Ana sayfa - Arşiv - Kudüs Deyince Müslümanlar Tek Yürek / Dr. Metin Serimer

Kudüs Deyince Müslümanlar Tek Yürek / Dr. Metin Serimer

“Dinlerin beşiği…”, “50 yıldır öksüz şehir…”, “Dua edenlerin şehri…”, “6000 yıllık şehir…”, “Semavi dinlerin merkezi…” Bin bir türlü övgü var Kudüs hakkında. Çünkü Kudüs pek çok acının ve sevincin kaynağı… Tüm dünya bilir ki, Kudüs’e bugünkü kimliğini kazandıran Müslümanlar olmuştur.

Ortadoğu’daki barışla dünya barışı hep özdeşleştirilmiştir. Ortadoğu’daki kavgaların temelinde de pek çok bakımdan Kudüs yatar. Bugün Kudüs bir çatışma merkezidir. Kendisine saygısı olmayan insanın kutsal mekânlara saygısızlığı… Aç emperyalizmin bölgeye yönelik iştahının çok yönlü sebepleri var tabi. Günümüzde olduğu gibi tarihte de böyleydi. Ama Müslümanların elinde tarih boyunca mutluydu Kudüs… Daha Kudüs fethedilmeden, 20 yıl önce, Nureddin Zengî, Mescid-i Aksa için bir minber hazırlatmıştı. Çok öncesinde, Hz. Ömer MS. 637 yılında, Hz. Peygamber’in (s.a.v.) Miraç’ına ev sahipliği yapan Kudüs’ü fetheylemiş, kendi elleriyle teslim almıştı. 1099 yılında Fatımî Devleti hâkimiyetindeki Kudüs, Haçlılar tarafından işgal edilmiş ve Haçlılar Kudüs Krallığını kurmuştu. Bundan 1099 yıl önce ise Hz. Davud Aleyhisselam liderliğinde, Birleşik İsrail Krallığı kurulmuş ve Kudüs başşehir ilan edilmişti. MS. 1187’de ise Selahaddin Eyyubi Kudüs’ü Haçlıların elinden geri aldı ve Haçlı Krallığına son verdi. 1260 yılında ise Ayn Calut Savaşı sonrasında Kudüs idaresi Eyyubilerden Memlüklülere geçti. 1516 yılında Yavuz Sultan Selim Han Mısır seferini yaparak, Kudüs’ü Osmanlı idaresine kattı. 1838’li yıllarda ise İngilizler Kudüs’te misyonerlik faaliyetlerine başladılar. 1897’de Basel Konferansında Yahudiler, Filistin’de bir Yahudi devleti kurma emellerini açıkça ifade ettiler. 1916’da ise Britanya, Fransa ve Rusya arasında 1.Dünya Savaşı sonrasında kazançları paylaşmak amacıyla Sykes-Picot Anlaşması imzalandı. Yine aynı yıl Şerif Hüseyin ve adamları İngilizlerle anlaşınca, Filistin ve Kudüs’ün güvenliği zafiyete uğradı. 1917’de Balfour Deklarasyonu ile İngiltere’nin, Filistin topraklarında bir Yahudi devletinin kurulmasına destek vereceği açıklandı. Kısa süre sonra da Gazze Savaşını kaybeden Osmanlı orduları, Filistin’den çekildi. İki gün sonra ise İngiltere adına General Allenby Kudüs’e girdi. 14 Mayıs 1948’de Yahudi Devleti kurulurken, Arap-İsrail Savaşı’nın ardından Batı Kudüs işgal edildi. 1967’de ise Arap-İsrail savaşı ardından Kudüs’ün tamamı Yahudiler tarafından işgal edildi. 1987’de birinci intifada, 2000’de ise ikinci intifada başladı. Bugün ise üçüncü intifadaya gelindi.

İsrail, Yahudi mitolojisine göre 200.000 Hristiyan ve Müslüman’ı Kudüs’ten kovmaya kalkışacak ve kendi tapınaklarını ortaya çıkarmak için Mescid-i Aksa’yı yıkmaya kalkacaktır. Osmanlı çekildikten sonra İngiliz işgaline uğrayan Kudüs’te İngilizler sonrası 1948’de İsrail Devleti kurulmuştu. 1917’de 50.000 olan Yahudi nüfusu, Filistin’de 1947’ye kadar 600.000’e çıktı. 1967’de ise Arap-İsrail savaşı ve kaybedilen topraklar…

İİT (İslam İşbirliği Teşkilatı) ve BM (Birleşmiş Milletler) Kararları

Bugün gelinen noktada ise Türkiye’nin yoğun çabaları ile İslam İşbirliği Teşkilatı toplantısında güçlü bir katılımla İslam ülkeleri net tavırlarını ortaya koydular.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İİT zirvesindeki açıklamasından öne çıkanlar ise şöyle:

“İİT’nin varlığının gayesi Kudüs’ün kutsiyetini korumaktır. Bugün de bu gaye ile toplandık. Trump’ın Kudüs’e dair açıklamasının ilk işaretleri gelmeye başladığından itibaren, İslam ülkeleri ile birlikte olarak çok yoğun mesai sarf ettik.

Bu kararın barış çabalarını sekteye uğratacağını da anlattık. Az önce Sayın Filistin Devlet Başkanı’nın ifade ettiği gibi, bundan böyle taraf olan bir ABD’nin artık İsrail-Filistin arasında arabuluculuk yapması söz konusu olamaz. Bu süreç bitmiştir. Burada, arabuluculuk konusu İİT’nin tüm yetkililerinin arasında görüşmek suretiyle karar vereceği bir şeydir. Çünkü taraf olanla değil, tarafsız olanla böyle bir süreç devam eder. Kudüs’ü paylaşım planı Birleşmiş Milletlerin. 1967’de Filistin küçülmeye başlarken, İsrail toprakları büyüyor. Kurt bile böyle adaletsiz bir paylaşım yapmaz. Bu toprakların gerçek sahibi Filistin’dir. 1947’de Filistin ne ise şu anda İsrail o durumda. İsrail bununla da doymuyor, tamamını almak istiyor. Şu anki tablo, Evangelist ve Siyonist bir kafanın ürünüdür. Abdülhamit’e yaptırılamayan şeyi şimdi yapmak istiyorlar. Kudüs’ün bizim kırmızı çizgimiz olduğunu belirttik. Trump’ın ilan ettiği bu kararın bizim indimizde kıymeti harbiyesi yoktur, kendi çalar kendi oynar. Ayrıca bu karar Müslümanlarla birlikte Hristiyanların da haklarını yok sayıyor. Maduro’yu davet ettik, sağ olsun çıktı geldi. O bölgenin sesi olarak, geldi katıldı, o da desteğini burada açıkladı. Kudüs’teki kutsalların hamisi olan İkinci Abdullah da bu çalışmadaki yerini aldı. Pek çok ülke liderleriyle biz ayrıca bir görüşme yürüttük. Aynı şekilde Dışişleri Bakanları ve farklı bakanlar da buraya katılmak suretiyle 50’ye yakın ülke hazır bulundu. Kudüs konusundaki bu vahdet tablosunun herkese ibret olmasını istiyorum. Hatada ısrar etmenin kimseye faydası yoktur. ABD makamlarının bu karardan bir an önce vazgeçmelerini bekliyoruz. Buradan bir ittifak doğmuştur. Özellikle 1980 tarihli 478 sayılı kanunun altında ABD’nin de imzası var. Sayın başkan, altında ABD’nin de imzası bulunan bu metni nasıl yok sayar.

Kudüs bizim ilk kıblemizdir. Kudüs tüm Âlem-i İslam’ın göz bebeğidir. ABD yönetimi yanlış kararından dönene kadar, İsrail’in işgal ve saldırıları sona erene kadar hukuk çerçevesinde mücadelemize devam edeceğiz. İsrail zehirli bir sarmaşık gibi adım adım Filistin’i gasp etti. Uluslararası toplumu bu konuda uyanık olmaya davet ettik. Güçlü bir Kudüs seferberliği başlatacağız. Filistin’i henüz tanımamış tüm ülkeleri Filistin’i tanımaya davet ediyorum. Bizim için artık Kudüs, Filistin’in başkentidir. Egemen ve bağımsız bir Filistin Devleti talebinden asla geri adım atmayacağız.”

Trump’un açıklamalarına tepki olarak toplanan İİT’nin (İslam İşbirliği Teşkilatı) güven verici kararının ardından dünya kamuoyunun gözünde BM (Birleşmiş Milletler) kararıyla da net bir tablo ortaya çıktı.

BM (Birleşmiş Milletler)’de alınan kararlar şöyle:

“Kutsal Kudüs Kenti’nin özel statüsünü, özellikle de BM kararlarında belirtildiği üzere kentin ruhani, dini ve kültürel boyutlarının korunma ihtiyacını göz önünde bulundurarak,

Kudüs’ün nihai statüsüne BM kararları çerçevesinde yürütülecek müzakereler sonucunda karar verilmesi gerektiğini vurgulayarak,

Kutsal Kudüs Kenti’nin statüsünü, karakterini veya demografik yapısını değiştirme niyetindeki kararların yasal bir etkisi olmadığını, geçersiz olduğunu ve Güvenlik Konseyi’nin kararları doğrultusunda iptal edilmesi gerektiğini tekrar tasdik ederek,

Tüm devletleri BMGK’nın 478 sayılı kararı uyarınca Kudüs’te diplomatik misyon kurmaktan kaçınmaya davet eder;

Tüm devletlerin BMGK’nın Kutsal Kudüs Kenti kararlarına uygun hareket etmesini ve bu kararlara aykırı bir eylem veya önlemi tanımamasını talep eder;

Sahada iki devletli çözümü tehlikeye atan negatif trendlerin geri çevrilmesi ile vakit kaybetmeden, Orta Doğu’da Birleşmiş Milletler kararları ve toprak hakkı da dahil olmak üzere Madrid şartnamesini, Arap Barış İnisiyatifi’ni ve Orta Doğu Dörtlüsü Yol Haritası’nı temel alan kapsamlı, adil ve kalıcı bir barışa ulaşmayı hedefleyen uluslararası ve bölgesel çabaların hızlandırılmasına yönelik çağrısını tekrar eder;

Onuncu acil özel oturumu geçici olarak sonlandırmaya ve Genel Kurul Başkanı’na üye devletlerin talebi doğrultusunda oturumu devam ettirme yetkisi verme kararı alır.”

İİT’nin (İslam İşbirliği Teşkilatı) kararlarıyla konunun daha ümit verici bir boyuta taşınmasının ardından BM Genel Kurul Kararları dünya toplumunun konuya yönelik eğilimlerini net bir şekilde ortaya koydu. Sonuç olarak ABD Başkanı Donald Trump’ın, Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanımasına ilişkin imzaladığı yılışık kararın ardından başlayan sert tartışma BM Genel Kurulu’nda da devam etti. BM’ye üye tüm devletlere “Kudüs’te diplomatik misyon kurmaktan kaçınma” çağrısı yapan karar tasarısı BM Genel Kurulu’nda 128 oyla kabul edildi. Yapılan oylamada ABD ve İsrail başta olmak üzere 9 ülke ret oyu verirken, 35 ülke de çekimser oy kullandı. Para ve tehditle dünya toplumlarını baskı altına almak isteyen güç odakları bu vesileyle bir kez daha çark etti. Kudüs’ün şahsında insanlık bir kez daha onur savaşı verdiğini gösterdi. “Tavşana bak!” mantığıyla yıllarca dünya kamuoyunu oyalayan ve kandıran ve bunu her zaman diplomatik zafere çeviren ABD ve İsrail bu sefer geri adım atmasa da artık hür dünyanın daha doğrusu kendini zalimlerden korumak isteyen dünyanın tepkisiyle karşılaştı. Tüm zulümlere rağmen artık dünyanın geldiği nokta bu… Hoş, İsrail hiçbir zaman bu kararları tanımadı. Çünkü BM kararlarının bağlayıcılığı yoktu. Zaten her zaman arkasını güçle doldurmuş bir zorbalık da hiç eksik olmamıştı. Bunun acısını her zaman İslam dünyası ve Filistin çekmişti. Dinlerin beşiği özelliğinde bir Kudüs’ün bu denli hoyratça gasp edilmesine dünya daha fazla sessiz kalamadı. Hele hele Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İslam dünyasını harekete geçiren cesur çıkışları ve samimi yürek ortaya koyuşunun İslam dünyasında ses getirmesi konunun gayet anlamlı bir dayanışmaya dönmesine yol açtı.

Kudüs Bizi Birleştirdi

Evet, Doğu Kudüs Filistinlilerin denilmesine rağmen, tüm Kudüs İsrail işgali altında. İslam ümmeti denince akla, tüm bu idareleri değil, halkı Müslüman olan milletleri düşünmek kaçınılmaz. Bu durum, sadece Kudüs üzerinden düşünüldüğü halde dahi, tüm aidiyet duygularımızı incitmeye yetiyor. Ümmet ve ümmetin meseleleri, ümmet ve her biri kalbinde iz bırakmış davalar, ümmet ve şuura dayalı aidiyet üzerinden düşündüğümüzde içimizin burkulmaması mümkün değil… Tarihte İslam’a büyük hizmetler yapmış milletler bellidir. Bugün ise pek çok yerde omurgasızlık sırıtırken, bu ümmet, İslam’a hizmet konusunda sırtı karnı belli olmayan insanlar değil, Allah’ın (c.c.) davasına sahip çıkacak yiğitleri beklemektedir. Nefsine hâkim, üst düzeyde donanımlı, feraseti yerinde, davasını hayatının hiçbir anında asla unutmayan yiğitler… Tarih, Selahaddin Eyyubi gibi aslan yürekli, çelik bilekli yiğitleri de gördü. Mehmet Akif’in deyimiyle Selahaddin Eyyubi “Doğu’nun en sevgili Sultanı…” Selahaddin’i Selahaddin yapan onun ahlakı, merhameti, cesaret ve adaletiydi. Bugün aynı ahlaka keyfiyet olarak sahip, merhamet, cesaret ve adalet sahibi yeni yiğit ve topluluklara ihtiyaç var. İslam sancağını dalgalandıracak, layık olduğu yere taşıyarak liyakat kesbedecek, tarihsel rolünü sağlam oynayıp, ahirete yüzü ak, gönlü pak olarak gidecek yiğitler…

Kendi inançlarınca kendilerini ahir zaman senaryoları gerçekleştirme peşinde birer müsebbib sayan kâfirler güruhu karşısında, bu ümmet kendi inançlarının ahir zamanını ne zaman kavrayacak? Ne zaman fark edecek çok dar ve zor bir zamanda olduğumuzu? Ve her şey bir yana, ne zaman fark edecek artık bugünlerin o günler olduğunu? Sadece gelişmeleri seyredip “hım…” diyerek yorum mu yapacak? Ahir zamandaki güçlü rolünü ne zaman kuşanacak? Ne zaman aslında kendi dininin askeri olduğunu, olması gerektiğini fark edecek? Şu koca yeryüzünde, ne zaman, sadece Müslüman olduğu için işkence ve zulüm gördüğünü, kafasına bombalar yağdığını fark edecek, ne zaman?

Söze gerek yok, çünkü söz tükenmiş… İnsan türü adına tarihin utanç sayfalarına artık en rezil şekilde yazılıyor her şey… Eğer insanlık bu görüntülerden iliklerine kadar titrememişse, gözyaşı dökmemişse “için için”, rahmetin zerresi kalmamış demek yeryüzünde… Tüm bunlar hiç şüphesiz yeryüzünde yavaş yavaş çok anlamlı ve güzel, içimizde ne varsa pek çok şeyin de silindiğinin en bariz göstergeleri…

Küfrün bir oyunu varsa, Allah’ın da (c.c.) bir oyunu var… Ya bütün değerlerimizi yeniden gözden geçirecek adam gibi adam olacağız, ya da dünya ve ahiret musibetleriyle yüzleşeceğiz, Allah korusun… Hiçbir konu çözümsüz değildir, şartlar yeni kahramanları çıkartır. Şartları ise Allah belirler. Bu konuda ümidimiz imanımızdır, imanımız ise ümidimiz…

Ümidimiz odur ki, herkese “Yâ Rabbi, yardımın ne zaman?” dedirten bu zamanların akabinde hem güçlü hem de müşfik bir elle düzelecek her şey…

Sadece ilahî bir dokunuş… O kadar…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.