Ana sayfa - Arşiv - Oyun Sektörü, Film ve Müzik Sektörünü Geride Bıraktı / Oyungezer Dergisi Kurucusu Sinan Akkol

Oyun Sektörü, Film ve Müzik Sektörünü Geride Bıraktı / Oyungezer Dergisi Kurucusu Sinan Akkol

53-oyunOyun sektörünün çok hızlı büyümesi, Türkiye ve Türkiye’deki gençler için hangi fırsat kapılarını aralıyor?

Oyun sektörü, aslında Türkiye’de çok uzun zamandan beri ciddiye alınmıyor. Oyun dediğimiz zaman, çocuğun bilgisayar başına veya televizyon başına geçip ömrünü tükettiği bir mecra olarak görülüyor. Kaldı ki özellikle gençlere aynı oyun sektörünün çok büyük katkısı var. Gençlerin televizyon programı vesaire yapması, oturdukları yerden mümkün değilken, artık dünyada öyle bir hâle geldi ki hiçbir şey bilmeyen bir kişi -azimli olmak şartıyla- boş vaktini harcamadan, “İnternette ben bu işi öğreneceğim.” diye kendini adadığında, bedavaya eğitim alabileceği yüzlerce, binlerce video serisi var; Youtube üzerinden olsun, eğitim blogları üzerinden olsun. Sıkı bir disiplinle kendini eğittiğinde, kısa sayılabilecek bir sürede bir şeyler üretebilir hâle geliyor. Aplikasyonlar üretebiliyor, basit oyunlar üretebiliyor. Türk gençlerinde çok büyük bir potansiyel var. Ama maalesef, bizim gençlerimizde “Ben yapamam.” gibi bir önkoşul var. Bu nereden geliyor, bilmiyorum. Eğitim sistemimizden olabilir, aile yapımızdan olabilir. Çok basit bir şekilde, elinin altında internet varken, internette aradığı her şeyi yazıp başlayabilecekken, bunlardan imtina ediyorlar.

Oyun sektörü tamamen zihinsel bir yatırım gerektiriyor. Tabi çok büyük çaplı paralardan bahsediyoruz. Son kerteye vurduğumuzda, üst düzey bir oyunun yapım maliyeti 200 milyon dolarlara kadar ulaşabiliyor. Ancak çok basitten başlayarak, bebek adımlarıyla kendini geliştiren insanlarımız hem kendisine hem de Türkiye’ye çok büyük katkılar sağlayabilir.

Şu günlerde çok revaçta bir şey olduğu için söyleyeyim: Enerji santrali, nükleer santral yapmak gibi büyük yatırımlar isteyen bir şey değil bu. Gereken tek yatırım, insan gücü, zihin ve azim. Yani çok ciddi anlamda başarılı olan küçük küçük oyunlarımız var. Artık birkaç oyun yapmış, ceplerinde kalan son 10 bin dolarla “Hadi, bir oyun daha yapalım.” diye ortaya atılıp şu anda 10 milyonun üstünde kullanıcıya ulaşmış 1010! diye bir oyunumuz var. Sürekli, en çok oynanan oyunlar listesindedir. Tabi o insanlar da “Hadi, ben oyun yapayım.” diye yola çıkan insanlar değil; bu konuda kendini yetiştirmiş insanlar. Ama bu, Türkiye’de verilen eğitimle çok çabuk kazanılan bir şey değil. Bu konuda ilerlemek için gençlerin hakikaten kendini bu işe vermesi lazım. Oyun sektörü, bitmiş bir sektör de değil, sürekli yenilikler çıkıyor. Gençler için sürekli bir fırsat var.

Türkiye’de oyun sektörü ne durumda, potansiyel ne? Avantajlarımız, dezavantajlarımız neler? Türkiye’de oyun kitlesi kimler, kaç yaş grubu oyun oynuyor?

Türkiye’de 15 milyona yakın oyun oynayan insan var. Tabi bunun içinde 7 yaşından 70 yaşına kadar uzanan, kadın, erkek, çocuk, bütün skalayı kapsayan bir oyuncu kitlesi var. Son birkaç seneye kadar, özellikle mobil platformların bir oyun platformu olarak revaca gelmesine kadar, üretim yapılan bir yer değildi, sadece tüketim yapılıyordu. Tüketimde de dünya çapındaki rakamlarda çok geride olduğumuz için, firmaların herhangi bir şekilde dikkat ettiği bir ülke değildi Türkiye. Şimdi, 200 milyon dolara yapılan bir oyun düşünün, 10 bin dolara yapılan bir oyun düşünün. İşte mobilin girmesiyle birlikte çok daha az yatırımla oyun yapabilmeye başlandığından, Türkiye’de de başarılı mobil oyunlar çıkmaya başladı. Ama istediğimiz seviyede mi? Hayır, çok daha iyisi yapılabilir.

Türkiye’nin yıllık 464 milyon dolarlık bir oyun sektörü var. Mesela Güney Kore’nin 15 sene kadar önce ekonomisi bize yakındı. İleri teknolojiye yatırım yaparak ekonomisini çok hızlı büyüttü ve oyun sektörü de onunla birlikte büyüdü. Güney Kore’de sadece oyun sektörünün büyüklüğü 4 milyar 224 milyon dolar, yani bizim 9 katımız. Bu seviyeye gelebileceğimize inanıyorum. Çünkü bulunduğumuz yer itibarıyla önümüz çok açık. Ama potansiyelimizin şu anda yüzde 10’undayız. Yani Türkiye’ye de çok büyük katkı sağlayacak bir potansiyel bu. Yavaş yavaş devlet de bunu görmeye ve teşvikler vermeye başladı.

Türkiye’de bir şey üretmek isteyen insanlar doğru kapıları çalarlarsa o parayı elde ediyorlar. Azim, takım çalışması ve gençlerin kendine inanması noktasında çok çok büyük eksikliğimiz var şu anda. Eskiden para da bu eksiklerin başında geliyordu. Artık maddi olarak destek aradığınızda ve doğru yerlere gittiğinizde bulabiliyorsunuz. Destek alacağınız yerlere, “Bakın, ben şöyle küçük bir şey ürettim, şu oyunu yaptım, daha büyük çaplı bir şey yapmak istiyorum. Lütfen, bana bir destek imkânı sağlayın.” denilmesi lazım. Bizim gençlerimiz ya “Ben yapamam.” noktasında çakılıyor, ya da sadece “Benim şahane bir fikrim var, ama nasıl yapacağımı bilmiyorum.” diyerek bu bütçeyi almaya çalışıyor. Tabi aklı başında olan kimse de vermiyor o zaman o bütçeyi. Gençlerin kendi kendine, tüketimden üretime yönlenmesi veya bu konuda güdülenmesi gerekiyor.

Oyun sektörünün dünya ekonomisindeki payından bahseder misiniz?

Dünyada CD satışları durmadı; 5 sene öncekiyle aynı seviyede gidiyor, ama hiçbir artış yok. Tüm müzik sektörü 15 milyar dolar, 2015 tahmini büyüklüğü. Sinema sektörü 39 milyar dolar, oyun sektörü 91 milyar dolar. Yani film ve müzik sektörünü toplayıp 2 ile çarpın, oyun sektörünü ancak geçiyor. Dünyadaki durum bu. Oyun piyasası yıllık yaklaşık yüzde 15-20 oranında büyüyor. Türkiye’de yüzde 30 oranında büyüyor. Fakat Türkiye’nin başlangıcı ya da piramidin temeli küçük olduğu için, üstüne çıkılan da çok küçük oluyor. Yüzde 30 artsak da yüzde 20’yle artan bu büyüklükte bir pazarda daima çok küçük bir paya sahip olacağız. Bizim zıplama yapmamız lazım. Yani dünyada oyun sektörü kadar önem verilen, herhâlde şu anda enerji sektörü, ilaç sektörü gibi sektörler vardır. Oyun, eğlence sektörlerinin başında geliyor.

Mobil oyunlardan Facebook’ta oynanan, görünüşte basit olan Candy Crush isminde bir oyun var. Bunun iki tane daha versiyonu çıktı. Geçtiğimiz aylarda büyük bir oyun firması, sadece Candy Crush markasına sahip olabilmek için 5,9 milyar dolar ödedi.

Bu rakamlar insanlara hakikaten çok inanılmaz geliyor; zaten inanmıyorlar böyle bir şey olduğuna. Cep telefonunda bu oyunu oynayıp bu oyuna para veren kaç kişi var? Neredeyse milyara yakın insan var. Bu potansiyeli satın almak için, bir firma başka bir firmaya 5,9 milyar dolar verebiliyor. Biz bu konuya uyanabilsek Türkiye hem kendi içinde hem de yurtdışıyla çok ciddi bir rekabete girecek. Böyle başarılı birkaç oyuna imza atan bir firmanın, Türkiye’den yurt dışına 1 milyar dolara satıldığını düşünsenize; yer yerinden oynar Türkiye’de.

Dünya pazarında şu anda dolaşan paranın büyük çoğunluğu inşaat sektörü veya enerji sektörünün haricinde, birisi yeni bir şey üretiyor olsun -o yeni üretilen yazılım olabilir, oyun olabilir- ömrünün başında veya ortasında “Ben para verip ortak olayım. Büyürse kâr ederim.” mantığıyla cebinde parasıyla dolaşan insanların cebinde. Facebook’un sahibi Zuckerberg’i düşünün; sürekli bir şeylere yatırım yapıyor bu insanlar. Çünkü artık ceplerindeki parayla fiziksel bir ürün almak onlar için manalı değil; daha fazla gelir elde edebilmek için yazılıma para yatırıyorlar. Tabi yazılım daha geniş bir kavram ama oyun daha kârlı şu anda. Tabi korkunç bir rekabet var, herkes bunun farkında.

Her gün 1200-1500 yeni aplikasyon çıkıyor, sadece Apple platformu için ve bunların içinde kendinizi göstermeniz elbette çok güç. Ama oyun üreten gençlerin bir iki başarısızlıkta ümidini kaybetmeyip sürekli denemeleri hâlinde, eninde sonunda başarıya imza atıp ellerindeki firmaları, fikirleri yükselerek çok güçlü hâle getirebileceklerine inanıyorum. Fakat Türkiye’de bu üretme kültürü yok.

Yazılımcıların oyun sektörüne bakışı nasıl?

Yazılımcı bulmakta biz bile güçlük çekiyoruz. Yeni web sitesi yapacağımız zaman 7-8 ay yazılımcı aradık. Yazılım, Türkiye’de önemsenmiyor. Amerikan Başkanının bundan 3-4 sene önce yaptığı bir konuşma vardı; “İlkokullara yazılım dersi eklemeliyiz.” diye. Aynısının Türkiye’de olması lazım. Çünkü içtiğimiz çay, onu içine koyduğumuz bardak vesaire hepsi bir yazılım ürünü. Tamam, başında bir operatör duruyor, bu bardağı şekillendiriyor belki ama o şekillendiren, o makineyi çalıştıran şey bir yazılım; bu çayın ne kadar pakete gireceğini ölçen bir yazılım, ağırlığını ölçen bir yazılım. Hayatın artık her alanında yazılımcıya ihtiyacımız var. Ben bunu üstüne basa basa söylüyorum: Türkiye’de yetişen her çocuğun ilkokuldan itibaren yazılım öğrenmesi lazım. Nasıl İngilizce öğreniyorlarsa yazılım da öğrenmeleri lazım. Çünkü artık bundan sonra dünyada, büyük bir felaket olup da tüm elektronik eşyalar çalışmaz hâle gelmezse, yazılımın önemi bitmeyecek. Çünkü insanla makine arasındaki iletişim giderek artıyor ve bu iletişimi sağlayacak tek dil yazılım. Bu, oyun sektörünü de etkiliyor, diğer sektörleri de etkiliyor. Bugün başlasak, çok uzun vadeli bir yatırım olacak bu. Pedagoglar, eğitimciler, bunun nasıl yapılacağını belirler. Belki 10 sene sonra bunun meyvesini yemeye başlayacağız, ama mutlaka yapılması lazım. Yani Türkiye’de yetişen her çocuğun, ucundan kenarından yazılım öğrenmesi lazım; çünkü bu konuda çok büyük açığımız var. Çok ciddi bir bilgi birikimi eksikliğimiz var; bunun çok hızlı kapanması gerekiyor. Maalesef, biz büyük oyun yapma trenini kaçırdık. Bu oyunları yapmamız mümkün değil; çünkü bu bilgi birikimi Türkiye’de yok. Ama bütün her şey değişti. Cep telefonlarına çıkan oyunlar artık bu büyük oyunların ömrünü de ufak ufak törpülüyor. Çünkü o büyük oyunlara 150-200 milyon dolar harcanırken, çok daha düşük bütçelerle 20 oyun yapıyorsunuz ve o 20 oyundan bir tanesi öyle bir fırlıyor, patlıyor ki büyük oyunlardan daha fazla gelir elde ediyorsunuz. Bu tür küçük oyunlar yapma ihtimalimiz ve imkânımız çok güçlü, çok fazla. Şu anda oyun sektöründe bundan 5-6 yıl öncesine nazaran çok daha şanslıyız.

Üniversitelerimizde oyun tasarımı bölümleri var mı?

Bahçeşehir Üniversitesi, bizim de yakinen çalıştığımız bir kurum. Onun haricinde, özel üniversitelerin çoğunda böyle bölümler var. Fakat bir iki üniversitedeki birkaç bölümle Türkiye bu konuda atılım yapamaz. Türkiye’nin bu atılımı yapabilmesi için gençler mobilize olmalı, “Bir şeyler üretmeliyim oyun sektörü konusunda.” demeli, tüketimden üretime geçmenin planlarını yapmalı. Gençlerimiz, “Ben nasıl üç boyutlu modelleme yapabilirim, nasıl üç boyutlu doku tasarlayabilirim?” “Hangi alanlarda programcılık öğrenebilirim?” diye, bunların peşine düşmeli.

Batı’da herkes kendi evinde, ilk çıkan bilgisayarlarla ufaktan kodlayarak başladı. Hiçbir yerde, üniversitede bir eğitim vesaire yoktu; ama tamamlayıcı şeyler var. Bunların başında matematik geliyor. Özellikle programcı olmak için çok ciddi matematik bilgisi gerekiyor. Grafik tasarımcı olmak için, sanatsal bir göz ve yetenek olması gerekiyor. Bunun eğitimle paralel olarak ilerlemesi gerekiyor. Sonuç olarak, gençlerimizin bir şekilde motive olup tüketimden üretime geçmesi gerekiyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.