Ana sayfa - Manşet - Mükemmeliyetçilik Tuzağından Kurtulmanın Yolları / Uzman Klinik Psikolog Mehmet Fatih Şiraz

Mükemmeliyetçilik Tuzağından Kurtulmanın Yolları / Uzman Klinik Psikolog Mehmet Fatih Şiraz

Mükemmeliyetçiliği nasıl tanımlıyorsunuz?

Genel olarak değerlendirdiğimizde mükemmeliyetçilik kavramı pozitif olarak algılanır. Hatasız olmaya çalışmak, karşılaştığı durumlara titiz bir şekilde yaklaşmak ve kusursuz olma yönünde çaba sarf etmek kulağa hoş gelen ve başarılı olabilmek için gerekliliktir. Bu genel tanımdan sonra mükemmeliyetçiliği iki şekilde ifade etmek daha uygun olur. İşlevsel mükemmeliyetçilik; yani bireyin hayatına engel teşkil etmeyen, başarıya ulaşmayı kolaylaştıran, yaşam ve iş kalitesini arttıran kişilik özelliğidir. Diğer mükemmeliyetçilik tanımı ise işlevselliğini kaybetmiş olan mükemmeliyetçiliktir. Bizim için problem olan kısım tam da budur. Bireyin hem kendisi için hem de çevresindekiler için yaşamak adeta kâbusa dönüşür. Hiçbir iş zamanında bitirilemez, mutlu olmak ya da tatmin olabilmek mümkün değildir, hataya tahammül olmadığından sürekli gergin bir halde acaba nerede sorun çıkacak diye beklerken hayatın güzelliklerini yaşayamazlar. Kısacası mükemmeliyetçilik işlevselliğini kaybettiğinde huzura kavuşmak mümkün değildir.

Mükemmeliyetçilik bir hastalık mı yoksa bir kişilik özelliği mi?

Aslında bu soruya, tanımlama yaparken kısmen yanıt vermiş olduk. Biraz daha toparlamaya çalışırsak mükemmeliyetçilik işlevsel olduğunda olumlu bir kişilik özelliğidir. Ancak işlevselliğini kaybettiğinde hayatı çekilmez hale getiren olumsuz bir kişilik özelliğidir. Hastalık kavramını kullanmamaya özen gösteriyorum. Sadece birkaç özelliği alt alta yazarak gelişi güzel yapılan etiketlemeler bireyin ruh sağlığını olumsuz etkilemektedir. İnsana ait olan özellikler farklı durumlarda hepimizde görülür. Yaptığı işin en iyisinin olmasını istemek ya da girdiği sınavdan tam puan almayı istemek bir hastalık belirtisi değil ama başarıya ulaşmış olmasına rağmen bunun daha üst düzeyde olmamasını kendine dert edinip başarılarını küçümsemek ya da yok saymak üzerinde düşünülmesi ve değiştirilmesi gereken bir tutumdur.

Mükemmeli aramak kötü bir şey mi, mükemmeliyetçilik hangi durumlarda işlevselliğini yitiriyor?

Aksine mükemmeli aramak, işini kendi kapasitesi ve sınırlılıklarını göz önünde bulundurarak en iyi şekilde yapmak için çabalamak ihtiyacımız olan bir şey. Toplumdaki bireylerin aynı bilinç ve ahlaki seviyede kendi üzerine düşen sorumluluğu hakkıyla yerine getirmesi toplumsal huzur açısından son derece önemlidir. Bir doktorun hastasıyla ilgilenirken gereken özeni göstermesi, bir inşaat mühendisinin işini hakkıyla yapması ya da bir çocuk bakıcısının sorumluluğunun farkına vararak çalışması kuşkusuz hem bireyler hem de toplum açısından faydalı olacaktır. Mükemmeliyetçiliğin hangi durumlarda işlevselliğini yitirdiğine gelince bu konuya birçok açıdan yaklaşabiliriz. İlk olarak, bireyin düşüncelerindeki ve hayatı yorumlama ilkelerindeki negatif yaklaşımların baskın hale gelmesi diyebiliriz. Örneğin önemli olsun olmasın bütün durumları aynı düzlemde değerlendirmek hatalı bir yaklaşımdır. Bir yemeğin tuzunu fazla kaçırmak ile bir muhasebecinin personel maaşlarını yanlış hesaplaması aynı öneme sahip hatalar değildir. Diğer etken olayları/durumları yorumlarken “aşırı uçlarda düşünme, felaketleştirme, olumluyu yok sayma, duygulara göre mantık yürütme, aşırı genelleme” gibi gerçeği yansıtmayan mantıksal hataların artmasıdır. Bir başka sebep ise özellikle kaygı, öfke, üzüntü, bir yakının kaybedilmesi, ayrılık, iflas, başarısızlık, çevre tarafından onaylanmama gibi olumsuz duygu ve durumları kendi benlik değeri ile ilişkilendirip çözüm yolu olarak kusursuzluk için kendini tüketircesine çabalamak diyebiliriz.

Mükemmeliyetçilik psikolojik, ruhsal açıdan kişiyi ne gibi problemlerle yüz yüze getiriyor?

İşlevsel olmayan mükemmeliyetçilik, ilk olarak hem kendisi hem de çevresindeki insan için hayatı çekilmez hale getirir. Doğal olarak bu durum sürekli çatışmalı, gergin, huzursuz bir ortama yol açar hatta ikili ilişkilerde ayrılıklara sebep olabilir. Sürekli olarak hata aramak bütün dikkati olumsuza yoğunlaştıracağı için başarılar ve olumsuz olanlar göz ardı edilir. Tabi bu durum bireyin en güzel en anlamlı sayabileceği anında bile mutlu olamamasına yol açıyor. Karşılaşılan en ufak bir aksaklık bile yoğun çökkünlük yaşanmasına sebep oluyor. Sonuç olarak işlevsel olmayan mükemmeliyetçilik bireyin depresyon, öfke problemleri, kaygı bozuklukları, özgüven eksikliği, yetersizlik hisleri gibi psikolojik problemlere yatkınlığı arttırmanın yanı sıra yaşanan sürekli gerginlik ve stres mide rahatsızlıklarına, sebepsiz ağrılara, hatta damar tıkanıklığı gibi hayati önem arz eden fiziksel sağlık sorunlarına yol açabilir.

Mükemmeliyetçiliğin akademik ve iş yaşamında ne gibi yansımaları oluyor?

Eğer işlevsel düzeyde ise gerek akademik gerekse iş yaşamında başarıyı da beraberinde getirir. Ayrıca yapılan işin kalitesi arttığından bireylerin ruh sağlığında, aile huzurlarında, mesleki tatmin duygusu yaşamalarında, toplum olarak sağlıklı olma halinin artmasında olumlu etkileri olur.

Kişiyi mükemmeliyetçiliğe götüren sebepler nelerdir? Bu konuda çocuk eğitiminde nelere dikkat edilmeli?

Mükemmeliyetçiliğin temelleri tıpkı diğer kişilik özelliklerinin oluşmaya başlamasında olduğu gibi erken çocukluk döneminde atılır. Zaman içersinde tekrarlayan durumlar sonucu kişilik özelliği olarak gelişir ya da pekiştirilmediği zamanlarda sönme eğilimi olur. İşlevselliğini kaybetmesi de yine erken çocukluk dönemlerindeki yetiştirme tutumları ile başlar. Ancak bu durumu tek bir sebebe bağlamak ya da tek bir dönem özelliği gibi görmek doğru olmaz. Genel olarak baktığımızda çocuklar aşırı eleştirel ortamlarda yetiştiklerinde, başarılarının aşırı küçümsendiği durumlarda, sevgiye ancak başarılı olduklarında ulaşabildiklerinde, anne-baba ya da çevrenin yaklaşımları sonucu benlik değerlerini başarıyla eşlediklerinde, akademik başarı tek hedef olarak algılandığında, toplumsal onaya sadece başarı ile ulaşılabildiğinde, örnek alarak özdeşim kurdukları kişilerin mükemmeliyetçi kişilik özellikleri olduğunda mükemmeliyetçi kişiliklerin gelişme olasılığı yüksektir. Tabi medyanın, sosyal çevre, zorlu yaşam koşullarına mazur kalmak da bu kişilik özelliklerinin yerleşmesine katkı sağlar.

Çocukları yetiştirirken yapılması gerekenlerden önce her bireyin yaradılış özelliği olarak farklı karakterleri olduğunu, aynı koşullarda farklı özellikler geliştirebileceklerini hatırda tutmakta fayda var. Çocuk yetiştirirken sevginin önemini küçümsememek, koşullu sevgiden kaçınmak, sürekli eleştirel yaklaşımlardan uzak durmak, çocuğun kendini değerli hissetmesi için sadece başarıları beklememek, aşırı katı kuralcılık yapmamak (Burada ifade etmeye çalıştığım kuralsızlık değil, yerinde zamanında ve yaşına uygun kuralların olması. Örneğin iki yaşındaki bir çocuk hayır kavramını algılayamaz, ona kızmanın, katı kural koymanın, ya da öfkelenmenin bir anlamı olmaz, ama sekiz yaşında bir çocuğun hayır kavramını öğrenmiş olması beklenir. Eğer bunu kabullenemiyorsa ona fiziksel ya da duygusal şiddetle yaklaşmak yerine sevgi ve sabır ile algılayabileceği cümleler kurarak doğruyu aktarmak gerekir.), çocuk ile iletişime geçmeyi onunla oyun oynamayı ihmal etmemek, yapılan her davranışın ona rol-model olduğunu unutmamak gerekir.

Ulaşılması mümkün olmayan bir kusursuzluk arayışındaki kişiler mücadeleye nereden başlamalılar?

Öncelikle bu konuda farkındalığın olması gerek. Eğer birey problemi olduğunu düşünmüyorsa, kusursuz olmak adına uğraşırken yaptığı hataları görmek istemiyorsa yapılabilecek pek bir şey yok. Fakat az da olsa bu kişilik özelliğinden muzdaripse aslında ilk adımı atmıştır. Değişime inanırsa ve sorumluluk alırsa bu davranış kalıplarını zaman içerisinde değiştirebilecektir.

Öncelikli olarak düşünce yapılarındaki mantıksal hatalara odaklanarak ve bunları değiştirmekle işe başlanabilir. Ama en önemli etken bu değişimin emek ve sabır gerektirdiğini unutmamak gerekir. Bir günde oluşmayan bir kişilik özelliğini bir günde değiştirmeyi beklemek pek gerçekçi olmayacaktır. Düzeltilmeye çalışılan alışkanlıklar zaman zaman tekrar edecek, bazen azalacak bazense tamamıyla ortadan kalkacak ama süreçte istikrarlı olunduğunda işlevsel olmayan mükemmeliyetçi kişilik özellikleri yerini daha etkin ve güzel özelliklere bırakacaktır.

Mücadelede mantıksal hataların tespiti konusunda neler söylemek istersiniz? Daha çok ne tarz mantık hataları yapılıyor?

Mantıksal hataları, kendimiz ve çevremizle ilgili gerçekçi olmayan, kanıtı olmayan, olayları olduğundan daha farklı ve yanlı algılama olarak tanımlayabiliriz. Örnek olarak bazı mantıksal hatalar “aşırı uçlarda ya hep ya hiç tarzı kutuplaşmış düşünce, olayları felaketleştirerek yorumlama, olumluyu geçersiz kılma, duygulara göre mantık yürütme, etiketleme, aşırı büyütme ya da aşırı küçültme, durumları zihinsel süzgeçten geçirerek taraflı yorumlama hataları yapma, karşısındakinin zihnini okuma, aşırı genelleme, kişiselleştirme, sürekli kurulan emir cümleleri” şeklinde sayılabilir.

Değişim için öncelikle yapılan hataların farkına varmak gerekir. Samimiyetle doğru şekilde yapılan gözlemler sonucu belirlenen düşünce hataları farklı tekniklerle yeniden düzenlenerek daha işlevsel olanı, daha sağlıklı olanı ile değiştirilebilir.

Mükemmeliyetçi bireylerle ilgili olarak en sık yapılan mantık hatası ise olayları aşırı uçlarda ya hep ya hiç tarzı yaklaşımlardır. Bir nevi dünyayı siyah-beyaz olarak görme diyebileceğimiz bu bakış açısı aradaki dereceleri yok sayar. Mesela bir yönetmenin hayatında uzun dönemler çalışmış ve birçok başarılı çalışma ortaya koymuş olmasına rağmen son filminin yeteri kadar izlenmemesi sonucu kendini işe yaramaz, beceriksiz, yetersiz olarak algılaması. Bir başka örnekte liste yapmadan alışverişe çıkıp ihtiyacı olan on üründen dokuzunu alan bireyin unuttuğu bir ürün sebebiyle kendini işe yaramaz, beceriksiz olarak nitelendirmesi. İki örnekte de ortak özellik olumsuz olana ve hataya fazla odaklanılması fakat azımsanmayacak düzeyde yüksek orandaki başarıların yok sayılması diyebiliriz.

Kibirle mükemmeliyetçilik arasında nasıl bir ilişki var?

Kendini herkesten üstün tutma, kendini beğenme, büyüklenme hâli de diyebileceğimiz kibir yıkıcı özelliklere sahiptir. Kendine atfedilen bu aşırı değer hali bireyin kendini gözlemlemesinin ve öz eleştiri yapabilmesinin önüne geçer. Kendisine yönelik kusursuzluk inancı yüksek olduğundan ya da kusurlu olmayı bir yetersizlik gibi hissettiğinden sürekli olarak hata, kusur gibi durumların üzerini kapatmaya çalışır. Mesela “bilmemek” bir kusur olarak görüldüğünden her konuda mutlaka bir şeyler söyleme ihtiyacı hisseder, ya da soru sormanın bilgisizliğini açığa çıkarmasından korktuğu için soru sormaktan kaçınır. Başkalarının hata yapacağına yönelik inancı çok katı olduğundan, diğerlerine güvenemediğinden ve yardım almanın bir zayıflık göstergesi olduğunu düşündüğünden işlerini kimseye emanet edemez. Etse bile sürekli kontrol etme zorunluluğu hisseder. Hatalara toleransı çok düşük olduğundan kendi hatalarını kabul etmekte çok zorlanır. Daha da somutlaştırırsak mağazaların seri sonu ya da defolu ürünlerinden almayı kendisine yakıştırmaz. Kibirli olmanın daha birçok göstergesi olmakla birlikte mükemmeliyetçilikle benzeyen davranış kalıplarını bu şekilde özetleyebiliriz. Bu duyguyla mücadele edebilmenin en güzel yollarından bir tanesi kişinin kendisine yönelik yaptığı abartılı gerçeği yansıtmayan övgülerden uzak durmasıdır. Sürekli övgü alma, beğenilme, onaylanma arzularını da hem düşüncelerdeki mantıksal hatalarla mücadele ederek hem de davranışlardaki düzenlemelerle değiştirmek önemlidir. Eğer kişi kendisi ile barışık olabilirse, yetersizlik duygularıyla baş etmek için başkalarının onayına ihtiyaç duymuyor hale gelebilirse, gerçekliğin ötesinde mantıksal hatalarla yorumlama yapmamayı başarabilirse kibir duygusunu da kontrol altında tutabilir. Ayrıca olumsuz bir duygunun en güzel ilacının o duygunun aksi olduğunu da belirtelim. Nasıl ki sevginin olduğu yerde nefret barınamazsa, cömertliğin yanında cimrilikten söz edilmezse, tevazunun olduğu yerde de kibir hüküm süremez. Birey gerçekçi tevazusunu arttırdıkça benliğindeki abartılı değerlendirmeleri de törpülenecektir.

Mükemmeliyetçilikle mücadele için önemli gördüğünüz diğer önerileriniz nelerdir?

Aslında mükemmelliğe ulaşmanın imkânsızlığının sebebi mükemmellik ile ilgili tanımlamanın ve hedefin gerçeğe uymamasıdır. Mükemmellik ulaşılacak bir hedeften çok bu yolculuktaki süreçtir. Gerçek mükemmellik sanıldığı gibi her şeyin kusursuz olduğu, istek ve arzuların limitsizce gerçekleştiği menzilden çok öte anlamlar içermektedir. Gerçek mükemmellik; insan olarak kusurlarımızı, zayıflıklarımızı kabul ederek sevgi, hoşgörü, huzur, güven gibi olumlu duyguları destekleyip, kibir, hırs, öfke, haset, bencillik gibi olumsuz duyguları pekiştirmekten kaçınmaktır. Hata yapmaktan korkmak yerine yaptığı hatayı tekrarlamaktan kaçınarak yaradılış özelliği olarak bütün insanlarda var olan yukarıda saydığımız olumlu kişilik özelliklerini geliştirmeye çalışarak, zamanını ve enerjisini kendisi için, toplum için, insanlık için kullanabilmektir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.