Ana sayfa - Arşiv - Kişisel Gelişimi İnancımızla Algılayışımız / Kişisel Gelişim Uzmanı Emine Gül Yıldırımlı

Kişisel Gelişimi İnancımızla Algılayışımız / Kişisel Gelişim Uzmanı Emine Gül Yıldırımlı

57-kisisel-gelisimTeknolojik ilerlemelerin oldukça hızlı geliştiği çağımızın getirdiği ani değişimler sonucu insanlığın probleminin artış göstermesi ve buna bağlı olarak insanlığın problemlerinin derinleşmesiyle, çözüm için kişisel gelişim alanı geliştirilmiştir. Kişisel gelişimi farklı anlayıp geleceğin anahtarlarının kişinin içinde saklı olduğunu, insanın kendi hayatının efendisi olduğunu savunan, sınırsız gücün insanda olduğunu kabul eden görüşlerin temelde çürük olduğunu, gerçeklerle bağdaşmadığını, ancak kişisel gelişimin bilimsel ve mantıksal boyutuyla, amacı insanın daimi mutluluğu olan inancımızın birçok yönüyle bağdaştığını söyleyebiliriz.

Kişisel gelişimin ve inancımızın, insana tatmin seviyesi yüksek olan bir hayatı sunma çabası, hedefin aynı varlık üzerinde gelişimsel değişim olduğunu göstermektedir. Kişisel gelişimin geçmişine baktığımızda Eski Yunan’da yaşam sanatı olarak ele alındığı “Sen değişirsen dünya değişir.” sloganının savunulması. Sokrat’ın da “Kendimizi bilirsek kendimizle nasıl ilgileneceğimizi de biliriz.” sözüyle, insan ruhunu anlamanın hedefleri ortaya konmuştur. Yine Spinoza’dan “bir şeyin kendi varlığını bilmek adına gösterdiği çaba” anlamına gelen CONATUS kavramı da kullanılmıştır. Yine kişisel gelişimle ilgili Doğu dünyasında günümüzden yaklaşık 2 bin yıl önce Sun Tzu tarafından kaleme alınan “Savaş Sanatı” savaşmadan kazanmak sanatı, bu yöndeki çalışmalardandır. Bu kitap, ruhun ve bedenin dengelenmesi konusunu ele almıştır.

Peygamberimiz’in (sav): “Az da olsa sürekli yapılan amel efdaldir.” “İki günü eşit olan ziyandadır.” sözleri kişisel gelişimde Allah Resulü’nün çağlar öncesinden çağlar ötesine, Batı bilim adamlarından çok önce kişisel gelişimin sürekliliği mesajını verdiğini görüyoruz. Kişisel gelişim kendi içinde birçok konuyu barındıran geniş muhtevaya sahip bir alandır. Bu alanları genel olarak sayarsak: yönetim, motivasyon, sağlıklı yaşam, iletişim, eğitim, öğrenme hızı, NLP, stres yönetimi gibi konulardır. Kişisel gelişim bu alanlardaki boşlukları doldurmaya çalışıyor. Kişisel gelişimin amacı insanı her yönüyle kendisine tanıtmak. Kendimizi geliştirebilmemiz kendimizi iyi tanımamızla, bizi kendi değerlerinden farksız yapmaya çalışan dünyanın aksine, kendi gerçeğimizle var olabilmemizle gerçekleşir. Psikojeniz: Her şey düşüncede başlar tezine dayanarak ruhsal zekâmızı, duygularımızı etkileyen düşüncelerimizi iyi yönetmemiz gerekir. İyi yönetmemiz yine kendimizi iyi tanımamızdan geçer. Kendimizi gerçek manada tanıma, yaratılış gayemizi anlama, ruhumuzu keşfetme, cesaretli bir şekilde kendimizle yüzleşme ile olur. Kendimizi tanıma çabalarımız kişisel gelişime karar vermemizin fiili göstergesidir. Bunun sonucunda pozitif anlamda birtakım değişiklikler sonucu her alanda büyük bir değişimi yakalamış oluruz. Önemli olan, kişinin bilinç düzeyini yükselterek anlayabildiğinin en iyisini seçebilecek tarza sahip olmasıdır. Kişisel gelişimin ilk şartı değişimdir. Kişinin gelişimini tamamlayabilmesi, ulaşması gerekenlere ulaşması ve içindeki var olan yeteneklerin açığa çıkarılabilmesi için değişim gereklidir. Hayattaki her şey değişimlerle ve tercihlerle ilgilidir. İnsan, tercihlerinin ürünüdür. Tercihleri de bilgi birikimi, kültürü ile doğru orantılıdır. Değişimler aşamalı olarak da başlayabilir. Birinci aşama, “sorunlardan kaçma aşaması”dır. İkinci aşama, “sorunlarımızla yüzleşerek onlara stratejik yaklaşmayı öğrenmek”tir. Bu iki aşama gerçekleşirse üçüncü aşamaya daha rahat ulaşabiliriz ki bu aşama önceki aşamalardaki bilinçli tutumumuzun sonucu olarak sorunları bir fırsat olarak görüp gelişimimize zemin olarak kullanmamızı sağlar. Yaşamın, kendimizi fark etmek geliştirmek için fırsatlar diyarı olduğunu düşünmeye başlarız.

Dini açıdan baktığımızda da başımıza gelen sıkıntıların, imtihanlar silsilesinin cennet vesilesi olup aynı zamanda ruhumuzun terbiyesiyle yükselişine zemin hazırladığını görmemizi sağlar. Kişinin bunları görebilmesi, ruhuyla rahat irtibata geçebildiği ölçüde gerçekleşir. Ruhumuzla irtibatımızın kuvvetli olması için ruhsal zekâmızın da gelişmiş olması gerekir. Ruhsal zekânın değerlendirilmesinde Batı’nın empoze ettiği gibi kendi sınırsız gücümüzle değil, kendimizi dayandırdığımız sınırsız ilahî güçle yükselişe geçebiliriz. Ruhsal zekânın gücünün artması, isteklerimizin şu nitelikleri taşımasına bağlıdır:

1) İnanma Gücü: Başaracağımıza inanırsak Yaratıcı’nın inayetini kendimize çekeriz. Yaratan’ın bize verdiği kapasiteyle en iyisini yapacağımıza inanmak. Dünyadaki birçok insan başarma inancı olmadığı için kendini baştan kaybetmeye mahkûm etmiştir.

2) Başarının Gerekçesi: Hangi gerekçe ile istiyoruz? Gerekçeler, niyetler, bir işe başlamadaki öncü birlikler gibidir. Güçlü ve olumlu inanca sahip olduğu oranda isteklerini gerçekleştirebilirler. “Ameller niyetlere göredir.” hadis-i şerifinde esas olanın niyet olduğu bildirilmiştir. Niyetin teslimiyeti getirdiği, teslimiyetin tevekkülü, tevekkülün Allah’ın Tevfik’ine vesile olduğu, özellikle olumlu amellerimizin ilahî desteği celp ettiği muhakkaktır.

3) Duygu Gücü: Duamıza “duygu” katarsak isteklerimize ruh katarak canlandırmış oluruz. Bu da dualarımızın daha kısa sürede gerçekleşmesini sağlar. Allah’ın huzurunda el açıp konsantreli istenen duaların kabule karin olduğu tecrübelerle sabittir.

4) Israr Gücü: Azmin, üstelemenin bir diğer adı olsa gerek ısrar. Doğru yerde kullanıldığında insana nice kazançlar sağlar. Pes etmeyen, bir gün mutlaka başarır. Israrın esrarı bir gün mutlaka vuku bulacaktır. Yüce Allah ısrarla duada bulunmamızı emrederek duanın isteğin kabul olma garantisini vermiştir: “Kullarım, beni senden sorarlarsa (bilsinler ki) gerçekten ben (onlara çok) yakınım. Bana dua edince, dua edenin duasına cevap veririm. O hâlde, doğru yolu bulmaları için benim davetime uysunlar, bana iman etsinler.” (Bakara, 2/186)

5) Kanaat Gücü: Dünya, hırs gösterenlerin sırtında, kanaat gösterenlerin ayaklarının altındadır. Bir ağaç olsaydınız dağı yüklenir miydiniz? Gereksiz psikolojik yüklerden kendimizi, ruhumuzu korumamız için kanaati yerinde kullanmamız gerekir. Dua ve çabamızın sonunda nasibimize şükür ve sabırla rıza göstermek ruhumuzu özgürleştirir.

6) Ruhsal Etkileşim Gücü: Ruhsal etkileşim gücünü keşfeden, perdenin arkasındaki gerçeği görerek, madde âleminin basitliğini kavrayarak, ilahî gücün ayna gibi tecelli ettiği ruhsal boyutu dikkate alarak, madde âlemindeki sıkıntılara takılı kalmaz. Evren etkileşimli yaratılmıştır. Hayatımızı dolduran asıl fırtınalar sanıldığı gibi maddesel değil ruhsal boyutludur. Bunun bilincinde olarak ruhumuzun huzurlu olmasını sağlayarak olumluyu tercih etmesi kolaylaşacaktır.

7) İlahî (küllî) İrade Gücü: Ruhsal etkileşim gücünü küllî iradeyi tanımada kullanabilirsek eşyanın hakikatini de anlayabiliriz. İnsan, evreni kuşatan küllî iradeyi tanır ve cüzi iradeyi ona dayandırırsa ilahî kudret kâinatı insanın emrine verir. Evliyalar bu frekansı yakalayabilen insanlardır. Küllî iradeyle aynı varyansa girebilmek için belli ruhsal olgunluğa kavuşmak gerekir. Mesela sezgi gücü, bazı olayların gerçekleşmeden duygularla hissedilmesi gibi her insanda duygusal zihnin gücüne göre belli oranda ortaya çıkar. Ruhsal durumun telepati denilen duyguyu da beslediğini şu misalle daha iyi anlayabiliriz. Afrika’da ava giden birinin avda kanguru vurduğunu, yanında olmayan kabile reisi ile telepatik iletişime geçmesi sonucu taşınamayacak kadar ağır olduğu için kuyruğunu kesmek için izin alması ve evine geldikten sonra kabile reisinin bunu doğrulaması, yaşanan bir ruhsal etkileşim örneğidir. Daha sonra yapılan araştırmaya göre bu kabile üyelerinin hiç yalan konuşmadığı anlaşılmıştır. Bu da yalan söylememenin ruhsal gelişime olan büyük katkısını göstermektedir. Yüce Allah’ın: “Yalanı, ancak Allah’ın ayetlerine inanmayanlar uydurur. İşte onlar yalancıların ta kendileridir.” (Nahl, 16/105) emriyle yasaklanan yalanın söylenmemesi durumunda ruhumuzun ne derece yükseldiğini burada olduğu gibi görmüş oluruz. Telepatik hissi duygularımızın yükselişini, her bir ilahî emri uygulamamızla yakalayabilmekteyiz. Bu örnek, küllî irade ile uyumlu yaşandığında ruhsal ve duygusal zekânın da geliştiğini göstermektedir.

Dış dünyamıza açılan pencerelerimiz olan gözlerimizin, ruhsal zekâmızın şekillenmesinde etkili olan düşüncelerimizin oluşmasında etkisi kaçınılmazdır. Düşüncelerimizin, görünenlerin toplamı olduğunu düşünürsek, bakışlarımızın da ilahî vahyin emirlerine uygun yönetilmesi gerektiğini de şu ayetten anlayabiliriz: “Mü’min erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar…” (Nur, 24/30) “Mü’min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar…” (Nur, 24/31) Görülen her şeyin zihinde bir iz bıraktığı, zihni haram görüntülerle doldurmanın unutkanlığa sebep olduğu bilimsel olarak tespit edilmiştir. Bilinçaltı müktesebatımızın, iyi olsun kötü olsun oraya uğrayan her sözü emir telakki ettiğini, her tohumun günü geldiğinde karşımıza çıktığını, Hipnoterapi alanında dünya çapınca en önemli otorite kabul edilen psikoterapistlerden Milton Erickson da ele almış. İki bilinç düzeyinin olduğunu, bilinçaltı zihnimizin yaşamımız boyunca öğrendiğimiz her şeyi kaydettiğini, birçoğunu tamamen unutmuş olmamıza rağmen otomatik bir şekilde bizim için işlemeye devam ettiğini, davranışlarımızın çoğunda bu unutulmuş anıların etkisi olduğunu söyleyerek, ilahî vahyin insanın da fark edebildiği bilimsel gerçekliğini ortaya çıkartmıştır. Bilinçaltımızın maharetli ellerde iyi yönetilmesinin önemi büyüktür.

Şimdi, bilinçaltımızı oluşturan akılcı zihin ve duygusal zihnimizin işlevlerine değinecek olursak; akılcı zihin, çoğunlukla farkında olduğumuz bir kavrama tarzıdır. Bilincimize daha yakın olup mantıklı düşünüp değerlendirme yapabilir. Duygusal zihnimiz ise daha fevrîdir, daha çocuksudur, mantıksız kavrama gücüne sahiptir. Duygusal güçlerini gerektiği gibi kullanmasını bilen EQ’su yüksek insanlar, özel ve mesleki hayatlarını kendilerine kolaylaştırırlar. Çevresindekilerin ve kendi hislerinin farkında olmak, güncel yaşamda karşılaşılan sorunların üstesinden gelebilme potansiyelini arttırır. Duygusal zihin akılcı zihinden çok daha hızlıdır. Düşünmeden hemen harekete geçebilir. Duygusal zihnimiz içimizdeki çocuğu temsil eder. Olumsuz emirden anlamaz, olumlu telakki eder. Olumsuz dahi olsa beynin tekrar ettiği düşünceleri gerçekleştirmek için var gücüyle çalışır. Dolayısıyla günaha ve yasaklara karşı da eğitilmediği takdirde sınır tanımaz. Akılcı zihin dediğimiz yetişkin yönümüz ne kadar güçlüyse çocuksu zihnimize o kadar üstün gelir. İçsel bütünlüğümüzü gerçekleştirebilmek için akılcı zihin ve çocuksu dediğimiz duygusal zihnimiz arasında köprü kurmamız gerekir. Su, içine girdiği kabın şeklini nasıl alıyorsa, duygusal zekâ kısmını yansıtan bilinçaltı da inançlarımızı yansıtır. Hayatımızın olumlu yönde değişmesini, duygusal zihnimizi günahlardan uzak tutmak istiyorsak ve şeytanın oyun sahası yapmak istemiyorsak, inanç kalıplarımızı, iman ile sevginin, mutluluğun, huzurun gerçek kaynağı olan ilahî kuvvet ile güçlendirmemiz, ilahî emir ve yasakları tanıtmamız gerekir. Güçlü temellerin güçlü binaları ayakta tuttuğu gibi ruhumuzun temelini, bilinçaltımızı sağlam kaynaklara dayandırırsak, ruhumuzu zedeleyen gelişimimizi engelleyen fırtınalara karşı da yıkılmadan dimdik ayakta durabiliriz. Mesele şu ki; ilahî vahiy ile barışık olduğumuz oranda kişisel gelişimimizi de sağlamış, aynı zamanda ruhumuzu da yükselişe geçirmiş, sağlık, mutluluk ve huzurla yaşatmış oluruz. Doğru yoldaki seçimlerimizle, dünyaya gönderiliş gayemize uygun, insanın kendini yönetme kılavuzuna uygun yaşam tarzı, iki dünya saadeti ve nihai hedef, “Rızâ-i İlâhî”yi kazanmamızı sağlar.

Kaynakça:

Bozdağ, Ruhsal zeka

O’connor, NLP’nin İlkeleri

Alder, NLP El Kitabı

1 yorum

  1. Emine gul hnm Insanın kendini geliştirmesi açısından çok güzel bir yazı olmuş basarilarinizin devamını diler.saygılarımı sunarım

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.