Ana sayfa - Arşiv - Manevi Destek Hizmetlerinin Sosyolojik Temelleri / Prof. Dr. Ali Rıza Abay

Manevi Destek Hizmetlerinin Sosyolojik Temelleri / Prof. Dr. Ali Rıza Abay

53-manevi-destekİnsanların ve toplumların insan olma ortak özelliğinden kaynaklanan ortak özellikleri ve sorunları olduğu/olabileceği gibi bir de farklı medeniyet ve kültür farklılığından kaynaklanan farklı özellikleri ve sorunlarının olduğunu/olabileceğini düşünmeliyiz. Bu bağlamda insanın, insan olma ortak özelliğinden ötürü üç tür ilişki biçimi vardır. İnsan-insan ilişkisi, insan-yaratıcı ilişkisi ve insan-doğa ilişkisidir.

Bilindiği gibi insanın, maddî-fiziki-biyolojik boyutunun dışında bir de görünmeyen ruhî-manevî boyutu vardır. Bu üç ilişki biçimi de insanın manevî boyutu ile alakalıdır. Örneğin inanan bir insanı, Allah’ın hoşnutluğunu kazanması nasıl onu mutlu ederse, insanın başka bir insan tarafından sevilmesi ve takdir edilmesi de öyle mutlu eder. Yine insanın bir doğa harikası karşısında duyduğu haz da insanı aynen mutlu eder ve etmektedir de. Bunların hepsi manevî destek anlamına gelir.

İnsanın manevî boyutunun her zaman, özellikle de bunalımlı ve sıkıntılı anlarda, manevî desteğe her zamankinden daha çok ihtiyacı olduğu bilinen bir gerçektir. Diyebiliriz ki manevî desteğe ihtiyacı olmayan, değil insan, hemen hiçbir canlı yoktur.

İnsan sosyal bir varlıktır. Diğer insanlarla birlikte yaşamak zorunda olduğuna göre, bir yandan, birlikte yaşamaya başladığı insan toplulukları ile zamanla bazı ortak davranış kalıpları oluştururken, bir yandan da birlikte yaşamadığı diğer insan toplulukları ile de zamanla farklılıkları ortaya çıkmaktadır. Böylece farklı kültür ve medeniyetler ortaya çıkmış olur. Artık, insan olma ortak özelliklerinin dışında siz de meselelere içinde bulunduğunuz medeniyet zaviyesinden bakmaya başlarsınız. Sosyolojik olarak doğru olan da budur zaten.

Bu bağlamda Batı medeniyeti mensupları kendi sorunlarını tanımlarken, isimlendirirken veya tasnif ederken hep kendi sosyolojik gerçekliklerinden hareket etmektedirler/etmişlerdir. Örneğin Auguste Comt’un “üç hal yasası” diye bilinen teorisi Batı medeniyeti gerçeğinden üretilmiştir ve sadece Batı medeniyetini bağlaması gerekir. Comt’un kendine göre Batı Hıristiyan toplumlarının gerçekliğinden hareketle tespitleri doğrudur da denebilir. Ancak bunun bütün insanlığa teşmil edilmesi ve özellikle de doğu İslam toplumlarını da kapsayacak şekilde genelleştirilmesi yanlıştır.

Beni, “Manevî Destek Hizmetlerinin Sosyolojik Temelleri” başlıklı bu yazıyı yazmaya sevk eden sebep; son yıllarda, Batı’da kullanılan bazı kavramlara zorlanarak da olsa Türkçe karşılık bularak sıkça kullanılmaya başlanılan ve kullanılmasının iyi, güzel ve doğru olduğuna inanılan “hayırseverlik” “sosyal sorumluluk” “gönüllülük” “manevî bakım” “manevî insan modeli” ve “manevî sosyal hizmet” gibi kavramların sadece Batı’da kullanılması ve de içi doldurulamadan kullanılmasının yanlış ve sakat olduğuna inanmamdır.

Ayrıca bu konuyu gündemime almamın sebeplerinden biri de son aylarda Sağlık Bakanlığı ile Diyanet İşleri Başkanlığının aralarında yaptıkları bir protokol ile hastanelerde “manevî destek elemanı” istihdam edileceği bilgisinin dolaşıma girmesinden sonra, bazıları tarafından “manevî bakım” gibi bizim medeniyetimize uymayan bu tür kavramların kullanılmaya başlanmasından endişe duymamdır.

KÜLTÜREL FARKLILIKLAR VE DİNİ/İSLAM’I ÇAĞRIŞTIRAN KAVRAMLARIN BİLİMSEL LİTERATÜRDE KULLANILMASI SORUNU

Yukarıda da ifade edildiği gibi kültürel farklılıklar, aynı zamanda farklı davranış kalıplarının ve de bu davranış kalıplarının söz ile ifade edilmesi anlamına gelen kelimelerin ve kavramların da varlığını gerekli kılar.

İnsanların ortak taraflarını bir tarafa bırakacak olursak kültürden kültüre ve toplumdan topluma değişen bazı hususlarda algılama, uygulama farklılıkları mevcuttur. Bu farklılıklar, sorunun ortaya konulmasında ve ifade edilmesinde bazı kavramsal sorunlara sebep olabilmektedir.

Farklı bir kültür ve toplumda var olan büyük bir sorun, başka bir kültür ve toplumda hiç sorun olmayabilir. Böylece o sorunun kavramsal bir karşılığı da olmayabilir. Bu durumda bir kültürde/dilde var olan bir kavramın karşılığını başka bir dilde arayacak olursak o kavramın karşılığını bulamayabiliriz. Eğer o kavrama mutlaka bir karşılık bulmaya çalışacak olursak yanlış da yapmış olabiliriz. Buna bağlı olarak manevî destek hizmetlerinin sunumunda da bazı yanlışlar yapabiliriz.

Konumuz açısından kavramsal sorunların sebeplerinden biri de yazın dünyasında konu ile ilgili yazı yazanların din/İslam’la ilgili duruşları etkili olmaktadır.

Bilim dünyasında dini/İslam’ı çağrıştıran kavramların bilimsel literatürde kullanılması hususunda iki grup yazar yüzünden sorun yaşanmaktadır. Birinci grup, din eğitimi almamış ve İslamî kavramların inceliğini kavrayamamış, dindarlığından şüphe duyulmayan, ancak İslam’ı çağrıştıran kavramları bilimsel literatürde kullanarak İslam’a hizmet ettiğine inanan gruptur.

İkinci grup ise pozitivizmin etkisi ile din/İslam ile bilimin bir arada olamayacağına inanan gruptur. Bu grubun içinden bazıları da inanç açısından birinci grubun aksine kendilerini lâdini/dinsiz olarak nitelendirebilmektedirler. Ayrıca bu iki grubun da İslam medeniyet havzasının sosyolojisini iyi bilmedikleri kanaatindeyim.

Son yıllarda Batı dünyasında özellikle de Amerika’da insanın manevî boyutu üzerinde durulmaya başlanmış, özellikle de ruh sağlığı ile din konulu makalelerin sayısında önemli sayılabilecek ölçüde artışlar olmuştur. Buna paralel olarak bizdeki yazında da insanın manevî boyutunu konu alan makaleler görülmeye başlanmıştır. İşte tam da burada bizim makale konumuza giren hususlar/yanlışlar ortaya çıkmaya başlamıştır. İsterseniz bu hususa biraz daha yakından bakalım.

SOYUT KAVRAMLARIN SOMUT KARŞILIKLARI VARDIR

Şu hususu çok iyi biliyoruz ki ürettiğimiz soyut kavramların mutlaka somut karşılıkları vardır. Bu soyut kavramların somut karşılıkları da o kavramın üretildiği kültürde ve toplumda anlamlıdır. Bu aşamada konuyu biraz özele indirgeyerek Türkiye’deki bazı kavramsal sorunlar üzerinden değerlendirelim.

Örneğin, “Gönüllülük” kavramı Batı dillerindeki “Volunteering” kavramının karşılığıdır. Biz Batı literatüründeki gönüllülükten; isteğe bağlı, zorunluluğu olmayan iyilik ve güzellik adına yapılan yardımları anlıyoruz. Oysa bizim kültürümüzde görev ve sorumluluk esastır. “Vecibe” dediğimiz zorunlu (farz) görevlerimiz olduğu gibi, zorunlu olmaksızın gönüllü-isteğe bağlı “nafile” dediğimiz görevlerimiz de vardır. Zorunlu (farz) görevlerimizi yerine getirmediğimiz zaman maddî ve manevî yaptırım ile karşılaşırız. Bizde önce zorunlu (farz) olan görev yapılır; daha sonra da “nafile” olan, zorunlu olmayan, isteğe bağlı-gönüllülüğe dayalı görev yapılır. İslam medeniyetinin bu inceliğini bilmeyenlerin, gönüllülük kavramını Batı literatüründeki anlamı ile kullanıyor olmaları, bizde maksadı ifade etmez.

Son dönemlerde çok kullanılan kavramlardan birisi de “hayırseverlik” kavramıdır. Hayırseverlik, Batı dillerindeki “Philanthropy” kavramının karşılığıdır. Yukarıda da ifade edildiği gibi İslam medeniyetinde yapılması zorunlu (farz) olan görevler “hayır” sayılmaz. Yapılan işe de hayırseverlik denilmez. Mesela yoksullara verilmesi gereken ve zorunlu bir görev olan “zekât” sadece hayır-sevap sınıfından sayılmaz. Zorunluluk (farziyet) olan görevleri yerine getirdikten sonra, zorunlu olmayan ve sadece sevap kazanmak için yapılan ve tamamen kişinin serbest iradesi ile yapılan yardımlar hayır-sevap sayılır ve bu yapılan işe de hayırseverlik denir. Mesela bu maksatla yaptırılan köprüler, yollar, su kanalları, yoksullara verilen sadakalar ve bu maksatla kurulan vakıflar birer hayırseverlik örneğidir. Yine yukarıda ifade ettiğimiz gibi, İslam medeniyetinin inceliklerini bilmeyenlerin, hayırseverlik kavramını Batı literatüründeki anlamı ile kullanıyor olmaları bizde maksadı ifade etmekten uzaktır.

Yine son yıllarda kullanılan kavramlardan birisi de “manevî bakım” kavramıdır. Manevî bakım kavramı İngilizcedeki, “spiritualcare” kavramının tercümesidir. İlgili literatürde ilgi, alaka, ihtimam anlamına gelen “care” kelimesinin tercih edilmesinin sebebi; İngilizcede biyolojik sağlığa kavuşmayı, iyileşmeyi ifade eden ve “tedavi” anlamına gelen “cure” kelimesinden farkı ifade etmek için kullanıldığı anlaşılmaktadır. Bu kullanım tarzı Batı kültürü açısından doğru olabilir. Ancak biz, “bakım” kelimesini daha çok maddî olan şeyler için kullanırız. Mesela doktora gittiğimizde “Doktora bakıma gittim.” demeyiz; ”Arabayı bakıma götürdüm.” deriz. Öğrenci “Yazılı kâğıdıma bakar mısın.” der. Görüldüğü gibi bizde “bakım” kelimesi farklı anlamda kullanılmaktadır. “Care” kelimesine dilimizde mutlaka bir karşılık bulmak zorunda da değiliz. Ancak konu ve olay anlaşıldığında kendi kültürümüze göre bir kavram üretebiliriz. Mesela “manevî bakım” yerine kendimizi ifade etmek için “manevî destek” “manevî rehberlik” diyebiliriz.

MANEVÎ DESTEK VE DİN/İSLAM

Şurası bir gerçektir ki manevî destek dediğimiz zaman, illa ki destek dinden/İslam’dan kaynaklanmaz. Bir tebessüm, bir güler yüz, insanlara herhangi şekilde destek vermek, bunların hepsi manevî desteğe girer. Peki, dinin manevî desteği yok mudur? Yani din ile manevî destek arasında ilişki yok mudur? Elbette vardır. Fakat dış dünya maneviyat deyince sadece dinî algıyı kastetmiyor. Mesela, Hollanda’da şu anda hümanistikler var. Bunlar hiçbir dine inanmıyorlar, ama onlar da hükümetlerinden manevî destek elemanı istiyorlar ve resmen talep ettikleri için, devlet de onlara manevî destek hizmeti sunuyor. Dolayısıyla insanın ruh dünyasına hitap eden her şey manevî destek anlamına gelebilir. İşte bizim derdimiz, kendi hayırhahlığımızı zaten bizde var olan kavramlardan devşirmektir.

Yine son dönemlerde aile içi şiddet, taciz vs. kavramlarını sıkça kullanıyoruz. Mesela, göz ile taciz olur mu diyoruz, olur deniliyor. Peki, göz zinası olur mu diyoruz, olur mu öyle şey deniliyor. Göz ile tacize “Evet” deniliyor. Göz zinası için ise “Olur mu öyle şey! Bu, çağdışı bir yaklaşım!” deniyor. Bu neden kaynaklanıyor? Çünkü göz ile taciz, Batılı literatürden elde edilmiş, tercüme edilmiş bir kavram; orada problem yok. Fakat siz buna göz zinası dediğiniz zaman, dini işin içine karıştırmış oluyorsunuz. Pozitivist anlayışa göre de din; aşkın güç/Allah ile kul arasına hapsedilmiş bir gönül işidir, insan davranışlarına hiç etkisi yoktur. Yukarıda da ifade edildiği gibi pozitivizm marazıyla ma’lül olanların olaya başka türlü bakmaları oldukça zordur.

Görüldüğü gibi farklı bir kültür ve toplumda üretilmiş olan kavramlar, başka bir kültür ve topluma aktarılırken sadece birtakım teknik sebeplerden ötürü sorunlar yaşanmıyor, aynı zamanda mevcut kültürel kodlarla irtibat sağlanamadığı için kültürel bir kriz de oluşuyor.

SONUÇ VE ÖNERİLER

Manevî destek hizmetleri artık bugün dünyada bir ihtiyaçtır, bizde de ihtiyaç olduğu anlaşılmaktadır. Buna bağlı olarak ülkemizde bazı düzenlemelerin yapılmakta olduğunu da görüyoruz. Ancak, maneviyatı sadece din gibi anlamamız, ya da maneviyat deyince; “Aman, bu dindir, bundan uzaklaşalım.” diye bir anlayışa gitmeden, tamamen özgün, kendi medeniyet ve kültürümüze ve kendi sosyolojik temellerimize uygun olarak üretmemiz ve organize etmemiz gerekmektedir.

Bu hususta elimizde iki önemli kaynak var. Biri 15 asırlık tarihi tecrübemiz; diğeri ise Mehmet Akif’in, “asrın idrakine söyletmeliyiz” dediği “vahiy”dir.

Bu konuda bir seferberlik ilan etmemiz gerekiyor. Medeniyet hafızamız olan arşivlere girmeliyiz, tecrübelerimizi ortaya çıkarmalıyız. Öncelikle kendi kültürümüzde var olan kavramlar geçmişte nasıl kullanılmışsa, o kavramları Batı’dan gelen kavramlarla karşılaştırıp, o kavramın bize ait olanını bulmamız, eğer yok ise o kavramı üretmemiz lazım. Yoksa sosyolojik temeli olmayan kavramları kullanırsak telafisi olmayan öyle sıkıntılar doğurur ki, yarın çocuklarımız, o kavramları Batı’da üretildiği gibi anlayıp Batı’da üretildiği gibi kullanmaya başladıklarında iş işten geçmiş olur. Bu günah da o kavramları onlara aktarmayan bizlerin olur.

Diğer bazı konularda olduğu gibi manevî destek hizmetlerinin tasavvurunda, kavramlaştırılmasında ve hayata geçirilmesinde; dünyadaki bilgi ve tecrübeleri dışlamadan, kendi tarihi tecrübelerimizden azami derecede yararlanarak, yeni bir anlayışa ihtiyacımız vardır. Bunu gerçekleştirecek olan da yine bu medeniyet ve kültür havzasının insanıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.