Neden Kul Hakkı? / Halime Alçay

Din algımız ne?

İslam’ın şartları ile imanın şartları arasına sıkıştırdığımız din, kul olmaya yeterli mi?

Göze görünen günahlardan korunup; en bilinen ibadetleri yerine getiren kişi, “İslam” olmanın içini doldurmuş mudur?

Ömrü müddetince bazı günahları işlemeyen mesela; hiç içki içmeyen, kumar oynamayan ve aynı zamanda İslam’ın şartlarında var olan ibadetleri (namaz, oruç, hac…) yapan birinin “Müslüman kimliği” tam olarak oturuyorsa neden ümmet bu kadar birbirinden ayrı, kopuk?

Biyolojik olarak çok karmaşık bir yapıya sahip olan insanın ruh dünyası, duygu dünyası çok mu basit de, itikat tamam olunca, bazı günahlardan kaçınıp, farz olan bazı ibadetleri yerine getirince “insanın” tamam olduğu düşünülüyor?

Peki biz kulluğu, insanlığı bu kadar dar bir alana sıkıştırırsak hayatın diğer alanlarında kalan boşluğu neyle dolduracağız?

Malum, insan sosyal bir varlık. Gerek fert bazında gerekse toplum bazında birçok şeye ihtiyacı var ve ne insan ne de insanın var olduğu hiçbir alan asla başıboşluğu kabul etmiyor. Çünkü başıboşluk arkasından kaos, karmaşa, zulüm getiriyor. Yaratılış sebebimizin dışına çıkmamıza neden olup Yaratan’a ve yaratılana karşı haddi aştırıyor.

Mesela Allah’a şirk koşmak hadsizlik ve şirkten dönülmezse Allah bu hadsizliği affetmiyor. Vakti girince farz olan ibadetleri yapmamak da hadsizlik ama dilerse affedebiliyor.

Nehy ettiklerinden sakınılmadığında da Allah’a karşı had aşılmış oluyor. Ama birçok nehiyde sadece Allah’a karşı gelinmekle kalınmıyor, başkalarının hukukları da çiğneniyor. Mesela içki içmek yasaklanmış, günah. İçersen bu yasağı delerek Allah’ın hukukunu çiğnemiş oluyorsun. Lakin içtiğinde etrafındakileri elinle dilinle kırıp geçiriyorsan sadece Allah’ın hukukunu çiğnemekle kalmıyor yaratılana karşı da haddini aşmış oluyorsun. Bu yüzden içki içme günahının affolunması için, pişman olup tövbe etmekle yetinmeyip zarar verdiklerinle de hakiki manada helalleşmen gerekiyor.

Gıybete bakalım. Gıybet etmek günahtır.

Öte yandan gıybet, “gıybet, zinadan beterdir” hadisiyle büyük günahlardan biriyle de kıyaslanmış ve bu kıyasta İslam’ın hassas noktalarından birine “kul hakkına” ince bir şekilde dikkat çekilmiş.

Çünkü gıybette insanların manevi hukuku ihlal edilir; haysiyetine saldırılır, belki gizlemek istedikleri ortaya dökülür. Bu da gıybeti edilenin, gıybeti eden üzerinde hak sahibi olmasına neden olur. Ve mağdur hakkını helal etmedikçe bu günahtan temizlenemezsin.

Başka bir ifade ile Allah; gıybeti yapılan, gıybet yapanı bağışlamadıkça gıybet günahını işleyeni bağışlamıyor, bağışlamak istese bile.

Böyle olunca insanın aklına ister istemez bir soru geliyor. Neden kul hakkı bu kadar hassas, bu kadar önemli?

Aslında cevap oldukça basit. Hepimizin tek tek Allah indinde özel bir yeri var. Ve Yaratanın yanında “özel” olanı, hususi değer verileni tavırla, sözle, fiille değersizleştirmek kimsenin harcı değil. Allah böyle bir tavra rıza göstermiyor, rıza göstermediği gibi bu manada insanın kendisine bile ehliyet vermemiş. Yani kişi kendine ve diğerlerine değer vermek zorunda.

Burada şöyle diyenler de olabilir: “İnsan, insan, insan. Hep insanın hukukunu korumaktan bahsediyorsunuz, ya diğer yaratılmışların hukuku onu nereye koyacağız?” Deriz ki: Nebatatın, hayvanatın, hakkına riayet, hatta eşyanın hukukuna dikkat dahi gereklidir. Lakin insan gerek yaratılışının özel olması gerekse yüklendiği misyon itibariyle diğer yaratılmışlardan ayrılır.

Zaten beşerin hukukuna riayette samimi olan, diğer yaratılmışların hukukuna doğal olarak riayet eder. Çünkü bizim haricimizde yaratılanlar insana, insanın ve tabii düzenin kıyamete kadar devamına, insanın yüklendiği kulluk misyonuna hizmet eder. Bu açıdan baktığımızda kul hakkına dikkat eden, mesela kafasına göre ağaç kesemez, sokaklara kâğıdı buruşturup atamaz, içtiği sigaranın izmaritini çöp yerine kaldırıma fırlatamaz, çöplerini iki metre uzaktaki çöp konteynırına koymak yerine kafasına göre belirlediği yere bırakmaz ya da konteynırın içine değil de hemen dışına koymaz, kamu malına kasti zarar vermez, sokaklara tükürmez, kedinin köpeğin kuyruğunu kesmez, hayvanların canına kast etmez…

KUL HAKKINA DİKKAT KİŞİLİĞİ GELİŞTİRİR

İnsan hayatında akıl-duygu-irade iş birliğinin doğru biçimde sağlanması çok önemli. Ve kul hakkı bilinci sizde ne kadar çoksa bu iş birliğini sağlamada göstereceğiniz itina da o kadar çoktur.

Bilimsel olarak insan beyninin ön kısmı yani frontal lob denilen kısmı aklın, düşüncenin, iradenin yeridir. Beynin orta kısmında yer alan hipotalamus ise duyguların merkezidir. Öfkemiz, heyecanımız, mutluluğumuz… hipotalamusta oluşur.

Yani yaşadıklarımız hipatalumusu uyarır ve duygularımız harekete geçer. Akabinde akıl, irade doğru biçimde duygulara dahil edilirse güzel fiiller ortaya çıkarken, duygulara esir bir akıl rahatlıkla iradenin saf dışı kalmasına yanlış işler yapılmasına sebep olabilir.

Mesela kıskandığınız biriyle ilgili menfi bir ortam oluştu ve söylenenler doğru. Üstelik şahıs da o ortamda değil. Böyle bir durumda izleyeceğiniz yol çok değildir. 1) Kıskançlığın verdiği tesirle fırsatı ganimet bilip aklınızı devre dışı bırakarak iradenizi onu rezil etmeye kullanırsınız. 2) İradenizi, aklınızı hiç devreye sokmaz “ben kimsenin etlisine sütlüsüne karışmam” kılıfıyla kusurlarının ortaya dökülmesine öylece seyirci kalırsınız. 3) Aklınızı, iradenizi kullanıp fırsatçılığı kendinize yakıştırmayıp, kul hakkından çekinceyle, kıskançlığınızı bastırıp onun hukukunu koruyan bir tavır sergilersiniz.

Aslında bu pencereden baktığımızda kul hakkına itina insanın menfi duygularının evrilmesine imkân sağlar. Çünkü kin, bencillik, öfke gibi muhataplarının hukukuna büyük zararlar verebilecek hastalıklı duygulara ram olmadan yaşamayı öğretir.

İnsanın bu duygularına boyun eğmemesi de kişiliğin sağlamlaşmasını ve ahlaki inkişafı sağlar.

Dolayısıyla dini değerler eğitiminde “kul hakkının” üzerinde özellikle durulması, bu mevzuda farkındalığın arttırılması gerekir.

Çünkü çok hassas ve insanın bulunduğu her alanla ilgisi olan kul hakkı birçok zihinde çoğunlukla sadece cana ve mala kast ile sınırlandırılmış durumda. Daha geniş olan manevi hukukun ihlali göz ardı ediliyor.

İnsanın haysiyetine, şerefine, onuruna, mahremiyetine, namusuna, vaktine, emeğine, huzuruna, adına… yapılan saldırılar, ihlaller kul hakkıdır.

Mesela insanların adının yanına hoşlanmadıkları lakap takıp öyle hitap etmek,

Yalan söyleyip kandırmak, yanlış zanna sürüklemek,

Gıybet etmek, iftira atmak, alay etmek, sövmek,

Trafikte yapılan ihlallerle insanların malını, canını tehlikeye atmak, hatta stres yaşamalarına neden olmak,

Sıra beklenilen yerlerde insanların önüne bir şekilde geçmek,

İnsanların midelerini bulandıran görüntülere sebebiyet vermek,

İnsanlar arasında fitneye sebep olmak,

Kişinin dini ibadetlerini yapmasına engel olmak,

Mesleğinin hakkını vermemek,

Kamu malını özensiz kullanmak, zarar vermek…

İnsanın kendisine yapılmasını istemediği şeylerle bu listeyi uzatmak mümkün. Çünkü insanın kendisine yapılmasını istemediklerinde mutlaka rahatsızlık verici bir durum, huzursuzluk, mutsuzluk vardır.

Allah, hepimizin kul hakkı hassasiyetimizi arttırsın.

Yorum bırakın