Ana sayfa - Son Sayı - Korkularla Nasıl Baş Edilir? / Uzman Psikolog Naciye Tokaç

Korkularla Nasıl Baş Edilir? / Uzman Psikolog Naciye Tokaç

Bu yazıda sizlere Kaygı ve Korku duygusunu ayrıntılı bir şekilde işlemeye çalışacağım ki tüm canlılarla en temel ortak noktamız yaşamı sürdürme arzusudur. Tüm canlılar kendi varoluşlarını sürdürmeyi arzular. Yaşamı devam ettirme arzusundan daha doğal ne olabilir ki dediğinizi duyar gibiyim. Haklısınız; canlılık, varoluş da bunu gerektirir. Var olmak mükemmel bir duygu.
Ancak yaşamın sonlu olduğu ve bir gün mutlaka sonlanacağı gerçeği ise; düşünen bir varlık olan insana çeşitli nedenlerle her zaman hatırlatılır. Bir kaza, bir sakarlık, yapılan bir hata, bir isteğin gerçekleşmemesi, en önemlisi de yaşamsal bir tehdit ile karşılaşmak. İşte bu noktada insanın karşısına korku duygusu çıkar. Korku yaşamı devam ettirme arzusunun ürünüdür. Çünkü yaşama karşı oluşan bir tehdit algısı korku duygusunu tetikler. Korku duygusu; evrensel, gerçek bir korku uyaranı karşısında hissedildiğinde bu normal bir tepkidir ve uyaranın şiddetine bağlı olarak değişen bir süre sonra korku hissi yatışacaktır. Ancak bir durum daha var ki korku duygusunu tetikler. Bu durum gerçek bir durum da olsa aslında kişide korku hissine neden olmayacak nitelikteki bir uyarandır. Örneğin; asansöre binmek, toplu taşıma araçlarına binmek, üst geçitten geçmek, yalnız başına dışarı çıkmak. Tüm bunlar herkes için korku yaratamaz ancak bazı kişilerde oldukça derin korkuya neden olur. Bu ikinci durumda oluşan korku duygusu psikolojik kaynaklı korku duygusudur. İnsan için çok önemli bir duygu olan korku; yaşamı devam ettirebilmek için olmazsa olmazdır. Çünkü ancak korkunun yaydığı alarm sayesinde tehlikelerden korunuruz.
Korku duygusu bu denli önemli ise; sağlıksız, işe yaramayan, fayda sağlamayan hatta kişinin psikolojik sağlıklılığını olumsuz etkileyen bir duruma nasıl dönüşebilir. Aslında bu, kişinin ilk çocukluk yıllarına kadar gidebilen bir durumdur. Yaşamın olağan akışında insanın başına gelebilecek evrensel korku uyaranları veya kişinin algısına bağlı değişebilen korku uyaranları olsun bu durumlara karşı nasıl tepki verileceğine ilişkin bilgisi önce ebeveynlerinden sonra çevresel etkenlerden edindiği bilgilerin kodlanmasıyla gerçekleşir. Eğer bu kodlamalar korku uyaranlarına uygun bir tepki niteliğinde gerçekleşmişse kişinin yetişkin yaşamında göstereceği tepki olağan olacaktır. Örneğin; bir annenin yeni yürümeye başlayan çocuğunun merdivenden kendi başına inmesi konusundaki kaygısını normal karşılayabiliriz. Ancak bu anne çocuğun hiç denemesine izin vermiyor ve daima sözlü uyarı yapıyor veya daima elinden tutuyorsa, çocukta da bu durumun tehlikeli olduğuna dair inanç gelişecek ve kendisi bağımsız deneme cesaretini gösteremeyecektir. Burada olması gereken, annenin çocuğa deneme şansı vermesi ancak hemen yanında bulunup “sen yapabilirsin, ancak ben yanındayım kötü bir durumda sana destek olacağım” güvenini hissettirmesidir. Birçok danışanımızdan “ailem küçükken dışarı çıkarmazdı, tek başıma arkadaşlarımla oyun oynamama izin vermezdi” gibi sözleri çok duyuyorum. Bu durum da kişinin yetişkinlikte diğer insanlar hakkında daha az bilgi sahibi olmasına, dolayısıyla tedirginliğinin olağanın üzerinde olmasına ve güvenli bağlanan ilişkiler kurmasına engel olduğunu görebiliyorum.
Buraya kadar korkuların iki yönlü olduğundan bahsettik. Bir yönü evrensel olan ve gerçek bir korku uyaranı durumunda hissedilen korku duygusu; bir diğeri aslında uyaranın başlı başına korku uyandırmamasına rağmen kişilerin korku hissettiği durumlardır. Bu ikinci kısım psikolojik kaynaklı olup, daha kişisel, kişinin kendi bilinçdışı çatışmalarına bağlı olarak gelişen kısımdır. Bilinçdışı çatışmalar denildiğinde; aslında bir bunaltıdan bahsetmekteyiz. Kişi gerçek bir uyarandan örneğin; evde yalnız kalmaktan, asansör gibi kapalı, küçük ve istediği zaman çıkamayacağı yerlerde bulunmaktan, uçak gibi kendi kontrolünde olmayan cihazlardan ki bu durumlarda aslında hissedilmemesi gereken düzeyinde korku hisseder ve bu korku aynı zamanda yoğun bir bunaltıyı da getirir. Kişi yaşadığı bunaltı ile baş etmekte zorlanır, bu bunaltıyı tekrar yaşamak istemez, sonuçta bu durumlarda bulunmamak için çeşitli yollar dener. Aslında bu bir kaçınma davranışıdır. Ancak kaçınma korkuyu o an azaltır gibi görünse de kişi tekrar bu durumlarla karşılaşacağından tekrar tekrar aynı korkuyla karşılaşması olası olur. Sonuçta ise bir kısırdöngü içerisinde kendisini bularak ne korkusunu yenebilmiş ne de bunaltıdan kurtulabilmiş olur.
Korkuların bir de başka bir yönü var ki bu daha çok yaşarken elde edilenler, sahip olunanlar, kimlik yapısı yani başkalarına göre kim olunduğunu ifade eden yapılardır. Nedir bunlar denildiğinde; meslekler diyebilirim, malvarlığı yani ev, araba, para diyebilirim, ün denilebilir, kariyer basamağı diyebilirim. Tüm bunlar kolay sahip olunabilen şeyler olmadıkları gibi oldukça zaman, emek, azim ve sabır sonucunda elde edilir. O zaman hiç kimse sahip olduklarını kaybetmek istemez ki elde ettiklerini sürdürebilmek için yoğun mesai ve fedakârlıklar yapar. İnsanın sahip olduklarını korumak için gösterdiği çaba çok anlamlıdır ancak karşımıza hayatın bilinmezliği çıkmakta ve ne yazık ki geleceğin insana ne sunacağını bilememekteyiz. Burada önemli olan sahip olunanları kaybetmemek için değil, onlarla birlikte yaşayabilmek için çalışmak, onlarla birlikte kendini ihmal etmeden yaşamak ve hayatın sunabileceklerine karşılık kişisel gelişimine daima katkı sağlayabilmek.
Korkular hakkında doğru olduğu sanılan bir yanlış düşünceden de bahsetmem gerekirse; bazı kişilerin hiç korkmadığı durumlardan bazı kişiler korkar ve bu durumlardan kaçınır. Korkmayan kişi; aynı durumda korku hisseden kişiye “korkacak bir şey yok, herkes yapıyor, bunu sen kendin beyninde bitireceksin” gibi pek de işe yaramayan telkinlerde bulunabiliyor. Bu durum korkusu olan kişinin suçluluk hissederek kendisini yalnız hissetmesine yol açıp artık destek isteme konusunda da geri planda kalmasına neden olmaktadır. Çevrenizde gerek çeşitli durumlardan gerekse gelecek yaşamla ilgili kaygı, korkuları olan kişileri teskin etmek için önce onları iyi dinlemenizi ve sadece anlamanızı önereceğim. Bu onları çözüm üretme konusunda cesaretlendirecektir.
Bazı durumlar da var ki durumun kendisi heyecan sebebi olabiliyor. Örneğin; bir jüri karşısında sunum yapmak, paraşütle atlamak, ilk defa bir eğlence aracını kullanmak, hayatta belki de bir defa karşılaşılabilecek olaylar gibi gerçekten heyecan sebebi olabilen durumlar. Bu durumlarda durumun gerektirdiği kadar heyecan hissetmek doğal olanıdır. Ancak burada korku hissine kapılmak ve bu durumlardan kaçınmak bir korkudur ve psikolojik bir korkudan bahsedilebiliriz.
En başta da bahsettiğim gibi korkuların olağan, evrensel olan süreci normal olup verilen tepki duruma özgü olduğu sürece sorun teşkil etmeyecektir. Ancak korku duyulmayacak bir durumda yaşanan aşırı ve kaçınılan korku tepkisi ise psikolojik nedenlidir. İnsanın öncelikle korkularını fark etmesi, tanıması, nelerden korkuyorum, benim hayatımı bu korkum ne kadar etkiliyor gibi sorulara cevap vermesi gereklidir. Eğer bu sorulardan hayatını etkilediği sonucuna vardığı durumlarda korkuları hakkında profesyonel destek almasını öneriyorum. İnsanın kendi yapacağı birçok şey de korkularını yönetmesini sağlayacaktır.
Korkuların en büyük düşmanı yaşamla barışmaktır. Yani yaşamı size sundukları ve seçimlerinizle birlikte bir bütün olarak yaşayabilmektir. Şimdiyi; gerçekten, fayda sağlayarak, acılarını da yaşayarak, sevinçlerini doyasıya yaşayarak geçirebilen insan geleceğine umutla bakabilir. Geçmişinde ise gerçekten yaşanmış günler bırakabilir. Bu da geçmişe yönelik pişmanlık duygusunu yok eder. Şimdiki hayatına ve geleceğine ise korkular yerine umudu koyabilir.
Şunu da söylemeden geçemeyeceğim. Korktuklarımız kendi benliğimize yönelik farkındalık kazanmamızı sağlayan iyi araçlardır. Daha önce bahsettiğim korkuların içsel bir çatışmanın ürünü olduğunu da unutmadan kişinin kendisini tanıma aracı olarak kullanabileceğini de unutmamak gerekir. Korku hissini kişi tehlikelere karşı bir bariyer gibi görür. Ya bariyerin arkasında korktuğunuz kadar kötü, zor, baş edemeyeceğiniz bir şey yoksa?
Tüm korkular, kendi kaynağının başarısından korkar ve ancak deneyimlemekle ortadan kalkar. Deneyimleyebilmek de dengeli bir ruh sağlığının sonucunda ancak yapılabilir. Ruh sağlığında denge; üzülmemek, korkmamak, ağlamamak, hiç kızmamak değildir. Bu duyguları kaynaklarının şiddetine göre yaşayabilmek, tepkilerini ortaya koyabilmektir. Kendi benliğinin isteklerine, kaygılarına yönelik farkındalık sahibi olan insan denemekten korkmayacak ve bilinçdışı çatışmalarını bile çözümleyebilecektir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.