Ana sayfa - Manşet - Osmanlı’da Ramazan Kültürü / Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil

Osmanlı’da Ramazan Kültürü / Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil


Osmanlı’da Ramazan için nasıl hazırlıklar yapılırdı?
İnsanlar Ramazan’a hazırlık odaklı son iki ayı geçirirler. Stoklar yapılır, kilerler doldurulur. Ramazan için nerenin en meşhur yiyeceği varsa onların hepsi depolanır. Zira iftar ziyafetleri verilecektir. Bu arada devlet de tembihnameleri meşhur eder. Tembihnameler, Osmanlı’nın da 18. yüzyılın ikinci yarısından itibaren, 19. yüzyılda görülen hususiyetlerdir. Bu dönem insanlarda, Ramazan için lakaytlığın başladığı bir dönemdir. Çünkü bir şeyin kıymetini herkes biliyorsa, herkes hazırlığını yapıyorsa bir tembihname yayınlamaya gerek yoktur. “Şöyle yapacaksın !..” demenin bir manası yok. Bir sıkıntı görülürse tembihname yayınlanmaya başlar. Mesela kanunen nizama uyulmuyorsa, o zaman devlet birtakım yasaknameler çıkartmaya başlar. Osmanlı’da dini yaşantıdaki bazı hatalar son yüzyıllarda görülür. Devlet yayınladığı tembihnameleri vaizlerle ya da halka tellallar vasıtası ile sokaklarda ilan eder. Bu ilan ile Ramazan’ın geldiği, Ramazan’a hürmet edilmesi, dükkânların önüne yiyeceklerin açık konulmaması gerektiği vurgulanır. Tembihnamelerde özellikle temizlik hususu üzerinde durulur. Başka bir husus, herkesin görebileceği yerlerde ve açık yemek yasaklanmıştır. Hiç kimseye oruç tutmuyor gözüyle bakılmaz, bir özür sebebiyle tutamıyor diye hüsn-ü zan edilir. Kadınların teravihe gidecekleri camiler önceden belirlenir, ilan edilir. Böylece devletin Ramazan ile ilgili bazı tedbirler aldığını görüyoruz. Bu tedbirlere tembihname denilir. Tembihnamelere uymayanların cezalandırılacağı da ilan edilir.
Ramazan’ın geldiği nasıl ilan ediliyordu?
Evet, bu, Osmanlı’da çok önemli husus. Vaktin, günlerin, ayların tespitini yapan muvakkithaneler vardır. Muvakkithaneler, saati ve namaz vakitlerini en hassas ölçümlerle, hesaplamalarla yapardı. Osmanlı’da en gelişmiş ilimlerden biri budur. Dolayısı ile Ramazan’ın başlamasını tespit etmek de çok önemlidir ancak Ramazan’ın başlamasında esas olan hilali görmektir. Onun için mutlaka ay takip edilir ve Ramazan’ın başladığı ona göre ilan edilirdi. Ramazan’ın başlangıcını tespit etmek İstanbul kadısının vazifeleri arasındaydı.
Kadı, Şaban ayının 29. gecesi, görevlileri toplar, ziyafet verir ve ardından görevlileri belli yerlere yollar. Görevliler, Süleymaniye Camii’nin, Fatih Camii’nin, Beyazıt Camii’nin, Ayasofya Camii’nin minarelerinde hilali takip ederler. Oralarda gözlem yaparlar ve hilali gördükleri zaman hemen kadıyı haberdar ederler. Ardından Süleymaniye Camii’nin kandilcisine haber gönderilir ve kandiller yakılır. Artık Ramazan’ın geldiği ilan edilmiş olur ve müthiş bir sevinç dalgası bütün memleketi sarar. 1.Murat Han’ın Bağdat Seferi’nde son gülleyi atan top, Topkapı Sarayı’nda bir daireye yerleştirilmiştir ve yıl boyunca dolu durur, senede bir defa Ramazan’ın başladığını ilan etmek için ateşlenir.
Osmanlı’da iftar davetlerinden bahseder misiniz?
Ramazan’ın en önemli hususiyeti iftarlardır. Zira iftarlar Ramazan’ın en sevinçli anlarındandır. Müslümanlar iftarı erken sahuru geç yapmaya özen gösterirler, dikkat ederler. Son vaktine kadar sahur yemeğini yerler. Bunlar kulluğun, acizliği de gösteren hususiyetleridir.
İnsanlar ya iftardadır ya iftar vermektedir, başkası düşünülemez. Osmanlı toplumunda yalnız yemek yiyen kişi neredeyse görülmez. Ramazan ayı muhabbeti de ortaya çıkartıyor, paylaşmayı çıkartıyor, zengin fakir bir sofrada buluşmayı ortaya çıkartıyor. Fakirlere iftar veriliyor, yiyecekler ikram ediliyor. Bugün de kumanya dağıtmalar, sokak iftarları, çadır iftarları belki en çok yaşayan Ramazan âdetlerimizdendir. Bizde iftar programlarından hiç vazgeçilmedi. Milletimiz gerçekten özellikle iftar verme konusundaki âdeti olduğu gibi devam ettiriyor ki bu çok güzel bir hususiyet. Osmanlı’da ilk üç gün resmî iftar olmaz. İnsanlar ilk üç gün aileleriyle iftar etsinler diye bu şekilde düşünülmüş. Dördüncü günden itibaren resmî iftarlar başlar ve özellikle vezir-i azamın iftarları çok mühimdir. Vezir-i azam iftar vereceği zaman o iftar ziyafetlerine kimlerin geleceği padişahın onayından geçer.
Osmanlı konakları iftarlarda misafirlerle doludur. Üç sofra kurulur bir tarafta, evin erkeği ve misafirleri, diğer kurulan sofrada ise evin hanımı ve misafirleri bulunur. Bir diğer sofrada ise davetsiz misafirler kurulur. Çat kapı girilir. Yani konaklarda yolda olanlar, iftara yetişemeyenler, fakirler konakların kapısını rahatlıkla çalar ve iftarlarını açarlardı.
Ramazan’da çalışma saatlerinde düzenlemeler oluyor mu?
Ramazan, bir sevap ayıdır. Ramazan kazanç ayıdır. İnsanlar Ramazan’da, kendilerini tamamen manevî kazanca ayırırlar. Ramazan’ı bir manevî kazanç ayı olarak görürler. Devlet de buna odaklıdır. Devlet, çalışma saatlerini buna göre ayarlar. İnsanlar zaten işlerini Ramazan’a bırakmadıkları için Ramazan’da iş çok azdır. Devlet çalışma saatlerini öğle ile ikindi arasına koyar. Yani öğleye kadar olan çalışma saatlerini kaldırır, çünkü genelde insanlar sahura kadar uyumazlar.
Çalışanlara müsamaha artar. Mesela çalışanlar da nöbetleşe iş yaparlar. İşte dört kişi var ise ikili ikili çalışırlar. İki kişi var ise birer kişi çalışırlar. Devlet, herkes Ramazan’ı huşû içinde ibadetini yapsın diyerek tedbirini alır ve bu noktada insanları rahatlatır. Osmanlı’da Ramazan’da okullar tatildir. Osmanlı’da Ramazan ayı resmî tatildir. Kandil günleri ve Cuma günleri de tatildir. Başka da tatil yoktur.
Ramazan’da padişahın huzurunda yapılan huzur derslerinden bahseder misiniz?
Huzur dersleri Osmanlı’ya ait bir uygulamadır. Huzur dersleri Ramazan ayında padişahların huzurunda yapılan ilmî dersler, ilmî faaliyetlerdir. Osmanlı padişahlarının, Orhan Gazi’nin, Yıldırım Beyazıt’ın, 2. Murat’ın, Fatih Sultan Mehmet’in ilmî faaliyetler yaptığı, huzurunda ilmî münazaralar yaptırdıkları, seferlere giderken yanına âlimleri çağırıp yolculuk esnasında ilmî münazaralar yaptıkları bilinir. Yani padişahın atının üzerinin bir medrese olduğunu, sarayının bir medrese yuvası olduğunu söyleyebiliriz. Ama 3. Ahmet döneminden itibaren ve oğlu 3. Mustafa döneminden itibaren huzur dersleri yani 18. yüzyılın ortaları Ramazan ayına mahsus olarak, Ramazan ayında padişahın huzurunda yapılan derslerdir.
Bu dersler Ramazan ayında öğle ile ikindi arasında yapılır. Burada dersi anlatacak kimseye mukarrir denilir. O gün dersi anlatacak bir âlim seçilir. Âlim zat, o günkü anlatılacak ayeti okur ve açıklamaya başlar. Beş tane de muhatap dediğimiz âlim vardır. Mukarrir ayeti okuyup tefsirden açıklamaya başladığı zaman, muhataplar soru sormaya başlarlar. Yani Osmanlı’da dersler, birisi bir dersi anlatsın diğerleri dinlesin şeklinde değil de, soru-cevap şeklinde yapılır. Dersler, sorularla konu derinlemesine incelenerek münazara şeklinde geçer.
Savaş için sefere çıkıldığında Ramazan’da yapılan uygulamalar hakkında bize ulaşan bilgiler var mı?
Klasik dönemde, Osmanlı padişahları çoğunlukla Ramazan ayında seferlerde oluyorlar. Padişah seferde, normal yol devam ediyor, orucunu tutuyor, akşam iftarını açıyor ve tekrar yola devam ediyorlar. Bayramda bayram tebrikleşmesini yapıyor, devamında savaşa sefere devam ediyorlar. Padişahların savaşa çıkmadığı zamanlarda, saraylarda olduğu zamanlarda biz saraylardaki Ramazan’ı daha fazla takip edebiliyoruz.
İftar programları nasıl kutlanırdı, neler yapılırdı?
Padişahlar memur ve askerlerine ikinci bir maaş verirlerdi. Genelde Ramazan’da verilen bu ilave maaşa, iftariye ve ramazaniye adı verilir. Kriz dönemlerinde bile bu maaşı verebilmek için devlet tahvilleri basılmıştır. Tahviller satılır borca münasip olarak gelen parayla maaşlar verilirdi. Hatta padişah 2. Abdülhamit Han bu maaşı kendi şahsi servetinden veriyordu.
Bu ay hayır yapma ayı, ikram etme ayı olduğu için Müslümanlar Ramazan’ı bereketli geçirsin, hayrını rahat yapsın, sadakasını, zekâtını rahat versin niyetiyle padişah bizzat kendi parasından dahi bu maaşları insanlara veriyordu.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.