Ana sayfa - Son Sayı - Öz Şefkat Nedir, Neden İhtiyacım Var, Nasıl Yaparım? / Psikolog Şeyda Betül Kılıç

Öz Şefkat Nedir, Neden İhtiyacım Var, Nasıl Yaparım? / Psikolog Şeyda Betül Kılıç

Öz şefkat nedir?
Öz şefkat genel olarak, kişinin zor zamanlarda, belli sıkıntılar yaşadığında ya da zayıf anlarında, hata yaptığı zamanlarda kendisine karşı duygusal anlamda destekleyici ve anlayışlı olması demektir. Kendimize karşı duyarlı olmak, sevdiklerimiz zor zamanlardan geçerken onlara gösterdiğimiz ilgi, destek ve nezaketin benzerini gerektiğinde kendimize de gösterebilmektir. Başkalarına teselli cümleleri kurarız, onları anladığımıza dair cümleler kurarız, onlara umut veririz, umutsuzluklarında yanlarında oluruz; her türlü hatalarını bize anlattıklarında, yeniden yapmamaları yolunda onları hem uyarır, hem de elimizden gelen şefkat cümleleriyle onları bu kötü histen kurtarmaya çalışırız. Bu şefkattir. Öz şefkat ise, bu şefkatin aynısını kendimize de yöneltme davranışımızdır, yani duygusal rahatsızlığa karşı direnme eğiliminden vazgeçmektir. Bir kişiye, acıya veya acıya olan kendi tepkilerimizi kabul etmektir. “Neden acıyor, neden kötü hissediyorum, neden böyleyim?” demek yerine bunu anlamaya çalışmak, bu hissi hissetmekten kaçmak yerine bu hisle birlikte kalabilme becerisini de bize veriyor öz şefkat.

Öz şefkat bencillikten nerede ayrılıyor? Kendini sağlıklı bir şekilde sevmekle narsisizm arasında nasıl bir fark var?
Başkalarına hoşgörülü davranmak, nazik olmak çok önemli bir şey; ama başkalarına nazik olabildiğimiz kadar kendimize karşı öz nezaket dediğimiz, yani kendimize nazik olabilmeyle ilgili çoğu zaman problemli davranıyoruz. Bunun sebebi de çocukluktan itibaren suçlanarak büyütülmek. Herhangi bir beceriksizliğimizde, yolunda gitmeyen herhangi bir hayat deneyiminde çocuk hemen suçlanır. Mesela, bakkala gidip paranın üstünü getirmeyi unutmuş olan bir çocuğu düşünürsek, bu çocuk beceriksizlikle, unutkanlıkla, sorumsuzlukla suçlanır ve hayat boyu çocuk bu derin izle, hayatının her döneminde tekrar eden ve kendisinde görüp inandığı beceriksizliği, unutkanlığıyla karşı karşıya kalarak kendini etiketler ve bu çocuk artık kendisine karşı öz şefkat duymakla ilgili çok zorlanan bir çocuk haline gelir; çünkü insan, hatalarına rağmen kendini kabul etmek istese bile, içinden gelen o ses, ebeveyn sesi onun kulağına, “Aslında sen buna değmezsin”i fısıldayıp durur.
Bencillikten ayrılan noktasına gelelim. Öz şefkat, hatalarımız da dâhil olmak üzere durumu daha açık görebilmek demek. Öz şefkat hatalarımızı, zayıflıklarımızı yok saymak ya da kendimizi üstün görmek değildir. “İyi ki de bu hatayı yapmışım. Yaptıysam yaptım, ne olmuş ki” gibi, kaba ve bir taraftan ilkel, bir taraftan da bencil olan, narsistçe olan bu cümle yerine, “Hata yapmış olabilirim. Kendimi hatamla kabul ediyorum, bu hatanın varlığını da kabul ediyorum, bu hatanın bende oluşturduğu o rahatsızlık hissini de kabul ediyorum” diyebilmektir öz şefkat. Acıların, zorlayıcı durumların, hataların, yetersizliklerin insan olmanın bir parçası olduğunu bilmek öz şefkat. Biz, bu deneyimleri genel olarak kötü algılarız. Yani herhangi bir hata veya yetersizlik halinde kendimize ne deriz; “Sen nasıl bu hatayı yaparsın?!” Aslında narsizm buradan temellenir. Bencillik de aynı noktadan temellenir. “Sen hata yapmayacak kadar mükemmel bir insansın” atfında bulunursak, insan zalimleşir, bencilleşir ve yıkıcı bir varlığa dönüşür.
Peki, öz şefkat ne yapıyor? “Ben de hata yapabilirim, yetersizliklerim var; çünkü insanım ve bunlar insan olmanın bir parçası” diye kabul ettiğimizde, hatalarımı kabul edip onları düzeltebilmek adına sorumluluk almaya da başlarım. Kendi kendine acımada, diğer insanlarda benzer problemlere sahip olduğunu unutma eğiliminde olabiliyoruz. Kendimize acıma ve başka insanların da aynı şekilde hatalar yapmış olabileceği gerçeğini görmek problemli. Bu yüzden, kendi kendine acımak demek değil öz şefkat, yani “Zavallı ben, ne kadar da yetersizim, ne kadar da güçsüzüm” demek değil. Tabii ki hata yapacağım, bu da benim hatam. “Ne hatası, bunu hata olarak bile görmüyorum” demek de bencillik ve narsizmdir. Öz şefkat, ikisinin de ortasında harika bir yaşamsal deneyim.
Özel ya da daha üstün olduğumuz için değil, yalnızca insan olduğumuz için kendimize nezaketle yaklaşmamızı öğütlüyor öz şefkat. “Sen çok özelsin, harikasın, hatalarınla muhteşemsin” demek değil, bütün bunların da insani olduğunu fark etmek öz şefkat, kendimizi olumlu ya da olumsuz olarak yargılamak ya da kendimizi diğerlerinden üstün ya da alçak görmek değil; ne olumlu, ne olumsuz, olayı olduğu gibi görmek. Bu ne demek? Başımıza gelebilecek herhangi bir olumsuzlukta, diyelim ki, herhangi bir yere elinizde olmadan geç kaldınız ve kendinizi müthiş derecede suçlu ve eksik hissediyorsunuz, yönetememiş hissediyorsunuz; bu çıkarım, bu his hangi düşünceden ileri geliyor? “Ben daha iyisini yapabilirdim, yapmalıydım; ama yapmadım. Eksik bir insanım, beceriksiz bir insanım. İstediğim randevuya vaktiyle yetişemediğim için yetersiz ve suçluyum!” İşte bu çıkarım, bizim oraya ulaşmamızı engelleyen diğer faktörü görmemizi engelliyor. Mesela, trafik faktörünü, ani değişimleri görmemizi engelliyor. Onları görmüyoruz ve reel, yani gerçek olan bazı nedenleri görmezden geldiğimizde kendimize karşı yıkıcı ve suçlayıcı olabiliyoruz. Peki, öz şefkatli davrandığımızda ne yaparız; diğer koşulları da göz önünde bulundururuz ve olayı olduğu gibi görebiliriz. Gitmek istediğim yere geç kalmış olmak beni son derece üzdü ve tatsızlaştırdı. Bu durum anlaşılabilir; çünkü İstanbul’da bir yerden bir yere ulaşmak istediğinizde, zaman zaman elinizde olmayan nedenler yolunuzu uzatabilir. Bunu böylece anladığımda, benim üzerimdeki o ulaşamama duygusu yine beni rahatsız etmekle birlikte, yıkmayacaktır. Öz şefkat, şu an hissettiğim olumsuz duyguya şapka çıkartabilmek, onu kucaklayabilmek, onu anlayabilmektir. Bize zarar veren davranışları değiştirmeye ya da düzeltmeye yönelik yapıcı bir çabaya da öz şefkat diyoruz.
Mesela, yavaş hazırlanan biri olabilirim. Kendime, “Neden ağır hazırlanan, neden organize olamayan birisin? Ne kadar eksiksin, ne kadar da beceriksizsin” demek yerine, olayı olduğu gibi görüyorum ve düzeltmeye dair ne tür adımlar atabileceğimin yolunu açmaya, yani kendi kendime yardım etmeye karar veriyorum. Öz şefkatin içerisinde kendine yardım planları vardır; yani yapamadıklarımızı görürken, yolunda gitmeyenleri görürken, “Bu işin düzeltilebilmesi için ne yapılabilir?” sorusunu hep sormak ve bunun içerisinde sorumluluk almak öz şefkat kapsamındadır.
Tembel ya da keyfine düşkün olmak öz şefkat değildir. “Ne yapalım, ben de böyleyim; geç hazırlanıyorum, her yere geç kalıyorum. Bütün organizasyonlarda sevdiklerimi ne yazık ki bekletiyorum. Onları beklettiğim için onlar da bana anlayış göstermek zorundalar ve beni böyle anlamak zorundalar, kabul etmek zorundalar” demek bencilliktir, narsistik bir durumdur.
İnsanlar neden kendilerine öz şefkat göster(e)miyorlar? Bunun arkasında hangi yetişme bozuklukları ve algı bozuklukları yatıyor? Sevgisiz bir ortamda büyüme, kabul görmeme nasıl etkiliyor?
Üzücü de olsa, çoğumuz, özellikle de çocukluk döneminde hata yapmamamız gerektiği; eğer ille de bir hata yapmışsak da, bunun kendi dikkatsizliğimizden, özensizliğimizden, beceriksizliğimizden meydana geldiği mesajını alıyorsak, kendimize iyi davranmamamız gerektiğine inanıyoruz. Tıpkı, sokakta dayak yiyen çocuğun ağlayarak eve geldiğinde anne-babasından da zorbalık görmesi, azar işitmesi gibi ya da yolda yürürken düşen herhangi bir yetişkinin kendisini suçlayarak çok acı çekmesine neden olması gibi. Yani bu önem verdiğimiz ufak mesajlar birikerek, hata yaptığımız anlarda otomatik tepkilerimizi oluşturuyor. Bazıları o kadar güçlü özeleştiri alışkanlığı geliştirmişlerdir ki, öz şefkat yeteneklerinin de var olabileceğine inanmazlar bile. Neyse ki, kendimizi yargılamaya, özeleştiriye karşı öz nezaket geliştirebilmek, kendimize kibar davranabilmek düşündüğümüz kadar zor değil. Çünkü biz, anatomik olarak da fizyolojik olarak da bilişsel olarak da kendimize şefkat göstermeye daha uyumlu yaratılmışız.
İnsanlar niye kendilerini bu kadar yoğun eleştirirler? Önemli bir soru bu. Niye eleştiriyoruz? Yani her durumda kendimizi disipline etmek ve sorumluluklarımızı fark etmek için bunun işe yaradığını düşünüyoruz? Ebeveynleri, öğretmenleri ve çevredeki diğer kişiler tarafından daha çok sertçe eleştirilirken daha az ödüllendirilen ve yapıcı geri dönüt alamayan çocuklar yetişkin yaşamlarında dahi iyi davranışları arttırmanın tek yolunun istenmeyen davranışları eleştirmek olduğuna dair yanlış inanışlara sahip oluyorlar. Yani iyiye övgü yerine kötüye eleştiri alışkanlığı çocuklukta kazanılıyor. Çünkü biz hep eleştirilerek büyütülüyoruz, hiçbir şekilde olumlu geri dönüş yok. Hep kendimize şunu söylüyoruz: Kendimizi eleştirmez de iyi yaptığımız şeyleri kişisel anlamda değil, davranışsal anlamda, bunu yapabildiğimiz için aldığımız sorumluluğu başarabildiğimiz için kendimize bir övgüde bulunacak olsak, hemen tedirgin olup, şımarıp kontrolden çıkacağımızı ve bunun da türlü felaketlere yol açacağını düşündüğümüz için böyle bir karar alıyoruz ve kendimize hemen ket vuruyoruz.
Sürekli utanmak, utandırılmak da toplumsal bir derdimiz. Yani özeleştiri kapısının çok açık olduğunu biliyoruz. Sürekli aşağılanma halinin toplumda yaygın olduğunu biliyoruz. Ne oluyor; kişi, kendini saklamayı içeren bir duygu olan utançla bir bağlantı kuruyor. Korku tehlikeden kaçmamıza yardım ediyor, kızgınlık kendimizi korumamızı sağlıyor, utanç da aynı amaçla geliştirilen bir durum oluyor. Kendimizi kapatırsak, asosyal bir tip olursak, o zaman da daha az aşağılanmış oluruz gibi de düşünebiliyoruz. Sosyalliğimize ket vuran bu durum da tamamen eleştirilmekten korkmakla ilişkilidir.
Bir insana kendi kendine şefkat duymayı ilk öğreten kişi annesidir. O nedenle çocuklarımıza, kendi başlarına bir şey geldiğinde kendilerine nasıl anlayış göstermeleri gerektiğini anneler olarak biz öğretelim. “Şimdi sana ben, bu acının geçeceğini söylüyorum ya, kendine de bunu söyler misin? Bu acı geçecek. Bununla birlikte kalabilirsin. Biliyorum, canın çok acıdı.” Yani çocukların duygularını anlamak, duygularıyla baş başa kalabilmeleri için onlara yardım edebilmek için yanlarında olmak, kendilerine öz şefkat duymalarını da öğretecektir. Tam aksine, çocuğu ne yazık ki yaşadığı bir eksiklik veyahut da bir hata sonucunda yıkıcı şekilde eleştirdiğimizde ve kendi kendisine de “Sen şu an kendini nasıl görüyorsun? Bence iğrenç hissetmelisin, bence berbat hissetmeyi hak ediyorsun” gibi bir dönüş verdiğimizde, çocuğun hayat boyu her hata yaptığında kendini cezalandırma ihtiyacı duyacağını unutmamalıyız. Kendini cezalandırmak, öz şefkat eksikliğine bağlı kendini cezalandırma durumu çok büyük sonuçlarla karşımıza çıkıyor. Danışanlarımızdan gördüğümüz saç dökülmesi, bel ağrıları, kasılmalar, gerilmeler, kötü uyku, anormal derecede bedenine zarar verecek hızla ve çılgınlıkta yemek yeme gibi pek çok tikler, toplumsal durumlardan kendini izole etme davranışları, tırnak yeme, kendini mükemmel olmaya zorlama, “Ancak mükemmel olursam kabul edilebilirim. En basiti, içimde kendi kendimi ancak böyle kabul edebilirim” demek, tüm bunlar bunun sonucunda oluşacak, yani şefkatsizliğin sonucunda oluşacak olumsuz sonuçlardır.
Genelde mükemmeliyetçi insanlar da mı öz şefkat eksikliği bulunuyor?
Genellikle kendisine öz şefkat duymayan kişiler mükemmeliyetçi değil, çoğunlukla çocuklukta bolca somut anlamda aşağılanmış ve çok yara almış çocukluğu olanlarda daha fazla görülüyor. Yani yapıcı olmayan özeleştiri yıkıcı, negatif bir etki bırakabiliyor. Eleştiri hiç mi olmasın; elbette ki olabilir, ama sert olmayan, insanları üzmeyen, kalplerini kırmayan, yapıcı, geliştiren eleştirilerin bir önemi var. Ona geri bildirim diyoruz aslında, çok fazla eleştirici kelimesini de kullanmıyoruz.
Okula giderken, en önemli ödevinin kitabını getirmeyi unutan bir arkadaşınıza, kendisini çok suçlu hisseden bu arkadaşınıza ne derdiniz? Şöyle mi derdik acaba: “Ne kadar aptalsın hakikaten de, amma da dikkatsizsin. Herkes getiriyor kitabı, bir tek sen getirmiyorsun. Herkes bıktı senin bu unutkanlığından. Niye bu kadar dalgınsın ki? Kendinden emin olup gezen bir sürü öğrenci varken, sen dalga geçilecek bir tipsin.” Mesela, böyle dediğini düşünün. Bu nasıl olur? Çoğu zaman da içimizden kendimize bunu demiyor muyuz; bunu diyoruz. Peki, bu cümle ne cümlesi? Bu cümle, yüksek derecede yıkıcı eleştiri cümlesi, cezalandırma cümlesi, aşağılama cümlesi. İçerisinde bir gram bile, bir damla bile öz şefkat barındırmayan bir cümle. “Kendimize öz şefkat göstermeyelim. Aman, kendimizi şımartmayalım” fikrine bir karşı çıkma olarak bu örneği veriyorum.
Peki, öz şefkat cümlesi kurarsak çok mu hatalı bir şey yapmış oluruz? Bence değil. Mesela, arkadaşımız kitabını getirmeyi unuttu. Ona dönüp şunu söyleriz: Eğer onu aşağılamak istemiyorsak, “Eminim, kitabını unuttuğunu fark edince sen de çok üzülmüş ve utanmışsındır. Ama hangimizin başına böyle şeyler gelmiyor ki? Geçen gün ben de çok önemli bir yere giderken, doğum gününe gidiyordum, hediye götürecektim, hediyeyi unuttuğumu fark ettim. İnanılmaz kötü hissettim. Şu an senin ne hissettiğini az çok anlayabiliyorum. Sonra birkaç kişinin sürekli olarak hediyemi getirmediğimi fark ettiğini düşündüm. Tabii ki, kendimi çok kötü hissettiğim bir duyguydu. Seni çok iyi anlıyorum.” Böyle söylemek nasıl bir şey? İnsanın kendisine bunu söylediğini düşünün. Kendisine dönüp, herhangi bir unutkanlık halinde, “Kim böyle şeyler yaşamıyor ki? Olabilir, yani hepimiz insanız. Öfke duyuyor olabilirim şu an kendime, neden yaptım diyebilirim, kendimi ihmalkâr bulabilirim; ama hayır, dünyada bu şekilde unutmayan, hata yapmayan hiç kimse yok. Peki, bir daha unutmamak için ne yapabilirim?” Önlem almak için cezalandırılmamış olmanız lazım. Cezalandırıldıktan sonra insan önlem almak istemiyor, daha fazla soğuyor ve olayla bağlantısını koparmaya çalışıyor. Ama eğer önlem alırsak, çok daha fazla yol alıyoruz, en azından kendimize karşı daha doğru stratejiler yansıtmaya ve uygulamaya başlıyoruz.
Öz şefkat insanı vurdumduymaz bir hale getirebilir mi? Öz şefkat kendini kandırma haline dönüşebilir mi?
Öz şefkat, insanı vurdumduymaz yapmıyor. Öz şefkat, aksine, kendinize karşı yıkıcı davranışlarınızı değiştirerek yol almanızı ve hayata karşı sorumluluk almanızı geliştiriyor. Bu vurdumduymazlık değil; aksine, sorumluluk almak manasına geldiği için, acılarımıza isyanımızı azaltıp acı çekmeyle aramızı da düzeltiyor, yani acıyla aramızı da düzeltiyor daha doğrusu ve üzgün ve öfkeli olduklarımıza kendimizi yüklenmek yerine, bu üzgün hissetmenin çok insansı olduğunu, insanın bazen üzülebileceğini, hiçbir yere kaçmadan bu üzüntü duygusuyla kalabilmenin aslında çok öğretici olduğunu fark etmemizi sağlıyor. Çünkü insanlar acıdan kaçtıkları sürece bir şey öğrenemiyorlar. Her acı kendi içinde en büyük bilgeliği barındırıyor kişiye karşı. Kendilerini kötü hisseden bazı insanlar vardır; hemen toplumdan izole olurlar. Aslında temelinde narsistçe bir tutum vardır, ego vardır. Yani kişi ne der; “Ben nasıl böyle bir hata yapabilirim. Dolayısıyla kendimi tecrit etmeye ihtiyacım var. Bu hatamla görünür olmamalıyım” diye düşünüp, kendisini her hata yaptığında izole etme, kapatma ve bir şekilde hapsetme ihtiyacı duyar. Eğer kendinize karşı öz şefkatiniz varsa, kendinizi olduğunuz halinizle, yani ne varsa, kötü hissetmek, acı çekmek, hata yapmak, bütün bu halinizle kabul etmek, insan olduğunuzu kabul etmek, bunların insansı özelliklerin olduğunu fark etmek ve kendimize bu anlamda, hatalara rağmen sahip çıkabilmek demek öz şefkat. İşte böyle olan kişiler, kendilerine karşı duyarlı ve anlayışlı olan kişiler kendilerini koruyabiliyorlar ve kaçınmadan orada kalabiliyorlar. Kötü hissettiğinizde, dünyada benim gibi kötü hisseden pek çok kişi olduğunu kendime hatırlatırsam, kendime öz şefkat duymamı hızlandırmış olurum. Benim için önemli bir şeyde başarısız olduğumda, başarısızlığın yalnız benim başıma gelmediğini fark edersem ve birçok insanın başarısızlık deneyimiyle başarıya ulaştığını fark edersem, kendime karşı anlayışım yükselmez mi? Başarısızlık aslında başarıdan daha cömert bir duygudur. Çünkü kendimizi başarılı hissettiğimizde gelişmemiz yavaşlar; fakat başarısız hissettiğimizde, daha iyisini yapmak üzerine zihnimizi dolduracağımız ve birçok yol arayacağımız için çok daha fazla gelişiriz. Dolayısıyla başarısızlık, aslında başarıdan daha cömerttir. Bunu da fark edelim.
Öz şefkat gösteremeyenler nereden başlamalı, nasıl düşünmeye çalışmalı kendilerine nasıl telkinlerde bulunmalı?
Öz şefkat gösteremeyen kişiler ilk önce başkalarına karşı nasıl şefkat gösterdiklerini fark etmeliler. Yani ben kendimi sürekli suçlayan biriysem, suçluluk duyuyorsam, “Ben de insanım, hata yapıyorum. Peki, bunu nasıl en aza indirebilirim?” diye düşünmek yerine sürekli kendimi aşağılıyorsam, beni benden daha fazla suçlayan daha başka biri var mı etrafımda, ilk önce bir bakacağım. Genellikle kendimize karşı çok yoğun bir şekilde suçlayıcılık barındırıyoruz. Aslına bakarsanız, bizi bizden daha fazla hiç kimse aşağılayamaz, en fazla biz kendi kendimizi aşağılayabiliriz. Sizi koşulsuzca seven hayali bir arkadaşınızdan kendinize bir mektup yazarak başlayabilirsiniz. Sizi koşulsuzca seven, kabul eden, nazik ve şefkatli biri olsun bu ve tüm güçlü yanlarınızı gören biri. Size ne söylerdi? Unutmayın ki, bu arkadaşınız insanların sınırları olduğunu biliyor ve size affedici yaklaşan birisi. Arkadaşınız, sizi şu anki siz yapan milyonlarca şeyin farkında. Kendinizde yetersiz gördüğünüz şey sizin seçemediğiniz birçok sebeple ilişkili. Genleriniz, aile geçmişiniz, yaşamsal koşullarınız, tüm bunlar aslında sizin kontrolünüzün dışındaki şeyler. Şimdi, bu hayali arkadaşınızın gözünden kendi yetersizliklerinizi, yargıladığınız yanlarınızı düşünerek bir mektup yazın kendinize. Özellikle kendinizi çok acımasızca eleştirdiğiniz, cezalandırdığınız zamanlarda size şefkatini nasıl verebilir? Size yalnızca bir insan olduğunuzu nasıl hatırlatır, hangi cümlelerle hatırlatır? Bütün bunları yazın ve koşulsuz olarak kabul edilmenin ne hissettirdiğini fark edin. Bu çok önemli. Mektubu yazdıktan sonra onu bir kenara bırakın, sonra tekrar dönün ve okuyun, tekrar okuyun, sözcüklerin içinizde akmasına izin verin, şefkatin içinize akmasına izin verin, sizi rahatlatmasına ve yumuşatmasına izin verin. Sevgi, bağlanma ve kabul sizin doğuştan hakkınız. Onu talep etmek için yalnızca kendinize bakmanız yeterli.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.