Ana sayfa - Son Sayı - Miras ve Esir Zihinler 7 / Kenan Kurban

Miras ve Esir Zihinler 7 / Kenan Kurban

Serhat da dedeleri gibi hakkını savunma uğrunda ilk şehidini vermişti. Kardeşinin acısı yüreğini yaksa da o bir lider duruşu sergilemeli, kendisine, ailesine ve sevenlerine yapılacak en ufak yanlışın bir bedeli olduğunu âleme göstermeliydi. Serhat, adli tıbbın koridorunda oturan eniştesi ve ablasına bakıp “Kardeşimi yarın toprağa veririz. Önce bu durumun müsebbipleri bunun bedelini ödemeli siz de bana destek olacaksınız.” dedi. Beraber dışarı doğru yürürken ne yapacaklarını tek tek anlattı. Sonra arabasına bindi, tüm öfkesini kusmak istercesine gürültülü ve hızlı bir kalkış yaptı. Serhat bunlara aldırmadan Hüseyin Elçioğlunu aradı. Serhat “Hüseyin amca, geçmişin ve bugünün de hesabını sorma zamanı geldi. Senin aklına ve bilgine ihtiyacım var.” dedi. Peşi sıra Sevgi’yi arayıp “Canım hukukun yerini bulma zamanı geldi. Sana geçen gün verdiğim dosyaları göndereceğim adrese getirir misin?” dedi. Sevgi sesindeki öfkeyi hissederek “Öfken sana yanlış bir adım attırmasın?” dedi. Serhat “Benim öfkem aklımın önüne geçmez. Seni bekliyor olacağım.” dedi ve telefonu kapattı.

Gecenin bütün kusurları örten kapkara karanlığı şehrin üstüne çökmüştü. Adem, deniz havasının verdiği ferahlığa, aldığı müjdeli haberler de eklenince neşesini anlatacak kelime bulamıyor. Sadece anın tadını çıkartıyordu. Arabasından indi. Cebinden para çıkartıp şoföre uzatarak “Oğlum bu gece git kafanı dağıtıp eğlen…” dedi. Bu beklenmedik ve alışık olunmadık durum karşısında şoför “Teşekkürler efendim” diyerek almak istemedi. Adem “Bugün bin yılda olacak güzellikler oluyor. Bu fırsatı kaçırma.” dedi. Şoför tereddüt içinde alıp “Tekrar teşekkürler efendim.” dedi. Adem’in bu muhabbetli hali anında köşke de sinmiş ilk defa çalışanlarına takılıp şakalaşmıştı. Kimse bu güzel dakikaların bitmesini istemiyordu. Adem en yüksek motivasyonla gelecek planı çalışma odasına geçti. Dilinde en sevdiği şarkı, ışığı açtı. Kollarını sıvadı masasına doğru yürüyünce köşede bekleyen Serhat’ı gördü. Adem “Sen?” dedi. Serhat “Evet, ben…” Adem “Sen buraya nasıl girdin?” Serhat “Sence?” Adem durdu düşündü “Olamaz!” dedi. Serhat güldü “Ben yaptım oldu. Ama sana tavsiye etmem. Tünel hem rutubetli hem de pis…” Adem “Beni öldürmeye mi geldin?” Arkadan davudi bir ses duyuldu “Sen öldürmek için bu kadar zahmete değmezsin.” dedi. Adem döndü karşısında Hüseyin Elçioğlu vardı. Hüseyin “Ama hakkını almak ve senin de ceddinin işlediği cürümlerin diyetini ödetmek için geldi.” dedi. Adem ilk şoku atlatıp sakince koltuğuna oturup “Şimdi bir emrimle sizi kalbura çevirirler.” dedi. Hüseyin “O zaman emri ver.” Adem telefona sarıldı “Oğlum burada iki parazit var. İcabına bakın” dedi. Koruma “Bugün kendi işinizi kendiniz görün.” dedi. Serhat telefonuyla görüntülü aradı. Cesim ve adamları görülüyordu. Ve Adem’in adamlarını diz çöktürüp esir almıştı. Serhat “Cesim abi burada devrik bir kral var. Ne demek istersin…” dedi. Cesim “Cehennemin dibine kadar yolu var.” dedi. Serhat telefonu kapatıp “Tebaan seni pek sevmemiş Adem Başkal.” dedi. Hüseyin masaya yaklaşıp bir devir sözleşmesi bırakıp “Bu topraklarda imzalayacağın son belge.” dedi. Adem belgeyi dikkatlice okuyup “Siz hangi hakla, benden bütün mal varlığımı bir kalem de istiyorsunuz? Haydut musunuz? Hangi çağda yaşıyoruz?..” Hüseyin bu kez Osmanlıca el yazması bir belge çıkardı. Adem’in gözlerine bakarak “Ben Kadızade Müslim oğlu Salih Kadızade. Bugün on yıldır direndiğim baskı ve zulme boyun eğerek mal varlığımın kahir ekserini Adam Gardener’e devrettim. Acı olan şu ki; bir devlet zayıflayınca halkı da güçsüzleşip elâlemin maskarası oluyormuş. Evlatlarıma vasiyetimdir: Devletlerinin güçlenmesi için var güçleriyle çalışırken ne kadar zaman geçerse geçsin ve bedeli ne olursa olsun gasp edilen haklarımızı geri alsınlar. Tarih 15 Şevval 1289.” Serhat geldi “Biz hak sahibi olarak alıyoruz. Sen ve dedelerin için haydut tabiri bile yetersiz kalır bay Adam Gardener.” dedi. Adem “Hiçbir güç bunu bana imzalatamaz.” dedi. Serhat, Adem’in telefonundan karısını görüntülü aradı. Adem öfkeden dudaklarını ayırıyordu, karısı açıp “Alo. Adem apar topar bizi niye Türkiye’ye çağırtıyorsun?” dedi. Adem “Sadece sizi çok özledim aşkım meraklanacak bir şey yok. Görüşürüz.” dedi telefonu kapadı. Adem “Şimdi de tehdit ha? Siz savaşta bile kadına, çocuğa, zayıfa dokunmazsınız.” dedi. Hüseyin “Doğru ama…” Serhat dayanamayıp söze girdi “Sen Gardener ailesinin en şansız ve acınası üyesisin yüz elli yıllık birikmiş kısas hesabını seninle kapatacağız.” dedi. Sonra yakasından tutup havaya kaldırdı “Kardeşim Erdem’in hesabını özel soracağım…” dedi. Sonra birden bıraktı. Adem yere kıç üstü düşse de hemen kalkıp koltuğuna oturdu. Geri yaslanıp “Hadi dediğiniz oldu. Bizi buralarda tutan, arkamızdaki güç bunu sizin yanınıza bırakmaz.” dedi. Serhat çevik bir hareketle masanın üzerinde duran altın kaplama dolma kalemi Adem’in sol eline sapladı. Serhat “Hep arkanıza dayadığınız güce güveniyorsunuz. Adam olun biraz da yüreğinize ve bileğimize güvenin.” dedi. Hüseyin çantasından bazı belgeler çıkartıp önüne koydu. Yine o davudi sesiyle “Güvendiğin devletlerin adamları bunlar ve senin için çok üzgünüm ki; o arkadaşlar seni ve aileni harcarken hiç ama hiç üzülmediler. Daha acısı üç kuruşluk çıkarları için bir an bile tereddütsüz şartlarımızı kabul ettiler.” dedi. Serhat ise kulağına eğilip “Bizim için kimi zaman elindekinin alınması, bazen zayıflık ve acziyet kulluğun şiarındansa her şartta ümidini hep diri tutmak da şerefindendir. Bizde bu iman oldukça hep son gülen biz olacağız. Hadi şimdi köpekliğin icabını yerine getir; yeni efendine itaat et köpek…” dedi. Adem solgun bir surat, titreyen ellerle imzaları attı. Ve o an kendini çırılçıplak hisseti. Benliği, kişiliği sıfırlamamıştı. Serhat’ın ise durmaya niyeti yoktu. Telefonu, başı öne düşmüş Adem’e verip “İtlerinin hepsini buraya topla.” dedi. Şuursuzlaşan Adem itirazsız emri yerine getirdi. Tanguç Güçlü, Adil Kurt, Rasim Dağlı ve Dövizci Cem hepsi tek tek geldiler. Girişte bekletilirken Cem dayanamadı “Ne iş daha gündüz beraberdik?” Tanguç Güçlü “Üstelik de gecenin bu saatlerinde…” Herkes meraklı gözlerle birbirine baktı. Gözlerinde korku hakim olsa da adaletin tecellisinden huzur bulan bakışlarla hizmetçi kız “Buyurun” dedi. Hepsi de hakim karşısına çıkarmasına çekinik ve tedirgin loş odaya girdiler. Serhat lambaları kapatmış, camdan ayın loş ışığı içeri sızıyordu. Odadaki her şeyin zar zor seçildiği ortamda kimse gördüğüne inanamıyordu. Adem masanın önünde diz çökmüş başı önde öylece duruyordu… Rasim Dağlı hemen silahına davranıp “Ne oluyor efendim?” diye Adem’e doğru bir adım attı. Fakat güçlü bir el bileğinden kavrayıp silahı aldı. Rasim geri döndü. Fakat kimseyi göremedi. Serhat ışıkları açıp emretti “Adem köpeğinin yanına diz çökün.” Önce hep birlikte sesin geldiği yöne bakınca şaşırdılar. Serhat bıyık altı gülerek “Kızlar, niye beni ilk defa görmüş gibi bakıyorsunuz?” dedi. Gözler tekrar Adem’e döndü. Adem hezimetin çökmüşlüğüyle itaat edin dercesine ancak başını sallayabildi. İsteksizce diz üstü çökerken dövizci Cem “Ne lan! Bu tiyatro?” dedi. Hüseyin omuzundan tutup sıkarken “Tiyatro değil canım sadece reklam arası bitti. Asıl film şimdi başlıyor.” dedi. Fransız Tanguç “Bizim başrol olmadığımız film, film olamaz.” dedi. Serhat “Korkma sizler filmdeki kötü adamlarsınız. Ve en kötü adam ödülleri size verilecek.” dedi. Sonra hepsinin eline bir kalem bir de devir sözleşmesi verip “Kızlar çabuk imzalayın işimiz var.” dedi. Adil Kurt “Buna hakkın yok.” dedi.

Serhat kulağını eğip “Efendim, duyamadım…” Kurt daha yüksek bir sesle “Malıma kimse çökemez.” dedi. Serhat “Ulan kravatlı, entel, beyefendiler çetesi! Milletin para transferlerini yapmayıp krize sokmak, kredileri vadesinden önce geri çağırıp boğmak, hammaddecileri baskılayıp üretimi durdurup iflasa sürüklemek, kargoları, depoları, ambarları ayarlayıp sevkiyatı durdurup insanları yıldırmak, stratejik hamle, büyük iş adamlığı oluyor, hesabını sormak diyetini almak zorbalık ha… Senin vicdanına…” Serhat eğilip Rasim Dağlı’nın gözlerinin içine bakıp “Bunların içinde en salak olup da her türlü pis iş yaptırılan ahmak sendin. Şu kafanın içine sok! Ben, benim gibiler üzerlerine salınan köpeklerle tek tek uğraşmaz. Direkt sahiplerinin elini kırarız. Ben sizin oyunlarınızı gördüm ama en uygun zamanı beklemedim. O gün bugün… Sahibiniz diz çökmüşken size ne düşer?”

O ara Tanguç Güçlü söze girdi “Yakında hapiste çürüyeceksin.” dedi. Serhat gülerek “Bak hele sen bizim entel Tanguç’a… Adam olmuşta tehditler savuruyor.” Sonra duraksadı bir şey hatırlamışçasına elini kaldırıp “He uzun zamandır soracağım. Senin adın Tanguç mu, Tonguç mu?” dedi. Tanguç yine o çokbilmişliğiyle “Aslı Toğuç ama cahil nüfus memurunun azizliği efendim Tanguç yazmış.” dedi. Serhat “İyi olmuş senin gibi bilginin kibrini yaşayanlara bunu özellikle yapmak gerek.” dedi. O ara gelen mesaja bakıp “Ooo beyler size müjde… İyi insan da lafının üstüne gelirmiş. Tam beni hapse atacakken avukat Haldun gelmiş.” dedi. Avukat başı öne eğik içeri girdi. Serhat “Gelin avukat bey biz de sizden bahsediyorduk. Sizce ben hapiste çürüyecek miyim?” Haldun biraz sustu, ıkınıp, sıkındı. Haldun “Bunun için hukuki bir gerekçe yok. Ama…” dedi. Hüseyin “Ama orman kanunlarına göre çakallar seni bitirmek istiyor.” dedi. Hüseyin herkesin eline birer dosya verip “Çocuklar, o kadar başkalarının hayatına karışıyorsunuz ki kendinizi unutuyorsunuz. Bunlar sizin suç cv’leriniz. Hapis damında lazım olacak. O kadar mükemmel ki inanın bana aç kalmazsınız.” dedi. Kapı çaldı. İçeri bu kez Sevgi geldi. Serhat “Evet beyler. Tanıştırayım Sevgi Pekmezci, sizi kodese tıkacak dosyaları kendisi hazırladı.” O ara Adem ile Haldun göz göze geldiler. Serhat gülerek “Adem, sen beni mahvetmesi için çuvalla para verip babasını tuttun ama kızı hem de parasız olarak sizin idam fermanını hazırladı.” dedi. Gittikçe yaklaşan siren sesleri ortamı daha çok geriyordu. Sevgi babasının elinden tutup “Sen iyi bir baba iyi bir adamdın tek yanlışın…” Yutkunup eliyle Adem ve adamlarını göstererek “Yanlış zamanda yanlış insanları dost seçmen baba…” dedi. Serhat cebinden iki enjektör çıkarıp birini Adem’e birini ise Rasim’e verdi. Serhat “Hadi bakalım, kardeşimi öldüren dozda eroin, birbirinize altın vuruş yapın.” Adem ve Rasim Serhat’a baktılar. Serhat “Beyler, başkaları için ölüm emrini hiç düşünmeden, keyf alarak veriyordunuz. Hadi aynı performansı yine bekliyorum.” Adem, Rasim’in koluna turnike yapıp damarı buldu. Sonra titreyen elleriyle eroini zerk etti. Aynı şekilde Rasim’de Adem’e eroini şırınga etti. Onlar kıvranarak ölürken gazeteci ablası Fatma ve komiser eniştesi ekiplerle beraber içeri girdiler. Operasyonu Serhat’ın eniştesi yönetiyordu. Fatma fotoğrafları çekerken Sevgi babasına döndü. Haluk “Her şey sizin müreffeh bir hayat yaşamanız içindi.” Sevgi gözünden akan yaşları silerek “Müreffeh bir hayat yerine keşke şerefli bir hayat verseydin.” dedi. Sarılmamak için kendini zor tuttu. Serhat eniştesi ve ablasına dönüp “Bundan sonrası sizde…” dedi. Ve dışarı çıktılar.

Bir Hafta Sonra

Sevgi ve Serhat üniversitenin koridorlarında yürürken Sevgi kendi canı yansa da adaletin tahakkuk etmesinin vicdani rahatlığını yaşıyordu. Her şeye rağmen, canı gibi sevdiği babasına çok özlüyordu. Serhat, Prof. Dr. Hüseyin Elçioğlu yazan kapıyı usulca çaldı. İçeri girdiler. Hüseyin eliyle sessizce oturun. İşareti yapıp dikkatle sesini açtığı haberleri dinlemeye devam etti. Spiker her zamankinden daha bir heyecanla haberleri sunuyordu.

Spiker “Evet sayın seyirciler. Bir hafta önce polisin başlattığı virüs operasyonlarında ülkemizin önde gelen pek çok iş adamı, sanatçı ve devlet memuru suç örgütü kurmak, yönetmek ve üye olmaktan tutuklandı. Bu konuda araştırmalarıyla tanınan ve bu olayı açığa çıkartan gazeteci yazar Fatma Yorulmaz Hanım’ın değerlendirmelerini alacağız.” dedi. Kameralar Fatma Hanım’a yöneldi. Fatma gayet sakin “Olayı derinlemesine incelediğimizde bu faaliyetinin yüz yıllara uzanan bir mazisi var. Ve operasyonun isminden de anlaşılacağı gibi virüs gibi her yeri sarmışlar. Çok dirayetli olmamız gerekiyor. Fakat bunlar sadece bizi maddi olarak kültürel ve zihni olarak da sömürmüşler ve esir almışlar. Şu anda asıl sevindirici olan zihinlerdeki zincirler kırıldı. Ve aslına rücu ediyor. En mühim kazanımımızın bu olduğunu düşünüyorum.”

Hüseyin sesi kısıp “Ablan önemli bir düşünür olacak.” dedi. Serhat “Ondan daha önemli bir konu var.” Hüseyin “Hayırdır yeni bir seçim mi var?” dedi. Serhat “Hayır da bu kadar bilgi size nereden geldi? Siz bu adamları neden takipteydiniz?” dedi. Hüseyin “Evlat senin dedelerin sana mal mülk bıraktı. Benim dedem ise bana büyük bir dava miras bıraktı. Ve her zaman bu yüce davanın zihni ve şuuru açık hizmetkârları hep olacaktır. Onlar çağa ve zamana göre kendilerini yenilerken geçmişten bağlarını asla koparmazlar. Allah onları korur…” dedi. Serhat duygulandı, acziyet içinde “Bize de o yüce davada hizmetkârlık nasip olur mu?” dedi. Hüseyin “Bunun cevabını ben bilemem?” dedi. Serhat yüreğinin tüm samimiyetiyle “Ya kim bilecek?” diye sordu. Hüseyin “Sen… İçindeki engelleri aşıp kendini ve sahip olduğun her şeyi feda etmeye hazır olduğun gün bil ki sana da bu davadan bir paye verilir.” dedi. Sevgi konuşmanın muhtevasını anlamaya çalışan gözlerle bakarken, Serhat yeni bir şuura varmanın ve kapının eşiğine gelmişliğin sevinci içinde “Hüseyin amca seni en kısa zamanda tekrar ziyaret edeceğim.” dedi. Hüseyin’in elini öpüp müsaade istedi.

Sevgi ile Serhat dışarı çıkınca Sevgi “Hüseyin Hoca’nın dedesi kim? Tanıyor musun?” diye sordu. Serhat “Evet, onu sen de tanıyorsun hatta bütün dünya tanıyor.” dedi. Sevgi “Benimle dalga geçme…” dedi. Serhat “O Hz. Muhammed’in torunlarındandır…” dedi. Sevgi “Bana yazıklar olsun ki gözümüzün önündeki değerleri fark edemeyecek kadar körmüşüm. Yine şükürler olsun ki atalarımız yüce sırların gizlendiği toprakları bize miras bırakmış.” dedi. Elleri kenetlenmiş iki âşık ince uzun koridorda yürürken, dedelerinin mirasına bedel ödeyerek sahip çıkarken asıl mücadelenin yeni başladığını çok iyi anlamışlardı.

Son…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.