Ana sayfa - Manşet - “Kırım’ın İşgaline Sessiz Kalmak…” / Prof. Dr. Hakan Kırımlı

“Kırım’ın İşgaline Sessiz Kalmak…” / Prof. Dr. Hakan Kırımlı

Kırım Tatarlarının, Kırım Türklerinin tarihçesinden, Altınordu Devletinden bahseder misiniz?

Kırım Tatarları, bugünkü Kırım Yarımadasında ve etrafında, yüzyıllar içinde oraya gelen muhtelif Türk halklarının ve Türkleşen yahut Müslümanlaşan halkların mecz olmasıyla ortaya çıkmış bir halk. Hiçbir halk yerden mantar şeklinde çıkmaz. Şu tarihte X halkı oluştu, ondan sonra X halkı olarak devam etti; öyle bir şey yok. Halklar bir aşurenin, çorbanın pişmesi gibi yüzyıllar içinde boyuna pişerler ve bu pişme işi bitmez. Zaten pişme işi bittiğinde tencere yere devrilmiş demektir, pişecek bir şey kalmamış demektir. Halklar, bir çorbanın pişmesi gibi, yüzyıllar içinde boyuna pişerler ve boyuna da bir şeyler içine atılır. Yani ilk olarak buğdayla pişiyordur, içine sert buğday atılmıştır, o buğday sertliğini tamamen kaybeder pişe pişe, onun içine baklalar, otlar, baharatlar, etler, bunlar iç içe geçer; et etliğini, bakla baklalığını, buğday buğdaylığını değiştirir; onun ana maddesidir ama bir şeye dönüşür. Halklar da böyle oluşur. Zaten böyle oluşmasa çıktığı yerdeki taş gibi buğday olur, zaten onu yiyemezsin.

Kırım Tatarları da bu şekilde oluşuyor. Bunun içinde Türk halklarının Kırım’a gelişi, Hunlar ya da sonraları düşünülebilir. Ama asıl önemli unsur, Kıpçak grupları, 11. asırda Kırım’a ciddi şekilde yerleşiyorlar. Moğolların aslında büyük kısmı yine Kıpçaklardır. Moğollar her zaman azınlık orada. Yani filmlerin gösterdiği Moğollar ile gerçek Moğolların bir alakası yok. Çünkü Cengiz Han İmparatorluğunda Moğollar daima yönetici ve elit grup ama ahalinin çoğunluğu Kıpçaklar ve başka unsurlar. Sadece Türkler değil, başkaları da var ama çoğunlukla Türk unsurlar. Zaten isimlere bakılırsa bu görülebilir. Hatta çoğunluk Müslüman. Yani sanıldığının aksine, Cengiz Han ordularının birçok kumandanı Müslüman kumandanlardır. Onun için, filmlerde gördüğün o klasik sahneler gerçeği çoğu zaman hiç yansıtmaz. Cengiz Han İmparatorluğu Kırım’ı da aldıktan sonra, 13. asrın ilk yarısında, zaten bizzat Cengiz Han İmparatorluğunun batı kesimleri çoğunlukla Kıpçaklarla meskûn olduğu için, bu meyanda Kırım da çok hızlı Kıpçaklaştı ve zaten 50 sene içinde hem Türkleşti hem de tamamen Müslümanlaştı. Yani Altınordu İmparatorluğu… Altınordu’nun kurulma tarihi 13. asrın ortalarıdır.

Yani asıl o Kıpçak Türklerinin baskınlığı Altınordu’nun kurulmasıyla başlıyor, değil mi?

Kıpçaklar zaten var orada, 11. asırdan itibaren. Kıpçak stepleri. Deşt-i Kıpçak dediğimiz yer… Deşt-i Kıpçak da Balkanlar’ın içine, Macaristan’a kadar gidiyor. Macaristan’da bile nüfusun ciddi bir kısmı Kıpçaklardı o zaman. Bugünkü Kazakistan’a kadar hep Deşt-i Kıpçak dediğimiz yer. Kırım da burada. Ama Cengiz Han İmparatorluğu, Moğollar buraya hâkim olduktan sonra zaten yine Kıpçak tebaayla birlikte olduğu için, 50 sene içinde, tamamen dil olarak sadece Kıpçakçayı kullanmaya başladılar. Daha evvel de zaten kullanıyorlardı, Kıpçakça ve Moğolca kullanılıyordu. Moğolca tamamen kayboldu, 50 sene içinde ve tamamen de Müslümanlaştı.

Kırım, Altınordu İmparatorluğunun stratejik olarak çok önemli, en önemli yerlerinden biriydi. Çünkü İpek Yolunun çıkış yolu. 15. asrın başlarında Altınordu İmparatorluğu parçalandığı zaman, Kırım’a da Altınordu tahtına talip olan, yine Altınordu prenslerinden birisi, Hacı Giray Han hâkim oldu ve onun hâkimiyeti aslında Kırım Hanlığına dönüştü. Ve Kırım Hanlığı ondan 350 sene sonraya kadar devam etti, 1783 yılına kadar.

Fatih zamanında, yani kuruluşundan 50 yıl kadar sonra Osmanlılarla ittifak içine girdi. Osmanlılar Kırım’ın güneyindeki ince şeridi, Kefe’yi -o sırada Cenevizliler vardı- Cenevizlilerden alarak Osmanlı vilayeti haline çevirdi ve Kırım Hanlığıyla da ittifak antlaşması imzaladı. Hatta bu ittifak, 1475’ten 1774’e kadar tam 300 yıl devam eden bir ittifak…

Kırım Hanlığı, Osmanlılarla ittifak içinde olsa da Doğu Avrupa’nın çok önemli bir devleti olarak varlığını sürdürdü, bu üç küsur asır içinde. Kırım ordusu Osmanlıların gittiği her yerde onlarla birlikte savaştı, fakat Kırım Hanlığı Osmanlı İmparatorluğunun bir vilayeti değildi; kendi parası vardı, kendi hükümdarı vardı, kendi kanunları vardı, hutbe han için okunurdu -sonradan padişah için de okunmaya başlandı, ikisi birlikte okunmaya başlandı- kendi dış ilişkileri vardı, elçileri vardı…

Kırım siyasetinde daha çok Osmanlı ve Rusya baskın, değil mi?

Tabii… Aslında Rusya Devleti 1700 yılındaki İstanbul Antlaşmasına kadar -o zaman Moskof Devleti olarak geçiyordu- Kırım Hanlığına her yıl düzenli olarak vergi öderdi. Osmanlı İmparatorluğuna ödemezdi, ama Kırım Hanlığına öderdi. Polonya Krallığı da Kırım Hanlığına 1699 Karlofça Antlaşmasına kadar her yıl düzenli olarak vergi öderdi. Yani Rusya’nın Kırım’ı almasından 83 yıl öncesine kadar Rusya, Kırım Hanlığına vergi ödüyordu. Çünkü Altınordu dolayısıyla Kırım Hanlığı Rusya’yı eski toprakları olarak görüyordu.

Erzurumdaki Azeri Türkleri, Abdülhamid’in kurduğu Hamidiye Alayları; Ruslara karşı devletin çok büyük bir önlemiydi. Altınordu Devletinin kuzeyde Osmanlı’nın büyük bir emniyeti olduğu söylenirdi.

Altınordu’nun Osmanlı’yla çakıştığı zaman az ve 14. asırda Altınordu Devleti gerçekten dünyanın en güçlü devleti durumunda. Neden en güçlü devleti? 1250’den 1400’lere kadar Altınordu’nun sınırları bir tarafta Macaristan’da, bir tarafta Moğolistan’a kadar uzanıyordu. Rusya vs. yok, onların hepsi tamamen Altınordu Devleti içindeydi, ona bağlıydı.

Asıl Altınordu’nun merkezi Volga, yani İtil boyu. O zaman adı Volga değil, İtil idi. Ve orada İslam âleminin en önemli merkezlerinden birisi var, Saray şehri var, Altınordu’nun başşehri. İbni Batuta, Saray’ı öyle bir anlatır ki, 1300’lerin başlarında. “Üç gün gezdim, etrafını dolanamadım.” der. İbni Batuta, Bağdat’ı, Şam’ı, Konstantinopolis’i, Kurtuba’yı, Pekin’i, Hint şehirlerini görmüş inanılmaz bir adam. “Ben böyle şehir görmedim.” diyor. Bahsettiği Saray böyle bir şehir. İçinde yüzlerce medrese, cami, eser olan bir yer Saray şehri. Şu anda Saray şehri dümdüz. Ancak arkeolojik kazılarla değerlendirilebiliyor… Saray dediğim yer bugünkü Volgograd, yani meşhur Stalingrad’ın 100 kilometre doğusudur.

Kırım Tatarları Türkiye’ye neden göç etti?

Kilit tarih 1783, Rusya 1783’te Kırım Hanlığını ele geçirdi. 1783’e kadar Kırım’da bir tane bile Rus yoktu; nüfusunun yüzde 99’u Kırım Tatarları, yani Türk dili konuşan Müslümanlardı. Ruslar şimdi öyle bir propaganda yapıyorlar ki, “Kırım bizim yüz milyon yıllık toprağımız, onu geri aldık.” diye. Dünyanın en büyük yalanlarından birisi bu. Tekrar ediyorum, 1783’e kadar, esirleri saymazsak, Kırım’da bir tane bile yerleşik Rus yoktu. 1783’ten sonra Rusya Kırım’ı alır almaz, II. Katerina zamanında, orayı tamamen Rus toprağı haline getirmek için plan yaptılar. Plan dediğimiz şu: “Burada fazlalık var, o fazlalığı ekarte etmek lazım.” dediler. Fazlalık da Kırım Tatarları. Onları Kırım’dan kaçırmak için her şeyi yaptılar; ekonomik baskı, siyasi baskı, dini baskı, akla gelebilecek her şeyi yaptılar. Ve bunun neticesinde, 1783 yılından 1920’lere kadar sayısı 2 milyona yaklaşan Kırım Tatarı, Osmanlı topraklarına göç etmeye mecbur kaldı. Türkiye’de gördüğümüz sayısız Kırım Tatarları o zamanlardan gelme. Şu anda Türkiye’de Kırım’dakinin on katı Kırım Tatarı yaşıyor. Bugün burada yaşayanlar, hep o devirde gelen insanların torunları. Kırım Tatarlarının dili Türkiye’dekine çok yakındır. Hatta Türkiye’dekine en yakın olanı diyebilirim. Kültürel olarak, Kırım türkülerinin birçoğu zaten Türkiye’de de söylenir. Dili aynı gibidir. Yemesi içmesi, pek çok şeyi Türkiye’dekine çok yakındır. Ama kendi karakteri vardır tabii ki. Bu süreç içinde Kırım’ın tamamı boşalmadı. Ruslar dünya kadar adam yerleştirmeye çalıştılar, ama yine de Kırım Tatarları çoğunluktaydı. 1920’lere kadar yine de nüfusun çoğunluğunu Kırım Tatarları teşkil ediyordu.

O dönem lider olarak kimler vardı Kırım’da?

Burada çok önemli olan İsmail Bey Gaspıralı. Sadece Kırım’a has birisi değil, bütün Rusya Müslümanlarına hatta İslam âlemine mâl olmuş bir insan. Bugün Türk cumhuriyetleri diye duyduğunuz yerlerdeki ve onların dışındaki bütün milli uyanışlarda bu ismin etkisi vardır. Yani onların 1920’lerdeki bütün liderleri, özellikle de Azerbaycan’da ve Kazan’da İsmail Bey Gaspıralı’nın dolaylı dolaysız talebeleridir. Onun Kırım’daki talebelerinin yaptığı ise çok çok önemli bir şey oldu. Rus ihtilalinden sonra, Aralık 1917’de, sadece Türk âleminde değil, bütün İslam âleminde ilk demokratik parlamento Kırım’da kuruldu. Dünya tarihinde kadınlara oy hakkının verildiği ikinci seçimler, birincisi Norveç’tedir, 1912 yılında, ikincisi Kırım’da oldu. Yani 9 Aralık 1917’de açılan Kırım Tatar Milli Kurultayı, İslam âlemindeki ilk demokratik parlamentodur. İlk parlamento 1776’daki Osmanlı Parlamentosudur, Meclis-i Mebusan, sonra 1906’daki İran Meclisi vardır. Ama hiçbirisi tam demokratik parlamento değildi; yani herkesin eşit oy kullandığı, kadınların oy kullandığı, seçme-seçilme hakkına sahip olduğu, doğrudan oy kullandığı parlamentolar değildi. Kırım’daki 1917 Kurultayı bu açıdan ilk demokratik parlamentodur. Ama maalesef uzun ömürlü olmadı; çünkü hemen ertesi sene Bolşevikler Kırım’ı bastı ve bunu yok ettiler. Uzun mücadelelerden sonra maalesef 1920’de Kırım, Sovyetler Birliğinin hâkimiyetine girdi. 1920’ler, 30’lar Sovyetler Birliğinde cehennem yılları, Stalin yılları. Bütün halklar için korkunç yıllar; yani sadece Kırım Tatarları için değil, bizzat Rusların kendileri için de korkunç yıllar. Ama küçük halkların uğradığı zarar çok daha büyük oluyor. 1920’li, 30’lu yıllarda toplumun aydın kesiminin tamamı öldürüldü. Aydın kesimden kasıt öyle üç-beş tane profesör değil, onlardan bahsetmiyorum. Aydından kasıt şu: Eski devirdeki mektepte okuyan herkes aydın sayılıyor. Mahalle imamı aydın sayılıyor, köy müezzini aydın sayılıyor ve doğrudan doğruya vuruldu. Yani işten atıldı, sürüldü vs. demiyorum, doğrudan doğruya vuruldu, öldürüldü. 1941’de ise Alman ordusu Kırım’ı işgal etti, 3 yıl Alman hâkimiyetinde kaldı. 1944’ün Nisan sonu, Mayıs başında Kızıl Ordu Kırım’ı Almanlardan geri aldı. Geri alır almaz, 15 gün sonra, ilk işi 18 Mayıs 1944’te istisnasız bütün Kırım Tatarlarını Kırım’dan sürmek oldu.

İkinci Dünya Savaşı devam ediyor, dünyanın umurunda bile değil, fırsat bu fırsat bunları tamamen sürelim dediler. İkinci Dünya Savaşında sürülenler sadece Kırım Tatarları değildi, Rusya içindeki Almanlar da sürüldü. Kafkasya’dan Çeçenler, İnguşlar; Kafkasya’dan Karaçaylar, Balkarlar ve bir-iki ufak halk daha ve Ahıska Türkleri, bunların hepsi sürüldü.

1941’de Almanlar işgal ettiği zaman, Rusya içinde 1,5 milyondan fazla Alman yaşıyordu. Rusya’nın her yerinde Almanlar vardı. Rusların bahanesi şuydu: “Kırım Tatarları Almanlarla işbirliği yaptı.” Birincisi, eğer mesele işbirliği ise, Almanlarla işbirliği yapan Rus sayısı Kırım’ın nüfusunun beş katı. Alman ordusunda 500 bin kişilik Rus ordusu vardı. 500 bin kişi dedim, 500 kişi demedim. O zamanki Kırım Tatar nüfusundan çok daha fazla sayıda Rus, Alman ordusunda Rus bayrağıyla hizmet ediyordu. Sovyetler Birliğindeki bütün halklardan Alman ordusunda görev alan insanlar vardı. Eğer Almanlarla işbirliği yapmaktan dolayı birisini süreceksen evvela Rusların kendisini sürmen gerekir. Kırım Tatarlarını bırak, Kırım’daki Ruslar bile Almanlarla işbirliği yapıyordu. Dolayısıyla işbirliği yalanı en büyük palavra. Kaldı ki yaşı 18 yaşından büyük erkeklerin büyük çoğunluğu zaten Kızıl Ordu’ya alınmıştı, Almanlara karşı savaşıyordu. Üstelik savaş sırasında Sovyetler Birliği ile Almanya savaşırken Almanların tarafını tutan Rus sayısı Kırım Tatarlarının nüfusundan fazlaydı. Ve yine bütün Kırım Tatar gençleri zaten cephedeydi, Ruslar cepheye sürmüştü onları. Sürgünde, yani en büyük kahramanlık madalyasını alan Sovyet askerleri dahi, hiçbir şekilde istisna edilmedi, hepsi sürgüne gönderildi. Yani adam Almanlara karşı savaşırken onlarca madalya almış, fark etmez, o da gitti sürgüne. Hiçbiri istisna edilmedi, hiç kimse, ama hiç kimse. Onun için, burada mesele Almanlarla işbirliği değil, o işin bahanesiydi, orada Kırım Tatarı olman yetiyordu.

Kırım halkına özellikle zulmedildi…

Evet, bu tamamen bir etnik temizlik, jenosit, soykırım yani. Yok etmek istiyor, etnik temizlik yani. Sadece onunla da kalmadı, sürgün ettiler… Şunu da söyleyeyim: Otobüse bindirip şuraya gönderme vs. değil; 3 hafta sürüyor yol, ta Orta Asya çöllerine, yiyecek yok, içecek yok, hayvan vagonlarında… Nüfusun yüzde 46’sı öldü orada. Yani 200 bine yakın insan… Korkunç bir rakam bu…

Çok korkunç. Tarihte soykırım olarak geçiyor mu?

Geçiyor tabii. Zaten daha yakınlarda Ukrayna, Litvanya, Estonya, Letonya parlamentoları hatta Kanada Parlamentosu son birkaç ay içinde resmen jenosit olarak, soykırım olarak tanıdı.

O zaman, o 1944 soykırımının etkileri şu anda Rusya’ya karşı diğer devlet parlamentolarında bir soykırım olarak artık kabul ediliyor. Sürgünden sonra Kırım Tatarlarına ait Kırım’da ne varsa yerle bir edildi ve tek tük bina ayakta kalabildi. Hansaray’ı da yerle bir edeceklerdi; fakat bizzat Rus tarihinde de değeri olduğu için onun, Rus edebiyatında yeri olduğu için bir tek o yıkılmadı, bir de birkaç tane türbe. Onlar domuz ahırı vs. yapıldığı için kaldı, geri kalan bütün camileri yıktılar. Bütün şehir isimlerini, bütün köy isimlerini değiştirdiler. Ansiklopedilerden çıkarttılar, Kırım Tatarı diye bir şey hiç var olmamış gibi, hiç öyle bir şey yok gibi. Bu insanları sürgünde de perişan halde bıraktılar. Kırım’a dönmeyi bırak, Stalin cehenneme gidene kadar, 1953 yılına kadar bulundukları yerlerin 5 kilometre dışına çıkmaları bile kesinlikle yasaktı. 5 kilometre dışına çıkmasının cezası 25 yıl ağır hapisti. Anan baban sağ mı değil mi bilemiyorsun, nerede olduğunu bilemiyorsun, kıpırdanma hakkın yok yerinden. Stalin öldükten sonra da yine Kırım’a dönüşe izin vermediler. 1960’lı, 70’li, 80’li yıllarda, Sovyetler Birliği döneminde, Kırım’a dönebilmek için Kırım Tatarları muazzam bir mücadele verdi ve kimse yardım etmedi, tek başınaydılar. 60’lar, 70’ler, 80’ler boyunca, hatta 50’lerin sonu. İşte Mustafa Kırımoğlu gibi insanlar bu mücadele içinde ortaya çıktı.

Mustafa Kırımoğlu gibi insanlar on yıllarca hapis yattılar. Tabii, bir kişi değil, onun gibi daha sayısız insan var. İnanın, onun sayısını bile çıkartmak imkansız, o kadar çok sayıda insan var. O anki en önemli insan Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu. Mustafa Bey’in 14 yılı içeride geçti. Zaten 6 aylıkken sürgüne gönderilmiş. Onun gibi sayısız insan var.

Nihayetinde Kırım Tatarları, Sovyetler Birliğinin sarsılma ve yıkılma süreciyle birlikte Kırım’a dönmeye başladılar. Tabi, Kırım’a dönmeye başladılar dediğim, onlara böyle “Buyurun, sizi buraya alalım, evlerinize geçin lütfen…” denilmedi, hiçbir şey onlara verilmedi, hiçbir şey iade edilmedi. Sıfırdan başladılar. Eski evlerinin bahçesine bile sokmuyorlardı onları. Ama işte orada burada, şehir dışında, bir şeyler yaparak, yerleşip kendilerini ayağa kaldırmaya çalıştılar.

Sovyetler Birliği 1991’de ortadan kalkınca Kırım Ukrayna’da kaldı. Ukrayna, Kırım Tatarlarına büyük yardımlar yapmasa da, hiç değilse düşman değildi. Ama en büyük felaket 2014’te Rusya Kırım’ı tekrar işgal ettiği zaman oldu ve halen de devam eden felaket bu. Kırım Tatarlarının en büyük felaketi geçmişte olan şu, bu değil, onların hepsi yeteri kadar felaketti, ama en büyük felaket Rusların 2014’teki işgalidir. 2014’teki işgal, kimsenin umurunda bile değil ama şu anda Kırım’da cehennem yaşanıyor.

Önceki işgallerin benzeri zorlukların aynısı şimdi de yaşanıyor mu?

Hem de ne biçim! Kırım’ın Rusya tarafından 2014 yılındaki işgali, Kırım Tatarları için felaket oldu. Bir kere, Kırım Tatarlarının liderleri, Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu olsun, Kırım Tatar Milli Meclisi Başkanı olsun, hepsi sınır dışı edildi, Kırım’a sokulmuyorlar. Milli hareketle uğraşan insanlar bir bir kaçırılıp öldürülmeye başlandı, faili meçhul. Daha yakınlarda, 11 Temmuz 2019’da bir Kırım Tatarı kaçırıldı; milli harekete katılanlardan biri, Fahri Mustafayev, ölüsü bulundu. 10 Temmuz 2019’da yine milli harekete katılan Kırım Tatarlarından birisi Yalta’da boynuna taş bağlanmış biçimde cesedi denizde bulundu, faili meçhul. Evvelki haftaları söylemiyorum, son üç günü söylüyorum. 50 tane Kırım Tatarı, Moskova’da sırf ellerinde pankartla durdular diye hapse alındı…

İnsanlar, “Ha Ukrayna, ha Rusya, ne fark eder ki?!” diyor. İşte böyle fark ediyor. Ukrayna benim babamın oğlu mu? Hiçbir şekilde değil. Ama Rusya beni öldürmek için var orada. Bundan infial duymamak mümkün değil. Geçen hafta Avrupa Birliği Parlamentosunun gündeminde, Kırım’ı işgal ettiği için Rusya’ya karşı uyduruk yaptırımlar vardı. Uyduruk yaptırımlar, sivrisinek vızıltısı gibi, ama hiç değilse bir şey. Kırım’ın işgalinden beri Rus heyeti Avrupa Parlamentosuna alınmıyordu. Bu yasağın kaldırılması için hiçbir Türk heyeti çaba harcamamış… Yani Kırım Tatarlarının hali bu. Şu anda Kırım cehennem. Doğu Türkistan şu anda cehennemin cehennemi. Kırım Tatarları ya da Doğu Türkistanlılar Batı’nın umrunda değil; kimsenin umrunda değil. Adam cehennemin içine düşmüş ve yalnız başına; kendi kardeşi dediği, kendi dindaşı dediği, kendi soydaşı dediği bütün ülkeler, hepsi ona sırtını dönmüş.

Mutlu zamanlarımız olmadı mı hiç Kırım Türkleri için?

Kırım Hanlığı zamanında evet.

Rusya’nın Kırım’ı işgal etmesinin ardındaki sebepler neler?

Kırım Hanlığının düşmesi sadece Kırım’ın kaybı değildi. Kırım Hanlığının düşmesiyle birlikte Rusya Karadeniz’e geldi ve bir sonraki adımı İstanbul’u almaktı. Bunu hiçbir zaman gizlemediler, komplo teorisi vs. değil.

Sıcak denizi, Akdeniz’i geçtim; doğrudan doğruya hedefin İstanbul, Konstantinopolis olduğunu her zaman söylediler, hiçbir zaman inkar etmediler ve Rus politikasının bir numaralı hedefi oldu. Bu hiçbir zaman kaybolmadı. Bunun bugün bile kaybolduğunu zanneden adam varsa dünyadan haberi yoktur. Çünkü 2-3 sene önce uçak krizi olduğu zaman, uçağın düşürüldüğünün gecesi, Rus televizyonlarını seyreden adamlar, sabahtan akşama kadar orada, “Konstantinopolis’i alalım, İstanbul’u bombalayalım, Ayasofya’yı kurtaralım.” lâflarının konuşulduğunu duymuşlardır. Sabahtan akşama kadar bunlar konuşuluyordu. Yani hava biraz bozduğu zaman orada apaçık konuşulan şeyler daima bunlardır. Türkiye’de kimse durup da “Biz Moskova’yı alalım” diye hayal etmez, ben görmedim yani, bu kadar zaman buradayım, ben görmedim. Ama bunu son derece ciddi olarak tüm Rus televizyonları söyledi.

Kırım’ın düştüğü andan itibaren Osmanlı İmparatorluğu kendini Rusya’yla birebir savaşta buldu. Osmanlı İmparatorluğu son 300 yıl içinde Rusya’yla tam 13 tane savaş yaptı. Osmanlı İmparatorluğu’nun olsun, Türkiye Cumhuriyeti’nin olsun, bütün dış politikası çok yakın zamana kadar Rus tehdidine karşı tavır almaktan ibaretti. Yani Rusya’ya karşı biz Fransa’yla mı işbirliği yapalım, Fransa’yla yaptı Osmanlı İmparatorluğu; İngiltere’yle mi yapalım, İngiltere’yle yaptı; Almanya’yla mı yapalım, Almanya’yla müttefiklik kurdu; Amerika’yla mı yapalım, Türkiye Cumhuriyeti Amerika’yla müttefik oldu. Yani bütün bu ittifaklar Uganda tehdidine karşı ittifak değildi, istisnasız tamamı Rusya tehdidine karşıydı. Osmanlı İmparatorluğu için bir numaralı tehdit daima ve daima Rusya’ydı. Bundan sonra da başka türlü bir şey olması, birazcık şu haritaya bakan adam itibarıyla, mümkün değil.

Bundan çok değil, 10 sene evvel ben deseydim ki birilerine televizyona çıktığımda, ki bahsediyordum, söylüyordum da, “Rusya Kırım’ı yutacak, işgal edecek. Onunla da yetinmeyecek, Suriye’deki bir numaralı güç haline gelecek.” dediğim zaman, insanlar bana, “Bu herifin gözü kararmış, Rusya düşmanı” diyorlardı. Bugün Suriye bilfiil Rusya’nın hâkimiyetinde. İki tane de son derece güçlü üsse sahip şu anda Akdeniz’de. Kırım’ı yuttu, Suriye şu anda onun sömürgesi durumunda.

Kırım’ın düşmesi Türkiye’nin düşmesi demektir. İnsanların bunu görmesi zaman alabilir ama ne kadar az zaman alırsa o kadar iyi olur. Yani Kırım’dan bahsederken, mesele sadece Kırım Tatarlarının zulüm görmesi değil, doğrudan doğruya Türkiye’nin geleceğiyle alakalı bir şeydir. Kırım’ı alan bir Rusya asla ve asla orada durmaz. Karadeniz haritasına bak. Karadeniz’e iki yönden hâkim olursun; bir Kırım’a, bir de Boğazlar’a sahip olarak. İkisini birden aldın mı Karadeniz senindir. Bunu tüm çarlar da biliyordu, Stalin de biliyordu. Ama Türkiye’deki birçok insan bilmiyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.