, öz-saygı ve öz-anlayış düzeyinin yüksek olması gibi faktörler bireyin ruh sağlığını korumaktadır. Bir nevi bu özellikler ruhsal zırh işlevi görmektedir. Tüm bunlara rağmen birey yine de psikolojik sorunlar yaşayamaz mı? Yaşayabilir, bu durumda da bu özellikler bireyin toparlanmasına yardımcı olmaktadır.

İyimserlik polyannacılık olarak algılanabiliyor, bunun arkasında ne yatıyor? İyimserliğin ruh sağlığı ve fiziksel sağlık üstündeki etkilerinden bahseder misiniz? Ölçülü ve dengeli bir şekilde iyimserliği artırmanın, kötümserliği azaltmanın yolları nelerdir?

İyimserlik Polyannacılık değildir. Yani körü körüne gerçeklere kendini kapatma gibi bir anlamı yoktur. İyimserlik, gelecekten olumlu beklentiler içerisinde olmaktır. Yarının bugünden daha iyi olacağına inanmaktır. İyimser bireyler, başlarına gelen olumsuz olayları değerlendirme konusunda kötümserlerden ayrılırlar. İyimserler yaşamda karşılaştıkları başarısızlık ya da olumsuzlukları, geçici, belli bir soruna özgü ve dış etkenlere bağlı olarak değerlendirirler. Kötümserler ise yaşanan olumsuzlukları kalıcı, kapsamlı ve kişisel olarak nitelendirme eğilimindedirler. Bir örnekle açıklayacak olursak, yaptığı bir hata sonucu cüzdanını çaldıran iyimser bir kişi, olayı geçici olarak değerlendirir. Ayrıca yaşanan bu olumsuzluğu yalnızca cüzdan çaldırma olayı olarak görür, tüm yaşamına genellemez. Kendisine karşı anlayışlı davranır ve hataları olsa da dışsal faktörleri de göz ardı etmez. Yani hırsızın da suçu olduğunu hatırından çıkarmaz. İyimsere göre, ‘yaşanan sadece kötü bir gündür, kötü bir yaşam değil’dir. Geleceğe de umutla bakmaya devam eder.

Aynı olayı kötümser ise kalıcı, kapsamlı ve kişisel olarak değerlendirir. Yani yaşadığı bu olumsuzluk sanki ömür boyu sürecekmiş gibi davranır ve düşünür. Hayatımdaki her şey kötü gidiyor diye değerlendirir. Ayrıca kendisine karşı anlayışsız ve yıkıcı eleştirilerde bulunarak, ben hep böyleyim, yetersizim, hatalıyım, aptalım gibi kişiselleştirmelere gider. Kötümser için bu olay her şeyin sonu gibidir. Ona göre, gelecekte de böyle kötü şeyler olmaya devam edecektir.

Psikolojik iyi oluşun, mutlu yaşamın temel şartlarından birisi de hayatı anlamlandırmak mı?

Hayatın anlamı konusu pozitif psikolojinin en temel konularından birisidir. Yaşamda bir anlam ve amaç bulmak, psikolojik iyi oluşun önemli bir belirleyicisidir. Bu da o kadar kolay bir şey değil tabii ki. Belki de insanın hayatındaki en zor işlerden birisi, bir yaşam amacı bulmaktır. Psikoloji alanında yaşamı sürdürme nedenleri ile ilgili pek çok araştırma yapılmaktadır. “Niçin yaşıyoruz?” sorusuna cevaplar aranmaktadır. İnsanların bu soruya pek çok farklı cevabı olabilir. Çocuklarım için, ailem için, hayat güzel olduğu için, inançlarım için gibi. İşte bu cevaplar bizim için yaşamda anlam kaynaklarıdır. Gerçekçi bir yaşam amacı bulmuş kişi hayata tutunma konusunda çok fazla sıkıntı yaşamayacaktır. Hatta yaşamın sıkıntılarıyla baş etme konusunda da kendini güçlü hissedecektir.

Kendimize karşı olan müspet-benlik, öz-saygımızı nasıl geliştirebiliriz?

Öz-saygı, adı üstünde kişinin kendisine ve özüne saygı duyması, kendisini değerli, yeterli ve önemli hissetmesidir. Öz-saygı konusu, psikoloji alanında üzerinde en çok araştırma yapılan konulardan birisidir. Literatürde “öz-değer” ve “benlik saygısı” şeklinde de geçer.

Öz-saygı, bireyin kendisini nasıl değerlendirdiği ve gördüğü ile ilgilidir. Kendisine karşı olumlu tutum ve değerlendirmelerinin toplamıdır. Bu değerlendirmeler, bireyin kişiliğini, görünüşünü, düşüncelerini, başarabildiklerini, yeteneklerini ve daha pek çok özelliklerini kapsar. Bu özellikler açısından kişi kendisini nasıl görmektedir? İyi mi kötü mü, başarılı mı başarısız mı, güzel mi çirkin mi, değerli mi önemsiz mi, güçlü mü zayıf mı? Bu karşılaştırmalar artırılabilir. Eğer bu karşılaştırmaların çoğunluğu olumlu yöndeyse, kişinin öz-saygısı yüksek olarak kabul edilebilir. Öz-saygının nasıl geliştirileceğine gelince, durduğumuz yerde “kendimi seviyorum” ya da “kendime güveniyorum” demekle öz-saygı yükselmez. Öz-saygımızın yükselmesi için kendimizi değerli hissedeceğimiz bir şeyler ortaya koymamız, üretmemiz gerekmektedir. Bu kendimizi işe yarar hissetmemizi sağlayacaktır ve öz-saygımız yükselecektir. Bunun dışında derin, doyurucu sağlıklı ilişkiler kurmamız da öz-saygımıza olumlu yönde katkı sağlayacaktır.

Kendi olma, davranışlarıyla ve söyledikleriyle özü sözü bir olmanın psikolojik iyi oluş ilişkisine değinir misiniz?

Bu dediğiniz durum psikoloji literatüründe özgünlük ya da otantiklik kavramıyla açıklanmaktadır. Özgünlüğün kapsamında, sahici olma, doğal olma, spontan olma, iç denetimli olma, dürüstlük, doğruluk, içtenlik, saydamlık, açıklık, gerçeklik ve samimiyet gibi özellikler bulunmaktadır. Yapmacıklık, manipülasyon, içten pazarlıklı olma, sahtelik, kibir, gösteriş meraklısı olma gibi özellikler ise özgünlükle bağdaşmayan özelliklerdir. Özgünlük, psikolojik iyi oluşla pozitif yönde ilişkili bir kavramdır. Özgün birey, gerçek benliğini ortaya koyarken, özgün olmayan bireyde yalancı benlik ve yabancılaşma ortaya çıkar. Özgün birey, kendisini büyük görmez, kibirlenmez, mütevazıdır ve insanlardan bir insan olarak topluma karışır. Duygularını ifade etmede ve kendisini açmada sorun görmez, hissettiği gibi yaşar. Çünkü özgünlük düzeyi yüksek bireyin öz-saygısı yüksektir ve kendisinden hoşnuttur. Yine özgün bireyin diğer insanlardan beklentileri de daha düşüktür. Kendisini onlara beğendirmek için yapmacık davranışlara çok girmez ve diğer insanların onu olduğu gibi kabul etmelerini ister.

Psikolojik iyi oluşla fiziksel iyi oluş arasında nasıl bir ilişki vardır?

Mutluluk ya da psikolojik iyi oluş sağlığın en üst düzey formudur. Bir başka deyişle mutluluk en iyi ilaçtır. Araştırmalar, mutlu insanların bağışıklık sistemlerinin daha güçlü olduğunu, daha az hastalandıklarını, hastalandıklarında daha çabuk iyileştiklerini göstermektedir. Daha spesifik olarak bakacak olursak, araştırma sonuçları, mutlu bireylerde kalp rahatsızlıklarının daha az görüldüğünü ortaya koymaktadır. Bir başka araştırma bulgusu ise mutlu insanların, mutsuz insanlara nazaran daha az ağrı yaşadıkları yönündedir. En ilginç araştırma sonucu ise mutlu insanların daha uzun yaşadıklarına yönelik bulgudur.

Yorum bırakın