Ana sayfa - Arşiv - Küresel Bir Dünya Şehri İSTANBUL / Prof.Dr. Recep Bozlağan

Küresel Bir Dünya Şehri İSTANBUL / Prof.Dr. Recep Bozlağan

36-kuresel-istanbulİstanbul 2053 Vizyonu kitabının yazarı ve İstanbul’la ilgili pek çok araştırma ve makalede imzası olan Prof. Dr. Recep Bozlağan Beyefendi’yle, İstanbul’un coğrafi konumunun daha iyi nasıl değerlendirilebileceği ve İstanbul’u güzelleştirecek ve daha yaşanılabilir bir şehir haline getirecek projeler ve yaklaşımlar üzerine konuştuk.
İstanbul’un daha yaşanabilir bir şehir hâline getirilmesi için, şehrin çeşitli yerlerine gelişigüzel dağılmış sanayi tesislerinin ve imalathanelerin belirli bir program dâhilinde desantralize edilmesi gerekli. Bu amaçla öncelikle ileri teknolojiye dayalı bir sanayi altyapısının oluşturulması elzemdir. Şu anda İstanbul’daki sanayi altyapısı gelenekselleşmiş teknolojilere dayalı; tekstil, konfeksiyon, makine-otomotiv sanayi ve yan parçası gibi. Böylesi bir sanayi altyapısı ile zirvedeki küresel şehirler arasına girmek neredeyse imkânsızdır. Bu sebeple Los Angeles, Tokyo ve Londra gibi belirli alanlarda uzmanlaşmak ve bütün dünyaya yön veren ürün ve hizmetler sunmak lazım. Mesela Los Angeles’taki medya, kültür ve sanat sektörü Hollywood üzerinden bütün dünyayı etkilemektedir. Silikon Vadisi’nde Amerika’nın ve dünyanın en büyük firmaları ARGE merkezleri kurmuşlar. Orada teknoloji üretip bütün dünyaya pazarlıyorlar. Diğer taraftan büyük Japon firmalarının hepsi Tokyo’da büyük ar-ge ve teknoloji merkezleri kurmuşlar. Başta otomotiv, elektronik sistemler ve robotik teknolojiler olmak üzere birçok konuda dünyayı yönlendiren çalışmalar içindeler. Londra ise, bankacılığın ve sigortacılığın Avrasya kıtasındaki merkezi haline gelmiş. Dünyanın büyük bir kısmındaki para ve sigortacılık hareketlerini kontrol ediyor, yönetiyor, yönlendiriyor.
Bazı şehirler var ki yalnızca bir alanda sağladıkları küresel üstünlükle dünya şehirleri arasına girmeyi başarmışlardır. Söz gelimi Boston, Oxford ve Cambridge sahip oldukları üniversiteler ve akademik araştırmalarla küresel şehirler arasında güçlü konumlar elde etmiştir. Houston ve Montpellier ise sağlık hizmetleri konusunda dünya çapında hizmet ağına ulaşmıştır. Paris ve Berlin kültür ve sanatta; Orlando eğlence sektöründe; Denver, Atlanta ve Toulouse havacılık sektöründe, Busan ve Rotterdam da denizcilik sektöründeki güçlü konumları ile küresel şehirler arasına girmeyi başarmıştır.
Bu açılardan İstanbul’a baktığımızda sözgelimi, şehirde 45 tane üniversite bulunmasına rağmen, hiçbirinin dünya çapında kalıcı bir başarısı bulunmamaktadır. Bu üniversitelerden hiçbiri üst üste birkaç yıl boyunca dünyanın en iyi yüz üniversitesi arasına girme başarısını gösterememektedir. Buna karşılık Boston, Oxford veya Cambridge’deki üniversiteler her yıl ilk on içine girebilme başarısı göstermekte. İstanbul’daki mevcut üniversitelerde, ön lisans ve lisans eğitimi konusunda yeni bölümler açılması veya mevcut kontenjanların sürekli artırılması yerine, yüksek lisans ve doktora eğitimine ve ar-ge faaliyetlerine odaklanılması gerekli.
İstanbul bazı konularda küresel düzeyde başarılara imza atmış bir şehirdir. Sözgelimi 2013 yılında dünyada en fazla turist çeken şehirler arasında ilk 5’te yer alabilmiştir. 2012 yılında ise dünyada en fazla kongre ve sempozyum düzenlenen şehir olmuştur İstanbul. Bu anlamda Paris, Viyana, Cenevre, Londra gibi dünyanın önde gelen şehirlerini geride bırakmıştır.
Benzer şekilde, Atatürk Havalimanı bütün alt yapı yetersizliğine rağmen şu anda yolcu sayısı itibariyle Frankfurt Hava Limanı’na yetişti. Üçüncü havalimanı yapıldığı zaman, İstanbul benzersiz coğrafî konumuyla dünyanın en önemli hava yolu aktarma merkezine dönüşecek ki, Türkiye bu havalimanı vasıtasıyla her yıl milyarlarca dolar gelir elde edecek.
Söz konusu havalimanı, bazı insanların iddia ettiği gibi çevre açısından ciddi bir soruna da yol açmayacak. Havalimanının inşa edileceği arazideki gölcükler; eski taş, kum ve maden ocaklarının zaman içinde su ile dolmasıyla ortaya çıkan ve bu bölgenin doğal yapısına ait olmayan deformasyonlardır. Dolayısıyla, havalimanının inşası için buralardaki suyun Karadeniz’e boşaltılması ve üzerlerinin doldurulması çevresel açıdan herhangi bir soruna yol açmayacaktır. Ayrıca, buralardaki göllerde bulunan su rezervi, İstanbul’un su ihtiyacının karşılanması açısından dikkate alınacak büyüklükte değildir.
Havalimanının, kuşların göç yolları üzerinde olduğu yönündeki iddialar ise abartılıdır. Çünkü Atatürk Havalimanı ile Adnan Menderes Havalimanı da kuşların göç yolları üzerinde bulunmaktadır.
2009 tarihli İl Çevre Düzeni Planı’nda, Silivri’nin Gazitepe mevkiinde inşa edilmesi önerilen havalimanı ise şehrin merkezî semtleri olan Taksim, Eminönü, Mecidiyeköy, Levent ve Maslak’a yaklaşık 70 km. mesafede olması dolayısıyla ekonomik açıdan verimli bir yatırım olmayacaktı. Ayrıca, Gazitepe bölgesinin birinci sınıf tarım arazilerinden oluşması dolayısıyla, havalimanı inşası için çok kıymetli tarım arazilerinin devre dışı bırakılması gerekecekti ki bu durum ülke ekonomisi açısından önemli bir kayıp anlamına gelecekti. Bu sebeple, söz konusu planda Gazitepe’de inşa edilmesi önerilen havalimanının kapasitesi 7 milyon kişi ile sınırlı tutulmuştur. Bu kapasite ise bırakın İstanbul’u İzmir’in bile ihtiyacının yarısını karşılamaktan uzaktır.
İstanbul için bir diğer fırsat sahası da yat turizmi olacaktır. Yılda yaklaşık 12 milyon turist ağırlayan, 14 milyondan daha fazla insanın yaşadığı İstanbul’da yalnızca 3 tane yat limanı bulunmakta. Şarköy’den İzmit’e kadar uzanan 350 km’lik sahil üzerinde ne yazık ki başka yat limanı bulunmamakta. Oysa güney Fransa’da Marsilya’dan Nice’e kadar olan 350 km’lik sahil boyunca 70-80 tane yat limanı bulunmakta. Oradaki bazı yat limanları İstanbul’daki yat limanlarının toplamından bile daha büyük. Fransızlar yat turizmi üzerinden her yıl milyarlarca dolar gelir elde etmekte.
Oysa Marmara Bölgesi, Türkiye’nin ekonomik merkezi olmanın yanısıra, Karadeniz-Akdeniz geçişlerinin yapıldığı yegâne yer. Dolayısıyla Marmara Denizi sahillerinde belki de 50 tane yat limanı inşa edilebilir.
Az önce söylediğimiz gibi İstanbul’daki sınaî faaliyetlerin karakterini de değiştirmek lazım. Yani emeğin yoğun olduğu sektörlerin belirli bir planlama dâhilinde tasfiye edilmesi hedeflenmeli. Bunların yerine, ürettiği katma değer oranı yüksek, kâr marjı fazla, beyin gücüne dayalı teknolojik faaliyetlere odaklanmak gerekli. Bunun için de ileri derecede ihtisaslaşmış sanayi bölgeleri, ar-ge merkezleri, teknoparklar, bilim merkezleri ve yüksek teknolojiye odaklı serbest bölgelerin oluşturulması gerekli. Bu bağlamda üniversite-sanayi işbirliklerinin teşvik edilmesi gerekli.
Diğer taraftan İstanbul Uluslararası Finans Merkezi projesinin daha geniş bir perspektifle ve daha seri bir şekilde uygulanması elzemdir. İstanbul’da iyi bir finans altyapısı oluşturulursa, şehir kısa zamanda Ortadoğu, Balkanlar, Doğu Avrupa, Kafkaslar, Kuzey Doğu Afrika ve Orta Asya’yı içine alan oldukça geniş bir bölgenin en önemli finans ve sigortacılık merkezi hâline gelecektir. İstanbul Menkul Kıymetler Borsası’nın Borsa İstanbul’a dönüştürülmesinin de şehrin uluslararası bir finans ve sermaye merkezi haline getirilmesi açısından özel önem taşıdığını vurgulamak gereklidir.
Hâlen Ataşehir’de yapımı devam eden finans merkezi çok önemli bir adım. Buranın tamamlanmasıyla birlikte İstanbul’da ilk defa planlı ve sistematik bir finans merkezi kurulmuş olacak.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.