Mutluluk İçin Zahmet / Prof. Dr. Sefa Saygılı

Hedonist zihniyetli filozoflar insanoğlunun zevk peşinde koştuğunu iddia ederlerse de, şahısları gözlediğimizde bunun doğru olmadığını anlarız. Çünkü insanların zahmete talip olduklarına daha çok rastlarız. Yaşlı bilge Diyojen, “En iyi şey zahmet çekmektir.” derken zahmetin zevkli olmamasına rağmen nihayette mutluluğa götürdüğünü anlatmak istemiştir.

Zevkle mutluluk çok farklı kavramlardır. Zevk ve eğlence anlık hazlardır. Bunların toplamından mutluluk ortaya çıkmaz. Mutluluk, sürekli bir iç huzurudur. Ve mutluluğa giden her yolda acı vardır, zahmet vardır. Meslek hayatında veya sporda başarılı olmak isteyenler bunu hep zahmetle elde ederler. Çok çalışır, nefsine hâkim olmayı öğrenir, çabuk ödül beklemeden, hedefleri için, severek sıkıntı çekerler.

Zaten kolayca elimize geçen şeyleri değil güçlüğü, çaba göstermeyi, hareket etmeyi severiz. Tabii ki bu zahmetler zorla değil, kendi isteğimizle olmalıdır.

Hekim olarak annenin doğum sırasındaki şiddetli ağrılarını neden kesmek istemeyiz? Çünkü çektiği o zahmet çocuğa bağlılığını ve sevgisini artıracaktır. Unutmayalım ki zorluklarla elde edilen, daha kıymetlidir.

Hâlbuki televizyon programlarında da gördüğümüz gibi günümüz geçerli anlayışında insanlar daha çok zevke, daha çok eğlence ve hazza teşvik edilmektedir. Vur patlasın çal oynasın eğlencelerle mutlu olunacağı imajı hâkimdir. Sanki yüksek sesli müzikle eğlencenin mutluluğa; acının ise mutsuzluğa götüreceğine dair bir inanç içimize yerleşmiştir.

Kesinlikle doğru olmayan bu inanç yüzünden insanlar, kendilerine asıl derin mutluluğu getirecek bazı şeylerden kaçınmaktadırlar. Mesela giderek daha az evlenmekte, daha az çocuk sahibi olmakta; ibadet, zorluk dolu girişimler ve gönüllü çalışmalardan daha uzak kalmaktadırlar. Birçoğumuz böyle faaliyetler yaptığımız takdirde acı ve sıkıntı çekmenin kaçınılmaz olduğunu düşünüyoruz. Bu yüzden vaktimizi daha ziyade televizyon seyretmek, atıştırmak gibi bizi mutlu edeceğini sandığımız “eğlenceli” işlere ayırmaktayız.

Çocuksuz olmak, acısız ve sıkıntısız bir hayat gibi görünür. Ancak çocuk sahibi olmaktan kaynaklanan öyle bir mutluluk vardır ki, bu mutluluk, başka hiçbir türlü faaliyetle elde edilemez.

Ünlü Rus romancı Dostoyevski, “yaşamak acı çekmektir” derken hayatı dolu dolu yaşamak için insanların acı da çekmesi gerektiğini ifade ediyordu.

Geçenlerde Eminönü’ndeki Çiçek Pazarından 4 adet civciv aldım. Bazı arkadaşlar garipsedi ve “Dertsiz başına dert alıyorsun” dediler. Gerçekten onların pisliklerini temizlemek, yem ve sularını ayarlamak gibi zahmetli bakımları vardı. Daha küçükken biri öldü. Bu acıya rağmen, onları elime alıp okşamak, büyümelerine gözlemci olmak bana büyük mutluluk verdi.

Yine umre için kutsal topraklara gittiğimde Nur Dağı’ndaki mağaraya çıkmak istedim. 1-2 saatlik dik yamaçlı patikadan gidiliyordu. Zahmeti gözüne kestiremeyen bazı arkadaşlar gelmek istemediler. Ancak o zorluğun ardından Peygamber Efendimiz’in (sav) tefekkür ettiği o mekândan, aynı O’nun gibi Kabe’yi seyretmenin verdiği mutluluk anlatılmaz oldu benim için…

Rahatlık Zahmettir

Maalesef pek çoğumuz sürekli rahat içinde yaşamanın veya en azından rahatsızlıktan uzak kalmanın gerçekçi olmadığı fikrini kabul etmeye yanaşmıyoruz. Önümüzdeki meşakkati çekerek ilerde rahat etmeye sabredemiyoruz. Küçük bir zorlukta bile yüksek sesle tepkimizi dile getiriyor ve rahatsız olmayı kabullenemiyoruz. Meşakkate hemen itiraz ediyoruz.

Hâlbuki insanın potansiyel gücü sandığımızdan çok yüksektir. Rahatsızlık hissetmemize sebep olan temel meseleyi aşma kapasitesi hepimizde vardır. Uzun vadede kendi yararımıza olacak durumlar için geçici rahatsızlıklara katlanmamız gerekir. Kolay yolu seçmek yerine zorlukları aşmalıyız.

Problemleri daha ilk aşamada çözmek, onların büyümesini önleyerek gelecekte rahat etmemizi sağlayacaktır. Sorunları çözmeyi geciktirdiğimiz takdirde ise birikerek büyükleri bizi bekleyecektir.

Sözgelimi elektrik faturasını zamanında ödemediğimiz takdirde hem cezalı ödeyeceğiz hem de en gerektiği zaman aniden kesilebilecek ve çok zorluklara yol açabilecektir.

Veya dolabımızın gevşeyen vidasını sıkıştırmadığımızı düşünelim. Bir süre sonra vida bir yana, parça bir yana saçılacak, kaybolursa da yeniden alıp takmak bayağı vaktimizi ve naktimizi alacaktır.

Bir defasında dişim ağrıyarak adeta tedavi ettirmem için sinyal vermişti. İhmal ettim, dişçime gitmedim. Sonra bir gün yanağımdaki şişle uyandım ve hekime gittiğimde dişimin çekileceği acı haberini aldım. Vaktinde gitsem muhakkak ki dişim kurtulacaktı.

Lütfen yanlış anlaşılmasın. Herkes gibi ben de rahat etmekten elbette keyif alıyorum. Zahmet çekmeyi rahatlığa karşı tavsiye ederken söylemek istediğim şu: Sürekli rahat içinde olmamız ve hayatın zorluklar ve acılarla dolu olduğunu kabul etmememiz bizi uzun vadede çok daha fazla eziyet çekmeye ve rahatsız olmaya itecektir. Oysa ileride kendimizi daha rahat hissetmek için başlangıçta bir ölçüde rahatlıktan vazgeçmiş olsaydık, bu durum ortaya çıkmazdı.

Şişmanlık Sorunu

Yemenin anlık hazzına kapılanların durumu da böyledir. Yemek için yaşayanların o birkaç dakika süren zevkleri, sonra öyle sıkıntılara sürükler ki… Aldığımız kilolar sebebiyle nefes alıp vermemiz zorlaşır, gece horlamaya ve daha çok uyumaya başlarız. Çabuk yoruluruz. Kalpten mide-barsak rahatsızlıklarına kadar birçok hastalık bizi bekler. Ama yemenin verdiği anlık hazlardan vazgeçer ve zorlukları kabullenerek egzersize daha çok zaman ayırırsak ilerideki hayatımızda rahat ederiz. Zahmet rahatı, rahat ise zahmeti doğurur.

Kolay yolu seçmek kısa vadede bize daha cazip gelebilir. Ancak bilelim ki: Bazen zahmetten kaçmak, aslında hayatın getireceği güzelliklerden kaçmak anlamına da gelir.

Yine sıkıntılarını alkol ve uyuşturucu ile bastırmaya çalışan, zahmet sebebiyle, bu maddelerin verdiği anlık hazza sığınan kişiler de aynı çıkmazla karşı karşıyadırlar.

Rahatlık hastalığını nasıl aşabiliriz? Elbet bunun kolay, yani rahat bir yolu yok. Şu prensipleri sıralayabiliriz:

– Akılcı olmayan, sihirli bir şekilde olayların çözüme kavuşacağı şeklindeki inanç sistemini kabul etmemeli; gözümüzü hedefimize dikerek, zahmette rahmet, zahmetin arkasında da rahmet olduğunun idraki içinde zorlukları aşmaya niyetlenmeli, onların karşısında hazır olmalı ve bütün gücümüzle çalışmalıyız.

– Kendimize yararı dokunmayan alışkanlıklarımızı değiştirmeliyiz.

Problemi için muayeneye gelen bir üniversite öğrencisi bana şunu anlatmıştı: Gireceği önemli sınavda başarılı olması için bir maneviyat büyüğünün türbesine gitmiş, dua etmişti. Dua sırasında uyukladığı bir anda türbedeki zat rüyasına girmiş ve “Başarılı olmak için çok çalışmalısın evlat. Sana yardımım bu tavsiye ile olur ancak.” demişti.

Evet, hayatta bizi hep hazır reçeteler ve kolay çözümler yerine, içinde ve arkasında görebilirsek, mutluluklar olan zahmet ve meşakkatler bekliyor. Nasıl doğum ve sevinç, başarı ve mutluluk varsa, elbet acı ve zahmet, keder ve ölüm de yaşantımızda olacaktır. Acı ve ölüm olmaksızın zaten insan hayatı tamamlanmış sayılmaz. Dünya cennet değildir.

Üstad Bediüzzaman, “Rahat zahmette, zahmet rahattadır.” derken ölümsüz bir gerçeğe işaret ediyor. Ebedi âlemde rahat etmek için bu fani dünyada zahmet çekmek gerekir. Kitab-ı Mukaddes’teki “Gözyaşlarıyla ekenler, neşe içinde biçerler.” sözü de aynı kapıya çıkıyor. Zahmetsiz rahat olmadığını unutmayalım. Ancak zahmete talip olanlar rahat ederler.

Eğlence Mutluluk Mudur?

Toplumda son yıllarda yaygınlaşan bir görüş hep gündemde: “Ancak eğlenmekle mutlu olunur.” Bu yüzden, başta televizyon kanalları olmak üzere birçok kişi ve kurum hep vur patlasın çal oynasın tarzında eğlenceler düzenlemekte. “Huzurevlerindeki yaşlıların mutluluğunu gösteren fotoğraf ve görüntülerde, ihtiyarların gürültülü müzik eşliğinde karşılıklı göbek atarak mutlu oldukları mesajı verilir. Bu sahte mutluluk tablosu için, mutsuzluktan yakınan bir hastam şöyle demişti: “Hep eğlenip gülersem mutlu olacağımı sanırdım.”

Maalesef çoğu insan, bu hastam gibi mutlulukla eğlencenin aynı şeyler olduğunu ve birbirinden ayrılamayacaklarını zanneder. Onlara mutlu insanların bulunduğu bir sahneyi düşünmelerini söylerseniz, gözlerinin önüne herkesin kahkahalarla gülerek oynadığı bir tablo gelecektir.

Hâlbuki hakiki mutluluk tablosunda; sözgelimi otuz yıldır evli olan ve çocuklarını büyüten, gülümseyen bir çift veya güzel bir kitap okuyan ya da insanları bilgi ve tecrübelerinden yararlandıran bilgili bir kişi vb. rengârenk, sayısız tablolar vardır.

Günümüzde insanlar, eğlenceye şartlandırılmakta ve tek hedef olarak onlara “maddi doyum” gösterilmektedir. Reklamlar da bunun teşvikçisidir: Neşesizsek falanca içeçeği, sıkıntılıysak filanca kahveyi içmemiz telkin edilir. Yani mutsuzluğun kimyevi maddelerle giderileceği konusu işlenir. Koca karışım, baba çocuklarını mutlu etmek için maddeyi kullanır: Harçlık verir, altın alır veya maddi başka bir şeyle onları avutur.

İşte bu sebeple toplum, giderek daha çok eğlence vaat eden şeylere yönelmektedir. Oysaki bunlar, insanlara mutluluk getirmediği gibi, çoğu zaman iyi bir eğlence bile sağlamaz. Bu sefer kişi başka eğlenceler arar. Bir gecedeki partide yeterince eğlenemedi veya daha mutlu olamadıysa demek ki doğru partiye gitmemiştir. Gelecek sefere daha seçkin, daha eğlenceli ve daha neşeli insanların bulunduğu bir partiye gidip harika zaman geçireceğine inanır. Bu düşünceyi yürütenlerin aklında daima çok eğlenen, dolayısıyla mutlu olduğu zannedilen kişiler vardır. Ve eğlence, zamanla bir saplantı haline gelir.

Mutluluk Farklıdır

Eğlence ile mutluluk aynı şeyler değildir. Eğlence mutluluk getirmediği gibi, çoğu zaman onunla ters bile düşer. Bu iki temel kavram farklıdır. Eğlence geçicidir, mutluluk ise süregelen bir duygudur. Eğlence, bir anlık keyiftir (hazdır). Kişi bir yandan eğlenirken, bir yandan da içinde huzursuzluk, tedirginlik, mutsuzluk duyabilir. Çoğunlukla da böyledir. Mutluluk ise, o an ve sonrasında süren iç huzurdur, içten taşan sevinç halidir.

“Reader’s Digest” adlı tanınmış derginin bir sayısında, mutluluk ve keyif arasındaki farkı Dennis Prager şöyle izah etmiştir: “Eğlence (haz), bir faaliyet süresince hissettiğimiz şeydir; Mutluluk ise, bir faaliyetin ardından hissedilen duygudur. Daha derin, daha kalıcı bir histir.” Ona göre, lunaparka veya bir maça gitmek, sinema ya da televizyon seyretmek, eğlence faaliyetleridir. Bu tip faaliyetler bizim rahatlamamızı, geçici bir süre için problemlerimizi unutmamızı ve hatta belki de gülmemizi sağlar, fakat mutluluk getirmezler. Çünkü bu tür fiillerin olumlu tesirleri, eğlence bitince sona erer. Eğer biz kendimizden memnun değilsek, hiçbir zaman mutlu olamayız. Mutluluk bir tavır ve fikirdir.

Yine Prager. “zorlukların ve hüznün yer almadığı eğlenceli bir hayatın mutluluk demek olduğuna inanan insanların, gerçek mutluluğu yakalama şanslarının oldukça düşük olduğunu” belirtmekte ve şöyle devam etmektedir: “Eğer eğlence ve haz mutlulukla eşdeğer olsaydı, acı da mutsuzlukla eşdeğer olurdu. Fakat aslına bakılırsa bunun tam tersi geçerlidir. Mutluluğa sebep olan şeyler çoğunlukla içlerinde acıyı barındırırlar. ”

Annelik gibi mutluluk veren bir olayın acı ile başlaması dikkat çekicidir.

Kur’an’da, her zorluğun arkasında bir ferahlık ama mutlaka bir ferahlık geleceğinin ifade edilmesi böyle bir hikmete binaendir.

Öğretici bir film veya zevkli bir spor müsabakası seyretmek, insanı mutlu etmez. Bu tip eğlenceler mantıklı bir şekilde kullanıldığında bizi rahatlatır, zihnimizi problemlerden uzaklaştırarak veya güldürerek mutluluğun sağlanmasına yardımcı olabilir. Ancak dozu biraz kaçırıldığında, geriye sıkıntılarını bırakır ve huzursuzluk kaynağı olurlar.

Bazı insanlar, sıkıntı ve mutsuzluklarını yemek yemeyle geçiştirebileceklerini zannederler. Fakat bu yüzeysel mutlulukları, ayna karşısına geçtiklerinde veya tartıldıklarında sıkıntıya dönüşür.

Karşılaşılan üzüntü ve problemlerin, beyni içki veya başka şeylerle uyuşturmakla giderileceğini zannedenler de her zaman yanılır. Bu yolu deneyenler, ertesi sabah sersem gibi kalktıklarında, problemlerinin aynen devam ettiğini görerek mutsuzlukla birlikte ümitsizliğe de düşerler. Bu durumda yaptıkları şey, içki veya uyuşturucu dozunun artırılmasıdır. Her yeni doz en az eskisi kadar, hatta eskisinden kuvvetli olmalıdır. Çoğu kimse için, ılımlı dozlarda eğlence yeterince heyecan vermez, özellikle, eğlence ile mutluluğu bir tutanlar için ılımlı eğlenceler, ılımlı mutluluk aramak kadar saçma gelebilir.

Bilinen bir hikayedir, mutsuzluktan yakınan hastasına doktor “Şu karşıki sirkte bir palyaço var, ona git çok eğleneceksin. Böylelikle mutsuzluğunu atarsın.” tavsiyesinde bulunur. Bunun üzerine hasta boynunu büker ve şöyle der: “Sözünü ettiğiniz palyaço benim.”

Peki, mutluluk getiren eğlenme şekli yok mudur? Elbette vardır: Sevdikleriyle muhabbet ve sohbet etmek, arkadaşları veya aile fertleriyle yapılan piknik ve gezmeler, kitap okuma ve belgesel filmler… vs. Bunlar belki yoğun ve gösterişli eğlenceler gibi görünmeyebilir ama zevklidir, mutluluk verir. Aynı zamanda kişinin gelişimine büyük katkıda bulunur.

Sonuç olarak eğlencenin doğru anlaşılması lazımdır. Mutlu etmeyen sahte eğlenceler ancak vakit kaybettirir ve zamanımızdan çalarlar. Bunun böyle olduğunu kabul etmek, aynı zamanda israfa da engeldir. Çünkü şaşaalı eğlencelerle mutlu olduğu zannedilen insanların öyle olmadığı bilinir.

Günümüzde insanların geçmişe göre daha az mutlu olduğu, aile geçimsizliği, boşanma, alkol, uyuşturucu kullanımı, psikolojik rahatsızlıklar gibi olayların artışından belli olmaktadır.

Batı dünyasındaki mutsuzluk, daha da belirgindir. Zevkçiliğe (hedonizm) odaklanmış bu toplumlarda özellikle genç insanlar arasında yaygın olan uyuşturucu, alkol kullanımı ve intihar girişimleri, her geçen gün daha da artmaktadır. Birçok insan için alkol, uyuşturucu, müstehcen yayınlar ve kumar, haz veren denemelerdir. Fakat bunlar kısa bir süre içerisinde alışkanlığa yol açar ve insanların mutlu olma şansını yok eder. Coleridge adlı fikir adamı: “Mutluluk sadece iffet ve doğruluk üzerine kurulur.” derken, büyük bir hakikate işaret etmektedir.

Yorum bırakın