Ana sayfa - Son Sayı - Karikatürün İnsandaki Karşılığı ve Karikatürün Sınırları / Karikatürist Ahmet Altay

Karikatürün İnsandaki Karşılığı ve Karikatürün Sınırları / Karikatürist Ahmet Altay

Karikatür bir karede çok fazla şey anlatabilen bir sanat, bu konuda neler söylemek istersiniz?

Bir konu hakkında bir eser üreteceksiniz ki, o eser tek bir karede olacak ve o tek karede onu anlatabileceksiniz, o vurguyu verecek, bunu sadece karikatürle başarabilirsiniz. Bir roman ya da bir felsefi kitap yazarsınız 600 sayfalık ama ben bir karikatür çizerim, 600 sayfayı anlatacak çizgi orada vurgulu bir şekilde anlaşılabilir. Ve öyle bir şey ki, görsel olduğu için hafızada kalır, her gördüğünüzde o aklınıza gelebilir. Çok özel bir şey; özetin özeti diyelim buna, hatta özetin özetinin özeti. O kadar etkili.

Karikatürist nelerden ilham alır, üretkenliğini nelerden besler?

Karikatür sanatı tek bir ayaktan oluşmuyor. Çok iyi bir gözlem sahibi olmanız gerekir, çok iyi okumanız gerekir, düşünmeniz gerekir, sonra kurgulamanız gerekir; yapacağınız esprinin nereye gideceğini, nereye dokunacağını çok iyi irdelemeniz gerekir. Yani çok zahmetli, sabırlı bir iş. Aslında bir yolculuktan bahsediyoruz biz burada. Bir çizgi çizersiniz, sizin için çok akılcı ve güzeldir ama onu birkaç kişiye gösterdiğinizde hiç ummadığınız bir eleştiriye maruz kalabilirsiniz, onu düzeltip yeniden çizersiniz. Çok iyi irdelenmeli. Yani bir sinemacı gibi kurgulamak, bir romancı gibi düşünmek ya da bir felsefeci gibi düşünmek ve bir kitap kurdu gibi okumak gerekir. Her şeyden bilgi sahibi olmalısınız. Yani donanımlı olmak lazım. Çizgiyle uğraşan insanla şeytan çok uğraşır. Çünkü kibrini köpürtmeye çalışır senin. Kibir köpürdüğü zaman zaten çizer kendinden uzaklaşır. Mesela ben her şeyi çizemem, benim sınırlarım var, benim sınırlarımı belirleyen de inancımdır. Ben çizgimde kimseyi incitemem. En hoşlanmadığım adamın inancına bile küfredemem, saldıramam. Eleştirebilirim, sıkıntı yok ama onun inancına hakaret edemem. Ben bir insanı hayvan gibi çizemem. Bir yılan gibi çizemem ya da bir kedi gibi çizemem. Olaya insan özelinde bakmak lazım. Sonuç itibarıyla, kriterlerimiz inancımız çerçevesinde. Zor ve sabır isteyen bir iş. Hani hat sanatında nasıl ki üç sene kalem tutmayı öğretirler ya da neyde nefes kontrolü ve belirli bir zaman süreci vardır, orada sabrı öğretirler, karikatür de böyle bir yolculuktur. Eline kalem alıp çizmek gibi değil yani; bir süreç ve insanın kendi içiyle olan muhasebesi ve yolculuğundan bahsediyoruz.

Karikatürün sınırları, ölçüleri nasıl belirlenmeli, karikatürist etiği hakkında ne söylersiniz?

Hayatta sınırsızlık diye bir şey yok. Benim sınırım benim etki alanım kadardır. Benim etki alanım başka insanın etki alanına girdiğinde orada müsaade istemem gerekir. Bu, siyasi kişilik olsa bile böyledir. Beni birisi karikatürize etse, benim hakkımda bir karikatür çizse, nasıl ki çizmesini istemediğim bir şey varsa, ben de karşımdakini öyle çizmem. Bir insanı niye hayvan olarak çizeyim yahu?! Etik değil. Kesinlikle sınır var, o da ahlak ve inanç sınırı. İnanç derken, sadece İslamiyet’i kastetmiyorum; ben bir Hristiyan’ın inancına küfredemem, bir Yahudi’nin inancına küfredemem, bir Budist’in inancına küfredemem, bir ateiste küfredemem. Fikirlerini eleştiririm, bunda sıkıntı yok, ama inancına küfredemem. Bizim bir oluşumumuz var, Dünya Karikatüristler Birliği’ni kurduk; 160 ülkeden 1340 çizerimiz var, 41 ülkede temsilcimiz var. Bunların hepsi Müslüman değil ki. Ama örnek bir şey söyleyeyim: Çizgiler geliyor, birisi çizgisinde kiliseyi eleştirmiş, ben yayınlamıyorum onu. Küfrediyor çünkü. Etme; eleştir, ama küfretme. Sınırsızlık diye bir şey yok.

Karikatürist olma yolunda zorluklar nelerdir, karikatür ekonomik ferah vaad ediyor mu?

Sanatın dibidir. Gençliğe soralım ya da bir gençlik düşünün, bir kalabalık güruh düşünün. Bir tarafta bir tane doktor söyleşiye geliyor, bir tarafta da bir karikatürist söyleşiye geliyor. Hangisine giderler?

Karikatüriste giderler. Etkisi çok güçlü. Türkiye’de belki de her sene bin tane genç karikatürist olmak ister. Peki, kaç tanesi karikatürist olur? Belki bir tane, belki iki tane. Neden? O kadar sabır gerektiren bir iş ki, çok zahmetli. Onun altından kalkmak öyle kolay değil; mücadele etmen gerekir, kendinle savaşman gerekir, şeytanla savaşman gerekir. Bana desen ki çizgiden mi para kazanıyorsun, yoksa tasarımdan mı? Ben tasarımdan para kazanıyorum. Çizgiyi gönül için yapıyorum.

Sanatsal faaliyetlerinin ya da sizin özelinizde mizahın diyelim, evrensel bir değer ifade edebilmesi için neler yapılmalı?

Hani derler ya, eğitim şart; destek şart. Nasıl bir destek? “Al kardeşim parayı, şu eseri üret.” şeklinde değil; olanaklar açılmalı. Uluslararası yarışmalar çoğalsın, eser üretmeye teşvik edecek olan etkinlikler, sempozyumlar yapılsın; dünya çizerleri Türkiye’ye gelsin, Türk çizerlerle buluşsunlar, bir kaynaşma olsun, çalıştaylar düzenlensin. Alan açılması lazım; bir alan daralması var, eser üretilmiyor. Ve sadece karikatür için demiyorum, her alanda bizim dünya çapında eser üreten sanatçılara ihtiyacımız var. Bu noktada da, ben, birkaç kişinin seçilip devlet tarafından desteklenmesine de karşı değilim. A şahsı olsun, B şahsı olsun hiç önemi yok; dünya çapında eser üretsin ve desteklensin. Sonuna kadar saygı duyarım ve ben de desteklerim.

Eğer biz büyük ülke olmayı hedefliyorsak, akademik alandaki çalışmalar yetmez; sanat alanında da mutlaka kalıcı eserler üretmeliyiz. Her yere dokunmalıyız. Öyle bir karikatür çizilsin ki, yayınlandığında, Kudüs’le ilgiliyse Filistinli bundan mutlu olsun, dünyanın her tarafındaki Müslüman bundan mutlu olsun. Dünya çapında kalıcı ve kıymetli eser yapmak mecburiyetindeyiz.

Mizah algısı sürekli değişen bir şey, sürekli değişiyor ve çabuk tüketiliyor. Yani bunun hemen yenisini düşünmek bayağı uğraştırıcı bir şey olsa gerek.

Bir çizerin çok çalışkan olması gerekir; arı gibi, karınca gibi. Eğer çalışkan değilseniz, tembelseniz, çizersiniz, ama… Şöyle diyeyim: Çizgi dediğimiz şey kalem ve kâğıt. Kalem ve kâğıt neden yapılır; ağaçtan. Ağaç neden yapılır; topraktan. İnsanın özü ne; toprak. Yani insanın özüyle olan bir şeyle uğraşıyoruz. Ve aslında bizim kâğıda aktardığımız şey ruhumuz, inancımız, düşüncelerimiz, kalbimiz, her şeyimiz yani. Eğer içimizden geldiği gibi ve çalışarak çizersek üretiriz, o tüketime katkı sağlarız. Çabuk tüketiliyor, doğru ama bunu nasıl engelleyebiliriz ya da nasıl düzeltebiliriz? Onu besleyerek, çok çalışarak.

Mizah algısı değişmez; çağ değişir, yöntemler değişir. Şimdi yaptığınız espride 70’li yıllardaki gibi televizyon çizerseniz, millet size güler, şu anki televizyonu çizmeniz lazım. Nesneler değişiyor, algılar değişmez.

Çok üretmek gerekiyor. Bunun için, karikatür çizenin kendini fikri olarak beslemesi gerekir. Gözlemleyecek, her şey hakkında fikir sahibi olacak. Mesela ben psikologla ilgili bir espri yapmadan evvel gidip psikologla konuşuyordum. Ve de öyle “Ben çizim yapacağım, yanına geliyorum.” diye değil; seans için randevu alıp, gidip konuşuyorum. Bilmediğim bir konuyu çizmem, gidip, bakıp, öğrenmem lazım.

Bir de güçlü duyguları olmalı çizerin. Duygu olmadan ne yapabilir ki?! Mekanik bir şey çizilebilir, harita çizer.

Mizah ve karikatür biraz erkeklere has bir şey gibi algılanıyor. Erkeklere daha mı çok hitap ediyor sizce?

Bu tamamen kurt masalı. İki karikatür okulunda ders veriyorum, yaklaşık 100 öğrenci var, 10 tanesi erkek. Yani karikatür sanatı erkeklere has değildir. Bu çok derin bir felsefi sorun aslında. Yani biz kadınları düşünce dünyamızda nereye oturtuyoruz, önce bunu sorgulamak lazım. Ben kişisel fikrimi söyleyeyim: İslamiyet, kadını yerin altından, topraktan çıkarmıştır, cenneti ayakları altına koymuştur. Ama şu anki Müslümanlar maalesef hapsediyor kadınları. İslamiyet’te kadın denildiğinde aklıma Hazreti Hatice gelir. Hazreti Hatice dediğimizde, şu anki düzene göre temsil edersek, dünyanın en büyük ticaret şirketine sahip bir hanımdan bahsediyoruz. Kadın hayatın içindedir, dışında değildir ve mizah da yapar. Ancak şunu da söylemeliyim: Kursa gelen kadınların sayısı fazla olabilir ama onlarda fikri olarak sabırsızlık olduğu için, elenenler sınıfına çok giriyorlar. O yüzden bayan çizer az. Erkekler daha sabırlı, on tanesinden dokuzu çizer oluyor; kadınlarda on taneden bir tanesi çizer oluyor. Ama karikatür erkelerin işi şeklinde bir ayrıştırmaya gidemeyiz.

Müslüman camiada karikatür ve mizaha bakışı değerlendirir misiniz?

Çizgi, bizim camiada, maalesef, ötelenmiş, kötülenmiş ama her zaman kroşeyi de oradan yemişiz. Her türlü yumruğu oradan yemişiz. Şöyle demiyor muyuz, “Düşmanın silahlarıyla silahlanın”. Mesela sizi birisi karikatürize etti ve sizi eleştirdi. Sen de çıktın, bağıra bağıra, “Yanlış çizdin; böyle değil de şöyle…” diye cevap verdin. Ne kadar etkisi olur?! Bir kere algılara yerleşti o resim. Senin yapman gereken, aynı şekilde, onun anladığı dilden çizip ona yanıt vereceksin. Şiirse şiirle yanıt vereceksin, romansa romanla yanıt vereceksin; televizyonsa televizyonla, sinemaysa sinemayla yanıt vereceksin… Ama seni çizen bir adama istediğin kadar bağır, bir anlamı yok.

Müslümanlar tarafında bu konu maalesef çok güdük kalmış vaziyette. Oysaki hepimizin çocukları var. Mizah genç işidir ve her genç yaşlanacak, onun da çocuğu olacak, yine genç olacak o da. Eğer gençliği elde tutmak istiyorsak, mizaha, karikatüre değer vermemiz lazım.

Mizah okurunun, karikatür okurunun yaş skalası 15-26. 26’dan sonrası tamamen özel ilgidir.

Ülkemizin mizah tarihine baktığımızda, son yıllarda bu konuda zenginleşme görüyor musunuz?

Çeşitlenme var. Yani önceden karikatür dediğiniz şeyi sadece karikatür dergilerinde görebilirken, daha sonra gazetelerde görmeye başladınız; daha sonra internet siteleri çıktı, internet sitelerinde görmeye başladınız, şimdi Facebook’ta görüyorsunuz, sosyal medyada görüyorsunuz. Bir çeşitlenme var. Ama şunu kabul edebilirim: Üretim noktasında bir geriye gidiş var. Onun sebebi de çalışmamaya, sabırsızlığa, mücadele etmemeye dayanıyor. “Yahu, bu kadar sosyal medya mecrası var, nasıl başa çıkacağım?!” deyip çizmemeye, üretmemeye gidiyor iş. Ben hayatım boyunca asla bir noktaya bakıp da yürümedim. Çünkü o bir noktaya baktığımda, o benim için bir sınır çiziyor. Sürekli ürettim, kime ne dokunursa ama üretiyorum sürekli. Öbür türlü, bir bıkmışlık, bir bezginlik oluşuyor. “Yahu, bu kadar şeyle nasıl mücadele edeceğim?! Yahu, bu kadar yayın var, ben kime hitap edeceğim?!” demek yanlış. Çok net bir örnek vereyim: Hacamat dergisi kapandıktan sonra ben bir dergi çıkarma projesine giriştim. Birçok yerle görüştüm, maalesef olmadı. Ama şu an, 110 haftadır sanki o dergi çıkıyormuş gibi kapak çiziyorum ve yayınlıyorum. Bakın, bunu parayla izah edebilir misiniz?! Çok yoğun çalışıyorum ve o kapakları aksatmıyorum. Ne derdim var?! Ve dışarıdan zannediliyor ki bu dergi çıkıyor. Derginin adı da, Yobaz. Ve diyorum ki, yobaz sizsiniz.

Karikatüristlerin değerinin yeterince bilindiğini düşünüyor musunuz?

Sadece söyleşilerde ya da açılışlarda konuşurken yazarın yanına çizeri mutlaka eklerler, yazarçizer tayfası derler. Bir o zaman değer veriyorlar. Elbette veriyorlar da istenildiği gibi değil bence. Etkisi çok büyük, “Aaa, bir karikatürist gelmiş, müthiş!” denir ama bu adam ne yer, ne içer, nasıl yaşar, kimsenin umurunda değil. Bence yeterince değer vermiyorlar.

Düşlediğiniz, planladığınız projeler hakkında biraz bilgi verir misiniz, neler yapmak istiyorsunuz?

Tabii ki dergi. Hamdolsun, bundan 2 sene önce birkaç proje vardı, ikisi de hayata geçti. Elhamdülillah, bunda sıkıntı yok. Ama dergi, maddi boyutta da çok çetrefilli, üretim noktasında da çok çetrefilli bir iş. Yani parasal noktada destek bulsanız da, o hengâmede o çarkı döndürecek çalışkan adam bulmak da zor oluyor. Eğer haftalık bir mizah dergisi çıkıyorsa, bilin ki, çok büyük bir iş başarılıyor. Hedefim gerçekten bir mizah dergisi çıkarmak. Çok zahmetli olduğunu bilmeme rağmen bir mizah dergisi çıkarmak istiyorum. Mesela uluslararası karikatür yarışmaları düzenliyoruz, karikatür okullarımız var, gençlerimizi yetiştiriyoruz ama sonuçta işin dönüp dolaşıp geldiği yer vitrin. Bu işin vitrini de mizah dergisi, onu çıkartmak gerekiyor, ama bir şekilde olmuyor. Şu ana kadar ya çalışan arkadaşları bulduk, para bulamadık; ya destek bulduk, çalışan arkadaşlarda sıkıntı yaşadık. Bir türlü o dört sacayağını bir araya getiremedik.

Union of World Cartoonists (UWC) Dünya Karikatüristler Birliği’nin kuruculuğunu yaptınız, UWC’de ne gibi çalışmalar yapıyorsunuz?

41 ülkede temsilcimiz var. Merkezimiz İstanbul’da. Üye sayımız 1430. Amacımız dünyadaki bütün çizerlerin birbirleriyle etkileşime girmesi ve çizgisel anlamda tebliğ. Bunu birçok kişi hedefledi, başaramadı; biz başardık, çok şükür. Kıstasımız, insanlara hakaret etmeyen, fikirsel açıdan niteliği ve niceliği olan eserler üreten işleri yayınlamak. Mesela yakında bir projemiz var, inşallah, birkaç yerde bunu planlıyoruz; 23 Nisan Dünya Kitap Gününde, temsilcilerimizin bulunduğu ülkelerde aynı anda karikatür sergisi. Dünyanın farklı kültürlerine sahip karikatürcülerinin bir konuyla ilgili görüşlerini çizgiyle anlattığını düşünsenize. Türkiye’de değer görmüyoruz, Türkiye’ye yurtdışından giriyoruz. Ne kadar acı bir şey, değil mi?! Bize ilgi göstermeyenler, bu oluşumdan sonra, “Aaa, Ahmet Bey” demeye başladılar. Yazık! Çok üzücü. Neden ufkumuz geniş değil ki?! Biz Osmanlı’nın torunu değil miyiz, niye daraltılmış bölge olarak düşünüyorsunuz?! Zerre kadar inancı olmayan bir adama Kudüs’le ilgili çizim yaptırdım yahu! Bu, kıymetli bir şey değil mi? Çok kıymetli benim için. Para verip çizdiremezsin. Orijinalini aldım adamdan. Para versen vermez. Bir çizerden orijinalini almak ne demek biliyor musun; kolunu kesip vermek gibi bir şeydir. Vermez. Kıyamaz. Çocuğu gibidir çizimleri.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.