Oyunculukta Yeteneğin Yanında Eğitim de Kaçınılmaz / Sahne Sanatları Uzmanı & Oyuncu Koçu Şafak Sağlam

Şafak Bey bize kendinizi tanıtır mısınız?

Şu anda sahne sanatları ve oyuncu koçluğu yapmakla mücadele ediyoruz. Bunun haricinde, kişisel gelişim ve satış-pazarlama eğitimleri veriyoruz. Ama ana işim olarak sahne sanatları ve oyuncu koçluğu arayışı yapıyorum.

Sanat hayatına nasıl başladınız?

1996-99 yılları arasında Edremit Kültür Sanat Derneği’nde tiyatro ekibinde oyuncuydum. Bunun haricinde, hayat, askerlik süreci derken, aileme yardımcı olarak bir süre ticaretle uğraştım. Daha sonra, tabii, içimdeki bu sanat ihtiyacı, sanat yapma, sanatla ilgilenme ihtiyacı tekrar ateşlendi ve tekrar sanata yöneldim ve aşağı yukarı 2009’dan beri tekrar, gerek eğitimci, gerek aktör olarak sanatın içinde aktif yer almaya başladım. Fakat eğitim kısmı daha heyecanlı olduğu için bununla harmanlandık diyebilirim.

Temel oyunculuk ve tiyatro eğitimlerinde adaylar neler kazanıyorlar, neler öğreniyorlar?

Temel oyunculuk eğitimlerinde kişiler öncelikle kendilerini tanımayı öğreniyorlar, yaşamı nasıl gözlemleyeceklerini öğreniyorlar, gözlemledikleri bu yaşamda aldıkları doneleri, ipuçlarını kendilerine uygulamayı ve kendilerinden sıyrılıp yeni bir karakterle bunu yansıtmayı öğreniyorlar. Zaten bu eğitim sürecinde kendi kişisel kimliğimizden, toplumsal statümüzden, bu üstümüze yapıştırılan etiketlerden sıyrılmayı öğreniyoruz. Çünkü bunun getirdiği davranışsal özellikler var, toplumun kazandırdığı kimliksel özellikler var; bunların hepsini bir kenara bırakmak gerekiyor ki yeni bir kimlik inşa edebilelim. Bir noktada herkese tavsiye edebileceğim bir eğitim. Dolayısıyla, işin tekniği var. Temel oyunculukta zaten aslında kişilere verdiğimiz, işin tekniği. Çünkü öncelikle kişide yetenek olması gerekiyor; yetenek, hayal gücü ve fantezi boyutu olması gerekiyor. Bizim yaptığımız, teknikle bunları süslemek. Kişideki yeteneği, hayal gücü ve fanteziyi açığa çıkartıp, işin tekniğiyle buluşturduğumuzda kişi bunları sergiliyor. Kısacası, yaptığımız, kişiye işin tekniğini öğretmek ve kişinin kendi iç dünyasındaki bu özellikleri açığa çıkarmasına yardımcı olmak.

Vücut dilimizi doğru kullanmak, bu da oyunculukta çok önemli; bununla ilgili neler söyleyebilirsiniz?

Tiyatro, tiyatro oyunculuğu, sinema oyunculuğunun da başıdır. Her şeyin çatısını tiyatro oluşturuyor. Tiyatro çatısının altında diksiyon var, tonlama var, sesimizi kullanmak, bunun haricinde, bedenimizi kullanmak var; buna da jestler diyoruz veya beden dili diyoruz. Bunların hepsinin farklı ifadeleri var. Bunları da tek tek incelemek gerekiyor. Aslında sadece tiyatro oyunculuğunun dışında, hayatın içinde de birer oyuncuyuz.

Oyunculuk nedir diye açtığımızda, iki tarz oyunculuk var; yaşam oyunculuğu ve sanat oyunculuğu. Yani yaşam aktörlüğü ve sanat aktörlüğü. Yaşam aktörlüğünü yaşıyoruz zaten. Nasıl yaşıyoruz? Eşimize, dostumuza, müşterimize, herkese farklı davranış şekilleri sergiliyoruz. Dolayısıyla, farkında olmadan, bilinçdışı yaptığımız bir oyunculuk var.

Bir de bunun dışında, sanat aktörlüğü var. Sanat aktörlüğü ise şu: Bir karakteri sahnede oynayan kişiye sanat aktörü diyoruz. Birbirine yakın gibi dursalar da çok daha farklı. Çünkü ikincisi, yani sanat aktörlüğü daha üst düzeyde bir çalışma, disiplin gerektiriyor; sanat aktörlüğünde, yaşam aktörlüğündeki gibi reflekssel değil de daha bilinçli, her hareket üstüne çalışılmış ve seyircinin algısını, seyircinin düşünce yapısını etkilemeye yönelik hareketler söz konusu.

Anonim oluyor sanki değil mi, bazı jestler, mimikler; yani herkesin ağlaması gülmesi farklıdır değil de, bazı anonimlerin, yani ortak parantezlerin içine giriliyor oyunculukta.

Evet. Temel olarak bazı duygular evrenseldir beden dilinde, jest ve mimiklerde. Özellikle mimikleri ele alırsak, mimiklerde özellikle temel duygular vardır; öfke, kızgınlık, sevgi, mutluluk, aşk… Bu tür duygular genel olarak evrenseldir, insanlar bunları ortaklaşa verirler. Bu, İngiltere’de, Avustralya’da, dünyanın neresinde olursanız olun aynıdır. Afrika’daki bir yerliyle bile karşılaşsanız, ondaki mutluluk ifadesi de aynıdır, Türkiye’deki bir insanın mutluluk ifadesi de genel olarak aynıdır. Ama bunun dışında, profesyonel bir çalışmayla yapılmış aşağı yukarı 2 bin tane farklı mimik vardır. Bunlara farklı anlamlar yükleriz; durumlara, olaylara ve an’a göre değişkendir bunlar. Dolayısıyla, bunları değerlendirirken de durum ve olaylara göre değerlendiririz, olay içinde değerlendiririz.

Tiyatro da bir iletişim sanatı. Aslında yaptığımız şey bir iletişim sanatıdır. Toplumla iletişime geçiyor sanatçı ve fikir, düşünce karşı tarafa aktarılmak için birtakım argümanlar kullanılıyor. Bu argümanların içinde de hâliyle en güçlü olanı beden dili. Çünkü insanlar daha fazla görsel oldukları için, görsele hitap etmemiz gerekiyor. Dolayısıyla, kullandığımız kelimelerin anlam seviyesi ne kadar düşük olsa da ona bedensel olarak ve mimik olarak yüklediğimiz anlam çok daha etkili hâle geliyor. Hani klasik tabiriyle, iletişim derslerinde ve tiyatroda da öğretildiği gibi, söz yüzde 10 etkiye sahipken, sözün içinde, sözleri söylerken kullandığımız tonlamalar yüzde 30 etkiye sahiptir aşağı yukarı; fakat beden dili ve jestler ve dâhilindeki mimikler yüzde 60 etkiye sahip. Yani vücudumuzu ve mimiklerimizi kullanmadan anlattığımız her şey, bir de üstüne tonlamayı da kullanmıyorsak tamamen çöküp gidiyor. Dolayısıyla, bunları tam bir senkronize, yani uyumlu bir şekilde kullanmamız lazım. Ki karşı tarafa bir şey anlattığımızda, gerek sözlü, gerek iş icabı ya da sanatsal boyutta bunları ne kadar senkronize kullanırsak, ne kadar birbiriyle uyumlu ve ahenkli kullanırsak, karşı tarafa anlattığımız fikir ve düşünceler de o derece yerine ulaşır.

İyi bir oyuncunun özellikleri nelerdir? Oyunculardan neler bekleniyor?

Şu anda dizi-tiyatro sektörü oldukça canlanmaya başladı. Televizyon, bazı programlar sayesinde tiyatronun da ön plana çıkmasını sağladı. İsim vermek gerekirse, “Güldür Güldür” ve “BKM” gibi programlar tiyatronun da canlanmasına faydalı oldular. Sektör oldukça canlandı ve dünya çapında da iyi noktalara gelmeye başladık. Dolayısıyla, sektör artık profesyonel insanlar bekliyor; işin farkında olan, işin bilincinde olan, nasıl yapması, nasıl uygulaması gerektiğini bilen insanlar istiyor. Bu, figürandan tutun da başrol oyuncuya kadar herkes için geçerli. Yani içsel yetenek, içsel kabiliyet bir noktaya kadar; ama figüran bile olmak istesek belli bir eğitimden geçmek gerekiyor. Dolayısıyla, eğitimin değeri yadsınamaz.

Peki, iyi bir oyuncuda ne olur, neler olması gerekiyor? İyi bir oyuncu önce kendini eğitecek. Mimiklerini ve jestlerini nerede nasıl kullanması gerektiğini bilecek. Mesela sete başladığınızda, hangi anda, hangi sözde hangi hareketi yaptığını, ses tonunu nerede yükseltip nerede düşürmesi gerektiğini, cümlede vurguyu nerede yapması gerektiğini çok iyi bilmesi gerekiyor. Güçlü bir hafızaya ihtiyacı var, sürekli kayıt alan bir hafızaya ihtiyacı var. Yüksek bir disipline ihtiyaç var; yoğun bir çalışma. Dolayısıyla, eğitim kaçınılmaz. Eğer bu sektöre girmek isteyen arkadaşlar varsa eğitim kaçınılmaz.

Oyuncu adaylarına tavsiyeleriniz neler?

Oyuncu adaylarına genel olarak tavsiyem, öncelikle kendilerini keşfedecekler. Bir oyuncunun üç tane argümanı var öncelik olarak. Kişisel-içsel yetenek ve kabiliyetinin dışında, sesini çok iyi kullanması lazım, farklı perdelerde ses tonunu iyi kullanması lazım. Bunun haricinde, mimiklerini, yüz ifadelerini çok iyi vermesi lazım. Tiyatro oyununda yüz ifadeleri, mimikler, hareketler çok abartılıyken; sinema oyunculuğunda bunlar çok daha ufak hareketlerdir, ama etkili hareketler olmalıdır. Dolayısıyla, yüz, mimik ve bedensel jest hareketlerini iyi çalışması lazım. Bunun için de iyi bir gözlem, ayna önünde çalışmalar çok etkili. Bunun haricinde, bunu yaparken de iyi gözlemlemeliler; insanları, toplumları, toplumsal kültürleri; kahvede, sokakta, otobüste… İnsanları iyi gözlemlemek lazım. Çünkü insanlar doğal hâllerindeyken doğal mimikleri çok iyi verirler. Bu doğal mimikleri veren insanlara “Bu mimiği ver” dediğinizde, maalesef, veremiyorlar. Çünkü refleks olarak verdiğini profesyonel olarak vermek, bilinçli olarak vermek biraz sıkıştırabiliyor insanları. Bir de toplumsal olarak biz, “Erkekler ağlamaz, erkekler üzülmez, erkekler çok fazla sevinmez…” gibi bir anlayışa sahibiz. Genel olarak duygusal anlamda erkekler bastırılıyor ve ifadelerini vermekte sıkıntı yaşıyoruz. Dolayısıyla, gözlem ve uygulama önemli. Bu uygulama da nerede; öncelikle ayna karşısında çalışma, yeni teknoloji sayesinde cep telefonları ve bilgisayarın kayıt cihazları, kameraları karşısında kendilerini oynayıp denemeleri gerekiyor, kendilerini gözlemlemeleri gerekiyor.

 

Yorum bırakın