Ana sayfa - Manşet - Karaciğer Sağlığıyla İlgili Acı Gerçekler ve Fruktoz Şurubu / Prof. Dr. Metin Başaranoğlu

Karaciğer Sağlığıyla İlgili Acı Gerçekler ve Fruktoz Şurubu / Prof. Dr. Metin Başaranoğlu

“Yalancı Şeker” adlı kitabınızda “Karaciğerimizi Fruktoz Şurubundan Neden Korumalıyız?”, “Yağlı Karaciğer ve Şişman Sirozu” gibi başlıklarla beslenme ve sağlık ilişkisi üzerinde duruyorsunuz, okuyucularımız için bu başlıkları açar mısınız?
İnsanlık tarihine bakıldığında, insanoğlunun ilk başlarda avının peşinde koştuğunu ve doğada sürekli hareket halinde olduğunu görmekteyiz. O dönemlerde elini uzattığında market rafından alacağı yüksek kalorili şeyler hayatında henüz yoktu. Marketler yoktu, endüstri de yoktu. Her şey doğaldı. İhtiyacından fazlasını biriktirebileceği kendine ait buzdolabı da yoktu. Tüm mesafeleri yürüyerek ya da koşarak almalıydı. İşlenmiş gıda hiç yoktu. Ruhsal durumu bu kadar komplike ve bozuk değildi. Psikiyatri ilaçları nedir bilmezdi. Akşamları onu uykusuz bırakan televizyon, bilgisayar ve internet gibi teknoloji ürünleri henüz keşfedilmemişti. İnsanoğlunun ilk başlarda ömrü belki daha kısaydı ama kronik hastalıkları bugünkü kadar da fazla değildi.
“Metropol İnsanı”
İlk insan zamanla “modern” olmayı öğrendi. Modernliğin gereği olarak daha az hareket etti, daha fazla yedi. Enerjisi daha yüksek kalorili besinlerle beslendi. Böyle yapınca insanoğlunun beli kalınlaşmaya başladı, göbeği büyüdü, kilosu arttı. Sadece kilosu artmakla kalmadı her bir organı aşırı yağlandı. Normal olması gereken yerin dışında abartılı olan bu yağlanmaya ektopik yağlanma denir. Örneğin, karaciğeri yağ doldu, büyüdü, sarardı. Ağrıdı ve ağırlığı arttı. Sonra siroz ve karaciğer kanseri geliştirdi.
Gündelik yaşamda kendini düşünemeyen hale gelen ve getirilen bu insan için önce “Vücut Kitle İndeksi (VKİ, body mass index=BMI)” diye bir şey icat edildi. İlk başta 90’lı yıllarda özellikle ABD’de ve daha sonra tüm dünya ülkelerinde halkın daha sağlıklı beslenmesi ve egzersizlere başlamasını teşvik etmek için gündelik hayatta da VKİ kullanılmaya başlandı. VKİ denen şey; kilonun boyun metre cinsinden karesine bölünmesi sonrasında ortaya çıkan rakama denir. Ortaya çıkan rakam 25’ten büyükse aşırı kilolusun dendi. Kişinin vücut kitle indeksi 30’a yakınsa ona preobez denir oldu. Vücut kitle indeksi 30’dan büyükse artık sen obez oldun denildi.
Günümüzde aşırı kilolu insanların ve obezlerin sayısı tüm dünya ülkelerinde artmaktadır. Yani kötü olan halimiz daha da kötüye doğru gitmektedir. Obezite istatistiklerini Amerika’da artık “CDC” denen bulaşıcı hastalıklar izleme merkezi yürütmektedir. Çünkü obezite bulaşıcı bir hastalık gibi epidemiye neden olmaktadır.
İnsanoğlu yüzlerce yıl öncesine göre daha uzun yaşıyor, doğrudur. Ancak bu uzun yaşama hali, artan önlenebilir kronik hastalıklar olan diyabet, obezite, hipertansiyon ve bunların sonucu olarak kanserler, kalp-damar hastalıkları, beyin damar hastalıkları yani felçler ve inme pahasına hem de ilaçlarla mümkün olabilmektedir.
Endüstrileşmiş toplumda çağa ayak uydurmak için adaptasyon yeteneğinin de oldukça yüksek olması gerekir. Hızlı karar al, hızlı uygula, hemen sonuç al, çok kazan, çok harcamalısın. Bugün 30-35 yaşında uçak pilotları ve CEO görüyoruz. Omuzlara sorumluluklar hızla yükleniyor. Stres en üst seviyede.
Bu şekilde koşuşturma hayat, yaşam tarzı olarak kabul gördü bile. İnsanoğlu bu koşuşturmaya yetişmek istiyor. Kaplumbağa gibi yaşamak ona göre değil. O, bir kaplan gibi bir çıta gibi bir yaşam sürmek, arada da arı olmak istiyor. İnsanoğlu bedeninin sınırlarını zorluyor.
Günümüz iş hayatında insanoğlu hızlı yaşam tarzına ayak uydurmalıyım mottosu ile hareket ediyor. Kendisine faydalı olduğuna inandığı çeşitli hap, kapsül, şurup ya da serum takviyelerini kullanıyor. Bunları aşanlar, yeterli bulmayan uyuşturucu kullanıyor.
Öğrenciler ve işadamları aşağıdaki anlatacağım uygulamayı sıkça yaparlar. Adaptasyonu artırır diye bilinen ginseng genç ve orta yaşta kullanımına sıklıkla başvurulan bir maddedir. Öğrenciler sınavlara çalışırken, iş insanları ise dikkat ve algıyı artıracağı düşüncesiyle ginseng kullanır. Çeşitleri olan piyasada çok satılan reklamları yapılan çoklu vitaminlerin içerisinde de bu madde sıklıkça kullanılır. Özellikle satılan ürün pazarlanırken ginsengin varlığı olumlu bir şeymiş gibi anlatılır ve sizi ayakta tutar diye satılır. Ancak yan etkilerinin özelliklede başka uyarıcılarla birlikte alındığında aşırı sinirlilik, huysuzluk, kan basıncı yüksekliği yapabilir. Hatta kalp spazmına ve kalp ritim bozukluğuna neden olup ani ölüm nedeni olabilir.
Şişmanlık Türk toplumunda ne tür rahatsızlıkların habercisi ve bir gastroenterolog olarak dünya toplumlarıyla karşılaştırıldığında bizler nerede duruyoruz? Karaciğer açısından ne tür durumlarla yüzleşmek zorunda kalabiliriz? Azımsanamayacak literatür katkılarınız olan Karaciğer Yağlanması / Steohepatit vb. durumların bizdeki temel nedenleri hakkında ne söylenebilir? Fizik egzersiz ya da beslenme etkili olabilir mi?
Türkiye %29,4 obez oranı ile en obez ülkeler listesinde Birleşik Krallığın ardından 28. sırada kendine yer bulmuştur. Ortadoğu ülkeleri olan Katar, Suudi Arabistan, Kuveyt ve Meksika ise bizden daha yüksek obez oranlarına sahiptir. Bazı Afrika ülkelerinde de obezite oranları ülkemizden daha yüksektir. Bu anlamda değerlendirildiğinde obezite sıklığı ile ülkelerin zenginlikleri ve ekonomik gelişmişlikleri arasında bir bağlantı kurmak pek güçtür. Asya-Pasifik ülkeleri (Avusturalya hariç) dünya ülkeleri arasında obezite sorununda oldukça iyi durumdadırlar. Bunun da temel nedeni Asya-Pasifik ülkelerinde hali hazırda paketli gıda tüketiminin oldukça düşük oranlarda olması ve taze meyve-sebze tüketiminin bu ülkelerde oldukça yüksek oranlarda olmasına borçludur.
Karaciğer Yağlanması
Hastalığın genel toplumdaki sıklığı %20-40 iken, erişkin obezlerde bu sıklık %65 ve morbid obezler dediğimiz en ağır obezlerde ise %95 sıklıkla yağlı karaciğere rastlamaktayız. Hastalığa eğilim yaratan başlıca faktörler yukarıda girişte bahsettiğim “aşırı kilolu olma ve obezite” halidir.
Amerika ve İngiltere gibi bizimle benzer aşırı kilolu ve obez nüfus oranlarına sahip ülkelerde yapılmış geniş kapsamlı kohort çalışmalarına göre karaciğer yağlanmasının sıklığı erişkinlerde %30 ve çocuklarda ise %13 olarak bildirilmiştir.
Tüm dünyada giderek artan hareketin azalması şeklindeki yaşam biçimi, “yağ”dan ve “şeker”den zengin enerjisi bol içecek ve yiyeceklere kolay ulaşılması ve bunların haddinden fazla gereksiz bir şekilde aşırı tüketilmesi insanoğlundaki kilo artışını tetikleyen başlıca faktör olmuştur.
Günümüzde insanoğlu emek harcamadan yani fazla bir hareket yapmaksızın yiyecek ve içecek satılan yerlerden hem de bol çeşit ve miktarda yiyecek ve bol kalorili şekerli içecek alma olanağına sahiptir. Bunlara ilaveten ulaşım vasıtalarının hayatımıza girmesi hareketi ve enerji harcamasını yani kaybını en düşük düzeye indirmiştir. Aşırı alınan kalorinin vücuda girdiğinde yağ olarak birikmesi fizyolojik bir olay olup insan ırkının son bulmasını engellemeye yöneliktir. Yani, vücutta yağ depolanması yiyecek bulamadığı zamanlarda insanoğlunun bazal vücut ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik koruyucu bir sistemdir. Ancak modern insanda bu fizyolojik işlevin sınırları aşılmış ve vücuda zarar verecek boyutlara ulaşmıştır.
Dünya sağlık örgütü (WHO) verilerine göre aşırı kilolu olma ve bu durumun devam etmesiyle gelişen daha şiddetli hali olan obezite günümüzde tüm dünyada bir epidemik salgın hastalık halini almıştır. WHO’ya göre bu durum önlem alınmaz ise daha da kötüleşecektir. Obezitenin başlıca sonuçları; kalp damar hastalıkları, diyabet ve şişman sirozudur. Aynı zamanda şişman sirozu bir karaciğer kanseri (HCC) nedenidir.
Bugün obezite sadece gelişmiş batılı ülkelerin değil, değişen yiyecek kültürü ve yaşam koşulları nedeniyle gelişmiş ve gelişmekte olan Asya-Pasifik ülkelerinin de önemli bir sorunu olma yolundadır. Diğer bir deyişle, obezite bölgesel bir sorun olmaktan çıkmış, çözülmesi gereken küresel bir problem haline gelmiştir. Bu problemin sonuçları olan yağlı karaciğer gibi hastalıkların tedavisi için sağlık bütçelerinden ayrılan pay günümüzde ürkütücü boyutlara ulaşmıştır, gelecekte ise hükümet bütçelerini sarsacaktır.
Günümüzde sadece erişkinlerin değil çocukların da en sık rastlanan karaciğer bozukluk nedeni “yağlı karaciğer”dir.
Fruktoz ve nişasta grubuna dair uyarılarınız var. Meyvelerde bulunan doğal fruktoz için de sağlık çekinceniz var mı?
Nişasta bazlı şeker (NBŞ) yani mısır şurubu normalde doğada olmayan bir üründür. Mısır şurubu fruktoz laboratuvar ortamında yapılan deneylerle tüpte üretilmiştir. Kimyasal ve enzimatik reaksiyonlarla üretilmiştir. Buna endüstriyel fruktoz’da diyebilirsiniz. Diğer bir endüstriyel üründe tıpkı fruktoz gibi olan “trans-yağlardır”. Trans-yağları bugün özellikle batılı ülkelerde kotası olan üretimi ve tüketilmesi sıfırlanmaya çalışılan bir tür laboratuvar üretimidir. Oysa ülkemizde hâlâ poğaça vb. pastane mamullerinde ve margarin olarak evlerde sıkça kullanılmaktadır.
Endüstri mısır şurubu fruktozunu neden kullanılır?
1) GDO’lu mısırdan elde edilen şeker, şeker kamışı ve pancar’dan elde edilene göre daha ucuzdur.
2) Mısır şurubundan kimyasal yollarla elde edilen şekerin bir yerden bir yere taşınma maliyeti ucuzdur.
3) Fruktoz şurubu normal pancar veya meyveden elde edilen şekere nazaran en az 100 kat daha tatlıdır.
4) Fruktoz şurubu içine katıldığı mamulün raf ömrünü uzatır.
Sanayii fruktoz şurubunu nerelerde kullanır:
1) En çok meşrubatlarda kullanır.
2) Konsantre meyve sularında kullanır.
3) Pasta, kek, baklava, kadayıf gibi tatlıları yaparken kullanır.
4) Bal, reçel vb. ürünlere katar tatlandırmak için kullanır.
5) Çikolata, dondurma ve şekerlemelerde kullanılır.
Fruktoz Şurubu veya Tatlandırıcı Kullanılarak Hazırlanmış Mamulleri İçer ya da Yersek Ölüm Riskimiz Artıyor.
• Doz İlişkili Ölüm Riskimiz Artıyor.
• Kanser riskimiz artıyor.
• “Fruktoz şurubu tüketimi diyabet yapar, obezite yapar, kalp-damar hastası yapar vb. kronik hastalık geliştirmemize neden olur.” söylemlerimizin ötesinde NBŞ tüketimi “ölürsünüz, beklenenden az yaşarsınız, ani ölüm ve kanser riskiniz var.” demektir.
Maalesef, Türkiye bugün eski günlerine nazaran daha fazla şekerli içecek tüketen bir ülke olmuştur. Dünya ülkeleri arasında şekerli içecek tüketiminde en çok tüketen 9. ülkeyiz. Dünya ortalaması 90 lt düzeyinde iken biz 160 lt tüketmekteyiz. Bizi geçen ülkelerde, en sık tüketen sıralaması ile günde kişi başı en az 2 lt şekerli içecek içen Çin başı çekmektedir. Daha sonra ABD, İspanya, Suudi Arabistan, Arjantin, Nijerya, Japonya ve İngiltere gelmektedir.
Meyve fruktozu nedir?

  • Mısır şurubundan elde edilen fruktoz değildir,
  • Kimyasal işlemlerden geçmemiştir.
  • Bir elma, portakal, erik, incirdeki fruktoz miktarı ile bir kutu meşrubatta olan fruktoz miktarı kıyaslanamayacak kadar meşrubatta çoktur.
  • Meşrubat fruktozu boş kaloridir, vücudunuza faydalı hiç bir şey veremez.
  • Meyve yediğinizde karbonhidrat (fruktoz) dışında esansiyel mineraller ve vitaminler, antioksidanlar ve lif vücudunuza bolca girer.
  • Bir meyve ya da sebze (bitki) sindirim gerektirir, bağırsakları çalıştırır.
  • Bitkiler size enerji verir. Bu enerji verme ve zinde tutma süreklilik arz eder. Gün içi sizi ayakta tutar. Şekerinizde ani dalgalanmalar yapmaz.
    Yağlı Karaciğer tedavisinde fitoterapik ürünlerin olumlu olumsuz etkileri var mı? Düşüncelerinizi alabilir miyiz?
    Yağlanmış karaciğer her tür kimyasala karşı güçsüz kalmış demektir. Biz bu duruma “hassas karaciğer” diyoruz. Sebebini tam olarak bilmiyoruz ama fitoterapik amaçlı bitkiler ya da ilaçlar fark etmez yağlanmış karaciğerde şiddetli bozulmaya ve enzim “alt ve ast” yükselmesine neden oluyor. Zayıflama amaçlı kullanılan aktar veya fitoterapi yaklaşımları yağlanmış karaciğerin sınırlarını zorlayıp karaciğerinizi kaybetmenize dahi neden olabiliyor. Yağlı karaciğeri olanlar polivitamin tüketiminden de kaçınmalıdır.
    Karaciğerin etkilendiği durumlarda kanser gelişme riski nedir? Kanser-gıda ilişkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?
    Obezite geliştiğinde başta karaciğer, kolon ve pankreas olmak üzere pek çok organda kanser gelişim riski olur.
    Teşhiste kullandığınız fibroscan elastografi’nin avantajları nelerdir?
    Karaciğer kanseri ya da karaciğer nakline götüren yağlanmayı teşhis etmek için karaciğerden parça almak gerekiyor. Ancak son yıllarda geliştirilen Fibroscan cihazı ile biyopsiye gerek kalmadan kansız-bıçaksız şekilde teşhis yapılabiliyor. Fibroscan elastografi işlemi yağlı karaciğer hastalarında özellikle siroza gidecek hastaları tespit etmesi açısından çok değerlidir.
    “Fibroscan cihazı” gereksiz karaciğer biyopsilerinin önüne geçebilecek bir alettir. Birkaç özel durum dışında biyopsinin yerine kullanılabilir. Uygulama sırasında hasta geceden aç bırakılır sabah 10-12 saatlik bir açlıkla hastaneye gelir ve toplam 10 dakika süren bu işlem yapılır. Alet toplam 10 ölçüm yapar. Bunların ortalaması alınır ve karaciğerinizin siroza gidip gitmeyeceğini söyleriz, karaciğer hasarının yanında Hepatit B ve Hepatit C’si olanlarda da kullanmaktayım. Bu cihaz yaptığım bir çalışma nedeniyle Fransız meslektaşlarımdan hediye olduğu için kendi hastalarımda ücretsiz olarak kullanmaktayım.
    Yağlı karaciğer rahatsızlığında tedavide başarıyı etkileyen unsurlar nelerdir?
    Temel önerilerim obezite, hiperlipidemi, tip 2 diyabet gibi mevcut komorbiditeleri düzeltmek ve egzersiz, yaşam tarzı değişiklikleri ve kilo kaybı üzerine yoğunlaşmaktadır. Yaşam tarzı değişiklikleri ise haftada en az 180 dakika egzersiz yapmak, kilo kaybı için aşırı kalori alımından kaçınmak, sigara ve alkol tüketimini kesmek ve düzenli uykudur. Mevcut kilonuzun %3’ünü bile vererek karaciğerinizdeki yağlanmadan kurtulabilirsiniz. Siroza giden karaciğerde bu gidişatı durdurmak için en az başlangıç vücut ağırlığınızın %7-10’unu kaybetmeniz gerekir. Diyet anlayışınız Akdeniz tipi beslenme olmalı, sürdürülebilir olmalı ve kademeli kilo vermelisiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.