Ana sayfa - Arşiv - Karikatüristliğin Sırları / Salih Memecan

Karikatüristliğin Sırları / Salih Memecan

28-salih-memecanİşin En Önemli Kısmı Konu Bulmak
Karikatürleriniz nasıl bir çalışma sonucunda ortaya çıkıyor?
Günlük çalışma saatlerim var minimum üç tane, bazen dörde çıkıyor. Birincisi, ATV’deki Bizim City. Saat 15.00 gibi başlıyorum, 16.00’ya kadar onu düşünüyorum. Çünkü 16.00’da bitirmem lazım. İkincisi, Sizinkiler, Sabah gazetesinin arka sayfasında çıkıyor. Onu da saat 16-17 saatleri arası çalışıyorum. Üçüncüsü, yine Sabah gazetesinin birinci sayfasında yayınlanan bir karikatürüm var. Ona da 17’den 18.30’a kadar vakit ayırıyorum. Tabi araya bir sürü başka randevular falan giriyor ve bazen çalışma programı değişiyor. Ama sonuç olarak her gün üç tane çalışma saatim var, o saatlerde yapmak zorundayım. Yapmama ya da yapamama gibi bir lüksüm yok. 40 yıldan fazla zamandır profesyonel karikatüristim. 23 yıldır da Sabah gazetesinde çalışıyorum. Bazen iyi, bazen o kadar iyi çıkmıyor ama sonuçta çıkıyor. Yani günlük belli saatlerde rutinlerim var. Tabii şimdi teknolojinin getirdiği imkânlarla çeşitli yerlerde de çalışabildiğim için saatlerde değişiklik olabiliyor. Londra’da iken iki saat önceden yapmak zorundaydım. Ona göre bir ayarlama ve geçiş oluyor. Amerika’dayken öğleden sonra yaptıklarımı sabah hazırlamak zorunda kalıyorum. Konu bulmak, tabi işin en önemli kısmı. Çizimler o saat başlıyor ama konunun çok önceden hep aklımda olması lazım. Onun için önümde kâğıt-kalem varsa sürekli düşünürüm ve bu birçok insanın hayatını etkiliyor. Eşim çok şikâyetçi, “transa geçiyorsun” diyor. Toplantılarda bulunuyorsun ve etrafında bazı olaylar oluyor ama sen çoğunlukla o olaylara katılamıyorsun. Çünkü kafan başka yerde oluyor. Bu da çevrende rahatsızlık yaratıyor. Ayrıca ev ödevini iyi yapmış olman lazım. Eğer Türkiye’deki olaylarla ilgili bir şey çiziyorsan (ki öyle yapıyorum) ülkende ne olup bittiğini ve hem insanların hem de önem verdiğin kişilerin bunu nasıl yorumladığını biliyor olman lazım. Bunun için köşe yazarlarını, yorumları okuyor, haberleri sürekli takip ediyorum. Çünkü Türkiye’de ne olduğunu bilmek zorundayım. Sonra da saatim geldiğinde “Bugünün önemli olayları şunlar şunlardı. Bunlardan ne espri çıkarırım?” diye düşünüyorum. Genelde son dakikaya gelene kadar espri düşünmeye devam ediyorum ki belki çok daha iyisini bulabilirim diye. Sonuçta kafamdan geçmiş olan esprilerden en makulünü, en beğendiğimi oturup çiziyorum. Çizme işi ise 5-10 dakika sürüyor. Ardından onun boyama işi de 10-15 dakikamı alıyor. En son olarak da gazeteye e-mail atıyorum. Burası Mart Ajans, bazen burada, bazen Sabah gazetesinde çalışıyorum. Seyahatlerde ise gittiğim yerlerde, bazen de evde çiziyorum. Tabi ki teknolojinin getirdiği imkânları, açıkçası çok uzun zamandan beri iyi kullanıyorum.

Mizah, kişinin biraz ruh haline göre şekillenen bir olgu ve insanın psikolojisi iyi olmadığında, gününde olmadığında esprinin ortaya çıkması kolay olmayabilir?
Elbette. Mesela insanın babası hasta oluyor veya keyfi olmuyor. O gibi durumlarda sıkıntı yaratabiliyor. Ama sonuçta bu bir iş. Yani nasıl muhasebeci yıl sonunda hesaplarını toparlamak zorundaysa, sen de saati gelince espriyi bulmak zorundasın, sıkıntılı olsan da olmasan da… “Bugün iyi bir konu bulamadım ya da çok sıkıntılıyım, çalışmayayım…” diyemiyorsun. Muhakkak yapmalısın. Çünkü yazı işleriyle yazılı olmasa bile sözlü bir anlaşma var yılların getirdiği; “Ben sana her gün karikatür çizeceğim, sen de her gün yayınlayacaksın.” gibi.

Günde üç karikatür çiziyorsunuz…
Üçüyle de ayrı anlaşmam var gibi. “Ben ATV’ye her gün çizeceğim, sen de bunu her gün yayınla. Ben bugün çizemedim demeyeceğim, sen de bugün yayınlayamadım demeyeceksin.” ATV’de bazen televizyonun getirdiği canlı yayın vs. olduğunda sıkıntı çekiyoruz ama Sabah gazetesinde son 23-24 yıldır her gün yayımlanıyor.

Karikatürün Üç Temel Unsuru: Çizgi-Mesaj-Espri
İyi bir karikatürü oluşturan unsurlar nelerdir?
İyi bir siyasi karikatürün üç tane unsuru vardır: Birincisi, çizgisi. İkincisi, mesajı. Üçüncüsü, esprisi. Bu üçü olmadan karikatür olmuyor. Espri yoksa başka bir şey oluyor. Ama karikatür dediğin çizerek yapılıyor. Sözle anlattığın zaman yine espri var ama talk-show oluyor. Asla karikatür olmuyor. Bu üç konuda da ne kadar başarılıysan o kadar iyi karikatüristsin. Mesajını çizerek anlatıyor olman, tabi karikatürist olabilecek insanların sayısını çok kısıtlıyor. Herkes karikatürist olamıyor çünkü herkes çizemiyor. İşte insanlar diyor ki: “Sen kabiliyetinle doğdun.” Esasında bu kabiliyet meselesi değil. Her çocuk çizebilme kabiliyetiyle doğuyor ama kimi bırakıyor, kimi bırakmıyor. Bu yürüyebilme, konuşabilme kabiliyeti gibi. Kimi insanlarda doğuştan gelen çizebilme becerileri var ama bazı kişiler bunu öldürüyor. Karikatüristler veya ressamlar, öldürmeyenler. Ben çizgi işini devam ettirdim, geliştirdim ve çizebilen insanlar kategorisine girdim. Kendimi rahatlıkla çizgiyle anlatabiliyorum. İkinci konu, karikatürün bir mesajı olması lazım. O da benim vermek istediğim mesaj. Bunu da köşe yazarları sözle, karikatürist çizerek anlatıyor. Bu mesajın da doğru olması önem taşıyor. Doğruluğu da tabi zamanla test ediliyor. Çünkü insanlar sana “Bundan on sene önce sen böyle diyordun. Ne kadar da hatalıymışsın.” diyebiliyor. Mesajı vermek için de çok bilgili, kültürlü, ödevini iyi yapıyor, dersini iyi çalışıyor olman ve Türkiye’de ne olup olmadığını bilmen lazım. Aksi takdirde sağın-solun etkisinde kalıyorsun. Onun için genç karikatüristlerin (ben de dâhil olmak üzere) sıkıntısı, hep yanımızdakilere bakardık “beğeniyorlar mı” diye. Beğeniyorlarsa “tamam” diyorduk. Dolayısıyla karikatüristler mahalle baskısını çok hisseder. Ama eğer sıkı eğitim almışsan, o mahalle baskısından kurtulmak daha kolay oluyor. Kendi fikirlerini daha rahat savunabiliyor, daha ilkeli durabiliyorsun.
Üçüncüsü. Komiklik-espri, konuyu düz veremiyorsun. İnsanların ona bakması için bir bonusu olması lazım, o bonus da espri. Bazı konuları kimileri sözle ya da yazarak anlatıyor, kimisi onu şiir haline getiriyor. İşte yaptığın şiir haline getirmek gibi, herkesin yapamayacağı bir espri katıyorsun ve o mesaj, insanların aklında daha rahat yer ediyor. İşte Âşık Veysel’in yaptığı iş o. Âşık Veysel aynı konuyu öyle bir dörtlük halinde sunuyor ki senin aklında kalıyor, unutmuyorsun ve tekerleme olarak daha rahat söylüyorsun. Mizah da öyle. Bir şeyi mizahla, komiklikle sunduğun zaman bu insanların aklında kalıyor, yer ediyor, başkasına anlatıyor. Dolayısıyla mesaj da kendini tekrarlıyor.

“Türkiye’de Niye Hiç Muhafazakâr Karikatürist Yok?”
Türkiye’deki karikatürist sayısı dünyaya oranla iyi bir seviyede mi?
Türkiye’de mizah dergileri var, oralarda insanlar, çocuklar, gençler çiziyorlar. Dolayısıyla çok imkân veriyor. Ayrıca bu yeni medya ve bloglar da birçok çizerin önünü açıyor. Onlar artık yaptığı işleri rahatlıkla istedikleri çevreye sunabiliyor ki bu çevre daha sonra çok da büyüyebilir. Dolayısıyla bu meslek çok önemli bir değişimden geçecek ve birçok insan burada fırsat bulabilecek. Tabi Türkiye’de karikatür, dünyada ne kadarsa o kadar. Çok da abartacak bir durum yok. Ancak Türkiye’deki karikatürün sıkıntısı, akademideki diğer branşların sıkıntısı gibi. Belli bir ideolojik baskıda geliştiği için hep tek çizgide gitti, tek taraflı karikatüristler oldu. Karşı taraftan hiç karikatürist çıkmadı. Şimdi diyorlar ki “Niye hiç muhafazakâr karikatürist yok?” Sanki muhafazakârlar espri yapmasını bilmez, anlamazmış gibi. Muhafazakâr karikatürist yok çünkü muhafazakârları işe almadılar, onlara iş imkânları sunulmadı. Niye muhafazakârlardan karikatürist çıkmıyor? İşte onlar kibardır, eleştirmez, onu ayıp bulur, bu biat kültürüne uymaz. Bunların hiçbiri değil. Bakıyorsun, Osmanlı’da böyle eleştiri kültürü var. Ortaoyunları, Karagöz-Hacivat gibi bir sürü yazılı-sözlü eleştiri ve taşlamalar yapılmış. Ama daha sonra hiç muhafazakâr karikatürist yok, çünkü karikatüristleri işe almıyorlardı. Bu kadar basit.

En Çok Başkasının Zorda Kaldığı Durumlara Gülüyoruz
Türk insanı nelere daha çok gülüyor?
Maalesef başkasının zorda kaldığı durumlara gülünüyor. Bir karikatürle mizah yaparken birilerini harcıyorsunuz. O da vicdanlı bir insan için rahatsızlık veriyor. Siyasete girince mecbur kalıp çiziyorsun karikatürünü. Yine de birisiyle alay etmek, benim karakterime ters geliyordu. Ama sonra öğreniyorsun ki bu, işin bir gereği. Sen onu rezil etmeye, onunla alay etmeye uğraşıyorsun. Ama başka birileri de onu göklere çıkarmaya çalışıyor. Böylece dengeleniyor gibi. Dolayısıyla mizah dediğin, esasında başkasının bir kötü durumundan fırsatçılık ve onun bu hali insanları güldürüyor. Yine iki uçtan örnek alıp koyduğun zaman, o çelişkileri daha iyi gösterebiliyorsun.

Kadınların Çizimi Daha Yumuşak Esprileri Daha Dünyevi
Mizah, karikatür daha çok erkeklere has bir şey mi?
Eskiden kadınlara daha az fırsat veriliyor ve onlar evinde oturuyordu. Aynı şekilde spikerlik de erkek işi gibi geliyordu. Ama şimdi her taraf kadın sunucu doldu. Aslında kadınlara fırsat verildikçe çiziyorlar. Ama kadın çizimiyle erkek çizimi fark ediyor. Kadınların çizimi daha yumuşak, esprileri daha dünyevi oluyor. Ancak kadınlardan az çizer olmasının, onların daha kabiliyetsiz olduğunu göstermediğine inanıyorum. Karikatür konusunda kadının daha kötü olmasını gerektiren bir şey yok. Hatta kadınlar daha çabuk iletişim kuruyor ve espriler de yapıyorlar. Bu yönüyle daha iyi karikatür yapabilirler. Ancak hayat şartları gereği kadınlar başka işlere de yetişiyor, mesela çocuğunun okul ödevine yardım ediyor… Kadının yapacak o kadar çok şeyi var ki… Vakit bulursa esprisini de yapıyor. Ben kadının bu konuda erkekten daha geride kaldığını doğası gereği düşünmüyorum. Ama sorumluluklarından vakit bulamıyor olabilir.

“Herkesin Sayfalarca Anlattığını Sen İki Çizgiyle Anlatmışsın”
İnsanlar mizahın, karikatürün nesini seviyorlar, insanların hangi duygularına hitap ediyor?
Bazı karikatürler, hani “yüreğimin yağlarını eritti” derler ya insanların yüreğini eritiyor. Sen bir şeye kızıyorsun, onu görüyorsun ama tam olarak ortaya koyamıyorsun. Ama öbür taraftan birisi aynı konunun karikatürünü çizmiş oluyor. “İşte bu, helal olsun!” diyorsun. Onu espriyle yaptığı için daha da hoşuna gidiyor ve birilerine anlatıyorsun. İşte karikatüristler için hep derler ki: “Herkesin bilmem kaç sayfada anlattığını sen iki çizgiyle anlatmışsın.” Esasında bana sorsan, sayfalarca anlatmak çok daha zor ve iyi bir beceri istiyor. Ama onu hiç yapamıyorum, yazıyla ifade edemiyorum. Çizerek anlatıyorum. Benim yeteneğim böyle, öbürünün yeteneği öyle… Birini diğerinden daha fazla yüceltmenin bir anlamı yok. Eğer karikatürist onu espriyle anlatabiliyor ve birilerinin yüreğinin yağlarını eritebiliyorsa, o makbul bir karikatür oluyor.

Bir Karikatüristin Yola Devam Edebilmesi İçin Marka Olması Gerekiyor
Şu an gündeminizde neler var veya yapmak istediğiniz projeleriniz var mı?
Bir kere yapmam gereken projelerimi yirmi sene önce yaptım. Mesela Amerika’daki Karikatürcüler Derneği bir rapor yayınladı, bundan birkaç sene önce: “Bu siyasi karikatürcülerin mesleği tehlikede. Çünkü eskiden 1000 tane siyasi karikatürist varsa şimdi 40’a düştü.” diyordu. Yani 300 milyonluk Amerika’da kadrolu 40 tane karikatürist var. İki sene önce 40’tı, şimdi 25’e düşmüştür diye varsayalım. Bu çok vahim bir durum. “Bunun için ne yapmak gerekir?” diye de sormuşlar ve bir araştırma yapmışlar. Üç tane şart öneriyorlar. Birincisi, senin karikatürist olarak marka olman lazım. İkincisi, yine bu doğrultuda kendini bir şekilde sürekli öne çıkarman, reklamını yapman lazım. Üçüncüsü, siyasi karikatürü çizgi filme dönüştürmen lazım. Bu önerilere göre değerlendirirsek, Bizim City neredeyse 20 yıldır ATV’de haftanın her gecesinde yayınlanıyor. Dolayısıyla Bizim City bir marka ve marka olması için gerekli her şey kuralına göre yapılıyor. Belki Bizim City o kadar değil ama Sizinkiler’in kitapları çıkıyor, röportajlar veriliyor. Şu röportaj bile bir “self promotion” yani bir şekilde kendini öne çıkarma, olayın duyurulması. Şimdi sosyal medya çıktığı için bunu yapmak daha da kolaylaştı. Karikatürler maille paylaşılabiliyor, karikatürler web sitelerinde yayınlanabiliyor. Tabi eskisi gibi “Nasıl olsa bir kuruluş beni alır, götürür ve her yer beni duyar…” artık öyle değil. Tamam, sen gazetenle, medya kuruluşunla varsın ama sen kendin de onun üstünde gayret etmen lazım. Artık bunu weble mi, sosyal medyayla mı, dijital ortamla mı desteklersin, yoksa sağda solda gidip röportaj vererek, konuşmalar yaparak mı destek verirsin… Onu da yapman lazım. İşte mesleğin bütün sırlarını anlattım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.