Ana sayfa - Son Sayı - Müziğin Fizyolojik, Psikolojik Etkileri ve Müzikterapi / Prof. Dr. Hanefi Özbek

Müziğin Fizyolojik, Psikolojik Etkileri ve Müzikterapi / Prof. Dr. Hanefi Özbek

Müzik ruhun gıdasıdır derler, eskilerden kalma bir söz. Müzik, duygu ve düşüncelerimizi nasıl etkiliyor, müzik terapi nedir?

Duygu ve düşüncelerimizi yalnız müzik değil, tabiattaki her şey etkiliyor. Müziğin de tabii ki etkisi var. Müziğin duygu ve düşüncelerimizi nasıl etkilediği sorusunun bugün henüz tam bir cevabı yok. Sahip olduğumuz bilgilere bakarsak, beyindeki çeşitli kimyasal maddelerin beynin farklı yerlerinde farklı oranlarda belirmesiyle duygu ve düşüncelerimizin oluştuğu yönünde bir kanaat var. Bunları araştırmak, öğrenmek, özellikle de kanıta dayalı bir şekilde ortaya koymak önemli.

Müzik terapi nedir sorusunun cevabı için de kısaca “ihtiyacı olan kişilerin fizyolojik, psikolojik ihtiyaçlarını gidermede müziği de kullanan terapilerdir denilebilir.

Müzik terapinin tarihi geçmişiyle ilgili neler söyleyebiliriz?

Müzik terapi, Eski Yunan’da hatta eski Mısır’da biliniyor; Tevrat’ta bununla ilgili ibareler geçiyor. Dolayısıyla müzik terapinin en az 10 bin, belki 15 bin yıllık bir geçmişi olduğunu söyleyebiliriz. Dolayısıyla tarihte bir tek Türkler değil, başka milletlerin de bu alanda bir geçmişi var. Selçuklu döneminde Kayseri’de, Osmanlı döneminde Fatih’in kurduğu külliyede, II. Beyazıt’ın Edirne’de kurduğu külliyede müzik terapinin yapıldığı biliniyor. Hâlen bu eserler ayakta, ama faaliyette değiller. Her ne hikmetse, Osmanlı Dönemi’nde yapılan müzik terapi faaliyetlerinde 1800’lerden itibaren bir duraklama olmuş ve yakın bir zamana kadar da önemli bir faaliyette bulunulmamış. Herhalde o zamanki ekonomik problemlerden dolayı bir ara verilmiş olabilir. Sonra yeniden günümüzde müzik terapi faaliyetleri uyanmaya başladı. Rahmetli Rahmi Oruç Güvenç ve TÜMATA ekibinin bu konudaki gayretleri ilgili çevrelerce yakından biliniyor. Özellikle 2014 senesinde Sağlık Bakanlığının çıkarmış olduğu Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulamaları Hakkında Yönetmelikle birlikte müzik terapi de geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamaları adı altında resmen gündemimize girdi.

Müzik dinliyoruz. Arabada gelirken radyo açıyoruz, evimizde dinliyoruz. Bizim günlük yaşamda dinlediğimiz müzikle terapi arasında nasıl bir fark var?

Amacımız, kişi müzik dinlesin, başka bir âleme doğru aksın ise, bu durumda günlük müzikten faydalanabiliriz. Ancak bunu bir müzik terapi uygulaması olarak sayamayız. Müzik terapide, hastanın tedavisinde müziğin de kullanıldığı bir uygulamadan bahsediyoruz. Burada kullanılan müzik tabii ki hastanın anladığı, sevdiği, kontak kurabildiği bir müzik türü olmalı. Bunun için Türk sanat müziği de olabilir, Türk halk müziği de olabilir; kişi seviyorsa klasik Batı müziği olabilir, caz müziği olabilir; müzik ayrımı yok burada. Kişinin algıladığı, anladığı, o kişinin kontak kurabileceği müzik türlerini kullanıyoruz. Öncelikle şunun bilinmesinde fayda görüyorum: Müzik terapi sadece müziğin dinletildiği bir yöntem değildir. Müzik terapinin bugün 100’den fazla uygulama çeşidi olduğu biliniyor. Bunlardan bir kısmı müzik dinletmek şeklinde yapılıyor.

Müzik dinletmek dışında da müzik terapi yapılabilir. Diyelim, kişinin elinde-kolunda bir sakatlık oldu, sonra bu kişiye klasik tedavi uygulandı ve eli veya kolu uzun bir süre, belki de üç-beş ay alçıda kaldı. Üç-beş aylık hareketsizlikten dolayı örneğin el eklemlerinde donma şeklinde bir sıkıntı başlıyor. Bunu gidermek için kişiye günde şu kadar egzersiz yap dediğinizde kişiye bu uygulamayı yapmak zor gelebiliyor. Onun yerine, hastanın fizik tedavisine yardımcı olacak şekilde müzik terapiden yararlanılabilir. Örneğin “Bir saz kursu verelim.” diyebiliriz. Diyelim ki ellerini sıkıp gevşetmesi şeklinde bir egzersiz gerekiyor. Bateri veya davul dersleri verdiğinizde bu saza ait bagetleri yani çubukları tutması, böylece hem hoşlandığı bir sazda egzersiz yapması, hem de aynı zamanda ellerini sıkıp gevşetmesi gerekecektir. Veya el bileğinin çalıştırılması gerekiyorsa, bağlama kursu uygun bir alıştırma sağlayabilir. Dolayısı ile o kişinin yapması gereken egzersizi müzik terapi sayesinde zevk alacağı bir şekle sokmuş oluyorsunuz. Örneğin kişi yaşlanmıştır, zor yürüyordur; veya Parkinson hastası olmuştur. Parkinson hastalarının yürümesi bayağı sıkıntılı olabiliyor, bazen ilaçla bile bu sıkıntıyı aşmakta zorlanılabiliyor. Müzik terapinin ritim unsurunu kullandığınızda kişi, bu ritimle birlikte daha iyi yürümeye başlıyor, daha iyi adım atabiliyor. Fizik tedavi uygulamalarında müzik terapinin de kullanılabileceği verdiğimiz bu örneklerden anlaşılabiliyor. Ancak unutulmamalı ki bu uygulamalar mutlaka bir fizik tedavi uzmanının onayıyla ve onun kontrolünde yapılmalıdır, aksi taktirde hastaya fayda yerine zarar vermek de mümkündür. Palyatif bakım hastaları için yine müzik terapiden etkin bir şekilde yararlanmak mümkün olabiliyor. Yine depresyon tedavisinde müzik terapiden yararlanılabiliyor; hastayı bir müzik korosuna dâhil etmek suretiyle hastanın sosyalleşmesine önemli katkılar sağlayabilirsiniz. Bu örnekler arttırılabilir.

Bizim musikimizin müzik terapi alanında nasıl bir kullanımı var, hangi durumlarda kullanılıyor?

Müzik terapinin kullanıldığı her alanda Türk Müziği’nden de yararlanmak mümkün. Amaç müziğin kendisini kullanmak ise, bugün birçok müzik çeşidi bu amaçla kullanılıyor. Müziğin olumlu etkilerinden faydalanmak istediğimizde, aslında Türk Müziği’nin kullanım alanı diğer müzik türlerinden biraz daha geniş diye düşünüyorum. Çünkü Türk Müziği’nin ses ve ritim unsurları diğer müzik türlerinden daha zengin. Müzik dinleterek veya müzik aletlerini kullanarak bir müzik terapi yapılması düşünülüyorsa, özellikle bizim kültürümüzü almış kişiler için Türk Müziği’ni kullanarak müzik terapi yapmak mümkün.

Yukarıda da belirttiğim gibi fizik tedavi alanında, kullanılabilir; yine psikiyatri hastalarının tedavisinde de destek mahiyetinde yararlanılabilir.

Müzik terapinin yurtdışında kullanımı yaygın mı? Müzik terapi ülkemizde 2014’ten itibaren mevzuata girdi, günümüze kadar ne kadar yaygınlaştı?

Müzik terapi Amerika’da ve Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde, mesela Almanya’da, Avusturya’da yaygın olarak kullanılıyor.

Ülkemizde de bu iş başladı diyebiliriz. 2014 yılında müzik terapinin de mevzuata girmesiyle birlikte bu tür uygulamalar yasal bir zemine kavuşmuş oldu.

Ülkemizde müzik terapi henüz bir yaygınlığa kavuşmuş değil. Münferit bazı uygulamalar yapılıyor; bunun yanı sıra bazı Yüksek Lisans ve Doktora tezlerinin konusu olarak gündeme geliyor. Ülkemizde müzik terapi sertifika programlarından başarıyla mezun olanlar belirli bir sayıya eriştiğinde müzik terapi uygulamalarının da yaygınlaşmaya başladığını görebileceğimizi zannediyorum.

Ancak burada bahsetmek istediğim ek bir husus var: Ülkemizde belirli bir kesim, yalnız müzik terapiye değil geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamalarının hepsine karşı. Anlamadan, dinlemeden “Hangi çağda yaşıyoruz!” diye başlayıp bu tür uygulamaları toptan reddediyorlar. Hâlbuki burada hiçbir müzik terapist veya buna benzer diğer geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulaması yapanlar, örneğin bir akupunktur veya mezoterapi uygulayıcısı, “Ben ölüme çare buldum.” demiyor, “Şu kanser türünü iyileştiriyorum.” demiyor. Adı üzerinde, geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulaması. Ancak her alanda olduğu gibi bu alanlarda da konuyu istismar edenler mutlaka olacaktır. Bunun için hem halkın hem de sağlık çalışanlarının geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamaları hakkında bilgilendirilmesinin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamalarının, dolayısı ile müzik terapinin kanıta dayalı tıp uygulamaları ile sınırlarının daha belirgin hale gelmesi sanırım pek çok sorunun cevabını verecek ve pek çok problemin çözümünü sağlayacaktır.

Zekâ geriliği, şizofreni, madde bağımlılığı konusunda müzik terapi ne gibi etkilere sahip?

Zekâ geriliğini tedavi edemezsiniz, fakat uzun yıllar müzikle kişiyi uğraştırdığınız takdirde beyin kapasitesini daha iyi bir seviyeye çıkarabiliyorsunuz; yani o kişinin beyin kapasitesi neyse, onu daha iyi bir şekilde kullanmasını sağlayabiliyorsunuz. Bu elbette önemli bir şey. Örnek verecek olursak: Sağlıklı bir çocuğa saz kursu (bağlama, keman, piyano, gitar gibi) aldırdığımızı varsayalım. Bir hoca eşliğinde uzun süreler bu saz kurs alınıyor; öğrenci sazı öğrenebilmek için günde en az 2-3 saat düzenli ve disiplinli bir şekilde birkaç yıl çalışıyor. Sonuçta öğrenci bu sazı az veya çok öğreniyor. Ancak burada amaç sazın öğrenilmesi değil, öğrencinin bir çalışma disiplini kazanmasıdır. Şöyle ki: herhangi bir şeyi öğrenmek için bir hoca (usta) gerekli olduğu, karşılıklı saygı-sevgi ilişkisi içerisinde (usta-çırak ilişkisi de diyebiliriz) bir disiplin altında yıllarca ve sabırla çalışmak, emek vermek gerektiğini öğrenci, müzikle uğraşarak içselleştiriyor. Bu öğrenci ileride bir meslek sahibi olduğunda veya bir bilim adamı olduğunda, müzik eğitimi sonucu kazanmış olduğu saygı, sevgi, disiplin ve sabrı buraya da aynen yansıtıyor.

Ayrıca yapılan araştırmalar gösteriyor ki müzikle uğraşı sırasında insan beyninin hemen her bölgesi çalışmakta. Yani müzik, beyin için tam bir egzersiz alanı olmakta. Müzikle uğraşı sırasında insan hafızası mutlaka kullanılıyor; beyincik ellerin koordinasyonu için çok önemli, görme ve işitme merkezleri, hatta şarkı söylerken lazım olan konuşmayla ilgili bölümler beyinde büyük bir uyum içerisinde çalışmak zorunda. Bu fonksiyonlar beynin her iki yarım küresinde karışık olarak bulunmaktadır. Dolayısı ile bu yarım küreleri birleştiren ve bunlar arasındaki iletişim sağlayan beyin yapıları çok aktif bir şekilde faaliyet göstermek zorunda. fMRI denilen bir cihaz var; “fonksiyonel manyetik rezonans imaging” şeklinde bu cihazı tanımlayabiliriz. fMRI sayesinde, canlı kişide beynin o esnada çalışan bölgelerini göstermek mümkün. İşte bu cihaz sayesinde müzikle uğraşı sırasında beynin hemen her bölgesinin yoğun bir faaliyette bulunduğunu görebiliyoruz. Kısaca küçük yaşlardan itibaren müzikle uğraşmak insan beyninin gelişimi için son derecede faydalıdır diyebiliriz. Dolayısı ile gerek normal kişilerin gerekse zeka yönünden sorunlu olacağı düşünülen kişilerin beyin gelişimleri, müzikle uğraşı sayesinde arttırılabilir düşüncesindeyim. Demek ki müzik, insan beynini çok iyi geliştiriyor, kapasitesini de daha iyi kullanmasını sağlayabiliyor. Müzik bu yönleri ile aynı zamanda önemli bir eğitim ve gelişim aracı olarak da değerlendirilebilir.

Müzik terapi, gerek şizofreni gerekse madde bağımlılığı gibi konularda da etkin bir şekilde kullanılabiliyor. Örneğin şizofreni hastaları ile yaptığımız bir müzik terapi uygulamasında Türk Müziği’nin olumlu etkilerini tespit etmiş ve bunu Amerika’da yapılan bir bilim kongresinde sunmuştuk.

Yorgunluk çekenlere, fazla uyumayı engellemek için hangi müzik türünü tavsiye edersiniz, öfke için mesela? Örneklendirebilir miyiz?

Kişi yorgunluk çekiyorsa, uykuda sıkıntısı varsa, ilk önce bunlarla ilgili bir polikliniğe başvurmasını tavsiye ediyoruz; belki kilosu fazladır, belki anemisi vardır; bir parazitoz durumunda da kişi yorgunluk çekebilir, belki de kişinin gözlerinde bir bozukluk vardır; bu bile baş ağrısı, yorgunluk hissine sebep olabilir. Yani hasta, ilk önce bir hekime gitmeli, gerekli tedavisini yaptırmalıdır. Hekim eğer müzik terapi yapılmasını gerekli buluyorsa bundan sonra müzik terapiye geçilmelidir.

Müzik terapi aşamasında ise ehliyetli bir müzik terapist, kişinin durumunu gözden geçirerek bir yol haritası çıkarmalı ve buna göre bir terapi belirleyip uygulamalıdır.

Müziğin makamı, ritmi, metronom hızı, melodilerin yan yana veya atlamalı seslerden oluşturulması, kullanılan sazların özellikleri gibi değişkenler, müzik terapi sırasında kullanılacak müziğin nasıl bir şey olması gerektiğini belirlemektedir. İşte buna göre belirlenmiş müzikler kişiyi rahatlatabilir, sakinleştirebilir veya kişiyi harekete geçirebilir. Örneğin kişiyi sakinleştirmek için şöyle bir reçete verilebilir: Râst makamında, Yürük Semâî usulünde bir eser seçilebilir; bu eserin metronom hızının 50-70/dakika arasında olması, yan yana seslerden oluşturulmuş bir melodik yapıya sahip olması gerekir. Ayrıca eserin yaylı ve nefesli sazların ön planda olduğu bir orkestra ile icra edilmesi sakinleştirici etkiyi arttırmak için uygun olacaktır. İşte bu şartları sağlayan bir eser kişiye dinletilirse, kişi üzerinde sakinleştirici bir etki oluşturmasını bekleyebiliriz.

Kişiyi hareketlendirmek, bir işi yapmaya istekli ve hazır hale getirmek için şöyle bir reçete önerebilirim: Acemaşiran makamında, Aksak usulünde, metronom hızı 90-120/dakika arasında bir eser seçilebilir; eserin melodik yapısı mümkün olduğunca atlamalı seslerden kurulmuş olursa ve eser, mızraplı sazların daha ön planda olduğu bir orkestra ile icra edilirse etkinin artacağını düşünüyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.