Ana sayfa - Manşet - Necmi Yapıcı İle Söyleşi

Necmi Yapıcı İle Söyleşi

“80’ler” dizisi yeniden başladı; çekimler nasıl gidiyor?
Çekimler çok yoğun gidiyor. Çünkü artık dizi günlük olduğu için, haftanın 5 günü çekime gidiyoruz. Dizi haftalıkken çekimler iki günde bitiyordu. Çekimler her zamanki gibi çok eğlenceli; bir aile ortamında geçiyor, herkes birbirini çok iyi tanıyor zaten. Sette mutluyuz.
Her gün yayınlandığı için çekimler zor olmuyor mu?
Zor oluyor tabii. Haftanın dört günü, beş günü sete gidiyoruz. Dolayısıyla, tiyatro yapmak için bize 2-3 gün kalıyor. Biz bu sene, 2019’un Nisan ayında Yapıcı Tiyatro’yu kurduk. “Benimle Delirir misin?” ve “Ormantik Komedi” diye iki oyunumuz var. “Ormantik Komedi”yi ben ve eşim yazdık ve çok eğlenceli gidiyor. Yani hafta içi beş gün çekim ya da dört gün çekim, hafta sonları da iki gün oyun oynuyoruz; bizim için çok yoğun geçiyor.
Komediye nasıl yöneldiniz? Farklı türlerde oynamak ister misiniz?
Komediyle başladık; piyasaya komediyle başlayınca ondan sonra hep komedi teklifleri geliyor. Bir rolü iyi oynadığın zaman, bütün yapımcılar seni aynı tarz rollerde arıyorlar. Dolayısıyla, ben de komedi yapmayı çok seven biri olarak bundan mutsuz değilim. Geçen sene değil, daha önceki sene “Meryem” dizisinde Ertan Komiser diye bir karakteri oynamıştım. Drama dizisiydi, dolayısıyla orada ciddi bir rol oynadım, kötü bir polis karakteriydi, ondan da çok zevk aldım. Ama benim için önemli değil, mesleğimi yapabildiğim sürece, komedi veya dram olur, hiç önemli değil. Komedi yaparken ayrıca çok zevk alıyorum ve bundan da çok mutluyum. Başka roller de tabii ki oynamak isterim; her oyuncu ister.
Gelen rol teklifini neye göre kabul ediyorsunuz?
Öncelikle, yapım şirketi hangisi, güvenilir bir yapım şirketi mi, daha önce başarılara imza atmış bir yapım şirketi mi, ona bakıyorum. Yönetmeni kim, senaryoyu kim yazmış, kadroda kimler var, bunlara baktıktan sonra ve de bana verilen rol içime sinerse kabul ediyorum.
“80’ler”in geri dönüşüyle ilgili ne düşünüyorsunuz?
“80’ler” üç sene ara verdi. Aslında ara vermemiş gibi olduk; çünkü iki kanalda birden, sabah, öğle, akşam, gece yarısı, sabah vakti tekrarları devam etti. Yani “80’ler” dizisi hiç eskimedi; aksine, yeni seyirciler kazandı. Daha önce TRT’de yayınlanırken fark edemeyenler, başka kanallarda tekrarlarından fark ettiler ve şimdi daha fazla seyircimiz var, reytingimiz hâlâ çok iyi. Yani herkes çok istiyordu ve bekliyordu zaten, sürekli böyle talepler alıyorduk. Dolayısıyla, yeniden başlaması hem seyirci için iyi oldu hem bizim için iyi oldu.
Günümüzde tiyatronun geldiği yeri değerlendirir misiniz?
Şu anda televizyon dizilerinde ünlenmiş birçok oyuncu, daha önce sahneye hiç çıkmamış birçok oyuncu, o dizideki şöhretinden faydalanıp tiyatro salonlarına akın etmeye başladı; herkes oyun yapıyor, tanınan herkes sahneyi deneyimlemeye çalışıyor. Geçenlerde Behzat Uygur bir şey paylaşmıştı: “Şu anki tiyatro dünyası bir zamanların İzmir Fuarına döndü; herkes bir süreliğine sahneye çıkıyor.” diye yazmış. Çok hoşuma gitti. İşte herkes bir süreliğine sahneye çıkmaya başladı. Ama onlar, eminim ki, daha sonra eleneceklerdir, gideceklerdir. Çünkü tiyatro yapmak çok zor; turneler, yollar… Onlar bu kadar sıkıntıya gelemeyebilirler. Bu dönem de geçecektir. Çünkü tiyatrolarda çok paralar kazanılmıyor, biliyorsunuz, az paralar kazanılıyor. Tiyatro, daha çok seyirciyle bir arada olmak, mesleğimizi yapabilmek, sevdiğimiz işi yapmak, insanlara dokunabilmek için yapılan bir şey, yani çok para karşılığı olmayan bir şey Türkiye’de. O yüzden, şu anda bir curcuna var, herkes oyun yapıyor, çünkü televizyon dünyası biraz zayıfladı, insanlar üç ay, dört ay paralarını alamıyorlar, dolayısıyla herkes tiyatroya yöneldi. Ve bu kadar oyun olması çok güzel. Tabii ki ekonominin bunu karşılaması gerekiyor, insanların aldığı paralar her oyuna gitmeye tabii ki yetmez. Dolayısıyla, güçlü tiyatrolar daha güçsüz tiyatroları eziyor bu durumda, insanlar zorlanıyor, yıllarını tiyatroya vermiş insanlar zorlanıyor. Çünkü şöhretli, tanınan insanları gördükleri zaman afişlerde, hemen oraya koşuyorlar; sorgusuz sualsiz, oyun iyi midir kötü müdür bakmadan salonları dolduruyorlar. 100 liraya bilet satan tiyatrolar var, bunlar doluyor. 150 liraya bilet satanlar var, o büyük prodüksiyonlar, onlar doluyor. Ama Anadolu’nun her yerine gitmeye çalışan, her yere tiyatro götürmeye çalışan tiyatrolar zorlanmaya başladı.
Hayalinizde, oynamak istediğiniz bir rol var mı?
Öyle bir hayalim yok. Hiçbir zaman, şöyle bir rol oynasaydım diye bir hayal kurmadım. Çünkü hayal kurmakla olmuyor, tekliflerle oluyor bu işler, gelen tekliflere göre bakıyoruz. Ama tabii, tarihi karakterler, o kostümler içerisinde tarihi karakterler canlandırmak isterim. Keşke sinema sektörü buna daha fazla eğilse ve tarihi filmler yapılsa biz de oynasak, tabii ki çok isterim.
Hızlı dizi tüketimi var günümüzde, bu konuda neler düşünüyorsunuz?
Bizim ülkemizde dizi süreleri zaten 160 dakikalara dayandı. 160 dakika demek, bir sinema filminden uzun bir dizi demek. Yani normalde bize 120 dakikalık sinema filmlerinin bile artık uzun gelmeye başladığı dönemde, biz haftada 160 dakikalık diziler çekiyoruz. Bu, yazması, yönetmesi, oynaması, montajı, müziği, her şeyiyle çok zorlayan bir şey insanları, yapımcıları. Dolayısıyla, tüketim çok fazla oluyor Türkiye’de. Yabancı ülkelerde drama dizileri 40 dakika, komedi dizileri 22 dakika civarında oluyor, haftada bir kez yayınlanıyor onlar. Ama 1 senede çekiyorlar o kadar bölümü, 10 bölümü 1 senede çekip yayınlıyorlar. Biz haftada 160 dakika çekiyoruz ve çok zor, yorucu; dolayısıyla da yazacak konu kalmıyor, işleyecek konu kalmıyor, senaryolar saçma sapan yerlere gitmeye başlıyor, dizinin tadı kaçıyor. Keşke öyle olmasa, daha böyle uluslararası alanda uygulanan süreler uygulansa, dizilerimiz 40 dakika, 50 dakika, haydi bilemedin en fazla 60 dakika olsa, o zaman çok daha güzel, verimli işler çıkar ve tüketim de daha mantıklı seviyelere iner.
Bir de Türkiye’de bir dizi tuttuğu zaman, hemen ona benzer diziler yapılmaya başlanıyor diğer kanallar tarafından ve her şey çabucak sömürülüyor, tüketiliyor. Farklı diziler yapmaya kalksan, kimse buna yanaşmıyor, “Bu izlenmez” falan gibilerinden yaklaşımlar oluyor. Dolayısıyla, hep aynı tarz. Ağa dizileri tuttuğu zaman ağa dizileri, hastane dizileri tuttuğu zaman hastane dizileri gibi diziler oluyor ve bu da tüketim için hoş bir şey değil.
Sizce ülkemizde tiyatroya ne kadar değer veriliyor, tiyatro hak ettiği ilgiyi görüyor mu?
Türkiye’de tiyatroya ilginin arttığı söyleniyor; ama yapılan araştırmalara göre, Türkiye nüfusunun sadece yüzde 2’si veya 3’ü tiyatroya, sinemaya giden, kitap alan bir kesim. Dolayısıyla, tiyatronun izleyicisi aslında hep aynı insanlar. Tiyatroya gitmeyen yüzde 97’lik kesimi asla tiyatroya çekemiyoruz. Ancak belediyeler oyun satın aldığında ücretsiz oynuyoruz oyunlarımızı, belediyenin hizmeti olarak, o zaman, ücretsiz olunca, Anadolu’nun çeşitli illerinde seyirci geliyor. Ama tiyatronun parasız yapılan bir şey olduğunu düşünüyorlar ve değersizleştiriyorlar bu şekilde.
Tiyatro yapmak çok zor ülkemizde, gerçekten insanları tiyatroya çekmek çok zor. Çünkü insanlar belli başlı insanlara böyle sorgusuz sualsiz gidiyorlar, ama yıllarını tiyatroya vermiş insanlar salonları doldurmakta zorlanıyorlar. Zaten ekonomik koşullar da malum ülkemizde şu anda. Her ay bir şehre en az 10 tane oyun geliyor ve bu 10 oyun sergileniyor. Şu anda bilet fiyatları 50 liradan başlıyor. Yıllardır zam yapılmıyor tiyatrolara, yani 50 liraya bilet alabiliyorlar, iki paket sigara parası; ama insanlara, sigaraya para vermek kolay gelse de, oyunlara 50 lira vermek zor geliyor çoğu yerde.
Biz, turne tiyatrosu olarak, Türkiye’nin her yerine gitmeye çalışıyoruz, insanlara tiyatro götürmeye çalışıyoruz. 50-60 yaşında seyircilerimiz geliyor; “Hayatımda ilk defa tiyatroya geldim; ne kadar güzelmiş, keşke daha önce gitseydim” gibi tepkiler alıyoruz. Keşke tiyatro izleyicisi kitlesi oluşturulabilseymiş. Bu, ilkokuldan, anaokulundan alıştırılacak bir şey. Ağaç yaşken eğilir diye bir lâf var. İnsanları çocukluğundan itibaren tiyatroya bağımlı hale getirmek gerekiyor, çünkü tiyatronun da ruhumuza iyi gelen, ruhumuzu besleyen bir şey olduğunu anlatmak gerekiyor. İnsanları farklı yerlere, farklı zamanlara, farklı maceralara sürüklüyoruz. Televizyon gibi değil tiyatro; canlı bir şey olduğu için, insanlar çok daha farklı zevkler alıyorlar.
Dolayısıyla, zor iş Türkiye’de tiyatro yapmak, ayakta kalmak. Umarım bunu uzun süreler devam ettirebiliriz.
Tiyatro ve TV’de oynamak arasında ne gibi farklar var?
Tiyatro, canlı yapılan bir şey, organik bir şey, kesintisiz izlenen ve seyirci ile oyuncu arasında bir enerji var. Direkt algılayan bir sistem var tiyatroda; canlı, yaşayan bir oyun, tiyatro. Ama televizyon; bir camın içinde oynuyorsun, durdurup ara verebilirsin, yemeğini yiyebilirsin, muhabbet arasında izleyebilirsin, dolayısıyla daha soğuk bir şey. Ama tiyatro canlı ve konsantre olarak izlenmesi gereken bir şey; dolayısıyla, seyirciye çok fazla zevk veren bir sanat dalı.
Oyunculuk olarak bakarsak?
Oyunculuk olarak bakarsak; oyunculuk olarak, tiyatrodaki oyunculuk tabii ki çok daha zevkli bizim için, canlı olduğu için, seyirciden anında tepki alabildiğimiz için. Ama televizyon oyunculuğu öyle değil; parça parça, bölüm bölüm çekip, çok da konsantre olmayı gerektirmeyen, sadece orada mesleğimizi icra ettiğimiz bir yer, asla tiyatronun yerini tutmaz.
Oyuncu olmak isteyen gençlere ne tavsiye edersiniz?
Eğitim almalarını tavsiye ederim. Bir de gerçekten oyunculuk mesleğini çok sevmeleri ve başka hiçbir iş yapmak istememeleri gerekiyor oyunculuk mesleğini seçmek için. Bu işi yapmak için, “Parasız da ben bu işi yapabilirim.” demeleri gerekiyor. Yani severek yapmak gerekiyor bu işi öncelikle. Ve dediğim gibi, eğitim şart, eğitimsiz olmaz, mutlaka eğitim almaları gerekiyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.