Ana sayfa - Manşet - Onur Dilber İle Söyleşi

Onur Dilber İle Söyleşi

“Seksenler” yeniden çekilmeye başladı. İzleyici de özlediği dizi “Seksenler”i her akşam ekranda görmekten çok memnundu. Sonrasında gelişen salgın sonrası çekimler durdu. Bu sefer “Ev Yapımı” isimli yeni bir projeyle karşımıza çıktınız. “Seksenler”, “Ev Yapımı” dizileri ve oradaki rollerinizle ilgili neler söylemek istersiniz?
“Seksenler” dizisindeki rolümün bu kadar sevilmiş olması beni çok mutlu ediyor. Üstüme yapışır mı yapışmaz mı korkusu olmadan mutlu oluyorum. İsterse 30 sene sonra insanlar yine “Komiserim” desinler, bu beni rahatsız etmez. Sevilmiş ki insanlar üstüme o derece yapıştırıyor. Bizim meslekte önemli olan, başka rollerle de buluşabilmek. Ne mutlu, şükürler olsun başka rollerle de buluşabiliyorum. Meslek hayatı bu açıdan şimdilik iyi gidiyor. İnsanların Komiser Rıza’yı üstüme o kadar yapıştırmasını mutlulukla karşılıyorum.
“Ev Yapımı”ndaki rolümle ilgili de şunu söyleyeyim: O zaten gerçek kişiliklerimizle, karakterlerimizle yakın gibi görünüyor; ama aslında tam da öyle değil, yine bir senaryo dâhilinde oynuyoruz rollerimizi. Oradaki rolüm beni şöyle mutlu etti: Acaba “Seksenler” seyircisi beni şivesiz, başka bir karakterde gördüğünde kabul edecek mi kaygısı taşıyordum. Çünkü “Yahu, yok, şive yap, şivesiz olmuyor.” da diyebilirlerdi. Böyle dememiş olmaları, o rolü de orada sevmiş olmaları, onu da sahici bulmaları beni çok mutlu etti. Zaten bizim meslekte asıl olan sahici olmak; hangi rolü oynuyorsak oynayalım samimiyet ve sahiciliktir, asıl olan bu. “Ev Yapımı”ndaki rolümü de sahici bulmaları, bir olumsuz eleştiri almamam beni çok mutlu etti.
Size gelen teklifleri değerlendirirken nelere dikkat ediyorsunuz?
Bu o dönemin koşullarına göre değişiyor. Bazen sadece ekonomik nedenlerle de bir filmi kabul etmek durumunda kalabiliyoruz. Ama elimden geldiği kadar salt ekonomiyi, maddi karşılığını düşünmeden seçmeye çalışıyorum. Nedir bunlar? Karakter derinliği olması, bu zamana kadar oynadığım başka bir role benzemiyor olması beni heyecanlandıran şeyler oluyor. Mesela uzun yıllar “Seksenler” dizisinde Karadenizli bir komiseri oynadıktan sonra, “Görevimiz Tatil” gibi bir filmle bana gelen Ege şiveli Cafer karakteri beni cezp etti, hemen oynamak istedim; çünkü kendimi de zorlayacaktım, farklı bir rol olacaktı. O yüzden, kendimi zorlayacağım başka karakterleri oynamak benim için öncelikli oluyor. Bunun dışında, ne kadar sürecek, nerede çekeceğiz, çekim programı nasıl olacak gibi şeyler de seçim yaparken tarttığım konular oluyor. Ama asıl olan, karakterin, benim oynamayı isteyebileceğim ve bana yeni bir şeyler katabilecek ve seyircime de başka şeyler gösterebileceğim bir karakter olması, bu benim için öncelikli oluyor.
Rolü aldıktan sonra o role girme süreci nasıl işliyor? Rolünüze nasıl hazırlanıyorsunuz?
Bu süreç benim için yoğun bir empati yapma süreci oluyor, o karakterle empati yapıyorum, isterse o kötü bir karakter olsun. Mesela “Görevimiz Tatil”den yine örnek verelim, orada oynadığım karakter, asla sevemeyeceğimiz, benim de sevemeyeceğim bir karakter, ama onunla bile empati yapmaya çalışıyorum. Empati yapıp karakteri içselleştirmek çok önemli. Mesela orada Ege şivesi yapmak zorundaydım, Ege şivesi benim çok hâkim olduğum bir şive değil. Karadenizliyim, Trabzonluyum, o yüzden Karadeniz şivesi cepte, onu iyi yapabiliyorum. Ama Ege şivesi için filmin çekileceği İzmir-Ödemiş-Birgi Köyü’ne bir hafta öncesinden gittim. Orada kahvehanede, bağda bahçede köylülerle bir hafta zaman geçirdim ki şiveyi öğrenebileyim. Hazırlık sürecim şive açısından öyle geçti. Yine diğer filmler için, diğer roller için de aynı şeyi söyleyebilirim; role girmek için o karakteri anlamak gerekiyor. Onu anlamak için de empatinin asıl olan olduğuna inanıyorum. Bir an kendinden kurtuluyorsun, zaten meslekteki sevdiğim şey de o; kendinden, kendi sıkıntılarından, kendi haletiruhiyenden kurtulup, başka bir karakteri anlamaya çalışıp, onun ruhunu, onun duygularını hissetmeye çalışıyorsun. Benim, bir rolü aldıktan sonra her günüm o karakter gibi düşünmekle geçiyor. Bunu istemsizce yapıyorum, birazcık şu role çalışayım diye mesai ayırmıyorum. Zaten o süreç içerisinde farkında olmadan ben o karaktere kısmen dönüşmüş oluyorum.
Son tiyatro oyununuz “Joseph K.”, gündeminizde yeni tiyatro oyunu da var mı?
Son oyunum, “Joseph K.”, hâlâ devam ediyor; daha doğrusu devam ediyordu, virüsten dolayı durmak zorunda kaldık, sezonu erken kapattık. Virüsle ilgili durumu yeni açıklamaları, takip ediyoruz. Eğer tiyatrolar açılırsa haziranda oynamayı düşünüyoruz. Ama tabii, virüs meselesi hâlâ muğlak, süreç belli değil, o yüzden bekliyoruz. Önümüzdeki sezon da “Joseph K.” devam edecek.
Şu an için provasında olduğum bir oyun yok, ama eğer normale dönersek hemen bir oyun daha yapmak istiyorum. Çünkü “Joseph K.” üç sezondur devam ediyor, bir üç sezon daha oynarım; çünkü çok keyifli, kapalı gişe bir oyun, seyirci çok memnun. O yüzden o oyunu yine oynarız, ama artık, üç sezon oynadıktan sonra yeni bir oyun ihtiyacı hissediyor insan, yeni bir oyuna daha girmek gerekiyor. O yüzden, yine “Joseph K.” gibi güzel bir metinle, güzel bir ekiple, yeni bir oyunla sahnede olursam önümüzdeki sezon mutlu olurum. Hayırlısı diyelim, umarım olur.
Gelecek sezonla ilgili planlarınız var mı? Seksenler yine devam edecek mi?
“Seksenler”in devam edip etmeyeceği henüz belli değil. Seyircinin beklentisi devam etmesi yönünde, devam ederse güzel olur. Ben önceden, bir iş 6, 7 sezon sürmemeli derdim, hâlâ da öyle söylüyorum, ama “Seksenler”in çok ayrı bir yeri oldu, apayrı bir tadı var. O yüzden, “Seksenler”, insanların aradığı o sıcak, samimi duyguları işleyen bir iş olduğu için, onun biraz daha devam etmesi bence sıkıntı değil. Ama tabii, kesin bir şey yok devam edip etmeyeceğine dair.
Onun dışında, o devam etmediği durumda, eh, tabii, televizyonda başka işlerde olmak isterim. Onu da süreç belirleyecek, şu an için net bir şey yok. Ki zaten salgından dolayı sektör durmuş durumda, yeni projeler bizlere de aktarılmıyor şu an için. Ama salgından sonra bu süreç birden açılacaktır diye düşünüyorum.
Benim önümüzdeki sezon için planım, dizi olursa ne güzel; ama olmadığı durumda da, benim her sezon için planım aslında tiyatro sahnesinde olmak. O yüzden, önümüzdeki sezon da tiyatro sahnesinde olursam ne âlâ derim. Onun dışında, sinema filmi, dizi gelirse de mutlu olurum.
Benim sunmam muhtemel olan bir yarışma programı vardı, o da askıda şu an için. Belki önümüzdeki sezon o başlayabilir, bir yarışma programıyla ekranda olabilirim.
Şu türde veya şöyle bir tarihi karakter olsaydı dediğiniz oynamayı istediğiniz bir karakter var mı?
Şöyle bir rol gelmedi, gelse ne güzel olurdu dediğim ya da tarihsel bir karakter, şunu oynasam ne güzel olur dediğim spesifik bir şey yok. Ama zaman zaman, televizyonda bir şey izlerken, keşke şöyle ben oynasaydım dediğim çok rol oluyor, onları şimdi zikretmek çok doğru olmaz.
Karakter derinliği olan, çok katmanlı rolleri çok seviyorum; keşke öyle bir rol gelse de onu oynasam. Yani karakterin bir kırılma anı yaşadığı, değişim yaşadığı; ilk başlarda gördüğümüz karakterin, yaşadığı bir olayla, bir durumla bambaşka bir yere dönüştüğü, çok katmanlı karakterler oynamayı isterim. Keşke öyle bir rol gelse de onu oynasam diyorum.
Şunu da yapsam dediğiniz bir proje, bir hayaliniz var mı?
Hayalim aslında mesleğimi gücüm yettiğince yapabilmek; gücüm yettiğince farklı rollerle, karakterlerle buluşabilmek. Bu her zaman kolay olmuyor. Çok fazla oyuncu var, çok fazla oyunculuk heveslisi var; ama oyunculuk mesleği için pek bir şey de yapmıyorlar aslında, sadece ben de oyuncu olmak istiyorum diyorlar ve bir şekilde sektörde yer buluyorlar. Dolayısıyla kocaman bir havuz oluşuyor. Bunu bir balık havuzu gibi düşünürsek, yenilmeyecek balıklar da var çok fazla bu havuz içinde; ama yönetmenler, yapımcılar, oltalarına o yenilmeyecek balıklar takıldığı zaman bunu da alıp yiyorlar, seyirciye de sunuyorlar. Dolayısıyla bazen istediğimiz rollerle buluşmak bizim için zorlaşıyor, her daim çalışabiliyor olmak zor oluyor. O yüzden, hayalim, gücüm yettiğince hep güzel rollerle buluşabilmek.
Hayalim, keşke diyebileceğim başka bir şey de, bir yarışma programını modere etmek. Bir yarışma programını, sohbet programını modere etmeyi seviyorum. Yani televizyonda bir programa konuk olmaktan ziyade, konuk almayı istiyorum, soru sormayı istiyorum, o programı modere etmeyi istiyorum.
Günleriniz nasıl geçiyor? Neler yapıyorsunuz?
Günlerimiz karantinayla geçiyor. Ben de herkes gibi karantinadayım. Tabii, “Hayat sana güzel komiserim” diye yazıp çizenler çok. Çünkü bir şekilde İstanbul’da apartman dairesine tıkılıp kalmamak gibi bir şansım oldu. “Ev Yapımı” dizisiyle beraber Akdeniz’e, Göcek’e geldik, burada teknede kalarak karantina halindeyim şu anda. Bu bir avantaj tabii, güzel, tadını çıkarmaya çalışıyorum; ama sevdiklerimizden uzakta kalmak, burada bir anlamda çalışıyor da olmak hem şans hem de işin yorucu tarafı. Yani o kadar da “Hayat sana güzel” dedikleri gibi değil her şey. Aynı zamanda bu zor dönemde, salgın döneminde, bütün işlerin durduğu bir dönemde bir şeyler üretmek telaşıyla çalışıyoruz burada. Böyle bir dönemde bir şeyler üretebiliyor olmak beni mutlu ediyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.