Ana sayfa - Son Sayı - Kanser Tedavisinde Radyoterapinin Yeri / Prof. Dr. Esra Sağlam

Kanser Tedavisinde Radyoterapinin Yeri / Prof. Dr. Esra Sağlam

Radyasyon kelimesinden insanlar korkup, çekiniyorlar. Özellikle röntgen ve BT’nin çok fazla radyasyon yaydığı söyleniyor ve insanlar çekiniyorlar bu durumdan. Bunun aslı nedir, radyasyon insanı gerçekten çok fazla etkiliyor mu?
Haklısınız, radyasyon, insana zarar veren bir şey, doğru. Nükleer santraller ve bunların getirdiği çevre zararları, nükleer santral kazaları sonrasında görülen tümör vakalarının çok yüksek oranlara ulaşması, radyasyonun ne kadar zararlı olduğunu bize gösteriyor. Örneğin, çok yakınımızdaki Çernobil olayından sonra özellikle Doğu Karadeniz ve Trakya Bölgesinde -Trakya Bölgesi de çok önemli bu arada- tümör vakalarının artması, Çernobil’in bize ciddi zararının dokunduğunun göstergeleridir. Ama radyasyonun verdiği zarar bir günde ortaya çıkmıyor. Vücuda alınan radyasyona bağlı değişiklikler, vücutta özellikle DNA kırıkları yaratarak, direkt ve indirekt hasarlara yol açıyor, ortalama 10 yıl ve sonrasında tümörlerin oluşmasına neden olabiliyor. Ama bu, nükleer santrallerin getirdiği ve bizim basından da sıklıkla bildiğimiz radyasyon kazaları sonrasında olan bir durum. Atom bombası sonrası Japonya’daki mide tümörü vakalarının çok olması da bunlara bir örnek. 10-20 yıl sonra başlayan tümör vakaları bunlar. Yine lösemilerin, kan kanserlerinin yükselmesine neden olabiliyor. Dolayısıyla radyasyon bu çeşit maruziyette zararlı. Fakat radyasyonla tedavide biraz daha farklı bir durum var. Burada, gelişmiş teknolojideki cihazlarla tümörlü bölgeler üzerinde tedaviler yapılıyor. Bu tedavilerde, üç boyutlu radyoterapi ve yoğunluk ayarlı radyoterapilerle hatta görüntü kılavuzluğundaki ışınlamalarla tümörler daha doğru tespit edilip normal dokular daha iyi korunarak, daha etkin dozlar uygulanabiliyor. Bu tedaviler tümörü aynı ve benzer mekanizmalarla öldürüyor ve normal dokulara yan etki yapmadan, zarar vermeden bunu yapabiliyorlar. Dolayısıyla radyasyon tedavisi, nükleer santraller sonrası radyasyon maruziyetinden farklı bir şey. Ama bizim bildiğimiz radyasyon bu olduğu için, tabii, direkt bu konu akla geliyor.
Radyasyonun tedavide kullanımı ve kanser türlerine göre etkileri nasıl?
Radyasyon tedavileriyle günümüzde pek çok tümör radikal olarak, yani kür amaçlı tedavi edilebiliyor. Mesela, bunlardan bir tanesi geniz (nazofarenks) tümörleridir. Radyasyonla kür elde edilebilir. Sadece geniz bölgesine yapılan radyoterapiler bu bölgedeki hastalığı tamamen yok ederler ve hasta ameliyat olmasına gerek olmadan hastalıktan kurtulabilir.
Yine kadınlardaki rahim ağzı kanserleri özellikle genç yaşta görülür ve aktif dönemde görülen tümörlerdir.
Radyoterapiye çok duyarlıdır ve radikal radyoterapiyle kür elde edilir. Yine belli grup prostat kanserleri ameliyatsız olarak, radyoterapiyle tedavi edilebilir ve hasta başka tedavi ihtiyacı olmadan hastalıktan kurtulabilir. Tam kürdür, şifadır bu, dolayısıyla etkin tedavi yöntemleridir; yeter ki doğru bir şekilde uygulansın ve etkin dozlar hastaya normal dokularını maksimum koruyarak verilebilsin. Bütün olay burada. Yani uygulama koşulları, kontrollü uygulanması ve iyonize radyasyonla tedavi koşullarını sağlayarak, uygun hastalıklarda kür şansımız yüksek. Onun için, radyasyon tedavisi bir radyasyon maruziyeti değil ve günümüzde pek çok tedavi şeklinde kullanılıyor. Bu bahsettiğim radikal kür amaçlı tedavilerin yanında, bazı durumlarda da diğer tedavilere ön tedavi ya da sonrasındaki tedavi olarak kullanırız. Mesela, rektum tümörü, yani makat bölgesi tümörlerinde, hastalık hemen hemen her evresinde öncesinden yaptığımız radyoterapi ve bazen beraberinde verdiğimiz ilaçlar hastalığı güzel küçültür, tam olarak kür sağlayabilir. Bir grup hasta hiç ameliyat olmaz, bir grup hasta da iyi koşullarda ameliyat olarak, hastalıktan yüzde 70’in üzerinde kurtulabilir. Dolayısıyla cerrahi tedavilere ön tedavi olarak yapabiliriz ya da cerrahi tedavi sonrası, mesela meme koruyucu cerrahi yapılan hastalarda mikroskobik hastalığı önlemek ve hastalığın memede nüks etmemesi-yinelememesi için, hastanın hayatta kalma süresini uzatmak için radyoterapiler yapılır ve uygun koşullarda herhangi bir yan etki gözlenmeden de günümüzde yapılabilir. Bu şekilde de meme tümörlü hastalarda yineleme yüksek oranda önlenir ve bu hastaların hayatta kalma süreleri de ciddi oranda uzar. Dolayısıyla radyasyondan korkmaktan ziyade, doğru kullanımını ön plana çıkararak tedavide bu etkin yöntemi kullanmalıdır. Şu an tümörlü hastaların yaklaşık yüzde 80’ine yapılması gereken bir yöntemdir.
Ülkemizde hangi merkezlerde radyoterapi alma imkânı var?
Yurdumuzda 38-39 ilde şu an radyasyonla tedavi yapma imkânımız var ve teknolojik donanıma da bakılınca, eski dönemdeki Kobalt 60 cihazları hemen hemen hiçbir yerde artık kalmadı. Son kobalt da söküldü diye biliyorum. Artık bu 38-39 ilde de lineer akseleratörler kullanılarak, üç boyutlu konformal radyoterapi ve pek çoğunda da yoğunluk ayarlı radyoterapi yapılabiliyor. Ama radyoterapi teknolojisi her gün değişen ve gelişen bir teknoloji. Burada, son dönemlerde özellikle bazı yerlerde özel merkezlerde yapılan nokta atışı tedaviler var. Bunlarda 5-6 haftalık tedavi dönemlerini 1 günde, 3 günde, 5 günde, çok yoğun, kısa sürede tamamlama imkânı veriliyor. Günümüzde artık erken evre akciğer tümörleri gibi ameliyatla tedavi olan tümörlerde de bu nokta atışı tedaviler ameliyatla benzer şekilde hastalığı kontrol edebiliyorlar. Buna biz stereotaktik beden radyoterapisi diyoruz ve pek çok yerde yapılmaya başlanıyor. Gelişen teknolojilerle beraber, Türk Radyasyon Onkolojisi Derneği olarak da bu konuda ciddi eğitimler veriyoruz ve doğru olarak tedavinin uygulanmasını, gelişen teknolojilere de iyi adapte olunarak, tedavileri doğru uygulama konusunda da tüm üyelerimizin eğitimlerine yoğun olarak devam ediyoruz.
Aslına bakarsanız, bölge olarak radyoterapi teknolojilerinin ve cihaz donanımının çok olduğu bir bölgedeyiz. Çünkü özel sektör ve üniversitelerin daha üzerinde, teknolojilerini hızla yenileyerek bu konuya ciddi baskıyla gidiyorlar. Tabii ki teknoloji, radyasyon onkolojisinde çok önemli; fakat atlanan bir husus, son modern cihazlara da sahip olabilirsiniz, cihazı kullanmayı bilmiyorsanız, hiçbir anlamı yok. Yani Ferrari alabilirim ama araba kullanmayı iyi bilmem lazım; yani Ferrari aldım diye, araba otomatik gitmeyecektir. Murat 131 ile her yere gidebilirim, BMW’yle de gidebilirim. Gitme sürem, gidiş konforum, yolcuların konforu, kullandığım benzin, hepsi gelişen teknolojiyle bağlantılı olarak anlam kazanıyor, aynen radyoterapide de böyledir.
Özellikle günümüzde eğitim araştırma kurumlarında ve üniversitelerde teknik donanımların biraz geride kalması, halkımızı özel sektöre daha çok yönlendiriyor. Ama özel sektörde de bu işi bilen ekiplerin bunu yapması lazım. Son model cihaz tedaviyi kendi yapmıyor. Bu algı yanılsamasının da önüne geçmekte büyük fayda var.
Bu konudaki teknolojik gelişmeler her geçen gün yeni ümitleri de beraberinde getiriyor diyebilir miyiz?
Radyasyon onkolojisi her dönem gelişmekle beraber, özellikle 2000’li yılların başından itibaren çok hızlı gelişme kaydetti. Bilgisayarlı tomografinin işin içine girmesi, bilgisayarlı sistemlerin gelişimiyle günümüzde tümörleri takip eden, tam tümörü hedefleyerek tedavi yapabilen ve yan etkileri de minimuma indiren teknolojiler var. Şu an Türkiye’deki teknolojiler Amerika ve Avrupa’nın iyi merkezleriyle eş donanıma sahip. Yurdumuzda olmayan proton teknolojisi var; onun da hasta alım kriterleri oldukça sınırlı. Acil olmasına gerek var mı; çok da yok görünüyor. Olan hastalar konusunda da destek alabiliyoruz. Dolayısıyla yurdumuzda, mutluyuz ki, 37-38 merkezde en iyi koşullarda radyoterapi, radyasyon onkolojisi tedavileri yapılmakta. Ama biz de dernek olarak hemen hemen her ay yaptığımız eğitim toplantılarıyla boşlukları tamamlamaya çalışıyoruz. Her yer İstanbul, Ankara değil tabii. Büyük merkezlerin dışındaki üyelerimize de eğitim hizmetini götürmek için çabalamaktayız. Olgu toplantılarımız ve aylık eğitim toplantılarımız var, yıllık büyük kongrelerimiz var ve tüm bu toplantılarda da gelişmiş teknolojileri, radyasyon onkolojisindeki gelişmeleri çağa ayak uydurur biçimde üyelerimizle de paylaşıyoruz.
MR’ın Türkiye’de çok olduğu ve gereksiz kullanıldığıyla alâkalı söylentiler var. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Bazı çekinceler de beraberinde geliyor…
Bence de öyle. Tanı amaçlı teknikler, bilgisayarlı tomografiler, MR’lar, PET-BT’ler Avrupa’nın pek çok yerinden daha fazla olarak bizde bulunmakta ve artık konvansiyonel yöntemlerle hasta geldiği zaman tanı koymayıp, direkt BT, MR, PET, en son teknoloji tanı yöntemleri kullanılıyor. Aslında buradaki en önemli aymazlık şu: Bu tetkikleri gerektiği kadar kullanmamız lazım. MR’larda herhangi bir radyasyon maruziyeti yok ama bilgisayarlı tomografiler ve özellikle PET-BT’lerdeki radyasyon maruziyeti çok fazla. Ancak, kanser hastalarında evreleme amacıyla belli tetkikleri daha özenle seçip kullanmak lazım. Burada doktor ve yeni meslektaşlarımızın atladığı, hastaya dokunmamaları, muayene etmemeleri ve tanıyı koymak için hemen tetkike başvurmaları. Ben de bir miktar fazla kullanıldığını düşünüyorum ama gerektiği kadar kullanmak da çok önemli. Kanser hastasının pek çok tipinde evreleme amacıyla PET-BT yapılmalı; ama mesela, çok erken dönemli bir meme tümörü, çok erken evre ve iyi patolojik tipte olan bir hastada da gereksiz PET ve BT çekmekten imtina etmek lazım. Yine bilgisayarlı tomografilerin sıklığını 6 ayda bir, yılda 1 gibi periyotlarla yapıp, çok sık kullanmamak gerekir. Ancak, özel durumlarda bunu kullanmak lazım. Yani teknolojik tanı yöntemlerini kullanalım, aşırı kullanmayalım ama doğru tanı koyalım. Hastanın muayenesini, şikâyetlerini dinlemeyi, hastaya dokunmayı da unutmamak gerekiyor tabii.
Günlük hayat içinde tıbbi gereklilikler dışında istemeden radyasyon almamız söz konusu mu?
Aslına bakarsanız, pek çok başka şeylerden de radyasyona maruz kalıyorsunuz. Cep telefonlarının radyasyonu daha farklı belki, ama tomografiler kadar uzak yol uçuşlarında da radyasyona maruz kalınıyor. Tomografi çekmek, hastalığın tanısı ve değerlendirmekte çok önemliyken, bazı hastalar tomografi çekmek istemiyorlar; ama bunun yanında, sırf turistik gezi için Amerika’ya gidiyorlar. Bu da bir radyasyona maruziyet. Onları da atlamamak gerekiyor. 10 saatin üzerindeki belli irtifaın üstündeki uçuşlarda da alınan radyasyon tomografilerle benzer hatta bazen daha yüksek. Dolayısıyla buna da dikkat etmek lazım.
Buradaki en önemli sıkıntılardan biri mamografi çekimlerinde. Mamografi, meme kanseri tanısı için önemli bir yöntem. 40 yaşından sonraki kadınlarda mamografi çekmeyi öneriyoruz ve de 8 kadından birinde meme tümörü görülüyor günümüzde. Biz bu tümörü mamografiyle erken evrede yakalarsak, hastanın hayatını kurtarabiliriz. Ama bazı kadınlar “Mamografiden de radyasyon alacağım” şeklinde, bu tetkiki yaptırmayabiliyorlar. Onun için, halkı yanlış yönlendirmemek lazım. Dijital mamografiler günümüzde sık kullanılıyor ve uygun koşullarda da çekildiği zaman radyasyon maruziyetleri azdır; ama buradan biz erken evre bir meme kanserine tanı koyarsak hastanın hayatı kurtulur. Onun için, gerektiği kadar yapmakta da fayda var.
Mikrodalgaların da radyasyon maruziyetinin çok fazla olduğu söyleniyor…
Buradaki radyasyon maruziyeti ve radyasyon dalga boyları daha farklı ve mesafeler önemli. Mesela, cep telefonu radyasyonundan, evet, yanımızda taşımayalım, gece yatarken yastığımızın altında olmasın ve 12 yaş öncesindeki çocukların kullanması zararlı. Buradaki mesafe çok önemli. Cep telefonundaki radyasyonun mesafeyle ters orantılı bir radyasyon özelliği var; yani eğer ben cep telefonunu kendimden uzak tutarsam, hoparlörle konuşursam ya da kabloyla konuşursam ya da kulaklıkla konuşursam, radyasyon maruziyetini düşürüyoruz; ama uzun süreli kulağımıza yapıştırarak kullanmak, radyasyon maruziyetini artırıyor ve beyin tümörü, özellikle temporal lob tümörleri için etken olabilir. Onun için de özellikle 12 yaş altı kullanmamamız lazım. Uzun süre yakın temas ederek konuşmamak, uzun süreli konuşmamak lazım, yakın temas ettirmemek lazım ve gece de çok yakınımızda tutmamak gerekiyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.