Ana sayfa - Son Sayı - Özgür ve Bilge Lider Aliya İzzetbegoviç / Dr. Halit Çil

Özgür ve Bilge Lider Aliya İzzetbegoviç / Dr. Halit Çil

Dr. Halit Çil, “Hz. Ömer’in Liderlik Sırları” adlı kitabıyla beğeni toplamıştı. Yazarın yeni kitabı “Aliya’nın Liderlik Sırları” yayımlandı. Bilge Kral Aliya İzzetbegoviç hakkında dikkat çekici bilgiler içeren bir röportaj gerçekleştirdik. Keyifli okumalar…

Aliya İzzetbegoviç’i, çocukluğundan vefatına geçirdiği süreci, mücadelesini, onu ve liderliğini incelemiş biri olarak bir de sizden dinleyebilir miyiz?

1925 yılında Bosanski Samac şehrinde doğan İzzetbegoviç, beş kardeştir. Babası tüccardı. Liseyi bitirdikten sonra 3 yıl Ziraat Fakültesine devam etti. İsteksiz gittiği bu bölümü yarıda bırakarak Hukuk Fakültesine kayıt yaptırıp buradan mezun oldu. 15’li yaşlarda dinden uzaklaşmaya başladı. Çok okumasının bunda payı vardı. 17 yaşında net bir şekilde İslam’a dönüş yapan Aliya, ömrünün sonuna kadar bu tavrını sürdürdü. 1946 yılında politik nedenlerle 3 yıl hapis yattı. Hapisten sonra, kendisini aşkla bekleyen Halida ile evlendi. 1956 yılında Hukuk Fakültesini bitirdi. Avukatlık yapmadan önce muhtelif işlerde çalıştı. 1964 yılından itibaren avukatlık yapmaya başladı.

Dergilerde yazılar yazmaya başladı. Müslümanların sorunlarını ve sahip olmaları gereken vizyonları İslam Deklerasyonu adıyla kaleme aldı. Ardından “Doğu ve Batı Arasında İslam” başlığını taşıyan kitabını yazdı. İlk baskısı hapisteyken yapılmıştı. Çünkü 1983 yılında siyasi nedenlerle 12 arkadaşıyla beraber tutuklanıp 14 yıl hapse mahkûm oldu. Hapisteyken bol bol okudu. Ayrıca avukat olması vesilesiyle mahkûmlar tarafından oldukça sevilmişti. Hapishanede tuttuğu notları gizlice dışarı çıkartmıştı. Daha sonra bu notları “Özgürlüğe Kaçışım” adıyla kitap haline getirdi. 1990 yılında Demokratik Eylem Partisini kurdu ve ilk seçimlerde devlet başkanı oldu. Ocak 1992’de Bosna Hersek Meclisi özerklik kararı aldı. Nisan 1992’de savaş başladı. Bu savaşta imkânsızlık ve hukuksuzluklara rağmen halkının direniş ve özgürlük sembolü oldu. Yok edilmek istenen bir avuç Boşnak halkını cephede ve dünyanın muhtelif yerlerinde masa başında direnişle özgürlüğüne kavuşturdu. Halkından on binden fazla insan ölmüştü. 1995 yılında Dayton Antlaşmasıyla savaş bitti. 2000 yılında sağlık ve yaşlılığını bahane göstererek Cumhurbaşkanlığı görevinden ayrıldı. 19 Ekim 2003 tarihinde vefat eden İzzetbegoviç, Saraybosna Kovaçi şehitliğinde mütevazı mezarına defnedildi.

Liderlik vasıfları, onun şahsında ne şekilde somutlaşmıştı?

Küçük ve güçsüz Bosna’yı kurtlar sofrasında hayatta tutup devletleştiren, Avrupa’nın göbeğinde İslam’ı yeşertip büyüten, Aliya İzzetbegoviç’in üstün liderlik yönüdür. Öncelikle vizyon ve aksiyon adamıdır. Gelecek öngörüsünün ve eylemcilik ruhunun ana dinamiği İslam oldu. Hayatının en ince detaylarına kadar rengini veren İslam, onun için hayatın kendisiydi. “Ben bir Müslümanım ve öyle kalacağım. Kendimi İslam davasının bir neferi olarak görüyorum. Çünkü İslam, benim için güzel ve asil olan her şeyin diğer adı, dünyadaki Müslümanlar için daha iyi bir gelecek umudunun, onurlu ve özgür bir hayatın, kısacası benim inancıma göre uğrunda yaşamaya değer olan her şeyin adıdır.” diyerek net bir şekilde vizyonunu ortaya koymuş ve bunu yaşamıştır. Özgür bir ruha sahiptir. Şöyle der: “Bizler özgürlük için mücadele veren, kimseden nefret etmeyen bir halkız. Cesaret, bilgelik ve iyiliğe yönelmek suretiyle amacımıza ulaşmak istiyoruz. İlerlemiş yaşıma rağmen inanıyorum ki halkımın özgürlüğe ve kurtuluşa ulaştığını görecek kadar yaşayacağım.”

“Çıkarlarımız gereği değil, görevlerimiz gereği eylemde bulunmaktır.” şeklinde tarif ettiği ahlak, bilgelik ve liderliğini beslemiştir. Bosna trajedisi ve onun getirdiklerini, öncelikle ahlakî bir mesele olarak görmüş ve ahlakî bir meselenin de dünyadaki herkesi ilgilendirdiğini dünyaya haykırmıştır.

Tam bir eylem adamıdır. Bir iş yapılması gerekiyorsa mazeret üretmez ve yapar. Daima yolda olan biridir Aliya. Bombardımandan dolayı savaş muhabirleri randevularına gelmediklerinde yanındakine; “Bir de savaş muhabiri olduklarını sanıyorlar. Haydi onlarla buluşmaya gidelim ve onlara yürüyebildiğimizi gösterelim. Bu hikâyeleri için iyi bir başlangıç olabilir.” diyerek savaş muhabirlerinin kaldıkları otele gitti. Böylece bombardıman altında bile bir lider olarak yürünmesi gerektiğini göstermiş oldu.

Yine bir lider olarak, çevresindekilerle ve arkasında yürüyen insanlarla diyaloğu nasıldı?

Kendinden emin, hedefine gidiş yolunda yoldaşları olarak bakardı insanlara. Her insan onun için değerlidir. Bosna’da işgal günlerinde Sırpların yaptığı katliam, tecavüz, tehcir ve tahkirler dayanılmaz bir hal almıştı. Bir grup Boşnak milis, Cumhurbaşkanı ve Başkomutan Aliya İzetbegoviç’e gelerek uğradıkları zulmün aynısını Sırplara yapmak istediklerini söylediler. Ortamda derin bir sessizlik meydana geldi. Aliya, milislere dönerek tarihi sözünü söyledi: “Sırplar bizim öğretmenimiz değil.” Boşnak ordusu güçlendiğinde ve sonrasında barış yapıldığında intikam beklentisinde olan gençleri bu mantıkla durdurabildi. Daima “Geleceğimizi geçmişimizde aramayacağız. Hiç kimse kin ve intikam peşinde koşmamalı, sadece adaleti aramalı. Çünkü intikam, sonu olmayan kötülüklerin de kapısını açar.” telkininde bulunuyordu.

Oldukça mütevazı bir hayat anlayışı vardır. “Çalışma arkadaşlarıma bazen bağırırım, bazen de onlar bana bağırır. Aramız birkaç gün bozuk olur, ardından hayat devam eder. Kendileri ile pek çok sıkıntıları atlattığım o insanları, eşimi sevdiğim kadar seviyorum. Başkan olarak ben de askerler ne yiyorsa onu yiyorum. Maaş almıyorum ve almamalıyım.” diyordu.

Hayatındaki her insana insanî konumuna göre değer vermiştir. Eşini, çocuklarını ve torunlarını ihmal etmediği gibi, halkından özellikle düşkün olanları gözetmiştir. Ailesindeki kızların çokluğu onu oldukça memnun etmiş ve bununla övünmüştür.

Muazzam bir idrakle, “İlim insanlara yaşamalarının ne şekilde olması icap ettiğini öğretmez ve herhangi bir değer ölçüsü göstermez. Din olmasaydı, biyolojik hayatı insani hayatın seviyesine çıkaran bu değerler, meçhul ve anlaşılmaz kalırdı.” diyor. Bosna’da verdiği mücadele, esasında din mücadelesiydi değil mi?

Bosna’da verdiği mücadele öncelikle insan ve sonrasında Müslüman olarak var olma mücadelesiydi. Temel mottosu “Yeryüzünün öğretmeni olmak için gökyüzünün öğrencisi olmak gerekir.” şeklinde özetlenebilir. Yeryüzünde muktedir olmak, medeniyet oluşturmak isteyen kişilerin öncelikle hayat boyu dinin öğrencisi olmaları gerektiğini vurgulamıştır.

Adalet, hayatının anahtar kavramıdır. Adaletin olgun meyvesi olan hoşgörü için; “Hoşgörü tabii bir davranış değil, bir kültür işidir. Dişleri fırçalamayı öğrenmek nasıl gerekliyse, hoşgörülü olmayı da acilen öğrenmek gerek.” demiştir. Hoşgörüyü zaafla karıştırmama adına; “Dilersem Sırpları bana yaptıklarından dolayı affedebilirim ancak kadın ve çocuklarımıza yaptıklarını asla affetmeyeceğiz… Benim hoşgörüm Avrupa değil, Müslüman kökenlidir.” demeyi ihmal etmez. “Ben tarafsızım.” diyen aydına: “Biliyor musun, ben düşmanı lanetlerim ama sıra tarafsıza gelince, onlar tükürülmeye layıktır.” şeklinde haykırmıştır.

Aksiyonlarla dolu yaşamıyla birlikte, hayatın her alanına, estetikten edebiyata, medeniyetten tarihe kadar kafa yormuş bir insan…

Sorunuzun net cevabını Doğu Batı Arasında İslam adlı kitabında bulabiliyoruz. “Bilim ve teknoloji medeniyetin alanına dâhildirler, din ve sanat ise kültürün. Birincisi beşerî ihtiyaçların bir ifadesidir, Nasıl yaşarım sorusuna cevap verir; ikincisi ise beşerî iştiyakların yani ‘neden yaşıyorum’un ifadesidir. Medeniyetin amacı ütopyacı eşitlik ile beraber bir dünya imparatorluğudur; dinin amacı ise göksel krallıktır. Tanrısız bir ahlakî düzen olamaz.” diyerek, önce sahih din anlayışını ortaya koymuştur. Doğu ve Batının kodlarını iyi analiz edebilmiş bir insan Aliya. “Dini açıdan doğulu, eğitim bakımından Batılıyız. Kalben bir dünyaya, aklen diğerine aitiz.” diyerek, akıl ve kalp birlikteliğiyle insan-ı kâmil olma yolunda ilerlenebileceği kararlılığındadır. Bundan dolayı insanı yücelten her şeye kafa yormuştur.

Aliya İzzetbegoviç’in yaşantısına ve eserlerine baktığımızda, bilgiden de ziyade derin bir kavrayış ve incelik görüyoruz.

Çünkü Aliya’nın hayatında iman-amel bütünlüğü vardır. Gençliğinde çok ve farklı okumaları neticesinde düçar olduğu şüphelerini, yine okumaları sayesinde aştıktan sonra, sahip olduğu imanın ateşiyle geçirdi ömrünü. Onun gençlik eseri İslam Deklarasyonu tam bir Müslüman vizyonudur. Müslümanların İslamlaşmasının ve İslam’ın öngördüğü düzenin kodlarını deklare etmiştir. Sahih iman-salih amel prensibinin vazgeçilmezliğiyle şekillenen hayatı, modern zaman Müslümanı için somut ve uygulanabilir örnekliktir. “Hayat, inanan ve salih ameller işleyenler dışında hiç kimsenin kazanamadığı bir oyundur.” prensibiyle hareket eden İzzetbegoviç’in, insanı ve hayatı anlama ve anlamlandırmada oldukça başarılı olduğunu söyleyebiliriz.

Eserlerinin, özellikle de Doğu Batı Arasında İslam’ın, düşünce dünyasındaki yeri nedir?

Hapis cezası almasına sebep olan başyapıtı “Doğu Batı Arasında İslam” kitabında, onun hayatın içinde hatta hayatın kendisi olarak gördüğü İslam hakkındaki vurucu tespitlerini görüyoruz. İslam’ın yeni bir felsefesini sunmaya yönelik bir teşebbüsten ibarettir. Bu kitapla, bugünün düşünce ve olgu dünyasında İslam’ın yerini değerlendirmeyi amaçlar. Ona göre Müslüman dünyanın coğrafî pozisyonunun yeryüzünde Doğu ve Batı arasında mekânı kaplaması gibi, İslam da Doğu ve Batı düşüncesi arasında bir yerlerde bulunuyordu. Dinî veya Ruhî, Materyalist ve İslamî olmak üzere üç dünya görüşünden bahseder. En eski zamanlardan bugüne kadar ortaya atılmış bütün ideoloji, felsefe ve düşünce sistemleri bu üç temel dünya görüşünden birine dayanır. Bunlardan birincisine göre, yegâne veya esas varlık ruhtur; İkincisine göre maddedir. Üçüncüsü olan İslam ise, ruh ve maddenin bir arada varoluşundan yola çıkar. Batıda doğup yetişmiş olan İzzetbegoviç, iyice tanıdıktan sonra Doğu ve Batı’yı İslamî duruşunda kaynaştırmış, orantısız bir Batı düşmanlığı veya Doğu seviciliğinden uzakta, mutedil ve mutena bir anlayış ortaya koymuştur. Üçüncü yol dediği İslam anlayışı; Doğu’nun kalbi ve Batı’nın aklının dinamik mezciyle ortaya çıkmaktadır.

“İslamî Yeniden Doğuşun Sorunları, İslam Deklarasyonu, Doğu ve Batı Arasında İslam, Özgürlüğe Kaçışım ve Tarihe Tanıklığım” kitaplarıyla entelektüel birikimini ortaya koyan İzzetbegoviç, kitaplarında; başta Müslümanlar olmak üzere insanlığın içinde bulunduğu sorunları analiz ediyor ve çözüm metotları öneriyordu. Onun en çok vurguladığı ve önemsediği kavramları; özgürlük, adalet, ahlak ve dürüstlüktü.

Duruşunun, bu zamana yansımaları nasıl olmalı?

Kahire’de kendisine verilen ödül töreninde yaptığı konuşma Müslümanların problemlerini özetler ve aynı zamanda tersinden okunduğunda çözüm yollarını da sunar. Kısaca bahsettiği problemler:

a) Zaman bilinçsizliği. “Bizim dünyamız sanki takvim ve saat yokmuş gibi dakik değil.”

b) Çevre kirliliği.

c) Batıl inançlar.

d) Tevhid dininde şahısları yüceltme.

Buradan şu çözümleri çıkarabiliriz: Zaman bilincine sahip olmak, bireysel ve çevre temizliğini önemsemek, sahih akideye sahip olmak, tevhid bilinciyle yaşamak. İman-amel birlikteliğinin karşı konulamaz, müthiş enerjisine sahip olmalı Müslümanlar. Sahih inanç ve salih amel anahtarlarıyla açılamayacak kapı yoktur dünyada.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.