Ana sayfa - Son Sayı - Koku Duyumuzun Gücü Nelere Bağlı? / Doç. Dr. Oytun Erbaş

Koku Duyumuzun Gücü Nelere Bağlı? / Doç. Dr. Oytun Erbaş

Koku alma duyumuz nasıl çalışıyor? Koku duyumuzun gücü neye bağlı?

Esasında bizim 5 duyumuz var; görme, dokunma, koku gibi bütün duyulara baktığımız zaman, bu duyular sinir hücreleri tarafından meydana getirilen yapılardır. Aslında dokunmayla görme arasında beyin için çok bir fark yok, sadece elektrik sinyallerine dönüştürüyor. Yani derinin dokunma duyusunu elektrik sinyali yapıyor, burnun aldığı kokuyu yine elektrik sinyali yapıyor ve bunlar sinir hücreleri tarafından beyne aktarılıyor. Kokuya baktığımız zaman, burnumuzda bin tane koku proteini var, yani bizim aldığımız koku bin koku ile sınırlı. Hayvanlarda ise bu rakam 10 binlere, 100 binlere kadar çıkabilir. Çünkü onlarda çok daha gelişmiş, çünkü onların görmesi bizim gibi değil. Köpeklerde renkli görme yok, onlar siyah-beyaz görüyor. Kemirgen deney hayvanlarında neredeyse görme duyusu hiç yok, hayatlarını sadece kokuyla yönlendiriyorlar. Onun için, beyinlerinde koku bölgeleri çok gelişmiş ve onlar 10 bin, 100 bin koku alabilir.

Kokunun şöyle bir özelliği var: Her kokunun proteini farklı, yani bir kokuyu bir protein alıyor. Havadaki o koku molekülü geliyor, burundaki o proteine uyuyorsa oraya yapışıyor ve insan o kokuyu alıyor. Yani gülün kokusunu alan protein farklı, herhangi bir A ya da B parfümününki farklı. Yani her kokunun proteini farklı. Elimizde şu anda bin kokuluk bir ansiklopedi var.

Kokular birbirine karıştığı zaman…

Yakın kokular olabilir. Çünkü bir kokunun çok küçük bir molekülü değişik olabiliyor. Onun için, birbirlerini andırabilirler. Kadınlarda koku duyusu erkeklere göre daha iyi. Cinsiyet farklılıkları da kokunun alınmasını değiştiriyor. Bu, hayvanlarda da bu şekilde. Çevrenin algısı, çocuğun kokusu gibi şeyler onların hayatta kalmasını daha çok etki edeceği için, kadınlarda koku duyusu daha keskin ve daha gelişmiş durumda.

Mesela çiçekli parfümler, baharatlı parfümler, şekerli parfümler var. Baharatlı parfümlerin altında binlerce çeşit var. Bunlar özel bir mekanizmayla karışımı sağlanıyor.

Tabii, karışım sağlanıyor ve birçok koku reseptörünün, yani birçok koku proteininin 50 tanesi aynı anda uyarılıyor ve sana değişik bir hava veriyor. Bir kokunun içerisinde bir koku yok, binlerce koku molekülü var. Gözün bir sürü rengi aynı anda görmesi gibi bir durum söz konusu.

Yüzümüzden, koltukaltımızdan, kasık bölgemizden çeşitli kokular duyabiliriz; ama vücudumuzda bazen kötü kokular da olabiliyor. Evinizde yıkamadığınız bir havlu, belki uzun süre değiştirmediğiniz bir çarşaf nasıl barındırdığı mikrobik yük sayesinde bir koku salıyorsa, aslında kötü kokular belki de bu mikroorganizmaların değişikliğine mi bağlı?

Vücudumuzdaki koku bileşikleri yağlı bileşiklerdir, yani yağ bezine benzer bezlerle salgılanır. Bunlar burnumuzda ve koltukaltımızda var. Bunlardan çıkan kokular bir süre sonra bakteriler tarafından dönüştürülür, bu kişiye has bir koku kazandırır. Herkesin kendine has bir kokusu vardır. Tiksinç koku şu: Kokunun keskinliğinin ve miktarının artması. Bu, şuna benziyor: Az tuzlu yersen çok sıkıntı değil, ama çok tuz dökersen garip bir tat hissedilir. Onun için, kokudaki o kötülüğü veren şey kokunun miktarının aşırı şekilde fazla olması.

Bir de kokuyu duyduğun ilk anda yaptığın iş, o koku üzerindeki izlenimini çok etkiliyor. Mesela, kusmak kötü bir şey, stresli bir davranış. Onun kokusu sana hep kötü şeyleri hatırlatıyor. Ama şöyle deneyler var: katılımcılara kokladıkları şeyin kusmuk olduğu söylenmiyor. “Bu kusmuk değil” demişler. Sonra bir gruba, bu peynir kokusu demişler, bir gruba da kusmuk demişler. Kusmuk diyenler iğrenç demişler; ama peynir kokusu diyenler, “Aaa, çok iyi, rokfor peynirine benziyor.” demişler. Demek ki, burada algı ve kişinin geçmişte geçirdiği deneyim çok önemli. Kişi bir kokuyu güzel bir anla birleştirmişse, o koku kötü bir şey olsa bile kişiye hep güzel koku geliyor. Yani benim için kötü kokuyla senin için kötü koku farklı. Yani beyne kaydedilen anıyla beraber bir anlam kazanıyor. Müzik de öyle değil mi, tat da öyle değil mi?

Herkes aynı tattan hoşlanmaz.

Kesinlikle. Bir tadın hangi durumda alındığı çok önemli. Diyelim ki, şekerli bir gıda kötü bir anla bağdaştırılmışsa, şekerli yiyecek için birisi, ben hoşlanmıyorum diyebiliyor ama bir başkası da, “ben çok seviyorum.” diyebiliyor. Yani orada yaşadığın duygu durumu o algıyı hissetmendeki en büyük farklılık.

Koku duyusunun gücü zamanla değişebiliyor, eskiden koku duyusu keskin olan birisi zamanla bu keskinliği kaybedebiliyor. Bunun bir sebebi var mı?

Koku duyusunun kaybolmasına Anosmi deniliyor. Anosmi bazı insanlarda doğuştandır, bazı sebeplere bağlı olarak sonradan da gerçekleşebiliyor. Anosmi burundaki kokuyu algılayan sinir hücrelerinin tahribatı nedeniyle oluyor. Bu koku alamama durumunun geçici olduğunu biliyoruz. Koku alamama bir süre sonra iyileşebiliyor. Eskiden, sinir hücreleri kendini yenileyemez diye biliniyordu ama koku hücreleri, sinir hücreleri kendini yenileyebiliyor. Bazı destekleyici tedavilerle koku duyusu tekrar arttırılabilecektir. Koku duyusunun geri gelme olasılığı yüzde 50-60’ların üzerinde, tekrar koku kazanılıyor. İnsanlar bazen aniden koku duyusunu yitirebiliyor. Endişe edilecek bir durum değil.

Neler sebep olabiliyor?

Bazı çevresel ajanlardan kaynaklanabiliyor. Alerjisi olabilir, burun orta kemiği yamuktur, sinüziti vardır ya da çevresel bir etkiye çok maruz kalıyordur, mesela deterjana, tuzruhuna. Mesela, anatomi uzmanları formaldehite maruz kalıyor, o da burnu bozuyor. Yani çevresel toksik bir ajan, koku hücrelerini, koku sinir hücrelerinin uçlarını bozabilir. O ajandan uzak kalmak ve burnun ara sıra yıkanması gerekiyor. Gıda tüketim alışkanlığı da önemli. Mesela, çocuk uzmanları çocuklara çinko verirler. Çinko desteğiyle kokunun tekrar geri geldiği biliniyor. Onun için, rahat olmak lazım; koku duyusu tedavi edilebiliyor.

Alzheimer ve parkinson gibi hastalıklarda koku duyusunda kayıp olabiliyor.

Evet, alzheimer ve parkinson gibi hastalıklarda koku azalabiliyor. Beyindeki sinir hücrelerinin kaybı demek, koku hücrelerinin de kaybı demektir ve koku gerçekten çok hızlı kaybediliyor. 30-40 santimlik cetvelin üstüne koku konuyor, normalde kokunun hangi bölgeden ne kadar uzaklıktan algılandığı bellidir. Normal bir insanda, 25-30 santimden, 40 santimden koku algılanıyor. Ama Alzheimer, Parkinson hastalarında, cetvele 10 santime kadar yaklaştırmak gerekiyor. Koku duyusu gitmeye başlamışsa, bu Parkinson ya da Alzheimer başlangıcı olabilir. Her koku almayan da Alzheimer, Parkinson hastasıdır diyemeyiz. Yaşlı grupta, 65-70 grubunda -artık Alzheimer risk grubudur o- onlarda böyle bir sıkıntı olabilir. Kokuyla beraber değerlendirdiğimizde, yine yürümenin yavaşlaması gibi belirtiler Alzheimer, Parkinson’un belirtileri olabilir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.