Ana sayfa - Manşet - Merhamet ve Ruh Sağlığımız / Uzm. Klinik Psikolog Zehra Binici Tekin

Merhamet ve Ruh Sağlığımız / Uzm. Klinik Psikolog Zehra Binici Tekin

Can Gözüyle Bakabilmeli
Merhamet nedir, ne değildir? Merhametsizlik nedir?
Kavramlar; düşüncelerimizin ve inançlarımızın dile getirilmesini sağlayan anlam haritalarıdır. Bu sebeple insanoğlu, kendini kavramlarla izah etmektedir. Yaşananları tanımlamayı kolaylaştırmak için öncelikle kavramlara hâkim olmamız gerekmektedir.
Üstat Necip Fazıl “Merhamet hava gibi su gibi muhtaç olduğumuz iksir. Baş aşağı bir cemiyeti baş yukarı edecek bir kuvvet.” diyerek kalpleri yumuşatacak merhametin ehemmiyetine vurgu yapmıştır.
İnsan sevgidir, insan merhamettir, insan ümittir, insan ahlaktır, insan erdemdir. İnsan kendisini insanda tanır, insan insanın yurdudur, insanın ruhu yükseldikçe nefsi alçalır, merhameti yükselir.
Merhamet; yaratılışımızda işlenmiş bütün ahlaki erdemleri kuşatan, kalbin katılığını ve kasvetini ortadan kaldıran, kalbi yumuşatan, ruha-bedene-insana şifa veren, en önemli ve en kıymetli hazinemizdir.
Merhamet; katılaşmış kalpleri yumuşatan, nefretin üzerine sevginin yerleşmesini sağlayan ahlaki bir erdemdir. Merhamet zekâyı aydınlatan, kalbi ısıtandır.
Merhamet; şefkattir, hissetmektir, önemsemektir, güvenmektir, güven vermektir, paylaşmaktır, fedakârlıktır, sevgidir, saygıdır, anlamaktır, anlaşılmaktır, empatidir, yardımseverliktir, gözyaşıdır, hoşgörüdür, sabırdır, adalettir, sorumluluktur, alçakgönüllülüktür, duyarlılıktır, dünyanın feryatlarını duymaktır, kalbi yumuşatandır…
Merhameti kar yağdıktan sonra doğayı saran o temiz ve beyaz örtüye benzetebiliriz. Merhamet ile kendimizden diğerine, çevreye, doğaya attığımız her adımda yanımıza sevgimizi ve şefkatimizi alarak o beyaz örtünün her yeri tertemiz ettiği gibi biz de ruhumuzu temizler, kötülükleri örter, kendimizin ve diğerlerinin ruhuna iyi geliriz.
Merhamet “ne değildir”den bahsedecek olursam merhamet; acımak değildir, zayıflık değildir, sürekli nazik olmak değildir, problemler karşısında susmak değildir, ıstıraba katlanmak değildir, her denilene evet demek ya da her denileni yapmak değildir, kendini yok saymak ya da unutmak değildir, karşındakine sınırsız özgürlük vermek değildir, yapılan yanlışı olmamış saymak değildir…
Merhametsizlik; huzur noksanlığıdır, sevgisizliktir, bencilliktir, ilgisizliktir, anlayışsızlıktır, hoşgörüsüzlüktür, hasettir, kindir, hırsa yenik düşmektir, kibirdir, suizanda bulunmaktır, dostu yarı yolda koymaktır, verdiği sözü tutmamaktır, ölümü unutmaktır, iyilik yapmamaktır ama en acısı merhametsizlik kalbin ölümüdür. İnsan önce kendisine merhamet etmelidir. Merhametsizliğin önce kendisine, sonra çevresine ve dünyaya ne kadar zarar verdiğini en önemlisi de dünyayı nasıl kirlettiğini fark etmelidir insan.
Merhamet için kendimizden bir şeyler veririz; zaman, dikkat, sabır, sadakat, sevgi, ilgi vb. Merhamet içinde hareketlilik vardır. Merhamette diğerinin acısıyla harekete geçme, onun acısıyla yerinde duramama, o acıyı dindirmek için gayret içine girme vardır. Merhamette insanın can gözüyle bakabilmesi vardır.
Kendisine uzanan ele, elinden geldikçe yardım eden kendini daha iyi hisseder. Paylaşabilen, ötekine koşan, ötekinin sızısını kendi sızısı bilen; yani merhamet eden bu hayatı daha anlamlı ve huzurlu yaşar. Merhamet önce merhamet gösterebilen kalbe iyi gelir, merhamet gösterenin ruhu şifa bulur.
Mevlana’nın şu satırlarına kulak verelim:
Şefkat ve merhamette GÜNEŞ gibi ol
Başkalarının kusurlarını örtmede GECE gibi ol
Cömertlik ve yardım etmede AKARSU gibi ol
Hiddet ve asabiyette ÖLÜ gibi ol,
Tevazu ve alçakgönüllülükte TOPRAK gibi ol
Hoşgörüde DENİZ gibi ol,
YA OLDUĞUN GİBİ GÖRÜN YA DA GÖRÜNDÜĞÜN GİBİ OL

Merhamet Duygusunun Çocuklara Öğretilmesi ve Toplumda Yaygınlaşması
Bizi bir arada tutan, ilişkilerimizi başlatıp devam ettiren, yaşamımızı daha anlamlı ve yaşanılır kılan, kalbimizi, ruhumuzu ve yolumuzu aydınlatan, kötülüğün sesini kısan merhamettir.
Elimizde ve yaratılışımızda olanın kıymetini bilmeliyiz. Sahip olduğumuzu kaybetmek üzere olunca ya da kaybetmekle karşı karşıya kalınca kıymetini fark ederiz. Örnek vermek gerekirse sahip olduğumuz suya ulaşma imkânımız kısıtlanırsa o suyun kıymetini daha iyi anlarız. Bir başka örnek vermek gerekirse herhangi bir uzvumuza zarar geldiğinde ya da kaybettiğimizde varlığının paha biçilemez oluşunu anlarız. Bu gibi somut durumlara birçok örnek verebiliriz. Bir de somut olmayan fakat varlığını bildiğimiz ve varlığını ile yaşamımızı güzelleştiren erdemler vardır. Merhamet, adalet, tevazu, cömertlik gibi. Bu erdemleri canlı tutmalıyız. Bizlere emanet edilen evlatlarımızda bu duyguların gelişmesi ve güçlenmesi için biz yetişkinlere büyük görevler düşüyor. Her adımda merhameti kuşanan ebeveyn merhametli evlat yetiştirir.
Geleceğimizin emanetçileri evlatlarımıza özellikle merhameti aşılamalıyız. Biz yetişkinlerin geleceğe göndermek istediği bir notu varsa o notu taşıyacak ve yaşatacak olan evlatlarımızdır.
Geleceğin şekillendiricisi olan evlatlarımıza ilgimiz ve sevgimizle yaklaştıkça merhametli bir toplum inşa edebileceğimizi unutmayalım.
Biraz da çocuğun doğuştan getirdiği merhameti beslemede ebeveyne düşenler rollerden bahsetmek istiyorum. Merhametli davranışlar sergileyerek çocuğun merhametli davranmasını öğretebiliriz. Çocuk yaşamın ilk yıllarında gözlemleyerek, duyarak öğrenir.
Öncelikle eşler birbirine, çevrelerine, canlılara ve doğaya merhametli davranmalı, ebeveyn çocuk ile birtakım yardım faaliyetlerinde ve ziyaretlerde bulunmalı. Ebeveynden yardım isteyen bir el olursa, evladı ile o ele uzanarak paylaşmanın lezzetini çocuğuna tattırmalı, çocuğun sokakta yaşayan canlılara yiyecek-su vermesi sağlanmalıdır. Yetişkin yaşamında bu gibi ufak görünen adımlar çocuğun dünyasında sanılandan çok daha büyük öneme sahiptir. Çocuğun merhametini geliştiren her süreç onun ruhsal dünyasına ve psikolojik sağlamlığına olumlu katkılar sunar.
Merhametli davranışların içinde beklenti yoktur, bunun özellikle çocuklara iyi anlatılması gerekir. Son olarak ecdattan bize kalan bir mirası da yeri gelmişken hatırlatmak isterim. “İyilik yap denize at, balık bilmezse Hâlık bilir.”
Merhametin Ruh Sağlığına Katkıları Nelerdir?
Beden sağlığına çok önem verirken; beden sağlığını ve psikolojik iyi oluş halini ruh sağlığının belirlediğini unutuyoruz. Beden herhangi bir müdahalemiz olmadan doğal akışı içinde gelişir ve bu gelişime karşı koyamayız. Bunun tam aksine ruhun gelişmesi için yatırım yapmamız gerekir.
Ruhun bağışıklık sistemini güçlü tutarsak bedenin bağışıklık sistemi de güçlü olacaktır. Psikolojik sağlamlığın temelinde merhametini fark eden kalp vardır. Merhamet ruh sağlığını psikolojik iyi oluşu besleyen temel erdemlerdendir. Merhamet ile kendine, çevreye ve doğaya yaklaşan insan kendisiyle, çevresiyle ve doğayla daha iyi anlaşır ve tatmin edici bir hayat yaşar.
Merhamet ruhun şifasıdır. Ruhun dilini çözmeye çalışmalıyız. Merhametimizin kuvvetlenmesi ve psikolojik sağlamlık için iyiliği tercih etmemiz gerekir.
Sahip olduğumuz tüm erdemleri anlamlı kılan içlerindeki merhametin varlığıdır. Yaşamımızdaki tüm duyguların içinde merhamet vardır. Merhamet doğuştan getirdiğimiz, hayat yolunda yaş aldıkça üzerine kattıklarımızla kuvvetlenen bir duygudur. Yaratılışımızda var olan merhameti beslemez ve merhametten mahrum kalırsak ruhumuz canlılığını yitirir. Canlılığını yitiren ruh yaşamın tam anlamıyla hakkını veremez, insani ilişkilerde tatmin yaşayamaz, kendi için var olan şifa kaynaklarından uzak kalır.
İnsan kalbine dönmeli, kendinden uzak kalmamalı, kendini tanımalı ve sevmelidir. İnsan tanımadığını sevmez, ilgilenmez, yatırım yapmaz. Psikolojik sermayenin de temelinde merhamet kadar önemli olan kişinin kendini tanıması vardır. Yolun sonunda yaşadığımız ve yaşattığımız hayatın, bıraktığımız iyi ya da kötü izlerin hesabını önce kendimize vereceğiz.
İnsan hayatı kendi gözüyle, kendi aklıyla tecrübe etmelidir. Görünmek için değil; görmek için, uzanan el olmak için yaşamalı insan.
İnsan yaşamında beynin, kalbin katılaşmamasında da merhametin fonksiyonu hayatidir.
Merhamet kalbin aklı ve yakıtıdır. Kalp merhametini kaybederse kör olur. Gören gözlerin kör olmadığı yerde göğüsteki kalp körleşebilir. Kalbin körleşmemesi, katılaşmaması ve huzur noksanlığı yaşamaması için merhamet duygumuza yatırım yapmamız gerekir. Merhamet hayatımızı ve dokunduğumuz her şeyi güzelleştirir.
İnsanın Kendine Merhametsizliği
İnsan önce kendine merhamet etmeyi bilmelidir. Ama görüyoruz ki insan en keskin merhametsizliği kendisine gösteriyor. Kendine merhamet etmek demek, kendine anlayışlı davranmak demektir. On üzerinden puanlandığında diğerinin yaptığı hataya iki puan verip tolere edebiliyorken aynı hatayı insan kendisi yaptığında on üzerinden sekiz-dokuz puan vererek, kendine ciddi acımasız davranabiliyor.
Gerek iyi günde gerek kötü günde kendini sevmek, kendinle iyi anlaşmak ve kendine merhamet etmek gerekir.
İnsanın kendine karşı merhametli olması anlamlı ve kıymetli olur. Kendine karşı merhameti olmayanın kendi dışındakilere merhameti yeterli ya da sahici olmaz.
Diğerine Merhamet
Merhametli bir kalbe sahip olan insan; sadece insana değil, yerdeki karıncadan gökteki kuşa varana dek doğaya, canlıya, kâinata her an, her yerde merhamet nazarı ile bakar.
Merhametli insan kendi dışındakilerin yani kendi mahallesinden olmayanların da çığlıklarını duyar ve kendi rızası ile bir şeyler yapmak ister.
Merhamet ile attığı her adımda ruhunu doyurur ve şifalandırır. Görünürde diğerine yardım ediyor olsa da merhamet eden, merhameti ile attığı her adımda önce kendi ruhuna şifa olur.
Toplumların da merhameti vardır. Merhametli her birey merhametli toplum inşacısıdır. Toplumların aykırılıklarının ya da acımasızlıklarının önüne geçmekte en büyük erdemlerden biri merhamettir.
Merhametten Maraz Doğar Mı ?
Dünyaya gelen her canlı kalbinde merhamet tohumları ile yaratılmıştır. Kimimiz bu tohumları fark etmiş, sevgi ile büyütmüş, kimimiz ise bu tohumların varlığını fark edemeyerek etkisini soldurmuştur. Fakat kimsenin ümitsizliğe düşmemesi için şöyle de bir detaydan bahsetmek isterim. Solan bir çiçeğe özverili davranılması sonucu o çiçek bir zaman sonra nasıl yeşerir ise insan da merhametine yatırım yaptığında merhameti canlanacaktır.
Bu satırları okuyan tüm okurlarımız bugün bir karar alsın ve “merhametten maraz doğar” düşüncesini zihinlerinden uzaklaştırabildikleri kadar uzaklaştırsınlar hatta bu inancı yok etmeye karar versinler isterim.
Merhametten maraz doğmaz. Unutmayalım maraz doğacaksa şayet bizim gösterdiğimiz merhametten değil, karşımızdaki kişinin merhametsizliğinden maraz doğar. Merhametsiz kalp iyiliğin katledicisidir.
Kalp içimizdeki manevi merkezi simgeler, kalbin yaratılışında merhamet ve iyilik vardır. Kötü davranışta ısrar kalbi karartır, kalbi kararan insan merhametini kaybeder, merhametini kaybeden insanın kalbi hastalanmıştır. Kalbi hastalanan insan merhametin verdiği huzuru tadamaz. Merhamet; duyguların, düşüncelerin ve erdemlerin tamamlayıcısıdır. İyilik, şefkat, tevazu, adalet ve daha niceleri…
Kişinin her canlıya ve doğaya karşı olan olumlu tutum ve davranışları, onun yüreğinde çağlayan merhamet pınarının yansımasıdır. Tam da bu noktada sizlere Akrep ile Dervişin hikâyesinden bahsetmek istiyorum.
Akrep ile Dervişin Hikâyesi
Derviş suya düşen akrebi kurtarmak ister. Onu kurtarmak için elini suya daldırdığında akrep elini sokar. Derviş biraz zaman geçtikten sonra tekrar akrebi çıkarmayı dener ve akrep tekrar elini sokar.
Bunu görenler iyilik yapmak istediğin halde sana zarar veren bu akrebe neden yardım ediyorsun diye söylenirler. Dervişin cevabı manidardır.
“Akrebin fıtratında sokmak var, benim fıtratımda ise yaratılanı sevmek, merhamet etmek var. Akrep fıtratının gereğini yapıyor diye ben fıtratımı mı değiştireyim?”
Şunu gözlemler oldum. Sanki bir yanımız iyi davranmaktan, iyilik yapmaktan, merhametli ve yumuşak kalpli yaşamaktan korkuyor ve bazen iyilik yapmaktan uzak durmaya çalışıyor. Ama unutmamak gerekir ki varlığındaki duygulardan uzak durmaya çalışmak sadece insanın kendisine zarar verir, yaşamını eksiltir. Kötü muameleye uğrarım düşüncesi ile uzak duruyoruz belki de iyilik yapmaktan, merhametimizi göstermekten. Ama unutmayalım! Zulme, yanlışa, kötü muameleye uğramayayım diye susmak ve uzak durmak zalimin merhametsizliğine ses etmemek ve desteklemek demektir. Biz mazluma zülüm eden zalimin merhametsizliğine karşı dik durmak zorundayız ve şunu da eklemem gerekir; olur ki doğrudan şaşar, birine merhametsizliğimiz ile zarar verirsek tüm insanlığa zarar vermiş oluruz.
Üstat Necip Fazıl Kısakürek’in Reis Bey adlı eserinden birkaç pasaj ile yazıma son vermek isterim.
Masum mahkûm şunu söyler:

-Reis bey! Siz ağlayamazsınız! Ağlayabilseydiniz, anlayabilirdiniz. Siz merhametten, acıma duygusundan yalnız kötülük doğacağına inanmışsınız. Yerine göre haklısınız. Fakat ondan ne büyük iyilik doğacağını unuttuğunuz için, en büyük hakkı kaybediyorsunuz! Merhamet kaldırılmış sizin kalbinizden! Buz çölünde yol alıyorsunuz! Reis bey! Mühürlü kalbinizin açılmasını dilerim…
Reis Bey:

– İnsandaki kötülük iktidarını döve döve pekiştirmek yerine, hohlaya hohlaya yumuşatmak. Merhamet! Hava gibi, su gibi muhtaç olduğumuz iksir… Baş aşağı bir cemiyeti, baş yukarı edecek bir kudret. Acımasızca idama götürdüğüm çocuk, bana “Buz çölünde yol alıyorsunuz.” demişti. Hepimiz, bütün insanlık buz çölünde yol alıyoruz! Aldığımız nefesler bile, sipsivri kayalar şeklinde donuyor. Bakarken gözle bıçaklıyor, dinlerken kulakla zehirliyoruz! Damak kirletiyor, el donduruyor!
Bütün bunların kanunlarını bilmiyoruz da, kanun çıkarmaya kalkıyoruz! Olur mu hiç? Sen kaplanı yetiştir, besle, sonra pençe atıyor diye kement at, ipe çek! Yazıktır kaplana, günahtır kaplana, merhamet!
Hâkim:

-O hâlde ceza ölçüleri, hak, adalet ve kanunlar lüzumsuz öyle mi?
Reis Bey:

– Öyle değil! Bunlar, doktorun çare bulamayınca bütün bir uzvu budamaya mecbur kalması gibi, iç tedavi üstünde tedbirler…
Elbet şafak gecenin sonunda atar. Merhamet ve ümidimizi kaybetmeyelim. Merhametli bir ömür dilerim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.