Ana sayfa - Manşet - Mantık Hayatımızın Neresinde ? / Prof. Dr. Şafak Ural

Mantık Hayatımızın Neresinde ? / Prof. Dr. Şafak Ural

Mantık ile doğru düşünme arasında nasıl bir ilişki bulunuyor?

“Doğru düşünce” ile ne kastedildiği önemli elbette! Mantık, bir bilim olarak, doğru düşüncenin kurallarını araştırır, doğru düşünceyi bu kurallara göre değerlendirir. Doğru düşünce derken, isabetli bir karardan bahsediyorsak bunun mantıkla ilgisi yok. Çünkü isabetli bir karar dediğimiz zaman, mesela, bir insan bir işe başlayacaktır; isabetli bir karar mıdır, belli değil veya evlenecektir, isabetli bir karar mıdır, belli değil. Dolayısıyla geleceğe ilişkin bir yorumun, bir değerlendirmenin doğru olup olmadığını hiçbir şekilde önceden bilemeyiz, karar veremeyiz; yani o ancak gelecekte ortaya çıkacak bir husustur. Kısaca söylemek gerekirse, eğer mantık ile doğru düşünce arasındaki ilişkide doğru düşünceyi, çıkarım işlemi olarak alırsak, mantık bilimi bize doğru düşüncenin yani bir çıkarımın doğru olup olmadığına karar vermemizi sağlar. Dolayısıyla “doğru düşünce“ ile mantık arasında bu anlamda bir ilişki söz konusu olabilir.

Aslında mantık, doğru düşünmemizi sağlıyor denilebilir mi?

Pek değil, çünkü burada doğru düşüncenin ne olduğu belli değil. Yani buradaki doğru düşünce her tarafa çekilebilir. Mantık, bir çıkarım işlemidir. Çıkarım işlemi doğru düşünceyi içerir ama doğru düşünce “isabetli karar vermek“ anlamında da alınabilir. Böyle bir durumda bir bilim olarak mantık kullanılabilecek bir araç olmayacaktır. Bir çıkarım söz konusu ise, örneğin “Eve gidersem arkadaşımı göreceğim; arkadaşımı görmezsem, eve gitmeyeceğim. Eve gittim, arkadaşımı gördüm mü?” gibi bir soruya doğru cevap verebilmek için tek aracımız mantık olacaktır. Çünkü mantık bize doğru akıl yürütmenin kurallarını, uygulamasının nasıl olduğunu bildirmektedir. Doğru düşünce dediğimizde, eğer isabetli karar vermeyi dikkate alırsanız, burada mantığı ilgilendiren bir şey bulamazsınız. Siz mesela, bir bölümde yüksek lisans yapmak isterseniz, bu iyi ve faydalı bir tercih olabilir. Bu tercih sürecinde karmaşık etkenler işe karışabilir ve bu etkenler (örneğin maddi veya hobi amaçlı olabilir) kişisel özellik taşıyacaktır. Hâlbuki mantıkta kişisel bir tercihten söz edemeyiz, çünkü mantık bir bilim olarak nesneldir, kişilere bağlı değildir. Karar verme süreci, bireylerin ahlaki, manevi değerlerini, estetik tercihlerini, bireysel maddi çıkarlarını içerebilir. Bunların hangisinin daha doğru olduğu söylenemez elbette; birey tamamen kendi beğenilerine göre hareket etmek durumundadır.

Ortalama aklın kabul ettiği şeylerin ters yüz olmuş bir şekilde hayata yansıdığını görüyoruz ve bunun hayatın içinde pek çok örneği var. Nasıl değerlendiriyorsunuz? Mantıklı toplumda insanlar neden saçma şeyler yaparlar?

Her toplumda, her çağda, her coğrafyada bu var; yani insanlar kanaatlerine göre, önyargılarına göre bakıp bir şeyleri beğenir, tercih eder veya değerlendirir. Bu her yerde, her zaman olabilir. Dolayısıyla bu ne günümüze has ne yalnızca geçmişte kalan bir olgudur ve elbette gelecekte de karşımıza çıkacaktır. “Mantıklı toplumlar neden saçma şeyler yaparlar?” derseniz eğer, şöyle düşünebiliriz: Mantıklı toplum olmaz zaten, çünkü insanlar mantıklı olabilir. Toplum akıl yürütmüyor; toplumda sadece birtakım kanaatlerden, örf ve adetlerden, inançlardan vs. söz edilebilir. Dolayısıyla toplumun mantıklı olup olmaması karşılığı olan bir olgu olmayacaktır. Her toplumda geçerli olan birtakım kabullerden, değer yargılarından söz edilebilir; bunlar da sosyolojinin, antropolojinin, kültür çalışmalarının konusu içine girebilir. İnsanların davranışları eğer dikkate alınırsa, davranışları belirleyen üç farklı etkenden söz edebiliriz. Birincisi eğer rasyonel düşünceyi ifade ediyorsa, ikincisi a-rasyonel, üçüncüsü irrasyonel özellik taşıyacaktır. Rasyonel dediğimiz şey, akla uygun olan, a-rasyonel dediğimiz şey ise akıl dışında kalandır. İrrasyonel dediğimiz şey de akla karşıt olandır. Bunu bir örnekle açıklarsak, insanların tutkuları, istekleri, beğenileri, sevmeleri, nefret etmeleri a-rasyonel bir özellik. Mesela, birisini seviyorsun, rasyonel olarak sevmezsin, hoşlandığın için seversin. Hoşlanma a-rasyonel tarafımızdır. Ama mesela, akla karşıt bir şey yaparsak, bu irrasyonel olur. Akla karşıt ne yapabiliriz? Mesela, burada oturduk, konuşuyoruz. Diyelim, burası 4. kat. Ben en kısa yoldan dışarıya çıkmak istersem, en kısa yol camdan atlamamdır ama bu irrasyoneldir. Rasyonel olan nedir? En kısa merdivenden hemen aşağı inmektir. Peki, a-rasyonel ne olacak burada? A-rasyonel de şöyle olacak. Diyelim ki, siz bu binada, bir okuldur ya da bir işyeri, burada yıllarınızı geçirdiniz, buraya bir duygusal bağlılığınız var. Çıktınız buradan, katları dolaşıyorsunuz, sınıflara giriyorsunuz vesaire. Bu davranış a-rasyoneldir. Neden? Çünkü sizi pratik olarak hiçbir yere götürmez ama sizin o duygu dünyanızı tatmin etmeye yarayabilir. Bir insanı seversin, o sevme a-rasyoneldir ama tutup onu vurmaya kalkarsan irrasyoneldir. Mantık açısından böyle bir ayrım yapabiliriz. İşin ilginç tarafı, günlük yaşamımızda mantıklı olan davranışlar, diğerlerine göre çok az yer tutarlar. Bence bunların oranı, %10 bile değildir. Mantıklı olmayı a-rasyonel ve irrasyonel olanın dışında tutmak gerekir. Ama insan bu üç etkenin birleşimidir; günlük yaşantılarımız bu üç etkene bağlı olarak biçimlenir. İnsanlar, toplum içinde hiç de rasyonel denilebilecek davranışlarda bulunmazlar. Toplum psikolojisi, yığın psikolojisi veya kışkırtmalar hep bireyleri bazen a-rasyonel, bazen de irrasyonel davranışlarda bulunmaya itebilmektedir. Bireyler öfkelendiklerinde, alışverişe çıktıklarında, mutlu olduklarında, üzüntülü olduklarında, yani kısaca her zaman mantık dışı davranışlarda bulunabilirler. Dolayısıyla da ne toplum ne de bireyler birer mantık abidesi olarak, akıl kurallarına uygun olarak davranırlar. Burada saçma bir davranıştan değil, duygusal tepkilerden söz etmek daha uygun olacaktır.

Akılda bulunan mantık ilkelerinin nedeni nedir?

Aristoteles mantığına göre, akılda birtakım mantık ilkeleri vardır; düşüncenin, aksiyomlar olarak kabul edilen mantık ilkelerine bağlı olduğu düşünülürdü ama öyle bir kabul artık yok! Aklın ilkelerinden, düşünce ilkelerinden söz edilmiyor. Mantık sistemlerine göre değişen mantık ilkelerinden söz ediliyor artık! Ve günümüzde tek bir mantık sistemi de yok: temporal mantık, çok değerli mantık, iki değerli mantık, puslu mantık var. Bütün bu ve diğer mantıkların hepsinin de kendine göre dayandığı farklı ilkeler var. Basit bir örnek vermek gerekirse, Aristoteles mantığı iki değerlidir ve bu mantıkta üçüncü halin imkânsızlığı, bir akıl ilkesi gibi düşünülmüştür. Fakat çok değerli bir mantıkta artık üçüncü halin imkânsızlığını kullanamazsınız. Benzeri bir durum, özdeşlik veya çelişmezlik ilkesi için de geçerlidir. Bir mantık sisteminin bu ilkeleri zorunlu olarak kullanması artık söz konusu değildir. Dolayısıyla mantık ilkeleri olarak bizim doğuştan getirdiğimiz, aklımızda doğuştan var olduğunu kabul edebileceğimiz herhangi bir ilke yoktur ve bir mantık sistemini söz konusu ilkeleri kullanmadan inşa etmek mümkün olmaktadır. Gün gelir de insan beynini açıp, “Aaaaa aradığımız mantık ilkeleri işte buradaymış!“ derlerse, o zaman biz de “Bak gördün mü, Aristoteles haklıymış, insan aklı söz konusu üç mantık ilkesine bağlı işliyormuş!(?)“ demek zorunda kalırız. Ama şimdilik, aklın işleyişini sağlayan mantık ilkelerinden veya doğuştan getirilen mantık yasalarından söz etmek mümkün görünmüyor.

“Mantığın düşüncenin grameri olduğu bilinir. Bizim entelektüellerimiz maksadını aşan gereksiz tartışmaları seviyor. Değerlendirmenizi alabilir miyiz?”

Gramer de mantık gibi bir kurgu, bir sentaktik yapı. Dolayısıyla mantık, düşüncenin grameri diyemeyiz. Hemen şunu da söyleyeyim. Mantık kavramını iki manada kullanırız. Mesela, “Benim mantığıma uymuyor.” veya “Bu toplum mantığına aykırı.“ deriz. Buradaki “benim mantığım“ kavramının içeriğini, “Benim kabullerime, benim işime gelmiyor.” şeklinde düşünmek yerinde olacaktır. Toplum mantığı denildiğinde, “Toplumun kabullerine, değerlerine uymuyor.” şeklinde düşünmek yerinde olacaktır. Dolayısıyla buradaki “mantık“ sözcüğü, bizim bilim olarak düşündüğümüz mantıktan farklı bir içeriğe sahiptir. Yani biz mantık dediğimiz zaman bilim olarak mantığı düşünüyorsak eğer, toplum mantığına göre diye bir şey olmaz. Neden olmaz? Çünkü eğer mantık bir bilimse bana göre, sana göre olmaması lazım. Matematik bir bilim midir? Evet, bilimdir! Nasıl ki “benim matematiğime göre” diyemezseniz “benim mantığıma göre” de diyemeyiz. Benim matematiğime göre 2 kere 2 sekiz eder, arkadaşımızın matematiğine göre 15 eder, sana göre de 9 ederse olmaz. Mantıkta da durum aynen böyle! Çünkü mantık da bir bilim, matematik gibi bir bilimdir. Dolayısıyla “benim mantığıma göre“ şeklindeki bir ifadede mantık kavramı bilim olarak değil, geniş anlamda kullanılıyor; yani düşünce tarzı, kabuller, değerler karşılığı olarak, yani kavramın içeriği farklı bir şekilde doldurularak kullanılıyor. Dolayısıyla mantığın düşüncenin grameri olduğunu söylemek biraz şiirsel bir şey olur ama böyle bir şey diyemeyiz, düşüncenin grameri diyemeyiz.

“Bizim entelektüellerimiz maksadını aşan gereksiz tartışmaları seviyor.” Dünyada gereksiz tartışmaları sevmeyen toplum var mı? Yok! Yalnız, bizde birazcık aşırıya gidiliyor ve artık iş çığırından çıktığı için, birisi kendisini ayıplar, utanır, yüzüne vurur diye kaygılanmıyor ve bugün A dediğine yarın B diyebiliyor. Bu durum şüphesiz her yerde vardır ama belki bizde biraz daha abartılı olabilir.

Popülerlik arayışı diyebilir miyiz?

Çeşitli sebeplerden söz edilebilir; popülerlik arayışı, medyatik olma isteği olabilir, arkasında çıkar hesapları bulunabilir.

Ontolojik açıdan hayat, insanlara çok güzel mesajlar veriyor. Ama dünya toplumlarının bunu okuma biçimleri ya da yapıp eyleme biçimleri, tarz-ı telakkileri çok farklı… Sizce insanın öngördüğü bir hayatın içinde mantık ne kadar var, dünya toplumlarında karşılaştırmalı bir şey dikkatinizi çekti mi?

Hayat güzeldir ama hasta değilsen, maddi sorunların yoksa, başka sorunlar yoksa hayat güzeldir.

Geçenlerde Ankara‘da bir toplantıya katıldım. Değerli bir öğretim üyesi konuşması sırasında şöyle bir şey dedi: Birleşmiş Milletlerde (veya UNESCO’da) bir yetkili O‘na demiş ki, “Siz bir kültür imparatorluğunda yaşıyorsunuz.” Bizim toplumumuzun tarihine baktığımız zaman, gerçekten bir kültür imparatorluğu üzerinde yaşıyoruz. Dolayısıyla bizim toplumumuzun başka toplumlardan tarzı, telakkisi farklı olabilir hatta daha üstün bile olabilir. O bakımdan, her yerde olan sorunları öne çıkarıp da “Yalnızca bizde var.” dememek lazım. Bizde de birçok sorun var elbet! Bu da bir gerçek! O sorunları da aşmamız lazım ama nasıl aşacağız, o da artık gençlerin işi.

“İnsanın öngördüğü bir hayatın içinde mantık ne kadar var?” İnsanın öngördüğü hayat büyük ölçüde a-rasyonel tarafını temsil eder. Mesela, okulda kalıp kariyer yapmak varken meşhur olmak adına politikaya atılıyorsun veya para kazanmak adına ticaret yapmak istiyorsun; bunların hangisinin daha mantıklı olduğuna ilişkin nasıl karar vereceğiz? Hayatın içinde mantık yok! Ya da mantık hayatta yok! Tercihlerimiz var ve bu tercihleri yerine getirmek için seçtiğimiz yöntemler var; bunlar bizim karakterimiz, eğitimimiz, kültürümüz gibi etkenlerle ilgili. Hayatta olgular ve nesneler var ama mantık diye bir şey yok çünkü mantık, bizim çıkarım işlemimiz. Çıkarım yapmak, mantığın işi ama çıkarımın öncüllerini oluşturmak bizim tercihlerimiz ile ilgili. Hangi olguları seçeceğimizi, hangilerine ne kadar önem vereceğimizi bizim tercihlerimiz belirliyor. “Mantıklı“ olarak düşünürsek, evlenmek çok mantıklı bir şey değil ama hepimiz evleniyoruz. Çocuk sahibi olmak çok mantıklı bir şey değil. Düşün, çalışıyorsun, çabalıyorsun, iki-üç tane çocuğun var; bütün enerjini, bütün kazancını ona veriyorsun, amaç mutlu olmak. Bütün bunlar mantıklı mı? Değil! Ama mutlu olmak için yapılan bir şey. Evleneceksin, ne olacak? Eşinle tartışmaların olacak, bir sürü sıkıntılar yaşayacaksın… Mantıklı mı? Değil! Ama mutlu olmayı istiyorsun, “mantıklı“ olmayı değil! Demek ki, hayatı daha çok duygularla, tercihlerle, çıkar hesaplarıyla vs. yaşıyoruz. Hepimiz öfkelenebiliriz ve öfke kişinin arkasını düşünmeden yapacağı bir davranıştır. Ne yapılabilir? İnsan bilgiyle, beceriyle donanmışsa, kültür ve deneyim sahibi ise daha sağlıklı karar verebilir. Öfkesini yenmeyi öğrenebilir. Yapabilecek şey, insanın kendisini geliştirmesi, eğitmesi olabilir. Aşırılıklardan uzak yaşamak daha sağlıklı karar vermeye olanak verir. Hepimiz çok iyi biliyoruz ki, öfkelendiği zaman insan her şeyi yapabiliyor, yani karşısındakine her türlü zararı verebiliyor. Bütün mesele öfkelenmemek. Öfke kontrolünü, öfkelenmemeyi öğrenmek mümkündür ve bu kültürel bir tavır alıştır. Öfkelendikten sonra yapacak hiçbir şey yok. En sağduyu sahibi insan bile öfkelenirse eğer, son derece etrafına zarar verici olabilir. Ne yapmak lazım? İnsanın kendisini eğitmesi lazım, kendisini denetlemeyi öğrenmesi lazım ama en önemlisi, sağduyulu, bilgiye dayanan, ne istediğini sakin bir şekilde düşünerek hareket etmesi, ona göre davranması, seçimini bu koşullarda yapması lazım. Ancak bu koşullarda yapılacak seçimlerin sağlıklı olabileceğini ve geniş anlamda da mantıklı, yani sağduyulu olacağını söylemek mümkün.

Mantık eğitimi, eğitim sisteminde nasıl yer almalı?

İlginçtir, bir öğrenci birazcık zorlandığı zaman hemen şöyle sorar: “Hocam, bu ne işe yarar?” Ben de onlara şunu söylerim: İkna ederek, kendini karşındaki insana kabul ettirmenin yolunu öğrenmek için, en kestirme yol, en pratik yol, Kapalıçarşı’da bir kuyumcunun yanına çırak olarak girmek. Çünkü onlar ikna etmeyi o kadar iyi biliyorlar ki, orada 6 ay, 1 sene çalışır, hem para kazanırsın hem de bunu öğrenirsin. Söylemek istediğim şey, mantık eğitimi bir insana pratik çözüm yolu öğretmiyor, fakat tarihe baktığımız zaman bir şey görüyoruz. Bütün büyük medeniyetler, Antikçağ, Ortaçağ’da İslam ve Hristiyan dünyası, Yeniçağ ve günümüzde kültürün ve medeniyetin en üst, nihai çalışma alanı mantık olmuş. Dolayısıyla mantık, her kültürün el üstünde tuttuğu bir alan. Niye? Çünkü kolay bir şey değil. Aslına bakarsanız, mantık herkeste var, hiç kimse kendi mantığından şikâyet etmez ama mantık nedir diye sorarsan, bu da çok kolay cevap verilebilecek bir şey değil.

Bakın, hep verdiğim bir örnek. Aristoteles, malum, mantığın kurucusu. Felsefe, fizik, astronomi, kozmoloji görüşleri çağlar boyu devam etmiş, hatta hâlâ devam eden görüşleri bile var ama Aristoteles’in görüşlerinde ilk büyük sarsıntı, fizik alanından gelmiş. Newton fiziği Aristoteles fiziğini ve kozmolojisini bir anlamda devirmiş, epey bir hasar vermiş. Aristoteles’in görüşlerinin içerisinde en son değişeni hangisi, biliyor musun? En son değişen mantık. Mantığı değiştirmek için ne yapmak lazım? Astronomi için gözlem yapmak lazım, fizikte laboratuvara girip deney yapmak lazım. Mantık için ne lazım? Bir kâğıt, bir kaleme ihtiyacın var. Buna rağmen, insanlar Aristoteles mantığını çağlar boyu eleştirmelerine rağmen değiştirmemişler. Yani kısaca, mantık çalışmaları için çok fazla şeye gerek yok! Zorluk inananın kendisini tanımasındaki sorunlardan kaynaklanıyor. Bu durum bir bakıma şu anlama geliyor: Kolayca hata yapabiliriz ve işin kötüsü yaptığımız hatanın ne olduğunu fark etmeyebiliriz. Yukarıdaki anlamda “mantıklı düşünce” için tek aracımız mantık biliminin kendisi olacaktır.

Mantık eğitiminin, kültür eğitiminin tam temelinde yer alması lazım. Burada maalesef liselerde mantık dersleri yeterince okutulmuyor. Tabii, siz de öğrencisiniz ve size de belki o P’ler, Q’lar sıkıcı geliyor olabilir ama mantığı bununla özdeşleştirmemek lazım. Mantıklı düşünebilmek için bu sembolik sistemi bilmek lazım ama mantık bundan ibaret değil. Daha geniş bir açıdan mantığı anlayıp yorumlamak lazım. O bakımdan, bir toplum sağlıklı bir eğitim vermek ve kültür kazandırmak istiyorsa, mantık öğretim ve eğitimine mutlaka yer vermesi gerekir. Mantık eğitimi bir ülkenin kültürünün temel yapıtaşıdır. Çok yönlü olarak mantıktan yararlanmak lazım. Bunu tarih söylüyor. Antikçağda mantık son derece önemli. Ortaçağ İslam dünyası deseniz öyle, Hristiyan dünyası deseniz öyle, Yeniçağ deseniz öyle. Bu konuyla ilgili olarak söyleyebileceğim son söz, mantığa mutlaka eğitim içerisinde büyük yer vermek lazım.

İnsanlar yeni dil öğrendikçe, o dil açısından da düşünmeye başlarlar. Acaba burada mantığın rolü nedir, yani mantık yürütme sistemini değiştiriyor mu yeni bir dil öğrenmek?

Dil ve düşünce arasında karşılıklı bir ilişki var, bir etkileşim var; yani dil olmadan düşünce gelişemiyor, düşünce olmadan dil ortaya çıkamıyor. Sorarsanız, dil mi düşünceden çıkar, düşünce mi dilden çıkar, bilmiyorum; fazla da önemli değil aslında hangisinin önce olduğu ama dil ve düşünce arasında bir ilişki var, karşılıklı bir bağ var. Her yeni dil yeni bir kavram demek. Mesela, şimdi ben “Kar yağıyor” dersem size, siz herhalde “Yeni başladı” dersiniz -basit örnek olarak söylüyorum- ama Eskimolar 20 tane kar kavramına sahip. Siz, o dilin o kavramını öğrenirseniz, fizik dünyaya, yani nesnelere yeni bir varlık kazandırmış olursunuz. Fakat dil aracılığıyla farklılık kazandırma elbette fizik dünya ile sınırlı değil; dilin soyut nesnelere varlık kazandırma aracı olması daha da önemli. Mesela “adalet” kavramı; o dili konuşan kişi olarak bu kavramın size göre bir anlamı vardır. Fakat mesela Batı dilinde veya Doğu’da, Adalet kavramından ne anladığına bakarsanız, kendi adalet kavramınızı da dar bir açıdan yorumlamaktan kurtulursunuz. Yani her dil kendine has kültürel-tarihi zenginliği olan bir içeriğe sahip. Bu içerikleri öğrenmeye başladıktan sonra, her yeni dil size yeni bir pencere açacak, yeni içerikler elde etmenize, soyut nesneleri daha derinden kavramınıza olanak verecektir; düşünme ufkunu açacak ve yeni imkânları sağlayacaktır. Sizin dilinizde 20 tane kar kelimesi yoksa, sizin için fizik bir olgu, fizik bir nesne 3 tane kavramla eşleşir. Düşüncenizde yeri yoksa, yani dil bir varlık kazandırma aracı olamıyorsa; düşünce, kavrama, yargılama ve algı da gelişemez, kolayca bir kısır döngü ortaya çıkabilir. Bu durum sadece fizik nesne için değil, soyut nesneler için çok daha önemlidir. O bakımdan diller, mantığı etkin bir şekilde kullanabilmek, sağlıklı sonuçlar, geniş bir düşünce ufku elde edebilmek ve çözüme yönelik sonuçlar elde edebilmek için büyük öneme sahiptirler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.