Ana sayfa - Manşet - Motivasyon Kalıcı Bir Bilinç Haline Nasıl Gelir? / Prof. Dr. Sıtkı Göksu

Motivasyon Kalıcı Bir Bilinç Haline Nasıl Gelir? / Prof. Dr. Sıtkı Göksu

İnsanı harekete geçiren duygulardan birisi olan, belli standartlarda başarıya ulaşmaya yarayan motivasyonu nasıl tanımlıyorsunuz?

Bir şeyleri yapma arzusuna “motivasyon” denir. Diğer tanımla yönünü ve öncelik sırasını da belirleyerek, bireyleri bilinçli ve amaçlı eylemlerde bulunmaya yönelten, iç ya da dış etkenlere motivasyon denir. Motivasyonu bir insanı belirli bir amaç için harekete geçiren güç olarak da tanımlayabiliriz. “Bir işi yapmak için içimizde duyduğumuz güçlü istek.” olarak da tanımlayabiliriz.

Motivasyon için neye sahip olmak istiyorsak ne yapmak istiyorsak bunlar için en doğrusu bugün başlamalıyız. Sorunlarımızı öğretmenimiz olarak görmeliyiz. O sorunların altından nasıl kalkacağımızı bilirsek, uzun vadede bize artı değer olarak geri döner.

Motivasyonumuzu artırmak için her gün kendi alanımızda ve kendi alanımız dışında yeni bir şey öğrenmek için çalışmalıyız.

Ne kadar meşgul olursak olalım motivasyonumuzun artması için arkadaşlarımıza ve ailemize zaman ayırabilmeliyiz. Çünkü onlar dıştan gelen motivasyon destekleridir.

İşlerimizi yaparken en sıkıcı ve en uzun sürecekleri en baştan halletmeliyiz. İşlerimizde her zaman “Üşenme, erteleme, vazgeçme.” prensibine uygun hareket etmeliyiz.

Özen gösterdiğimiz anlar sıradan değildir. Bu anlar bize fırsat sağlar. Başkalarına yardım etmek, kendimizi geliştirmek, öğrenmek fırsatını sağlar.

Musibet, bela, sıkıntı olarak gördüğümüz olayların arkasında güzel neticeler saklıdır. Kar-kış-soğuk kötü olarak adlandırılır ancak arkasında baharı saklamaktadır.

Motivasyon, mutlu ve başarılı olmak için hayatî önem taşır. Sebepler noktasından doktorun verdiği ilacı kullanınca tesir göstereceği gibi, motivasyonla ilgili tavsiyeler de ancak yerinde ve zamanında uygulanınca değerli olur.

Kendinizi motive etmek için geleceğimizi gözümüzde canlandıralım. Hayalimiz ne ise kendimizi orada görelim.

Geçmişten günümüze ne kadar yol kat ettiğinize bakın. Geçmişe bakmak ne kadar yol aldığımız ve daha ne kadar yolumuz kaldığı hakkında bilgi verir.

Büyük idealiniz neyse onu düşünüp adım atın. Başarı yolundaki başarısızlıklar size engel olmasın, teşvik edici olsun. Ferhat bile Şirin için dağları deldi.

Başarı merdivenine hiç kimse elini kolunu sallayarak hiçbir sıkıntı çekmeden çıkmamıştır.

“Beşikten mezara kadar ilim öğrenmek” prensibinden hareketle sürekli öğrenmek için çalışın.

Motivasyonla, halk dilinde “gaz verme” arasında ne fark var?

Motivasyon adı üzerinde harekete geçirme, içeride mevcut olan, enerjiyi, cevheri ortaya çıkartmaktır. Burada bahsedilen “gaz verme” ise kuru bir teşviktir. Biliyorsunuz silahlarda bir kurusıkı bir de hakiki mermi kullanılır. Kurusıkı mermi gürültüden başka işe yaramaz. Hakiki mermi düşman olan, bize zarar verebilecek insan veya hayvanı öldürebilir. Sonuçta “Emek olmadan yemek olmaz.” “Ne kadar bulgur o kadar köfte.” Hiçbir emek harcamadan, maddi-manevi fedakârlığa girmeden bir kazanç sağlanamaz. Hiçbir ihtiyacımızı gideremeyiz. En iyi kazanç yolu “İnsan için ancak çalıştığı vardır.” ilahî fermanı doğrultusunda çalışmalı, alınlar terlemelidir.

Bu konuda çok çarpıcı bir örnek ise Kanuni Sultan Süleyman’ın mimarı meşhur Sinan’dır. Mimar Sinan kalfalık eserim dediği Süleymaniye Camii’ni 60 küsur yaşında, ustalık eserim dediği Selimiye Camii’ni de 80 yaşında yapmıştır. Demek ki “Emek olmadan yemek olmuyor.” İnsanlar belli bir noktaya gelmek, ülkesinde ve dünyada meşhur olmak, tarihlere geçmek, maddi veya manevi sultan olmak için çok ciddi, planlı ve düzenli çalışıyorlar. İnsanın adının kötüye çıkması çok kolaydır. Ancak bir konuda insanın veya firmanın adının iyiye çıkması zordur, ciddi emek ve gayret ister. Cevabımızı Abraham Lincoln’dan bir anekdot ile bitirelim:

Abraham Lincoln’a bir genç iş istemek için başvurur. Genç isteğini dile getirmeden önce dedesinin, babasının, amcasının iç savaş sırasında gösterdikleri kahramanlıklardan, bu yolda hayatlarını bile hiç çekinmeden feda ettiklerinden bahseder. Delikanlıyı sakin bir şekilde dinleyen Lincoln ona şöyle cevap verir: “Evlat sen bana patatesi hatırlatıyorsun. Çünkü onun da en iyi kısmı, işe yarayan tarafı toprak altındadır.”

Motivasyon içsel bir kuvvet midir? Dışsal etkilerden ne oranda beslenir?

Motivasyonun yukarıda tanımında da geçtiği gibi içten ve dıştan gelen etkilerle etkilendiği bir gerçektir. Ancak en büyük payı şahsın kendisi alır. İçerden muharrik-itici güç olmadıkça payanda veya arkadan ittirme ile insan bir noktaya kadar gider, daha ilerisine gidemez. Biz kendimizi motive edersek, gayrete, şevke gelirsek inanıyorum maddi-manevi başarı arkasından gelecektir. “Sabreden derviş muradına ermiş.” Kaidesince azmeden, sebat eden, sabreden inşallah başarır.

Tarihi bir örnek verecek olursak: Meşhurdur ki, bir zaman İslam kahramanlarından ve Cengiz’in ordusunu birçok defa mağlup eden Celâleddin-i Harzemşah harbe giderken, vezirleri ve emri altında bulunanlar ona demişler: “Sen muzaffer olacaksın. Cenâb-ı Hak seni galip edecek.” O demiş: “Ben Allah’ın emriyle, cihad yolunda hareket etmeye vazifeliyim. Cenâb-ı Hakkın vazifesine karışmam. Muzaffer etmek veya mağlup etmek, O’nun vazifesidir.” İşte Celâleddin-i Harzemşah bu teslimiyet sırrını anlamasıyla, harika bir surette çok defa muzaffer olmuştur, galip gelmiştir.

Önceliklerimizi unutmayalım. Meşhur “Büyük taşlar, önemli işler,” benzetmesinde olduğu gibi program kavanozumuza büyük taşları, küçük taşlardan önce koymalıyız. Ne kadar meşgul olursak olalım büyük taşlarımız olan ailenize, arkadaşlarınıza, eğitimimize, hayallerimize, sağlığımıza, sevdiklerimize, çocuklarımıza, eşimize, bir eser ortaya koymaya, başkalarına faydalı olmaya vakit ayırmalıyız.

Bir şeyi kim ihlasla, samimi olarak isterse Allah ona verir. İnsan onu elde etmenin bir yolunu bulur. Engeller dağ gibi de olsa ya üzerinden aşar ya da Ferhat gibi deler de geçer. İğne ile kuyu kazmak gerekirse onu da kazar.

Kendinize ve hayallerinize yatırım yapın. Bu yatırımın karşılığını alacaksınız. Bir anda büyükten başlamayın, ufaktan başlayın. Ufaktan başlamakla birlikte, insicam ve tutarlılıkla adım adım hedefinize doğru yürümeye devam edin.

Güzel işler elbette zaman alır. Sabır ve sebat etmeden ancak güzel bir hayalimiz olur.

İyimser bakış açısı motivasyonu nasıl etkilemektedir?

Konu ile ilgili olduğunu düşündüğüm bir fıkra ile başlayayım:

Kayserili tüccara sormuşlar: İki kere iki kaç eder diye? Alırken mi? satarken mi? diye cevaplamış. Alırken 3, satarken 5 yapar diye cevap vermiş. Muhasebeciye aynı soruyu sormuşlar. Muhasebeci de kapıyı ve pencereleri kapatıp: “Siz kaç etmesini istiyorsunuz?” diye cevap vermiş.

Demek ki şartlara durumlara ve bizim gayretimize göre sonuç çok değişebilmektedir. Biz, üç tane 1’in yan yana omuz omuza birbirine destek vererek durduğunda 111 (Yüz on bir) kıymetinde ve değerinde olabileceğini biliyoruz. Dört tane 4’dün ayrı ayrı iken 16 kıymetinde olduğunu; aynı hedef ve görevde dayanış ruhuyla bir çizgi üzerinde birleşme ile 4444 (dört bin dört yüz kırk dört) kuvvetinde ve kıymetinde olabileceğini biliyoruz.

Rahat yaşayanlar, toprağın altında yatanlar olabilir. Biz henüz sağ ve sıhhatli olduğumuza göre gerekli performansı göstereceğiz. Hiçbir kimse zorluk, sıkıntı, meşakkat, engel olmadan başarılı olmamıştır. Her işin kendine göre zorlukları vardır.

“Merak ilmin hocası” olduğu için faydalı şeylere karşı meraklı olmalıyız.

Motivasyon için önemli bir nokta da yeterince uykumuzu almış olmamızdır. Bu konuda yaklaşık 6-8 saat uykunun yeterli olabileceğini söyleyebiliriz.

“Hedefi olmayan gemiye hiçbir rüzgâr yardım edemez.”, “Kimin himmeti milleti ise o tek başına bir millettir.”, “İnsan için ancak çalıştığı vardır.” bu gibi düsturları nazara alıp hayatımızda kalıcı değişiklikler yapmalıyız. İşimizi şansa bırakmamalıyız. Başarı için şartlara müracaat ederek “Eşeğimizi sağlam kazığa bağlamalıyız, sonra Allah’a emanet etmeliyiz.”

Hedeflerinizi öncelik sırasına göre bir kâğıda yazın. Bunları gerçekleştirmek için plan yapın. Hedeflerinizi gerçekleştirmek için bir başlama tarihi olsun. O tarihte işe başlayın. Daha sonra bunların ne kadarını gerçekleştirdiğinizi işaretleyin. Hedefleriniz ile ilgili bir son tarih olsun. Bu tarihe kadar gerçekleşip gerçekleşmediğini kontrol edin.

Büyük ve ulaşılabilir hedefler seçin. Küçük hedeflere herkes ulaşır. Ancak ciddi çalışma gerektiren hedefler her kişinin değil, er kişinin ulaşabileceği yerlerdir.

“Zirvelerde kartallar da bulunur, yılanlar da. Ancak birisi oraya süzülerek, diğeri ise sürünerek gelmiştir. Önemli olan nereye gelmiş olduğunuzdan çok, nereden ve nasıl geldiğinizdir.” (Cenab Şehabettin)

Allah’a ve ahirete imanın kişinin motivasyonu üzerindeki yansımaları nelerdir?

Kısaca söylemek gerekirse dünyayı ahiretin tarlası görür, ahireti için ciddi çalışır. Dünyayı din için çalışmak şevkini verir. Bu dünyada hadsiz nimetlerle donatıldığını, bunların tadımlık olduğunu, çünkü sonsuzun yanında 50-100 sene ömrün çok kısa olduğunu burada misafir olduğunu düşünür. Ahirette iman ehli için cennette ne göz görmüş, ne kulak işitmiş ne de insanların kalbine doğmamış sonsuz nimetleri düşünür, Allah’a şükreder. Ayrıca bu dünyada mazlumun zilletinde zalimin izzetinde gittiğini düşünüp ahirette Adil-i Mutlak olan Allah’ın hak sahibine hakkını vererek zalimi cezalandıracağını, mazlumu mükâfatlandıracağını düşünüp rahatlar. Yaratıcısına şükreder.

Ölüm, hayat vazifesinden bir terhistir. Bir paydostur. Bir yer değiştirmedir. Bir vücut değişmesidir. Sonsuz hayata bir davettir. Bir başlangıçtır. Bir sonsuz hayatın başlangıcıdır. Nasıl ki hayatın dünyaya gelmesi bir yaratma ve takdirledir. Öyle de, dünyadan gitmesi de bir yaratma ve takdirle, bir hikmet ve tedbirledir.

Dünyaya çalıştığınız gibi asıl kabrin arkası için çalışınız; hakiki saadet ve lezzet ondadır. Çünkü oradaki hayat ebedidir. Her kim fani hayatı esas maksat yapsa, zahiren bir cennet içinde olsa da, mânen cehennemdedir. Ve her kim baki hayata ciddi yönelse, iki dünya saadetine mazhardır. Dünyası ne kadar fena ve sıkıntılı olsa da, dünyasını Cennetin bekleme salonu hükmünde gördüğü için hoş görür, tahammül eder, sabır içinde şükreder.

Özet olarak; insanların en bahtiyarı odur ki, dünya için ahireti unutmasın, ahiretini dünyaya feda etmesin. Ebedi hayatını dünya hayatı için bozmasın. Boş şeylerle ömrünü boş yere harcamasın. Kendini misafir sayıp misafirhane sahibi olan Allah’ın emirlerine göre hareket etsin, selâmetle kabir kapısını açıp ebedi saadete girsin.

Motivasyon sürekli yenilenmesi gereken dinamik bir şey mi, motivasyon kalıcı bir bilinç, duygu haline gelebilir mi? Motivasyonun kalıcı, sürekli olması haline nasıl ulaşılabilir?

Motivasyon dinamik bir şeydir. Tembellik zindanına düşmemizin nedenleri ve bu zindandan kurtulmanın yolları üzerinde duralım. “İnsanın rahatı ancak çalışmada ve mücadele etmektedir. İnsan için ancak çalıştığı vardır.”

Hayat bir faaliyet ve harekettir. Şevki-isteği ise bineğidir. İşte, himmetiniz-ciddi gayretiniz şevke binip hayat mücadelesi meydanına çıktığı vakit, en evvel şiddetli düşman olan ümitsizlik rast gelir. Manevi kuvvetini kırar. Siz o düşmana karşı “Ümidinizi kesmeyin.” ayetinde belirtilen hakikat kılıcını kullanınız.

Sonra zahmet ve zorluğu olmayan hakkın hizmetinin yerini zapt eden üstünlük elde etmek meyil ve arzusunun zorbalığı hücuma başlar. Himmetin başına vurur, atından düşürttürür. Siz “Allah için olunuz.” hakikatini o düşmana gönderiniz.

Sonra da birbirine bağlı olan sebeplerdeki birbirine bağlı sıralanmayı atlamakla müşevveş eden acelecilik çıkar, himmetin ayağını kaydırır. Siz, “ibadette, musibette ve günahtan kaçınmakta sabırlı olun; sabır yarışında düşmanlarınızı geride bırakın; her an cihada hazırlıklı bulunun ve murabıt olun.” ayetini siper-sığınak ediniz.

Sonra da, yaratılış itibariyle medeni olduğundan aynı cinsin çocukları olarak hukukunu muhafazaya ve hakkını onlar içinde aramaya mükellef olan insanın emellerini-arzularını dağıtan bireysel düşünce ve sadece kendini düşünme fikri karşı çıkar. Siz de “İnsanların en hayırlısı onlara faydalı olandır.” hadisinde belirtilen yüksek gayret sahibi mücahidi çarpışmaya-mücadeleye çıkarınız. Sonra, başkasının tembelliğinden görerek fırsat bulup, hücum edip belini kırar. Siz de “Tevekkül etmek isteyenler, sadece Allah’a tevekkül etsinler (başkalarına değil).” ayetinde olan çok sağlam ve güvenli kaleyi himmete-ciddi çabaya sığınak ediniz.

Sonra da acizlik ve nefsin itimatsızlığından meydana gelen ve işi birbirine bırakmak olan gaddar ve acımasız düşman geliyor. Himmetin-gayretin elini tutup oturtturur. Siz de “Siz doğru yolda oldukça, sapıtmış olanlar size zarar veremez.” ayetinde olan çok yüce ve yüksek hakikati üzerine çıkarınız. Ta, o düşmanın eli o himmetin eteğine yetişmesin. Sonra, işi Allah’ın vazifesine müdahale etmek olan dinsiz düşman gelir; himmetin yüzünü tokatlar, gözünü kör eder. Siz de “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol.” ayeti ve “Efendine efendi olmaya çalışma.” prensibi olan işini bilen ve vazifesini bilen olan hakikati gönderiniz. Ta onun haddini bildirsin. Sonra, umum meşakkatin-sıkıntının anası ve umum rezaletin-alçaklığın yuvası olan rahatlığa meyli olma geliyor. Himmeti bağlar, sefillik zindanına atar. Siz de “İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır.” ayetinde olan şerefli mücahidi o büyüleyici-çok aldatıcı cellada gönderiniz.

Evet, “Size meşakkatte-zorlukta büyük rahat var. Zira yaratılışı heyecanlı olan insanın rahatı yalnız çalışma ve mücadelededir.”

Motivasyon kazanmada “sevgi” ve “korku” duygularının rolünden bahseder misiniz?

Sevgi-muhabbet şu kâinatın varlığının bir sebebidir. Hem şu kâinatın bağıdır hem şu kâinatın nurudur hem hayatıdır. Mesela; “Muhabbet şu kâinatın bir sebeb-i vücududur.” sözü ve hükmü “Ey habibim sen olmasaydın bu kâinatı halk etmezdim.” kudsi hadisinin güzel bir tefsiri, fasih bir beyanıdır. Yani; kâinatın var edilme gerekçesi; Allah’ın, Hazreti Muhammed’e (s.a.v.) olan kudsi muhabbeti ve Hazreti Peygamber’in (s.a.v.) de bu muhabbete kulluk ve ilahi aşk ile mukabele etmesidir.

Yani Hazreti Peygamber (s.a.v.) muhabbeti ile Allah’a o azametli kulluğu gösteremeseydi, belki şu an biz olamayacaktık. Demek kâinat; muhabbet temeline kurulmuş bir bina gibidir, temel olmasa idi bina da olmazdı. Diğer bir husus; muhabbet, ilim ve marifetin bir neticesi hükmündedir. İlim ve marifet ziyadeleştikçe, muhabbet de ona oranla ziyadeleşir. Demek asıl ve öz olan muhabbettir. Nasıl meyve ağacı, meyvesi için dikilir ve bakılır ise; aynı şekilde kâinat ağacının meyvesi ve neticesi de muhabbettir, kâinatın yaratılması da ona bakar. Bu yüzden Allah, insana nihayetsiz ve her şeyi kuşatacak bir muhabbet hissi vermiştir. Yani kendisini sevecek ve ona kalben bağlanacak bir muhabbet hissini insanın özü ve esası olan kalbine yerleştirmiştir.

Eski zamanlarda cüzi ve mecazi aşklar için çok büyük eserler yapılmıştır. Mesela; dünyanın en büyük harikalarından olan Tac Mahal mimarisi, cüzi ve basit bir aşkın meyvesidir. Tac Mahal -dünyada aşk için dikilmiş en büyük ve en güzel anıt olarak kabul edilen bu türbe-, Şah Cihan’ın büyük bir aşkla sevdiği eşi Arcümend Banu’nun, (Mümtaz Banu Begüm) doğum sırasında ölümü üzerine, onun hatırasına yaptırılmıştır.

İnsan kâinatın en kapsamlı bir meyvesi olduğu için, kâinatı istilâ edecek bir muhabbet, o meyvenin çekirdeği olan kalbine konmuş. İşte şöyle nihayetsiz bir muhabbete lâyık olacak, nihayetsiz bir kemâl sahibi olabilir.

İnsanın, korkuya ve sevgiye-muhabbete âlet olacak iki cihaz, yaratılışında konulmuştur. Mutlaka, o sevgi ve korku, ya halka veya Yaratıcıya yönelmiş olacak. Hâlbuki halktan korku elîm bir beladır; halka muhabbet dahi belalı bir musibettir. Çünkü sen öylelerden korkarsın ki, sana merhamet etmez veya senin ricanı kabul etmez. Şu halde, korku elîm bir beladır.

Sevgi-Muhabbet ise, sevdiğin şey, ya seni tanımaz, Allahaısmarladık demeyip gider (gençliğin ve malın gibi); ya muhabbetin için seni tahkir eder. Görmüyor musun ki, mecâzî aşklarda yüzde doksan dokuzu âşık olduğundan şikâyet eder. Çünkü Samed aynası olan kalbin içi ile put gibi dünyevî sevgililere tapmak, o sevilenler nazarında çirkindir ve hoşlanmaz, reddeder. Zira yaratılış, fıtrî ve lâyık olmayan şeyi reddeder, atar. (Şehevânî-nefsani istekleri sevmek bahsimizden hariçtir.) Demek, sevdiğin şeyler ya seni tanımıyor, ya seni hor görüyor, ya sana eşlik etmiyor, senin zıddına ayrılıyor. Madem öyledir, bu korku ve sevgiyi, öyle birisine tevcih et ki, senin korkun lezzetli bir aşağılanma olsun, sevgin aşağılık olmayan bir saadet olsun.

Sınavlar için zararlı olan korku aşırı korkudur. Meselâ, nasıl ki damda-çatıda gezen bir adamı tehlikeye atmak için, bir kandırıcı adam, o evham eden-korkan kişinin nazarında zararlı görünen bir şeyi gösterip, vehmini-korkusunu uyandırır, kovalayarak ta damın kenarına gelmesine, baş aşağı düşmesine ve boynunun kırılmasına neden olur. Aynen onun gibi, çok ehemmiyetsiz evhamla-korkuyla çok ehemmiyetli şeyler feda edilmektedir. Hatta insan bu korku damarı ile bir sinek beni ısırmasın diyerek, yılanın ağzına girmek gibi olumsuz şeylere atılır. Sınav korkusu kontrol altına alınmalıdır. Yoksa korktuğu derslerde başarılı olmak insana imkânsız gibi gelir. Örneğin matematik dersinden korkan bir öğrenci en kolay matematik sorularını da yapamaz hale gelir.

Korku, stres, kaygı yerinde ve dozunda olursa uyanıklığa, teyakkuza ve sınav sorularını daha iyi anlamaya sebeptir. Ancak aşırı korku hayatı azaba-sıkıntıya, yaşanmaz duruma getirir. İnsan yapabileceği basit soruları dahi stres ve kaygısının fazla olmasından dolayı yapamaz.

Her şeye kıymeti nispetinde değer vereceğiz. Değerinin azı ve fazlası uygun değildir. Eğer kıymetsiz bir şeye çok kıymetli bir şeymiş gibi değer verilirse, bu kişinin akıl ve ruh sağlığının normal olmadığını gösterir. Sınavların da altı-üstü bir sınav olduğunu, hayatta sınavların eksik olmayacağını unutmamalıdır. Bazen korkuda da lezzet vardır. Eğer bir yaşındaki bir çocuğun aklı bulunsa ve ondan sorulsa, “En leziz ve en tatlı durumun nedir?” Belki diyecek: “Acizliğimi, zayıflığımı anlayıp, annemin tatlı tokadından korkarak, yine annemin şefkatli bağrına-sinesine sığındığım durumdur.” Onun için “Kork Allah’tan korkmayandan. Korkma Allah’tan korkandan.” denilmiştir. Korku ve zayıflık dış etkileri artırır. Yani insan bu durumdan dışarıdan gelen olumsuz, düşman ve rakip etkilere daha açık hale gelir. Doğru gördüğümüz yolda gitmek için korku, endişe ve stresten korkmamalıyız. “Allah’a tevekkül ettim.” deyip yürümeliyiz.

Gençlerin motivasyonlarını olumsuz etkilememek için anne-baba olarak sınavları aşırı büyütmemeli, ölüm kalım sorunu yapmamalı, gençleri yüreklendirici davranmalıyız. Sınavların at yarışı olmadığını bilmeli, gençleri diğerleri ile kıyaslamamalıyız. Çocukları ön şartsız-koşulsuz sevmeliyiz. Aileler ve aile bireyleri olarak gençlere uygun rol modeli olmalıyız.

Ülkemizde daha çok hangi motivasyon teknikleri kullanılıyor?

Bu konu kitaplar yazılacak genişliktedir. Motivasyon teknikleri kişilik özelliklerine göre değişmektedir. Kişilik özelliklerine uygun motivasyon gerekir. Mükemmeliyetçi, sosyal fobileri olan kişiler, romantik kişiler, antisosyal kişiler gibi değişik kişilik yapıları vardır. Bu kişilik yapılarına uygun motivasyon tekniği geliştirilmelidir.

Hedeflerinizin her bölümü için, adım adım detaylı aksiyon planı hazırlayın. Pek çok hedef, ne zaman ne yapılacağı planlanmadığı için başarısızlığa uğrar. Yapacağınızı planlayın ve planladığınızı yapın.

Yaptığınız işi abartmayın. Yani hedefiniz bir veya birkaç tane olsun.

Aynı anda çok fazla hedef üzerinde çalışmak dikkatimizi dağıtabilir. Burada başlamak için bir ila üç arası hedef tavsiye edilebilir.

Kendimizi motive etmek için detaylı bir eylem planı hazırlamalıdır. Başarılı olan insanlar değil, prensiplerdir. İnsan hedefleri için mutlaka bir eylem planı hazırlamalıdır.

Meşhur söz var. “Yazdığını yap, yaptığını yaz.” diye. Bu söz doğrultusunda hareket etmek gerekir.

Başarı ve motivasyon için aldığınız mesafeyi, ne kadar yol aldığınızı ölçün.

Her zaman olduğu gibi yapılacak işleri küçük parçalara bölün. Bu şekilde sonuca gitmek daha kolay olacaktır. İnsanın bir anda bütün işleri yapması hem imkânsızdır hem de çok zaman gerektirir.

Yemek yerken yaptığımız gibi “Parçala ve yut.” taktiğini uygulamak gerekir.

Kendinizi ödüllendirin. Başarı için hedefinize ulaştığınızda veya belirli bir mesafe aldığınızda kendinizi ödüllendirin. Çok çalıştınız ve belirli bir noktaya ulaştınız veya hedefinize ulaştınız. Bunun sonucu kendinizi ödüllendirebilirsiniz.

Bunun için bir hobinizle meşgul olun, sevdiğiniz birini ziyaret edin, seyahate çıkın, dışarıda yemek yiyin vb. Bunlara benzer sizi mutlu edecek bir şey yapın.

Güzel gören güzel düşünür, güzel düşünen hayatından lezzet alır. İyimser olmak kazandırıcı tutumdur. Her şeyin iyi tarafını görün ve olumlu cümleler kullanın. Kurduğunuz cümleler dua hükmüne geçer ve siz de çalışmalarınızla bunu desteklerseniz sonuç alırsınız.

Arkadaşlarınızı iyi seçin. Meşhur söz var. “Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim.” diye. Arkadaşımız bizim aynamızdır. Yapıcı eleştirilere kulak verin.

Arkadaşlarınızın ve yakın çevrenizin söylediklerine kulak verin. Yapıcı eleştiriler her zaman faydalıdır.

Ara vermesini bilin.

Çok çalıştığınızda, çalışmadan sıkıntı duyduğunuzda veya sizi sıkan bir durum olduğunda ara verin. Ara verip düşünmek olaylara farklı bir açıdan bakmamızı sağlayacaktır.

Her türlü sıkıntıda ani tepkilerden kaçının, mola verin, bir ara verin. Sonra durumu etraflıca düşünün ve sonra çözmek için harekete geçin. Daha önce yazdığım “Başarı ve Motivasyon” kitabındaki “Baltanızı bileyin” (https://books.google.com.tr/books?isbn=6052015004) başlıklı yazımıza bakılabilir. Kendimizi geliştirmek, kendimize, sevdiklerimize zaman ayırmak, kendimizi eğitmek, bilgi becerilerimizi artırmak, baltamızı bilemektir.

Ey insan düşün! Bil ki, dünkü gün senin elinden çıktı; yarın ise, senin elinde senet yok ki, ona maliksin. Öyle ise, hakiki ömrünü bulunduğun gün bil. Her yeni gün sana, hem herkese yeni bir âlemin kapısıdır. Güne nasıl başlanırsa öyle devam edilir. Her şeyin iyi yönünü görmek bize çok şey kazandırır. Hayat kısa, emeller uzun. Bugün bundan sonra kalan hayatımızın ilk günü. Her günün kıymetini bilmeliyiz. Geçen günler geçmiş, gelecek günler ise henüz gelmemişler. Dem bu demdir, gün bu gündür. Hedefe kilitlenmiş insanlar başka teferruat işlerle meşgul olmazlar.

Onlar sadece hedeflerine varmak için var güçleri ile çalışırlar, çabalarlar. Ciddi bir şekilde gayret gösterirler. Bu konuda meşhur olmuş, araştırıldığı zaman internetten kolayca bulunabilecek “Garcia’ya götürülecek mektup” yazısını tavsiye ederim. Buradaki hadisede mektubu alan kişi “Ben bunu yerine ulaştırabilir miyim, yolda başıma ne gelir, o şahıs nerede, mektubu nasıl ulaştırabilirim, mektubu kaç günde ulaştırabilirim, bu işi yaparken hayati tehlike var mı?” gibi soruları sormadan hedefe kilitlenip, işi sonuçlandırıyor. Bizler de bu işi layığı ile yapan şahıs gibi olmalıyız.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.