Ana sayfa - Manşet - Kan Ağlayan İslam Beldesi Keşmir / Prof. Dr. Halil Toker

Kan Ağlayan İslam Beldesi Keşmir / Prof. Dr. Halil Toker

Keşmir’in tarihi akla hayale gelmeyen zulümlerle dolu… Pek çok insan tarafından da bilinmiyor. Üstelik bu acılar devam ediyor. Bir türlü bitmeyen bu acılı dönemden bahseder misiniz?

16 Mart 1846 tarihinde Keşmir, halkıyla birlikte satıldı. İnsanlıktan uzak ve vahşi olarak kabul ettikleri bölgeleri işgal edip, bu zavallı insanlara sevgiyi, insani değerleri ve modern bilimin ışığını götürdüklerini iddia eden İngilizler, Keşmir’i, üzerinde yaşayan halkıyla birlikte, zalimliğiyle ünlü Hindu racası Gulab Singh’e sattılar.

9 Mart 1846’da Lahor Antlaşmasıyla savaş tazminatı olarak Sihlerden alınan, Müslüman çoğunluğun yaşadığı Keşmir, sadece bir hafta sonra, 16 Mart 1846’da Hindu bir racaya satıldı. Amritsar Antlaşması adı verilen utanç belgesinde Keşmir ve Keşmirliler için biçilen değer 7,5 milyon Rupi gibi komik bir rakama ek olarak her yıl İngiliz Hindistan Genel Valisine gönderilecek bir at, iyi cinsten 12 tiftik keçisi ve üç parça Keşmir şalıydı.

Kendisi de Keşmir asıllı olan Muhammed İkbal, Amritsar utanç belgesiyle masum ve çaresiz Müslüman Keşmir halkının acımasız bir Hindu yöneticiye satılmasıyla ilgili derin üzüntüsünü bir beytinde şu şekilde ifade etmektedir: “Köylüyü, tarlayı, ırmak ve caddeleri sattılar, bir ulusu sattılar, hem de ne ucuza sattılar.”

İngilizlerin maharaca ya da mihrace unvanıyla taltif ettikleri Raca Gulab Singh, Müslüman Keşmir halkına akla hayale gelmeyecek vahşice yöntemlerle zulmetti. Onun bıraktığı bu sefil zulüm mirası, son maharaca Hari Singh de dâhil olmak üzere, Cammu ve Keşmir’i yöneten tüm halefleri tarafından -mübalağasız- zevk alınarak devam ettirildi.

Vahşice yöntemler ifadesi abartılmış gibi gelse de, uygulanan yöntemler düşünüldüğünde, vahşice ifadesi bile hafif kalmaktaydı. Maharaca Gulab Singh, baskı ve zulme dayanamayıp ayaklanan Keşmirlilerin liderleri, Serdar Milli Han ve Sebz Ali’yi bir ağaca bağlatarak, derilerinin yüzülmesini emretti. Emre göre, iki özgürlük savaşçısının bu cezası kafalarından değil de ayaklarından başlanarak uygulanacaktı. Çünkü bu işlem kafadan başlansa bu iki bahtsız hemen ölebilirdi. Yapılan bu acımasız infazı sadistçe bir zevkle izleyen Gulab Singh, daha sonra bu zulüm mirasını devralacak küçük yaştaki oğluna da zorla bu vahşeti seyrettirdi.

Sihler döneminde olduğu gibi, Gulab Singh’in kurduğu Dogra Hanedanı döneminde de Keşmirli Müslümanların bir hayvan kadar dahi değeri yoktu. Bir Müslüman öldürüldüğünde, cinayeti işleyen 10 Rupi gibi bir cezayla kurtulurken; bir ineği kesen ya da kestiği iddia eden bir Müslüman, kızgın yağa atılarak ya da yakılarak idam edilmeye başlanmıştı. 1920’lerde ölüm cezası önce 10 yıla, sonra da 7 yıl hapis cezasına çevrildi.

Keşmir’de şoven Hindu maharacalar döneminde Hindular tarafından kutsal kabul edilen inekleri öldürenlerin cezası ölümken, 1920 sonrasında hapis cezasına çevrilmiştir. İşin acı yanı, günümüzde yüzlerce Müslüman’ın katledildiği Gücerat Olaylarında büyük payı bulunduğu iddia edilen Hindistan Başbakanı Modi’nin başkanlığını yaptığı Hindistan Halk Partisi (BJP) yönetimindeki Hindistan’da, birkaçı dışında, hemen hemen tüm eyaletlerde inek öldürmek yüksek para ve hapis cezası gerektiren ağır suçlar kapsamına alınmıştır. Bu yetmezmiş gibi, çoğunluğunu BJP ve yan kuruluşu sayılabilecek ve yapılanma itibarıyla Hitler Almanya’sının SS birlikleri gibi faaliyet gösteren Ulusal Gönüllü Organizasyonu (RSS) grupları tarafından Müslümanların katledilmesi için inek öldürmek bir bahane olarak kullanılmaktadır. Artık BJP Hükümetinin verdiği gizli destekle, bu şoven Hindu çeteleri, çoğunlukla Hint lobisinin ve medyasının önünde, inek öldürmek ya da inek kaçakçılığı yapmak suçlamasıyla, özellikle Müslümanlar ve Dalit adı verilen kast dışı insanları linç etmekte, kadınlarına tecavüz edip, ev ve işyerlerini yağmalamaktadırlar.

Hindu Dogra Hanedanı döneminde Müslümanlar yaygın bir şekilde zorunlu ırgatlık, diğer bir deyişle kölelik uygulamasına tabi tutuluyorlardı. Evlerine baskın yapılarak ırgat, yani köle haline getirilen Keşmirli erkekler, çalıştırılmak üzere Cammu ve Keşmir Devletinin diğer bölgelerine götürülüyorlardı. Son derece kötü şartlar altında tutulan bu zavallı Keşmirlilerin çoğu, evlerine bir daha dönemiyorlardı.

Genel vergiler dışında, Keşmirli Müslümanlara özel vergiler de yürürlüğe konulmuştu. Eve pencere takma vergisi, evde ocak bulundurma vergisi ve hatta eş vergisi gibi akla hayale gelmeyecek vergiler zorla Müslümanlardan alınmaktaydı. Bu vergileri ödememe ya da protesto etmenin cezası ise ya hapis ya da ölümdü.

Dogra Hanedanı mensupları, Müslümanlardan öylesine nefret ediyorlardı ki, Gulab Singh’in oğlu Maharaca Ranber Singh döneminde, 1877 yılında başlayan kuraklık ve kıtlık günlerinde hiçbir şekilde Müslüman halka yardım edilmedi. Hatta Maharacanın emriyle, açlık çeken halk kayıklara doldurularak Valar Gölü’nün ortasına götürülüp boğduruldu. Bu dönemde Keşmir’in Müslüman halkının üçte ikisi yaşamını yitirdi.

  1. yüzyıl, tüm dünya için olduğu gibi, Cammu ve Keşmir için de değişimin habercisiydi. Hindistan’da İngiliz yönetimine başkaldırış ve siyasi bilinçlenmenin etkileri, eğitim almak amacıyla Hindistan üniversitelerine giden Keşmirli gençler aracılığıyla Cammu ve Keşmir’de de kendisini hissettirmeye başladı. 1908’de kurulan Tüm Hindistan Keşmirli Müslümanlar Birliği, 1909’da Cammu’da kurulan Genç Erkekler Müslüman Derneği, 1930’da kurulan Okuma Odası Derneği, 1932’de kurulan Tüm Cammu ve Keşmir Birliği, 1939’da kurulan Ulusal Keşmir Birliği bunlardan sadece birkaçıydı.

O günlerde özellikle teşkilat kabiliyeti yüksek ve atılgan bir genç olan Şeyh Abdullah, Keşmir’in siyasi hayatında söz sahibi olmaya başlamıştı. Önceleri Keşmir Aslanı lakabıyla ün salan Şeyh Abdullah, sonraları, yakın arkadaşı Cevahirlal Nehru’nun oyununa gelerek Keşmir’i Hindistan’a satmakla suçlandı.

Keşmir’de siyasi bilinçlenme arttıkça demokratik haklar ve insani yaşam talepleri de yükseldi. Bu taleplere paralel bir şekilde Dogra yönetiminin baskıları hızla arttı ve gün geçtikçe bu baskılar insan kıyımına dönüştü.

Vahşetin boyutları bununla kalmıyor tabi… Devamında da çok acı olaylar var…

“21 Şehitle tamamlanan ezan” ve “Bir haftada 600 bin Müslüman’ın katledilmesi”

29 Haziran 1931’de Srinagar’da bulunan Seyyid Ali Hemedani Dergâhında yaptığı konuşmada halkı Maharaca Hari Singh yönetimine karşı ayaklanmaya teşvik ettiği suçlamasıyla tutuklanan Abdülkadir Han’ın 13 Temmuz’daki davasını takip etmek için Srinagar Merkez Cezaevi etrafında büyük bir kalabalık toplanmıştı. Namaz vakti geldiğinde bir Keşmirli ayağa kalkarak ezan okumaya başladı; fakat Dogra askerleri tarafından vurularak şehit edildi. Bunun üzerine bir başkası ayağı kalkarak ezana kaldığı yerden devam edince, o da Dogra askerleri tarafından vurularak şehit edildi. Yerine başkası kalkıp ezana devam etti. O ezanın bitirilebilmesi için 21 Keşmirli şehit edildi, ama nihayetinde ezan tamamlandı, ardından da şehirde karışıklıklar baş gösterdi. 13 Temmuz 1931, Cammu ve Keşmir’in siyasi tarihinde önemli bir dönüm noktasıydı.

1947 yılına gelindiğinde, Büyük Britanya İmparatorluğu, İkinci Dünya Savaşı’nın getirdiği olumsuz şartlar neticesinde artık sömürgelerini elinde tutmaya gücünün yetmediğini fark etti. Bunların başında da Hindistan alt kıtası geliyordu. O dönemdeki İngiliz Hindistan Genel Valisi Lord Mountbatten ve eşi Leydi Mountbatten’ın Hindistan’ın ilk başbakanı Cevahirlal Nehru ile olan yakın ilişkileri ve birçok İngiliz devlet adamında görülen ve Mountbatten Ailesinin devraldığı geleneksel Müslüman düşmanlığı Pakistan’ın aleyhine işlemişti. Mountbatten, Pakistan’ı daha beşikteyken boğmak istediği için, 1948’de yapılması gereken yetki devrini 1947 Ağustos ayına çekmişti. Hindistan’ın Keşmir’e kolay ulaşabilmesini temin için, ezici Müslüman çoğunluğunun yaşadığı bölgeler dahi bir kalem oyunuyla Hindistan’a bırakılmıştı.

1947 yılında, Hindistan ve Pakistan, Büyük Britanya İmparatorluğundan özgürlüklerini kazanmaya doğru ilerlerken, Britanya’nın doğrudan yönetimi altında olmayan ve fakat belli antlaşmalar çerçevesinde ilişkilerini sürdürdüğü 565 yerel devletin geleceğine bir çözüm arandı. Bulunan çözüm, bu devletlerin kendi geleceklerini kendilerinin belirlemesiydi. Tabiatıyla, Hindu yöneticilere sahip yerel devletler Hindistan’ı, Müslüman yöneticileri bulunan yerel devletler Pakistan’ı tercih etti. Bu ilhak prosedürü sürerken, 3 devletin durumu diğerlerinden çok farklıydı. Bu 3 devletten Cunagar ve Haydarabad’da yöneticiler Müslüman ve halkın çoğunluğu gayrimüslimdi, Cammu ve Keşmir’de ise yönetici Hindu ve halkın ezici çoğunluğu Müslüman’dı. Hindistan Hükümeti, tüm antlaşmaları hiçe sayarak, aslında bölge halkları tarafından bir talep gelmemesine rağmen, Hindu halkının isteği ve arzusu bahanesiyle Haydarabad ve Cunagar’ı polis operasyonlarıyla ele geçirdi ve bu devletlerde bir Müslüman katliamı yaşandı. Cammu ve Keşmir’de ise tam tersine, Hindu maharacanın daveti bahane edilerek, Keşmir halkının istekleri hiçe sayıldı ve Keşmir Hint silahlı güçleri tarafından işgal edildi.

Hindistan propaganda mekanizması her ne kadar Cammu ve Keşmir’de her şey yolundayken ve huzur ve güven ortamı varken Pakistan askerlerinin Peştu kabile üyeleriyle birlikte Keşmir’i işgale başladığını, bunun üzerine de Maharaca Hari Singh’in katılım belgesini imzalayarak Hint ordusunu Keşmir’e davet ettiğini iddia etse de kaynaklar durumun hiç de böyle olmadığını göstermektedir. Çünkü Peştu kabile üyeleri Keşmir’e girmeden 5 gün önce, Maharaca Hari Singh’in emriyle Cammu ve Keşmir’de Müslümanlara karşı etnik temizlik başlatılmış ve Cammu’da bir hafta içerisinde 600 bin Müslüman acımasızca katledilmişti. Keşmir Vadisinde de Hindu yönetimine sorun çıkaracağı düşünülen bölgelerde Müslümanlar öldürülmeye başlanmış, ama Keşmir halkı silahlı direnişle buna karşılık vermişti. O dönemki Batılı kaynaklardan elde edilen bilgi ve belgelere göre, özellikle Cammu katliamından kaçan Müslümanlar, Peşaver gibi, Peştuların bulunduğu bölgelere sığınmıştı. Müslümanlara yapılan zulümlere dayanamayan Peştu kabile üyeleri, Pakistan’dan ve bugün olduğu gibi, o dönemde de Hindistan’la çok samimi ilişkiler geliştiren Afganistan’dan Keşmir’e akın etmişlerdir. Dönemin Afganistan Hükümeti bu akını durdurmak istediyse de kabile üyelerinin Afgan ordusuyla dahi çatışmayı göze alacağını görünce çaresiz kalmıştır. Yani dönemin Batı menşeli birinci el kaynakları, Hindistan’ın, “Önce Pakistan ordusu destekli Peştu kabileleri Keşmir’e girdi, biz de ondan sonra bölgeyi kurtarmaya gittik.” iddiasını boşa çıkartmaktadır. Yine Keşmir sorunuyla ilgili detaylı çalışmaları bulunan, konunun otoritelerinden Alastair Lamb, yaptığı araştırmalar neticesinde Maharaca Hari Singh’in 26 Ekim 1947’de imzaladığı iddia edilen katılım belgesinin tamamıyla düzmece olduğunu kanıtlamıştır. Land, Hindistan’ın Keşmir’in başkenti Srinagar’a uçakla asker indirmesinin başladığı 27 Ekim 1947 sabah saatlerinde Hari Singh’in daha Hindistan’a varmadığını ifade etmektedir. Gerçekten de 26 Ekimde tüm dünyadan ilişiği kesik Maharaca nasıl olmuş da yoldayken Hindistan’ın başkenti Yeni Delhi’de hazırlanan Hindistan’a katılım belgesini imzalamıştır?

Hindistan Hükümeti, bir taraftan Keşmir’i işgal ederken, diğer taraftan da mazlum taraf olarak 1 Ocak 1948’de Pakistan’ı Birleşmiş Milletler örgütüne şikâyet etti. Böylelikle 18 Mart 1948’de üç maddelik bir antlaşma metniyle başlayan Keşmir’in Birleşmiş Milletler serüveni değişik dönemlerde alınan karar metinleriyle devam edip geldi.

Karar metinleri bir işe yarasın ya da yaramasın, tüm karar metinlerinde Keşmir halkının self determinasyon hakkına sahip bulunduğunun ve Keşmirlilerin bir halk oylamasıyla kendi geleceklerini belirlemesi gerektiğinin altı çizilmektedir. Fakat Hindistan Genel Valisi Mountbatten, Maharaca Hari Singh’in imzaladığı söylenen belgeyi plebisit yapılacağı şartıyla kabul etmişken, Hindistan Başbakanı Cevahirlal Nehru defalarca Keşmir halkına kendi geleceğini belirleme imkânının verileceğini ifade etmişken ve ortada tekrar tekrar alınmış Birleşmiş Milletler örgütü kararları varken, Hindistan, zaman içerisinde, verdiği tüm sözleri unutmuştur.

27 Ekimde, Hindistan, Cammu ve Keşmir’i işgale başlamış ve Hindistan’ın seküler bir devlet yapısına sahip olacağını ve Keşmir halkına en kısa sürede self determinasyon hakkının verileceğine inanan Şeyh Abdullah gibi Keşmirlilerin yardımıyla vadinin büyük bir kısmını ele geçirmiştir. Şeyh Abdullah, çok yakın dostu zannettiği ve kısa süre içerisinde Keşmir’de hükümet kurmasına izin vereceğini düşündüğü, Hindistan’ın kendisi de Keşmirli bir Pandit aileden gelen ilk başbakanı Cevahirlal Nehru’nun gerçek planının ne olduğunu acı bir şekilde öğrenmiştir. Hindistan işgalinin başladığı günlerde Nehru’yla birlikte Srinagar meydanlarında, “Burası bizim ülkemiz, biz yöneteceğiz” naraları atan Şeyh Abdullah, kısa bir süre sonra Cammu ve Keşmir’in self determinasyon hakkını talep ettiği için, aziz dostu Cevahirlal Nehru’nun emriyle yıllarını cezaevinde geçirmek zorunda kalmıştır.

“Şunu açık bir şekilde belirtmek isterim ki, bu acil durumda Keşmir’e yaptığımız yardım sorunu, devleti Hindistan’a katılım konusunda etkilemek amacını gütmemektedir. Defalarca kamuoyuna açıkladığımız gibi, ihtilaflı bölge veya devletlerin ilhakı sorunu halkların arzuları doğrultusunda karara bağlanacaktır ve biz bu görüşe saygı duyuyoruz.” Hindistan Başbakanı Nehru, 27 Ekim 1947.

“Keşmir, ne Hindistan’ın ne de Pakistan’ın malıdır, o Keşmir halkına aittir. Keşmir Hindistan’a katıldığında, Keşmir halkının önderlerine, kendilerinin alacağı halk oylaması sonucuna tam manasıyla bağlı kalacağımızı açıkça belirttik. Onlar Keşmir’i terk etmemizi isterlerse oradan çekilmekte hiçbir tereddüdümüz olmaz. Biz konuyu Birleşmiş Milletlere götürdük ve barışçıl bir çözüm için onur sözü verdik. Büyük bir ulus olarak biz bu sözden geri dönmeyeceğiz. Biz sorunun nihai çözümünü Keşmir halkına bıraktık ve onların kararlarına uyma konusunda ısrarlıyız.” Hindistan Başbakanı Nehru, 2 Ocak 1952.

Bu ve bunun gibi beyanlarla dünyayı ve Keşmir halkını oyalayan Cevahirlal Nehru ve Hindistan Hükümeti, önce Keşmirlilerin siyasi haklarını ellerinden almış, ekonomisini tamamen kendisine mecbur bırakmak için çökertmiş ve askeri operasyonlarla bölge halkına Dogra Hanedanı dönemini aratmayacak bir kâbusu yaşatmaya başlamıştı. Böylece Hindistan yöneticileri nazarında onur sözü ifadesinin hiçbir anlamı bulunmadığını kanıtlamışlardı.

1947 yılından itibaren Hindistan ile Pakistan Keşmir konusunda çeşitli dönemlerde savaşa girmişlerdir. 1947 yılında Hindu maharaca Hari Singh’in Müslüman Cammu ve Keşmir halkına soykırım uygulamasıyla birlikte başlamış olan savaş, Birleşmiş Milletler kararlarıyla ateşkese bağlanmıştır. İki ülke arasında ateşkes paktıyla, Keşmir, Pakistan yönetimindeki Keşmir, yani Azad Keşmir ve Hindistan yönetimi altındaki Keşmir, yani işgal altındaki Keşmir olmak üzere ikiye ayrılmıştır.

1962 Çin-Hindistan Savaşı:

1951’de Çin’in Tibet’i yönetimi altına almasından sonra sınır komşuları haline gelen Çin ile Hindistan arasında baş gösteren Aksay Çin bölgesi üzerindeki antlaşmazlıklar 1962’de savaşa dönüştü ve Çin, Hint ordusunu yenilgiye uğratarak hızlı bir şekilde Hindistan topraklarına girdi. Nedeni bilinmeyen sebeplerden, Çin, 21 Kasım 1962’de tek taraflı ateşkes ilan ederek Asan bölgesinde 20 kilometre geri çekildi.

1965 Savaşı:

Çin karşısında aldığı ağır yenilginin psikolojik ezikliğini üzerinden atmak isteyen Hindistan, Pakistan’ın Keşmir’de operasyon başlattığını ileri sürerek sivil yerleşim bölgelerini bombaladı ve baskın bir saldırıyla Lahor üzerine yürüdü, fakat Pakistan ordusu tarafından durduruldu. Birleşmiş Milletlerin arabuluculuğuyla ateşkes sağlandı ve ardından, 10 Ocak 1966 tarihinde Taşkent Deklarasyonu imzalandı.

1971 Savaşı:

1971 Savaşı her ne kadar başlamadıysa da Keşmir de bu savaşın cephelerinden biriydi. O döneme kadar Doğu Pakistan diye anılan Bangladeş’te çıkan huzursuzlukları ve ayaklanmaları fırsat bilen Hindistan, Doğu Pakistan’a asker göndererek Bangladeşli ayrılıkçılara destek verdi ve nihayetinde Doğu Pakistan’daki Pakistan ordusu teslim olmak zorunda kaldı. Pakistan ile Hindistan arasında imzalanan Simli Antlaşmasında Keşmir’deki mevcut durum teyit edildi.

Siyaçin Buzulu Sorunu:

1986 yılında Cammu ve Keşmir’in bir parçasını oluşturan 6700 metre yükseklindeki Siyaçin Buzulu için iki ülke arasında yine bir savaş çıktı. Fakat ağır doğa şartları altında devam eden savaşta iki taraf da büyük zayiatlar verdi ve savaşın kazanan tarafı olmadı.

1999 Kargil Savaşı:

Bu savaş 1999’da Pakistan tarafının Kargil bölgesine girmesiyle başladı ve Hindistan tarafının düzenlediği “zafer operasyonu” sonucu Pakistan ordusunun bölgeden çekilmesiyle savaş son buldu.

Hindistan tarafı her ne kadar Maharaca Hari Singh ve Keşmirli önderlerin davetiyle Keşmir’e asker gönderdiğini, güvenlik sağlanır sağlanmaz halkoylaması yapılarak Keşmir halkının arzu ve isteklerine saygı gösterileceğini defalarca dünya kamuoyuna ilan ettiyse de attığı her adımda Keşmir’deki işgalini kalıcı hale getirmeyi hedefledi.

1947’den itibaren Keşmirlilerin siyasi hakları yavaş yavaş ellerinden gasp edildi. Yapılan her seçime hile karıştırıldı ve Hindistan işgaline en ufak itiraz şiddetle bastırıldı. Hatta Keşmir’in işgaline aracı olan Şeyh Abdullah ve yandaşı Keşmirli liderler, sevgili dostları tarafından yıllarca hapishane hücrelerinde yatmak zorunda bırakıldı. 1977 ve 1978’de birbiri ardına çıkarılan Cammu ve Keşmir Güvenlik Yasası ile Halk Güvenlik Yasası, Hindistan’ın siyasi ve barışçıl girişimlere dahi katlanamadığının bir göstergesiydi.

Keşmir halkı, sürekli bahane edilerek sinsi mizansenler sergilenmiş anlaşılan!..

“1989-2016 tarihleri arasında 100 bine yakın Keşmirli Öldürüldü.”

Evet, nihayetinde tüm siyasi hakları ellerinden alınan, en ufak itirazları polisiye tedbirlerle bastırılan, işsizlik ve ekonomik sıkıntı içerisinde boğuşan Keşmirliler artık siyasi eylemlerle bir sonuç alınamadığını gördüler, bu da silahlı mücadelenin fitilini ateşledi. Hindistan’ın Bombay şehri merkezli Uluslararası İnsan Hakları Derneği üyesi ve ünlü insan hakları savunucusu Gautam Navlakha’nın ifade ettiği gibi, bu maddi olgu durumu daha da kötüleştirdi. Çünkü artık en ufak muhalefet vatan hainliği şeklinde değerlendirilerek bastırılıyordu. Örneğin, insanlar, 1987’de olduğu gibi, et fiyatlarının artışını protesto ettiğinde, bu kışkırtıcı bir eylem şeklinde algılandı ya da 1987’nin kış aylarında elektrik kesintisi protesto edildiğinde, bu da Cammu ve Keşmir’in ulusal güvenliğine tehdit olarak kabul edildi. Bu ortamda yapılan 1987 Cammu ve Keşmir meclis seçimlerinin sonuçlarına hile karıştırılıp, kazanan adaylar kaybetmiş gibi ilan edildiğinde, seçimde görev yapmış veya muhalefetin adayları için çalışmış gençler, artık oy değil, kurşuna sıra geldiğine karar verdiler.

Keşmir halkı tarafından mücahit ve özgürlük savaşçısı olarak adlandırılan bu gençler, Hindistan ve özellikle 11 Eylül sonrası İslam düşmanlığının yaygınlaştığı Batı ülkelerindeki basın ve yayın organları tarafından “paramiliter unsurlar, Taliban ve El Kaide elemanı” şeklinde yaftalandı.

1989-1990 yılları arasında Cammu ve Keşmir’de Hindistan güvenlik güçlerine karşı savaşan Keşmirli gençlerin sayısı 300’den 10 bine yükseldi; fakat sonrasında sert askeri operasyonlar ve arabuluculuk girişimleri neticesinde hızlı bir düşüş gösterdi. Bunun tam aksine, bölgedeki Hindistan asker ve paramiliter güçlerin sayısı 300 binden önce 600 bine, sonra da 700 bine çıktı.

Hindistan Hükümetinin, etkili bir biçimde kullandığı basın ve yayın kuruluşları vasıtasıyla, dünyaya, Pakistan destekli militanlar, teröristler ya da El Kaide militanlarıyla mücadele ettiği algısını dayattığı Haziran 1989 ile 31 Aralık 2016 tarihleri arasındaki dönemde Hindistan güvenlik tarafından 94 bin 597 Keşmirli sivil öldürüldü. 7077 Keşmirli tutuklulukları sırasında gördükleri şiddet dolayısıyla öldü. 139 bin 519 Keşmirli sivil tutuklandı. 22 bin 831 Keşmirli kadın dul kaldı. 107 bin 603 Keşmirli çocuk yetim kaldı. 10 bin 825 Keşmirli kadın ve kız Hint güvenlik güçlerinin tecavüz ve cinsel şiddetine maruz kaldı.

2002 yılında Gücerat Müslümanlarına karşı etnik temizlik olaylarının perde arkasında yer aldığı iddiaları çokça dile getirilen o zamanki Gücerat Eyalet Başbakanı Modi’nin liderliğindeki ırkçı Hindistan Halk Partisi (BJP) Hindistan genel seçimlerini kazandı. Hindistan’da toplumlar ve dinler arası düşmanlığı ve nefreti körükleyerek oy devşiren BJP’nin elinin altında, katiller ordusu sayılabilecek, silahlı ve askeri eğitim almış RSS vardı ve bu örgütün mensupları, linç, yağmalama ve tecavüz yoluyla diğer dinsel ve etnik grupları sindirmek için sıkça kullanıldı.

2019 yılında yapılan Hindistan genel seçimlerini açık üstünlükle kazanan Modi ve Hindistan Halk Partisi, çılgın bir dinsel şovenizmle Müslümanları yok etmek için uğraşan Hindu milliyetçilerinin taleplerine cevap vermek için, Hindistan denetimindeki tek Müslüman çoğunluklu devlet olan Cammu ve Keşmir’in özel statüsüne, Hindistan Anayasasına da aykırı bir şekilde, ayak oyunlarıyla son verdi. Hindistan Başbakanı, bu ilga işleminin Cammu ve Keşmir halkının refah ve mutluluğu için yapıldığını iddia etse de, Keşmir’in statüsünü belirleyen 35/A ve 370 numaralı anayasa maddeleri ilga edilmeden önce, bölgeye asker üniformaları giydirilmiş RSS militanları oldukları iddia edilen ve sayıları on binleri bulan yeni askeri güç gönderilmiştir. Zaten artık şoven BJP Hükümeti ve onun satın aldığı Hindistan medya kuruluşları, Keşmir’in Hindistan’ın ayrılmaz bir parçası olduğu ve Keşmir halkının yok edilmesi pahasına Keşmir’in Hindistan içinde tutulacağını, televizyonlardan, tüm aymazlıklarıyla, insanlıktan çıkmış bir halde, çılgınca çığlıklar atarak ilan ederken, aynı zamanda Hindistan’ın günümüze kadar tüm dünyayı aldattığını açıkça ilan etmektedirler. Bu ırkçılar silah zoruyla ellerinde tuttukları Keşmir’i, sanki kendi ülkelerinin bir parçasıymış gibi, Keşmir halkına rağmen cansiperane savunduklarını söyleyerek, Hindistan yanlısı Keşmirli liderleri dahi ev hapsinde tutmakta ya da cezaevine göndermektedir ve her itiraz edeni de vatan haini ve terörist şeklinde yaftalamaktadır. Çünkü bu hasta zihniyete sahip şoven Hindu milliyetçilerinin beyninde, Hindu kast sistemi dışında kalan tüm insanlar hayvanlardan da değersiz, aşağılık varlıklardır. O nedenle, bu aşağılık varlıklar, yani onların kutsal kabul ettikleri anne Hindistan üzerindeki tüm Müslümanlar, Hristiyanlar ve hatta kast dışı Hindular ya tamamen yok edilmeli ya da Brahmanların köleleri olarak yaşamlarını sürdürmelidir. BJP Hükümeti, Hindistan Anayasasının 35/A ve 370 numaralı maddelerini ilga ederek, Keşmir üzerindeki Hint işgalini derinleştirirken BJP mensuplarının bayram ettiği ve Haryana Başbakanı Manohar Lal Khattar’ın dile getirdiği, “Artık Keşmir’in beyaz tenli kızlarını daha kolay elde edeceğiz” açıklamaları bu hasta zihniyetin dışavurumudur.

Hindistan Hükümetinin, Keşmir halkının refahı ve güvenliği için yapıldığını iddia ettiği bu kanun değişikliklerinin ilanından önce Hindistan yanlısı ve karşıtı tüm Keşmirli liderler tutuklanmıştır. 5 Ağustos’tan bu yana tüm Keşmir’de sokağa çıkma yasağı devam etmektedir. Bölgenin tüm dünyayla olan telefon, telgraf, posta ve internet bağlantısı tamamen kesilmiştir. Evler basılmakta, insanlar tutuklanarak, toplama kampı zihniyetiyle hazırlanmış merkezlere götürülerek işkenceye tabi tutulmaktadır. Zaten 5 Ağustos’tan itibaren evlerinden dışarı çıkamayan Keşmirlilerin evlerinde depoladıkları yiyecek ve içecekler de tükenmiş ve tükenmek üzeredir. Hastalar ilaç bulamadıklarından dolayı evlerinde ölmektedir. Özellikle Keşmir kırsalında kadınlar ve kızlar sistematik bir şekilde askeri karakollara götürülerek tecavüze uğramaktadır. Hint Hükümetinin her şeyin güllük gülistanlık olduğunu iddia ettiği, ama sokağa çıkma yasağının devam ettiği başkent Srinagar’a Hindistan Hükümetinin atadığı bölge valisi tarafından davet edilen Kongre Partisi Genel Başkanı Rahul Gandhi ve diğer muhalefet partisi başkanları ile beraberlerindeki basın mensupları sokulmamış, hatta basın mensupları tartaklanarak havaalanından dışarı çıkışlarına izin verilmemiştir. Tüm dünyanın gözleri önünde Keşmir’i tüm nüfusuyla birlikte bir toplama kampı haline getiren Hindistan Başbakanı Modi ve yandaşı Hint medyası, Hindistan’daki muhalefetin ve insan hakları savunucularının dahi inanmadığı tüm bunların Keşmirlilerin iyiliği için yapıldığı yalanına dünyanın inanmasını beklemektedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.