Ana sayfa - Manşet - Osmanlı’nın Dünyayı Yöneten A Takımı / Tarihçi Yazar Zafer Bilgi

Osmanlı’nın Dünyayı Yöneten A Takımı / Tarihçi Yazar Zafer Bilgi

“Enderun” ne demek? Enderun’da nasıl bir eğitim veriliyor?

Enderun kelimesi “en derin”den geliyor. Topkapı Sarayı içerisindeki en derindeki oda, en derun anlamına geliyor. Askeriyede bu usul halen devam ediyor; en üst düzeydeki komutanın odası en içteki odadır. Sarayda da içeriye girersiniz, en derindeki oda padişahın odasıdır, has oda. Padişahın yanında Enderun mektebi vardır. Yani Enderun talebesi en derindeki odada olduğu için Enderun ismini almış. Bu bir. İkincisi de orada verilen ilmin en derin ilim olmasından ötürü de bu isim verilmiş diyor kaynaklar.

Nasıl bir ilim var, nasıl bir derinlik var? Şöyle ki: İlm-i siyaset, ilm-i hitabet, ilm-i kıyafet, ilmihal gibi, yalnızca insanın yönetimle ilgili değil de iletişimle ilgili veya askeriyeyle ilgili veya insanlarla olan devlet münasebetini yürütmesiyle ilgili kısımları veya dini duruşuyla ilgili, ahlaki duruşuyla ilgili veya yemekle ilgili bile mesela, mutfaktaki lezzet kavramına hâkim olmasına kadar, bütün alanlarda derin bir ilim veriliyor. Bu derin ilmi de herkes kaldıramadığı için, Enderun’a her öğrenci alınmıyor.

Öğrenciler Enderun’a nasıl seçiliyor?

Osmanlı, genelde, bir yeri fethettiğinde, fethettiği topraklardaki sahipsiz, annesi babası veya ikisinden biri olmayan çocukları veya ailelerin birden fazla çocuğu varsa onlardan bir tanesini istiyor. 6-12 yaş veya 6-15 yaş arasındaki çocukları (süreç içerisinde bazen değişkenlik göstermiş) alıyor. Gayrimüslim çocuklara daha çok teveccüh göstermiş, ama illa gayrimüslim olsun diye bir kaide yok. Anadolu’da da böyle bir devşirme siyaseti gütmüş. Örneğin Balkanlarda bir yeri fethetti, orada daha çok gayrimüslim çocuklar olduğu için, gayrimüslim çocukları topluyor. Diyor ki, “Siz anne ve babanızdan müsaadeyle, birden fazla çocuksanız ve dünyayı yöneten bir devletin yönetim kadrosunda, idari kadrosunda bulunmak istiyorsanız, bir sınavımız var, bu sınava girin.” Bu şekilde haber salıyor, bu habere göre de çocukları topluyor. Bu çocukların içerisinden seçim yapılıyor.

Neye göre eleme yapılıyor?

Kabaca şöyle söyleyebiliriz: Çok uzun olmayacak, çok kısa da olmayacak. Köse olmayacak, kel olmayacak, görüntüsü göz dolduracak. Fizyonomi ilminden anlayan bir sınıf var Osmanlı’da. Onlar da çocukların avucunun içine, yüzüne bakıp hangilerinin yetenekli olduklarını, gelecek vadettiklerini tespit edermiş.

Enderun’a talebe seçen uzmanlar da Enderun içerisinden kişiler olurmuş. Enderun’daki kişilerin kıyafeti, görüntüsü, hitabeti gerçekten çok seçkin ve çok görkemli olduğu için, insanlar bundan etkilenip, biz de böyle olalım diye, rol model alma adına özellikle oraya girmeye çalışıyorlar. Oradaki aileler de, çocukları geleceğini, istikbalini kurtarsın diye Osmanlı’ya vermek istiyorlar. Osmanlı, dünyayı yöneten bir sistem, o sistemin içerisinde olmaktan onur duyuyor insanlar bir yerde.

Yine çeşitli imtihanlarla seçmeler devam ediyormuş. Mesela bunları askeri bazı imtihanlara sokuyor. Mesela koşma, güreş, atıcılık, binicilik gibi yoğun ve yorucu imtihanlardaki başarılarını ölçüyorlarmış. Akıl ve ahlaklarını ölçmek için de imtihanlar uyguluyorlarmış. Mesela sofra kuruyor, o sofrada herkesin önüne bir çorba koyup, uzun saplı kaşıkla çocukların o çorbayı yemelerini istiyor. Bu çocuklar içerisinde, uzun saplı kaşıkla, hemen yemeye kalkışanları kafasında eliyor. İçlerinden bir tanesi akıllı, “Bu uzun saplı kaşık bize niye verildi?” diye düşünüp, karşıdaki kâseden alıp, arkadaşına, can kardeşine yediriyor; karşıdaki de -tabii, burada izleyen var onları- bunu görüp, onu taklit ederek o da yediriyor. Tüm bu imtihan sonuçlarına göre seçimler yapılmış oluyor.

Bu tarz elemelerden sonra seçilen çocuklar Topkapı Sarayına getiriliyor. Sarayda ufak yaştan itibaren bir saray kültürü almaya başlıyorlar. Hatta birkaç sene sarayda kaldıktan sonra, Türk örf, gelenek ve âdetlerini öğrensinler diye yakınlardaki Türk ailelere de veriliyor bir kısmı, oradan tekrar saraya geliyor. Mesela Müslümanlarda kız isteme âdeti nasıl, Müslümanlarda nasıl gelin çıkar, damatlık nasıl olur veya misafirperverlik nasıl olur, cuma kültürü nedir, cuma namazı öncesi nasıl hazırlıklar yapılır veya gelinlik çağına gelen bir bayanın izdivaç süreci nasıl gerçekleşir veya hastaya ziyaret adabı; bunları ancak yaşayarak öğrenebilir, biri anlatamaz çocuğa. Anlatsa bile hep bir yerde eksik kalır. Bunları evde birkaç sene öğrendikten sonra saraya geri geliyorlar.

Enderun öğrencileri hangi alanlarda eğitim alıyorlar?

Sarayın içerisinde yeteneklerine göre sınıflandırılıyorlar. Her sabah namazından sonra başlayan süreçte, bir terbiye, eğitim, tedrisat metoduyla derinlemesine ilim verilmeye başlanıyor.

Öncelikli olarak askerlik ilmi çok iyi veriliyor, bunlar bir yeniçeriymiş gibi yetiştiriliyor. Mesela hemen hemen hepsi çok iyi ata biniyor ve atıcılık yapabiliyor. Bugün nasıl ki hemen hemen hepimiz çok iyi okuma yapabiliyoruz, çok iyi yazabiliyoruz veya nasıl ki telefonu çok rahat kullanabiliyoruz; o dönemde de sarayın içerisindeki her Enderun mektebi talebesi çok iyi ata biniyor, at üzerinde atıcılığı çok iyi yapabiliyor. Güreşi, yüzmeyi öğreniyorlar.

Askeri eğitimi hemen hemen hepsi almak zorunda. Askeri eğitimi çok iyi aldıktan sonra, bir kısmı askeriyede derinleşebilir; ama aynı zamanda dini temel bir eğitim de alıyor hepsi. Askeri eğitimin yanında dini eğitimi de derinlemesine veriyorlar. Aynı şekilde ilm-i hitabeti de temel olarak alıyorlar, ilm-i siyaseti de temel olarak alıyorlar. Bir sabah kalktınız, içinde bulunduğunuz durum farklı bir durum; onu nasıl dine uygun ve hayatın akışına uygun bir şekilde değerlendirip kendinizi idare edebilirsiniz; yani bulunduğu ortamda kendini bir şekilde adapte edebilmek için bir eğitim de veriliyor.

Bu çocukların hemen hemen hepsi temel pozitif ilimler dediğimiz ilimlere vakıflar, dini ilimlere vakıflar. Astronomi alanında bir saatin Ramazanda nasıl ayarlanacağını veya günlük saat dilimlerinin nasıl ayarlanacağını hem hayatın içerisinde biliyorlar hem de rasathanedeki gözlemlerle tespit edebilecek bir derinliğe de sahipler. Dini ilimler, pozitif ilimler, siyasi ilimler, hitabet ilimleri, kıyafet ilmi, temizlik kültürü, bunların ilmini öğretiyorlar.

Hangi kıyafet hangi kişide düzgün durur, uzun olan kişi hangi kıyafetleri giyinebilir, biraz daha tıknaz olan kişi hangi kıyafetleri giyinebilir, hangi motifli kıyafetler hangi durumlarda giyinebilir… Biz buna Osmanlı’da teşrifatçılık diyoruz; sarayın içerisinde, üst düzey konuklar gelecek, o konukların karşısında dünyanın en güçlü devletini temsil edecekler.

Yemeğin de temel eğitimini verirlermiş. Hangi yemek nerede tüketilir, yemekten önce neler yenilir, yemekten sonra hangi şerbetler içilir… Bazıları da aşçılık eğitimiyle beraber aşçılığı da yapıyor orada, temizliği de yapıyor bizzat.

Bu çocuklar kültürü öğrendi, saray dışına çıktı, birkaç sene eğitim aldı geldi, sarayın içerisinde temel eğitimi de aldı. Artık bu çok iyi bir şekilde kıyafet ilmine sahip, askeri ilme sahip, dini ilimlere sahip, pozitif ilimleri biliyor, siyaset ilmini biliyor, hitabeti biliyor. Bir tanesinde derinleşmeye başlıyor. Derinleşmeye başladığında, Osmanlı diyor ki, biz bu çocuğu bu alandaki uzman kişinin yanına gönderelim. Belli alanlarda, derinleşmiş kişiler var sarayda. Askeri alanda derinleşecekse, o alanda derinleşmiş kişinin yanına gönderiliyor. Askeri alandakiler bir yere kadar geliyor, bir yerden sonra beylerbeyi olarak, saray dışına çıkarılıyor. Askeri anlamda artık uzman olmuş, saraydan, Enderun’dan çıkıp beylerbeyi oluyor. Veya yemek alanında uzmanlaştı diyelim; aşçının yamağı olarak aşçının yanına verilip, yetiştiriliyor. Nereye kadar gelebiliyor; padişahın yanındaki çeşnigir dediğimiz, padişaha yemek sunan kişi oluyor. Ya da siyasette uzmanlaşıyor.

Enderun’dan yetişmiş Osmanlı’da söz sahibi olmuş kişilere örnek verebilir misiniz?

Sokullu Mehmet Paşa, Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, bunlar Balkanlar’dan devşirilen, saraya giren burada yetişen kişiler. Sokullu Mehmet Paşa, yamalı elbiselerle Balkanlar’dan çıkıp gelmiş… Giyecek ayakkabısı yokmuş ayağında, onu hatırlıyor. Kayıtlarda şöyle geçiyor: “Yağmurlu bir kış gününde, ayaklarım üşüdüğünde, giyecek bir ayakkabı bulamayıp, orada yaşlı bir kadıncağız bana büyük birinden kalmış bir ayakkabı vermişti, onu unutamıyorum.” diyor. O ayakkabıyı giymiş, onunla saraya gelmiş. O yırtık ayakkabıyı da bir kenara koymuş, nereden geldiğini unutmasın diye.

Sokullu Mehmet Paşa bu şekilde saraya girmiş. Sokullu Mehmet Paşa, padişahın en fazla akıl danıştığı kişi oluyor. Yamalı elbiselerle girdiği saraydan, dünyanın en büyük, en güçlü ve gerçekten de Roma’dan sonra en uzun ömürlü imparatorluğunun padişahtan sonra en güçlü kişisi oluyor. Sokullu Mehmet Paşa diyor ki: “Gerçekten burada hakkaniyet var. Çünkü benim hiçkimsem yokken, herhangi bir bağım yokken, sarayda da benimle bağ kurabilecek kimse yokken, ben liyakatim, sadakatim ve kendi özümle bunları alabilme meziyetim olduğu için padişah beni veziriazamlığa getirdi.”

Sokullu Mehmet Paşa padişaha o kadar bağlı ki, “Ben bir hiçtim, dünyanın en güçlü devletinin veziriazamı oldum. O zaman, padişah hakikaten benim ailem, babam, ağabeyim, karındaşım, dünya ahiret benim en yakın dostum oldu.” diyor. Öyle görüyorlar padişahı. Ve padişah bir görev verdiğinde olur da yapamazsa görevi, sert cezalara da boynu kıldan ince. “Çünkü ben bir hiçtim, beni padişah getirdi buralara. Ben, padişahla beraber Allah’a hizmet etmek için görevlendirilmişim, ama bu görevi yapamadım; padişah ne derse odur.” diye düşünüyor.

Bağlılık noktasında şuna biz eminiz: Öyle bir sadakat gösteriyorlar ki, padişah, “Kellen alınacak” dediğinde bunların hiçbir itirazı yok. Çünkü bir hiçti, en zirveye padişah taşıdı, kendi o zirvedeyken birazcık zirvenin sarhoşu oldu, birtakım daha da iyi olaylara girişirken başaramadı. Yerinde sayma olayı Osmanlı’da yok; ya geliştireceksin ya gideceksin. Çünkü sen zirveye taşındın, zirvede sürekli daha iyisine ulaşabilmek lazım. Dünyanın tamamına İslam’ı yaymadan rahat yok padişaha. Böyle bir gözle bakıyorlar. Zaten haritalarını yapıyorlar, her gün yeni bir yeri İslam’la müşerref kılmak adına görevli hissediyorlar kendilerini.

Osmanlı devlet kadrolarında sadece devşirmeleri mi kullanıyor?

Diyorlar ki, “Niye devşirmeye, niye Enderun’a bu kadar bel bağlıyor Osmanlı, niye kendi elindeki kaynakları kullanmıyor?” Derinlemesine baktığımızda tarihe, mesela Anadolu Türkmen beylerinden vezir olup, veziriazam olup da çok üst düzey görevleri yapanlar var. Bir örnek de oradan verelim.

Fatih Sultan Mehmet döneminde Çandarlı Halil Paşa var. Çandarlı Halil Paşa Maraşlı. Çandarlı Halil Paşa veziriazam oluyor. Padişah İstanbul’u kuşatacak, padişaha, “Girişme bu işe, bu çok zor.” diyor. Padişah, “Girişeceğim.” diyor. Padişah yanındaki genç vezirlerle bu işe girişiyor ve başarıyor. Çandarlı hakikaten girişmesini istemiyor; tek başına, gencecik bir hükümdarın bütün gücü eline alması onun işine gelmeyecek. Ve Roma’yla olan birtakım yazışmaları da ortaya çıkıyor. Ve padişah şüpheleniyor; “Araştırın, servetine bakın.” diyor. Servetine bakıyorlar, devletin servetinin üzerinde bir serveti var. Ve sarayın içerisinde bir kadrolaşma da oluşturmuş, sarayın yarısı kendinden olmuş. Bunun üzerine, bir gece ansızın kellesi alınıyor. Çandarlı’nın sonu böyle olmuştur.

Diyorlar ki: “Niye Türkmenlere böyle görevler verilmiyor?” Veriliyor, gayet rahat veriliyor. Son döneme kadar verilmiş. Vezirlerin içerisinde Arap kökenli olanlar, İran kökenli olanlar, Türkmenler, devşirmeler var. Sadece denenip sadakate bakılır. Hangisi daha fazla sadakat gösterirse onun üzerinden devlet yönetilir.

Bunlar 6-7 yaşlarından itibaren Enderun’dan aldıkları o derin eğitimden ötürü bir sadakat kültürü oluşturmuşlar ve 50 yaşında da o sadakat kültürüyle hareket etmekten vazgeçmiyorlar. Yani çocuğun ruhuna, mayasına ta ufak yaşlardayken şekillendirecek öyle bir eğitim ve derin bir donanım işliyorlar. Osmanlı “Ben bu çocukları Hakk’ın rızasına dönük bir yönetim amacıyla işleyeyim, alabildikleri kadar da bu yönetimden onların istifade etmesini sağlayayım.” diye yetiştiriyor. Ve istifade ettirmiş. Bir süre sonra sarayın içerisi artık bir tür üstün yetenekliler fabrikası olmuş. Ve bu fabrikanın içerisinden çıkan bu ekip, çok iyi noktalara gelip, Osmanlı’nın dünyayı yöneten A takımı olmuş.

Mesela Kanuni Sultan Süleyman, Yavuz Sultan Selim, Fatih Sultan Mehmet; bunların Batı’dan gelen hocaları da çok. Ben Fatih Sultan Mehmet’in çocukluğuyla ilgili uzmanlaştım. Yani Fatih nasıl bir gençti, nasıl bir çocuktu, anne karnından 21 yaşına kadar olan süreci birazcık daha irdeledim, onunla ilgili bir eser hazırlığı yaptım; ilk çalışmamız, ilk kitabımız onunla ilgiliydi. Fatih, çocukluk döneminde Enderun’a gidiyor, Edirne Sarayında, Fatih’in çocukluğunun geçtiği yer. Enderun sistemi yeni yeni kurulmuş, çok aktif değil. Ama yabancı, farklı tabiatta, Venedik, İtalyan veya Türkistan taraflarından gelen hocaları var. Dünyanın her tarafını görmesi, bilmesi için o tarz hocalarla yetiştiriliyor. Fatih’ten sonraki süreçte Enderun’un Topkapı Sarayı’na yerleşme süreci başlıyor. Fatih, Topkapı Sarayını yaptırıyor ve bunu sistemli hale getiriyor. 1450’den sonra, 1500’lü yıllara doğru kuruluş ve tamamlanma aşaması Enderun’un. Sistemli hale gelişi Fatih Sultan Mehmet dönemi sonrasıyla bağlantılı. Yavuz Sultan Selim dönemi ve ondan sonraki Kanuni Sultan Süleyman döneminde biraz daha Enderun’un elle tutulur başarılara bir şekilde yol açtığını düşünebiliriz. Yaklaşık 1800’lere kadar Enderun çok iyi çalışmış. 1800’lü yıllardan sonra Enderun’a gereken ehemmiyet de sağlanamıyor ve ne zamanki Sultan Abdülmecit döneminde 1878’li yıllar, Kırım Savaşında ilk dış borç alınır İngilizlerden ve Topkapı Sarayı yetmez diye Dolmabahçe Sarayı yapılır, Dolmabahçe Sarayı yapılınca Enderun sistemi de artık bir şekilde rafa kaldırılır.

Enderun’un kaldırılmasıyla padişahın yanında Osmanlı’nın öngörüsünü sağlayabilecek danışmanlar da olmayınca, yabancı tandanslı veya oradan beslenen fikir adamları padişahlara biraz yön verince, Osmanlı biraz daha yıkıma doğru sürüklenir. Yani Enderun mektebi sizin ana lokomotifiniz; ne zamanki o lokomotif çalışmıyor, tren artık gitmiyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.