Ana sayfa - Son Sayı - Manevi ve Ahlaki Değerlerin Gelişiminde Helal Sütün ve Helal Lokmanın Etkisi / Pedagog Ali Çankırılı

Manevi ve Ahlaki Değerlerin Gelişiminde Helal Sütün ve Helal Lokmanın Etkisi / Pedagog Ali Çankırılı


Anadolu’da ahlaklı ve erdemli bir erkekten veya bayandan bahsederken “helal süt emmiş” derler. Bu ifadede, helal sütün insan kişiliği ve davranışları üzerinde olumlu etkileri olduğu dile getirilmektedir. Psikologlar eşliğinde, geliştirilmiş tıbbi araçlarla yapılan son embriyoloji ve gen araştırmaları da bu tezi doğrulamaktadır. Embriyonun ana rahminde fiziksel ve ruhsal yönden sağlıklı gelişmesi için çocuk sahibi olmaya niyetlenen eşlerin birbiriyle geçimli, birbirini seven, çocuk yapmaya istekli, annelik ve babalık sorumluluğunu yerine getirecek bilgiye ve olgunluğa sahip olmaları gerekir.
Her hayrın başı “bismillah” olduğu gibi, hayırlı bir çocuk isteyen anne baba da Allah adı ile başlayıp; “Allahım! Bize hayırlı bir çocuk nasip et.” diye dua etmelidir. Anne babanın duaları kabul olduğunda Allah’ın izni ile erkek hücre dişi hücre ile birleşerek ana rahmine tutunur. Bildiğiniz gibi, üreme hücreleri kadının ve erkeğin kanı ile beslenerek olgunlaşır. Kan içindeki besinler, yediğimiz yiyeceklerin içinden emilerek temin edilmektedir. Bu itibarla anne ve babanın ne ile ve nasıl beslendiği çok önemlidir.
Üreme hücrelerinin içindeki genler, erkeğin ve kadının fiziksel özelliklerini taşıdığı gibi, ruhsal özelliklerini de taşımaktadır. Bunun anlamı şudur: Anne ve babanın yediği yiyecekler, ana rahmindeki embriyoyu sadece fiziksel yönden beslemiyor; ruhsal ve duygusal yönden de besliyor. Anne ve babanın kişilik özellikleri, genler yoluyla embriyoya geçiyor. Ana rahmindeki embriyo, annesi tarafından istenip istenmediğini, sevilip sevilmediğini hissettiği gibi, annenin mutlu veya mutsuz, sevinçli ya da üzüntülü olup olmadığını da hissetmektedir. Anne tarafından istenen ve sevilen embriyoda yaşama isteği artıyor; yaşıtlarına göre fiziksel ve ruhsal yönden daha sağlıklı gelişiyor.
Helal Süte Haram Karışırsa
Anne, haram yoldan kazanılan ve yenilmesi dinimizde yasak olan yiyeceklerin, sigara, alkol ve uyuşturucu gibi vücuda zararlı maddelerin sütün mucizevî içeriğini bozduğunu bilmeli; yediği şeylere çok dikkat etmeli, helal ve temiz gıdalarla beslenmelidir. Çocuğu sevimli ve değerli kılan yüksek zekânın, güzel huyların ve erdemlerin temelinde annesinden emdiği helal ve besmeleli süt vardır.
Mevlana Mesnevisinde: “İlim de hikmet de helal lokmadan doğar; aşk da, merhamet de helal lokmayla meydana gelir. Bir lokma, haset ve hile doğurur, cehalete ve gaflete sebep olursa, bil ki, o lokma haramdır.” der. İstanbul’da Vefa semtine adı verilmiş olan Ebul Vefa Hazretleri, haram lokma konusunu anlatırken Mevlana’nın sözlerini tasdik edici bir hikâye anlatır. Hikâyenin kahramanları kendi karısı ve kendi oğludur.
Hazret’in oğlu sürekli elinde bir çuvaldızla dolaşmakta, tulumlarla su taşıyan insanların tulumlarını delmektedir. Ebul Vefa’nın üzülmesine gönülleri razı olmayan sucular ve halk bu durumu uzun süre gizli tutar ve şikâyetçi olmazlar. Fakat zamanla iş çığırından çıkar ve çekilmez hale gelir. Halk mecburen meseleyi hak dostuna açar ve oğlundan şikâyetçi olurlar. Hazret, oğlunun yaptıklarını öğrenince gerçekten çok üzülür ve bir o kadar da şaşırır. Durumu eşine anlatır. “Bunun sebebi ya sensin ya da benim.” der; hanımına çocuğa hamileyken yanlış bir davranışta bulunup bulunmadığını sorar.
Anne düşünür taşınır ve eşine şu itirafta bulunur: “Çocuğun doğmasından birkaç ay evvel komşunun evine gitmiştim. Orada bir tabakta portakal ve nar gördüm. Canım çok çekti ama istemeye de utandım. Komşum bir ara dışarı çıkınca elimdeki örgü tığımı meyvelere sapladım, sularını emerek meyve arzumu giderdim. Ebul Vefa Hazretleri bunu duyunca: “Şimdi mesele anlaşıldı.” der. “İşte birkaç damla da olsa izinsiz ve haram olan meyve suyunu tatman, evladımızda tulumları delme şeklinde tezahür etti. Şimdi huzur-u ilahiye yönel, ağla ki Allah günahını affetsin, sonra da git komşundan helallik iste.” Anne, dua ve yalvarıştan sonra komşusuna gider, meseleyi anlatır, helallik ister. Komşunun helallik vermesi üzerine çocukta bir değişme başlar, kalbine pişmanlık hissi doğar. “Neden yaptığımı bilmiyorum, ama yaptığım bu iş bana yakışmıyor, Allah affetsin.” diyerek elindeki çuvaldızı atar.
Süt Satarak Geçimini Sağlayan Anne ve Kızı
Zaman, adalet güneşi Hazreti Ömer’in devriydi. Efendimiz’in kutlu beldesi Medine’de genç bir kız çocuğu vardı. Annesinin kendisine verdiği süt güğümünü alır, çarşının yolunu tutar, sütünü satar, onunla geçinip giderlerdi. Öyleydi de hayat yükünü taşımak pek zordu. Hayatın nice cilveleri, nice elemleri ve nice dertleri de oluyordu. İhtiyar kadının belini büken de geçim sıkıntısı idi. Çalışmadıkça hiç kimseye gökten rızık yağmıyordu. Kadının çaresizliği karşısında şeytan boş durmuyor, kadının yaralı yüreğine yoldan saptırıcı telkinleri veriyordu. “Sen ne aptal kadınsın, geçim sıkıntısı belini bükmüş, neden süte biraz su katıp fazla para kazanmıyorsun?” diyordu.
Kadıncağız şeytanın telkinlerine kandı, kendi kendine: “Neden olmasın?” dedi. Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte uyandı. Yatağından fırlayıp kızına seslendi:
“Yavrucuğum, kalktın mı?
“Kalktım anneciğim, seni dinliyorum, ne diyecektin?”
“Bugün satacağın süte biraz su karıştır.”
“Su mu katayım?”
“Evet!”
“Bu da nereden çıktı anneciğim! Bilmez misin ki Hazreti Ömer süte su katılmasını yasak etti.”
Kızına örnek olması gereken yaşlı kadın sözünü tekrarladı: “Sen dediğimi yap, Ömer nereden bilecek?” dedi.
Bu konuşmalar yapılırken Hz. Ömer tebdili kıyafet yapmış o evin önünden geçiyordu. Evden gelen seslere kulak verdi.
Kız, yaşlı annesine harika bir cevap veriyordu: “Anneciğim! Ömer’in emri var. Ben süte su katamam!” Kadın sözünde ısrar etti: “Ömer nereden bilecek, şu saatte kim bilir hangi uykunun kollarındadır?”
Kız yaralı bir ceylan gibi titrek sesiyle itiraz etti: “Ey anne, Ömer bilmese de Allah bilmez mi? Ben Allah’tan korkarım, sen bu kötü işe beni alet etme!”
Kızından böyle bir cevap beklemeyen anne taş gibi donup kalıvermişti. Yüreğine sanki mızraklar girip çıkıyordu, dudakları acı ile büzülüp açıldı. Yüzü kireç kesildi ve olduğu yere yığılıp kaldı.
Hazreti Ömer ise sevincinden kanatlı kuş misali uçarak evinin yolunu tuttu. Eve varır varmaz oğlunu karşısına aldı ve şöyle dedi: “Yavrucuğum! Filan yerde bir kız var, imkân bulabilirsen onu kendine nikâhla, çünkü o Allah’tan korkan biri.” Aradan zaman geçti, kız gelinlik çağına geldi. Hazreti Ömer’in oğlu o kızla evlendi. Bu iki gencin evliliğinden kızları Ümmü Asım doğdu. O da büyüdü, Abdülaziz ile evlendi. Onların evliliğinden de Ömer bin Abdülaziz dünyaya geldi. O da dedesi Hazreti Ömer gibi adaletiyle âleme ışıklar saçtı.
Hazreti Ömer’in kerametinden olacak ki, şöyle buyurmuştu: “Benim neslimden yüzünde iz olan biri gelecek ve yeryüzünü adaletle dolduracaktır.” Gerçekten de öyle oldu. Ömer b. Abdülaziz küçük yaşta iken bir atın darbesiyle yüzünden yaralandı ve yüzünde bir iz kaldı. Onun zamanında ikinci Ömer devri yaşandı. Ömer b. Abdülaziz, hilâfetin mülke dönüştüğü, iktidar hırsının nefisleri tutuşturduğu bir dönemde genç yaşında halife oldu. Halifelik aklından bile geçmiyordu. Ama kader onu insanın yüklenebileceği en ağır sorumlulukla karşı karşıya bırakarak imtihan ediyordu.
Onun farklılığı, daha vazifeye başlar başlamaz kendini göstermişti. İlk hitabesinde şöyle seslendi: “Hiç kimse bana körü körüne itaat etmeyecek! Allah’ın emirlerine uymayan talimatlar için kula itaat yoktur. Ben sizin en hayırlınız değil, sadece sizden biriyim.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.