Ana sayfa - Manşet - Pozitif Kişilik / Dr. Mehmet Öztürk

Pozitif Kişilik / Dr. Mehmet Öztürk

Kişilik; bireyi diğer bireylerden ayıran kendine özgülüğü ifade eden, genetik ve biyolojik eğilimleri, toplumsal tecrübeleri, eğitim ve çevresel faktörleri özünde barındıran özellik ve niteliklerin toplamıdır. Kişiliğin oluşumunda değer yargıları, inanç, ahlak ilkeleri vs. faktörler de çok önemli yer tutar. Tüm bu unsurların kümülatif sonuçları ve dışa vurumu da kişilik ya da şahsiyeti belirler.

Kişiliğin oluşumunda çok farklı etkiler söz konusu olmakla beraber kişiliğin dışa yansıması ya da bir başka ifade ile sosyal hayattaki görünürlüğü pozitif ya da negatif olarak temelde iki şekilde tezahür eder.

Yukarıda ifade ettiğimiz özelliklerin dominant karakteri bireyin kişiliğinin negatif ya da pozitif nitelik taşımasına neden olur. Hayat boyu yaşanılan deneyimleriniz olumsuz ise ya da olumsuz bir çevrede yaşıyor iseniz sizin de negatif bir kişilik sahibi olmanız kuvvetle muhtemeldir.

Pozitif ya da negatif, olumlu ya da olumsuz kişilikli olmak sizin hayata bakış açınızı belirlemesi bakımından da büyük önem taşır.

Her insanın bir “dünya görüşü” vardır. Yaşam tarzını da bu dünya görüşü şekillendirir. Bireylerin dünya görüşlerinde, yaşam tarzlarında dini inançları, felsefi düşünceleri, sahip oldukları ahlakî ilkeler, ideolojiler… çok önemli yer tutar. Dünyayı okuma paradigmanız da bu şeklide tezahür eder.

Kişilikleri ortaya koyma, anlama, kişinin kendini tanıması bakımından çeşitli kişilik analiz yöntemleri geliştirilmiştir. Onlardan biri de “Enneagram” yöntemidir. Bu yöntemle kişilikler; reformcu, şefkatli, motivatör, bireyci, gözlemci, sorgulayıcı, istekli, lider, uzlaştırıcı şeklinde dokuz kategoriye ayrılmıştır.

Çok çeşitli kişilik türleri söz konusu olsa da bütün bunları olumlu ya da olumsuz iki ortak payda da buluşturmak mümkündür.

Olumlu ya da olumsuz kişilik sahibi olmak aşağıda izah edeceğimiz çeşitli nedenlerle çok önemlidir. Çok önemlidir diyoruz çünkü sizin; eşyayı, olayları, evreni, hayatı, ölümü ve sonrasını değerlendirmeniz pozitif ya da negatif kişilik sahibi olmanızla çok yakından ilgilidir. Bu bakış açınız sizin psikolojiniz, ruh sağlığınız, sosyal ilişkileriniz, aile hayatınız, iş ve meslek yaşamınız… inançlarınız, hatta Allah ile olan ilişkilerinizde dahi çok önemli etkilere sahiptir.

Psikolog ve pedagoglar “pozitif kişilik” sahibi olmanın ya da hayata ve olaylara olumlu ve iyimser gözlükle bakmanın insanın ruh sağlığı üzerinde çok yararlı etkilere sahip olduğunu ifade etmektedirler. Hayata ve olaylara olumlu bakanların daha mutlu oldukları gözlemlenmiştir. Hayata ve olaylara olumlu bakmak çözüm odaklı bir yaklaşımdır. Aksi durum kaostur, bunalımdır. Bunun psikolojik yansımaları ise stres, anksiyete bozuklukları, kompleksler ya da ağırlık veya dozajına göre nevrotik rahatsızlıklar hatta psikozlar olarak tezahür edebilir.

Bu hususla ilgili yapılmış çok ilginç bilimsel deneyler söz konusudur: Japon bilim adamı Dr. Masaru Emoto’nun yaptığı deney gerçekten çok çarpıcı ve ilgi çekicidir. Dr. Masaru Emoto; donmuş suda oluşan kristallerin kendilerine belirli düşünceler yoğun bir şekilde yönlendirildiğinde; düşüncenin niteliğine göre söz konusu su kristallerinin de farklı görünümlere büründüğünü fotoğraflamayı başarmıştır.

Yaptığı deneyler sonucunda çok temiz kaynaklardan alınan su örneklerinin kendilerine sevgi dolu, olumlu, pozitif sözcükler söylendiğinde aynen kar taneleri modeline benzeyen biçimde simetrik, parlak, motifli ve çok güzel desenler oluşturduklarını, buna karşılık negatif düşünceler ve sözcüklere maruz bırakılmış su örneklerinin ise asimetrik, kaotik, koyu renkli ve tamamlanmamış bozuk motif ve desenler oluşturduklarını belgelemiştir.

Bilindiği üzere dünyanın ortalama olarak dörtte üçü sularla kaplı olduğu gibi vücudumuzun da yaklaşık dörtte üçü sulardan oluşur. İnsan vücudunun önemli bir kısmını su oluşturduğuna ve suyun da pozitif ya da negatif düşünce, sözcük ve yaklaşımlara göre simetrik ya da kaotik görünüm aldığına göre insana yönelik pozitif veya negatif yaklaşımın da vücudunun dörtte üçünü suların oluşturduğu bir insanın psikolojisi ve ruh sağlığını ne yönde ve nasıl etkileyeceği hususu bilimsel bir çalışma ile ortaya konulmuş olmaktadır. Bu araştırmanın sonuçları olumlu ya da olumsuz, pozitif ya da negatif düşünce ve yaklaşımların sağlığımızı nasıl etkileyeceğini ortaya koyması bakımından devrimsel nitelikte farkındalık oluşturmuştur.

Demek ki siz bir insana sevgi sözcükleri ve olumlu cümlelerle yaklaşır hitap ederseniz dörtte üçü sulardan oluşan insandaki su kristalleri, simetrik, olumlu şekillere neden olurken bunun biyolojik ve psikolojik yansıması da kuşkusuz olumlu ve pozitif olacaktır.

Yok, eğer siz insanlara karşı negatif sözcük, cümleler ve yaklaşımlar sergilerseniz o kişi de bundan negatif etkilenecek ve bu da hem beden hem ruh sağlığını olumsuz yönde etkileyecek demektir.

Olumlu ve pozitif yaklaşımın dinimizde de önemli bir yeri vardır:

Nitekim Peygamber Efendimiz bir gün ashabıyla beraber yürürlerken yol kenarında bir köpek ölüsüne denk gelirler. Sahabelerden bazılarının gördükleri manzara karşısında; “Bu leş ne kadar kötü kokuyor…” vs. olumsuz bir takım yaklaşım sergilemeleri, negatif cümleler kurmaları karşısında Efendimiz (sav); “Köpeğin ne güzel dişleri var.” şeklinde mukabelede bulunuyorlar.

Buradan anlıyoruz ki ahval ve şartlar… ne kadar negatif olursa olsun olaylara hep olumlu yönleri ve boyutlarıyla bakmak, her zaman yapıcı olmak esas olmalıdır.

Klasik ya da klişe ifade ile bardağa her zaman dolu tarafından bakmak sonuçların da olumlu olmasını sağlayacaktır.

Telkinin insan psikolojisi üzerinde kalıcı etkileri vardır. Halk arasında sıkça ifade edilen; “Bir kimseye kırk gün deli derseniz, deli olur.” sözü bu gerçeğin ne kadar önemli olduğunu ortaya koymaktadır.

Olumlu telkin, duygu, düşünce ve yaklaşımların insanları iyileştirici etkilerini anlatan bir kavram da “Plasebo etkisi”dir.

İnsan beyninin, ruh dünyasının ne denli ilginç ve muamma olduğunu ortaya koyan ‘plasebo etkisi’ literatürde; “farmakolojik olarak etkisiz bir ilacın, telkine dayalı bir etki bırakma hali” şeklinde tanımlanmaktadır. Plasebo etkisini şöyle bir örnekle anlatabiliriz: Başı ağrıyan bir arkadaşınıza “Bu vereceğim ilaç en etkili ağrı kesicidir.” diyerek aslında bir ilaç değil de bir şeker verseniz gerçekten de baş ağrısının geçtiğine tanık olabilirsiniz. Bunun sayısız örnekleri vardır.

Plasebo etkisi teknolojide; asansör düğmelerinde, trafik ışıklarında yayalar için konulan karşıdan karşıya geçme butonlarında, termostat düğmelerinde de kullanılmaktadır. Aslında işlevsiz olan bu düğmeler kullandırılarak insanların güven kat sayılarının artırıldığı, korkularının giderildiği, odanın ısı derecesi yükselmediği halde ısındıkları tespit edilmiştir.

“Sen başarırsın” telkinine maruz bırakılan insanların imkânsız gibi gözüken çok işleri kolaylıkla başardıkları gözlemlenmiştir. Tersi negatif telkinlerin ise kolaylıkla başarılacak işlerde bile bireyi işlevsiz bıraktığı bilimsel çalışmalarla ortaya konulmuştur.

Olumlu, pozitif yaklaşım ve uygulamalar sadece insanlar üzerinde fonksiyonel değildir. Cansız varlıklar, hayvanlar hatta bitkiler üzerinde dahi etkilidirler. Sevgi sözcüklerinin “su” üzerinde etkisini yukarıda izah etmiştik. Benzer bir deney bitkiler üzerinde de yapılıyor; bir ağaca balta ile darbe vurulup üzerinde yara açılıyor. Daha sonra ağaca özel detektör ve sensörler yerleştiriliyor ve insanlar söz konusu özel detektör ve sensörlerin önünden geçiriliyor. Hiç ilgisiz kişiler geçtiğinde tepki vermeyen detektör ve sensörlerin ağaca darbe vuran kişi geçtiğinde hareket ve sesle alarm verdiği tespit ediliyor.

Aynı şekilde tavukların yumurta verimini artırmak için yapılan çalışmalarda; soft, rahatlatıcı, yumuşak tonda klasik müzik dinletilen tavuklarda yumurta veriminin %30’lar nispetinde arttığı gözleniyor. Tersine yüksek ses içeren, gürültü niteliğindeki ürkütücü ve korkutucu ses ve müziklerin yumurta verimini menfi etkilediği gözlemleniyor.

Şunları da ifade edelim ki: Olumlu düşünce, olumlu duygu ve davranışlar yaşam kalitesini de pozitif yönde etkiler. Bilinçaltı olumlu yönde motive olur. Olumlu olmak; bilinçli olarak güzel olanı tercih etmek ve seçmek demektir. Böyle bir psikolojide insan hem kendini hem başkalarını sever. Daha az kaygılı olduğu için hayattan daha çok zevk alır.

Bilim insanları bu konularda bazı teknikler de önermektedirler. Bu hususta bazı önerileri şu şekilde ifade edebiliriz: İstemediğinizi değil, istediklerinizi düşünün, kendinizi güçlü hissedin, mağdur olmamaya çalışın, kendinize özen gösterin, gelecek zamanı değil şimdiki zamanı kullanın, olumlu düşünce ve cümlelerinizi sürekli tekrarlayın…

Çoğu zaman kelimeler insanlar üzerinde ilaçlardan daha etkilidirler. Bu sözcükler canlı, enerjik, olumlu ise biz de canlı ve enerjik oluruz.

Pesimist, nihilist, karamsar, menfi insanlar her zaman etrafına negatif enerji yayarlar.

Konuya tasavvufî açıdan yaklaşırsak karşımıza “nefs” olgusu çıkacaktır. Nefs; Kur’ân’ın ifadesi ile “kötülükleri emreden” mekanizmanın adıdır. Tüm olumsuzlukların, negatifliklerin kaynağı ve menbaı; terbiye edilmemiş nefstir. Çünkü arıtılmamış, damıtılmamış yani rafine olmamış nefs; kibir, riya, kendini beğenme, kıskançlık, cimrilik, yalancılık, gıybet, su-i zan, korkaklık… vs. negatif duyguları pompalayan bir hüviyet taşır. Böylesi menfi nitelikleri olan nefs sahibi bir insanın “pozitif bir kişilik” sergilemesini beklemek beyhude bir arayıştan başka bir şey değildir.

Buradan anlaşılıyor ki esas itibarıyla insanın pozitif ya da negatif bir kişilik sergilemesini tetikleyen temel faktör; nefsinin o an için sahip olduğu durum ve nitelikle çok yakından ilgilidir.

Eğer insan, nefsinin negatif sıfatlarından arınırsa, kötü ahlakını güzel ahlaka dönüştürürse olumlu ve pozitif bir şahsiyet sahibi olacaktır. Yüce kitabımız Kur’ân-ı Kerîm’de: “Kim nefsini temizlerse kurtulmuştur, onu kötülüklere gömen de ziyan etmiştir.” (Şems, 91/9-10) buyrulmaktadır.

Nefsini terbiye ve tezkiye eden kişi olumlu bir yapıya bürünecektir. Siz hiç kibirli, haset, fesat, yalancı, gıybet eden, su-i zan yapan, cimri, korkak… birinden pozitif, olumlu bir davranış bekleyebilir misiniz? Mümkün değil. Ama negatif duygu ve düşüncelerinden arınmış olan bir kimse her zaman çevresini imar ve inşa edecektir. Negatif, menfi kişilikler ise imar ve inşa şöyle dursun sürekli yıkım ve imha işleriyle meşgul olacaklardır.

Olumsuz, menfi ya da negatif olmanın insan sağlığını kötü yönde etkilediğini yukarıda ifade etmiştik. Tıp otoriteleri, doktorlar; çoğu psikosomatik rahatsızlık ve hastalıkların temelinde negatif duygu, düşünce ve davranışların yattığını ifade etmektedirler. Böylesi insanların hem ruh dünyaları kararmakta, aynı zamanda da vücut ve beden sağlıkları alarm vermektedir.

Peki, olumlu, pozitif kişilik sahibi olmak demek gerçeklere sırtını dönmek, gözlerini kapamak mı demektir? Asla! İyimserlik; kesinlikle saf bir Polyannacılık yapmak değildir. Hele analitik düşünmenin önünde de kesinlikle engel değildir. Pozitif kişilik; olayları sağlıklı bir zeminde değerlendirip ümitsizlik ve karamsarlık girdabına kapılmadan rasyonel analizler yaparak “hayır ve güzellik” ufkunda yolculuk yapabilme yeteneğidir.

Unutmamak gerekir ki hadis-i şerifte de buyrulduğu üzere: “Ameller niyetlere göredir.”

Duygu dünyasında, zihninde sürekli olarak kötü ve negatif şeyleri düşünen, başına kötü şeyler geleceği psikolojisinde olan insanlar aslında Allah’a karşı da su-i zan içerisindedirler demektir. Oysa bir kutsi hadiste “Ben kulumun bana olan zannı yanındayım (bana olan zannı üzereyim)” (Buharî, Tevhid, 15; Müslim, Tevbe, 1) buyrulmaktadır. Dolayısıyla Rabbimiz hakkında müspet, olumlu, hüsn-i zan sahibi olmak sonuçları da olumlu kılacaktır.

Kul dua ettiği zaman kabul olunacağına inanarak dua etmesi pozitif düşüncedir, Allah’a karşı hüsn-i zandır.

Bu arada yeri gelmişken şunu da ifade edelim ki: “Kötü düşünürseniz, evrene negatif enerji yayarsınız, dolayısıyla mutlaka başınıza da kötü şeyler gelir…” anlamındaki kuantum düşünce tekniği olarak adlandırılan kimi “new age” yaklaşımlar doğru değildir. Çünkü metafizik alem, fizik evren gibi determinist yasalara tabi değildir. Böyle bir anlayış Allah’ın fazl ve keremini, lütuf ve rahmetini göz ardı etmek anlamına gelir.

Pozitif söz, fiil ve yaklaşımı öngören bazı hadis ve ayet mealleri konunun önemini ortaya koymak bakımından çok etkili ve yararlı olacaktır:

“Kolaylaştırın, zorlaştırmayın. Müjdeleyin, nefret ettirmeyin. Uyuşun, ihtilafa düşmeyin. İnsanlara yumuşak davranın, şiddet göstermeyin.” (Müslim, 3263)

“Şüphesiz ki bu din kolaylıktır. Her kim, bu dini zorlaştırırsa altında kalır. Onun için orta bir yol tutun ve dini en uygun bir biçimde uygulayın.” (Buhârî, İman, 29)

“…Allah size kolaylık ister, sizin için zorluk istemez.” (Bakara, 2/185)

“Allah’ın rahmetinden dolayı, sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba ve katı kalpli olsaydın, şüphesiz etrafından dağılır giderlerdi…” (Âl-i İmran, 3/159)

Firavun gibi negatif kutbu sembolize eden zirve bir şahsa karşı dahi Hz. Musa’nın nasıl bir pozitif yaklaşım sergilemesi gerektiğini anlatan şu ayet ne kadar çarpıcıdır: “Ona yumuşak söz söyleyin. Belki o, aklını başına alır veya korkar.” (Tâhâ, 20/44)

Yazımızı konumuzla ilgili Hz. Mevlana’nın güzel bir sözü ile tamamlayalım:

Kardeşim sen düşüncelerinden ibaretsin.

Gerisi et ve kemik.

Gül düşünürsen gülistansın.

Diken düşünürsen dikenlik.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.