Kalpteki Gizli Firavun : Ene / Yasemin Keskin

İnsanoğlunun yaşamı boyunca var olan “benlik” kavramı için “bir kimsenin kendisini kendisi yapan tüm özelliklerinin toplamıdır” diyebiliriz. Yaşadığımız sürece ailemiz ve sosyal çevremizle ilişkiler içerisinde bulunmaktayız ve bunun olumlu ya da olumsuz yansımalarını taşımaktayız. Ayrıca insanın mutlu ve doyumlu bir yaşam sürmesinin önce kendisi sonra çevresi ve toplumla olan ilişkilerinde olumlu yansımalarla olacağı bir gerçektir. Fakat böyle bir yaşam tarzının olabilmesi sağlıklı bir kişilik gelişimine bağlıdır.

İnsanın görünen bir kişiliğinin yanı sıra görünmeyen, bilinmeyen özellikleri ile benlik kavramı, felsefeciler tarafından da düşünülmüş birçok başlık altında değerlendirilmiştir. Kişide var olan iyi ve kötü özelliklerinin alt sebepleri doğrultusunda teoriler üretilmiştir. Geliştirilen bu teorilerinden birisinde “iyi ben”, “kötü ben” ve “ben olmayan ben” (bilinçaltı) olarak üçe ayrılmıştır.

Anne ve çocuk ilişkisinde oluşan olumlu betimlemeler sonucu iyi ben, çocuğun kendini kötü hissettirecek negatif betimlemeler sonucu kötü ben, annenin çocuğa aşırı tepki gösterip kuvvetli kaygı duyduğu durumlarda oluşan “ben ve ben olmayan” olarak değerlendirilmiştir.

Bir başka teoride ise “bilinen ben” ve “bilen ben” olarak ikiye ayrılmıştır. Bilinen ben bireyin görünen yapısı, “bilen ben” ise düşünen yanı olarak değerlendirilmiştir. Tüm bunlara baktığımızda benlik kavramı insanoğlunun önemli bir konusu haline gelmiştir. Çünkü benlik insan içindir ve onu ilgilendirir. Bu dünyada insanların ihtiyaçları vardır. Biz bunlara maddi ve manevi ihtiyaçlar diyoruz. İşte bu ihtiyaçları giderme yolları ve metotlarıyla insan toplum içinde var olur ve birbirinden ayrılarak da kendi olur. Yani Ayşe, Fatma, Ali, Mehmet olur. Kariyer sahibi ya da herhangi bir meslek dalıyla veya işçi sıfatında, olumlu ve olumsuz tüm özellikleri ile var olur. Aynı zamanda bütün bu özellikleriyle de Allah’a kul olur. Öyle ki büyük bir muamma olan insanoğlu görünen ve bilinen özelliklerinin yanı sıra, bilinmeyen yönlerini de içeren karmaşık bir yapıdadır. İnsandaki bilinmezlikler gizli bir benin varlığını, kalbi yansımalarını özünde ve ruhunda taşımaktadır. İşte konunun en önemli mihenk taşı da budur.

Tasavvuf dilinde enaniyet olarak belirtilen, görüntünün altındaki gerçeklikler… Herkesin bildiği bir hadis-i şerifle konuya ışık tutmak istiyorum: “Ameller niyetlere göredir.” “Amel”, görünen olarak kulun yaptığı işlerdir. “Niyet” ise kişinin yaptığı amelin gerçek yapılış sebebidir. Bir kişi bir hayır mı yaptı? Bunu ne için yaptı? Hayırsever insan denilsin ve övülsün diye mi? Ya da yardım ettiği kişi ihtiyacını gidersin faydalansın ve böylelikle Allah’ın rızasını almaya talip olmak için mi? İşte burada niyet olarak açıkladığımız kısım, kişinin dışarı yansıtmadığı asıl olan gerçektir. İşte bu gerçeklik Allah kul ilişkisinde kulun en önemli mizanıdır. Yani kalbin terazisinde yapılan her iş, Allah’a samimiyetle ağır basmalıdır. Allah bir kuluna güzel bir amel yapma imkânı verdiyse ve bunu gerçekleştirmeyi nasip ettiyse bunun Allah’tan olduğunu bilmek gerekir. Aksi takdirde kalpte “ben yaptım” dürtüsüyle sahiplenmeler oluşur. İşte bu sahiplenmeler enaniyettir. Yani enaniyet kavramının içinde sahiplik duygusu vardır. Allah insanı yaratırken aslında bu duygu ile yaratmıştır. İnsanoğlu için gerekli olan bu duygu doğru beslenmediğinde de tehlikeli bir ben olarak (enaniyet) karşımıza çıkmaktadır. Allah insanı yaratırken ona bahşettiği sahiplik duygusundaki gerçek gaye; Allah’ın sıfatlarını ve Onun bizim üzerimizdeki tecellilerini anlayabilmektir. Bu dünyayı yaratan Rabbim beni de yarattı. Beni yaratan Rabbim bana bu dünyada cüz’i kabiliyetler verdi. Yani her şey ondandır diyebilmektir. Böylelikle kalp Allah’ın sıfatlarını mana hazinesinde idrak etme yoluna girer. Bu yol sonsuzdur.

İnsan kendinde varolan sahiplik duygusunu Allah’a kanalize etmesiyle terakki eder. Aksi takdirde kişinin yaptıklarını kendinden bilmesi enaniyeti oluşturur. Peki güzel amel ve başarıları kendinden bilen insan bunun zıttı olan kötü işler ve başarısızlıkları neden kendinden bilmez ve “kader” der, “Allah’tan geldi” der ve geçer. Allah kavramı ne anlam ifade ediyor da zorlukları güçlükleri ve başarısızlık nedenleri tabiri caizse Allah’a yükleniyor. Bu tefekkür edilmesi gereken önemli bir konudur. Yine güzel işlerin Allah’tan geldiğini söylerken kalpte oluşan gizli enaniyet belirtileri de vardır. Bu yüzden çok dikkatli olmalıyız ve her zaman kalbimizi yoklamalıyız. Çünkü şeytanı şeytan yapan, firavunu firavun yapan da enaniyettir. Şeytan yıllarca Allah’a ibadet etmiş. Fakat yaptığı ibadet kendi benliğineymiş ve Allah’ın onu tabi etiği sınavı, Hz. Âdem’e secdeyi reddetmiş. Firavun kendini Rabb ilan edecek boyutlara kadar gelmiş. Bunlar bizim için tehlikenin ne kadar büyük olduğunu ifşa eden ibretlik hadiselerdir. İnsanın sahipleneceği dünyaya dair her şey dünyada kalacaktır. Hatta dünya dahi bir gün yok olacaktır. Dolayısıyla diyebiliriz ki bu sahiplenmeler kalbin merkezine Allah sevgisini taşıyarak etkisiz hale gelebilir. Kalp, diğer sevgilerin Allah’ın bizlere bu dünyada verdiği nimetler olduğunu bilir ve sınırlarını koruyarak benlikleri yok eder. Bu sevgi öyle bir sevgidir ki diğer sevgi ve varlıkları içinde eriterek büyük bir aşka döndürür. Sendeki ben yok olur. Çünkü seni yaratan da Allah’tır. Böylelikle yok olan benlik Allah katında mana kazanır. Sen kalbinde Allah’ı sahiplenirsen, Allah seni bırakır mı? Üstelik sonsuz hayatta cennet nimetlerini lütfeder. Öyleyse insanda olması gereken; sevdiklerini, vatanını, milletini önemli değerleri nasıl doğal olarak seviyorsa, bu sevgilerin en başına Allah sevgisini koyabilmesidir. Eğer bunu başaramazsak içimizde var olan sevgiler, kalpte büyük tehlikeler arz eder. Evet daha açık bir ifade ile kalbimizde oluşan benlikler; insanoğluna yeryüzünün hâkimi olmayı bırakın bir yana, göklerin hâkimi olmaya kadar götürür. Trajikomiktir ki güneş yılı itibariyle yeryüzünde sekiz saniye yaşayan insanoğlu için geçerlidir tüm bunlar…

Enaniyetin en uç boyutları olan şeytan ve firavun hadiseleri, bizlere büyük bir uyarı ve ölçü olarak Kur’ân’da bildirilmiştir. Bu konuda bizler ciddi bir şekilde bizzat uyarılıyoruz. Görüntüde görünenin özüne indiğimizde içimizde gizli firavunlar besliyor olabilir miyiz? İnsanın varoluş amacının yani kulluğunun gizli ve sağlam temelleri vardır. Nasıl bir binanın temelinin sağlamlığını bir deprem olmadıkça anlamıyorsak, insan da kendi dünyasında muhakemesi, sorgulaması ve iç hesaplaşmalarının sonucunda, sarsıntılar depremler yaşamalı ve kendini her zaman denetlemelidir. İçimizdeki enaniyet belirtilerinin tohumlarını kalbimize kök salmadan kontrol etmelidir. Aksi takdirde küçük gibi gördüğümüz sevgiler kalbimizi esir alır. Gençlikte, sanatta, ilimde, ibadette, fizikte, mülkte ve servet gibi her yerde ve her şeyde enaniyet mümkündür. Yaptığımız her şeyde Allah rızasını gözetmeliyiz ve İslam adına büyük ideallerle her defasında benlik çemberinden çıkmaya gayret etmeliyiz. Nefs hastalıklarının başını genellikle enaniyet çeker. Hangimiz kendisini nefs hastalıklarından temize çıkarabilir ki? Evet enaniyet: Allah’ın verdiği nimetleri sahiplenip kendinden bilmek, gururlanmaktır. Yani kibir’e düşmektir. Enaniyet: Kişinin yaptığı bir amelle kendi kendine icazet verip ucuba düşmesidir. Enaniyet: Başkalarının maddi manevi zenginliklerini kıskanmak, dolayısıyla Allah’ın taksimatına razı olmamaktır. Haset hastalığına yakalanmaktır. Enaniyet; paylaşmayı engeller, sevgi potansiyelinin açığa çıkmasını engeller. İnsan ilişkisinde sencilik ahlakının önünü kapatır. Kendini diğer insanlardan ötekileştirerek “ben varım” der ki bu varlık yapılabilecek her türlü aşırılığa kadar gider.

Şu zamanda yani ahir zamanda yaşanan tüm olaylara baktığımızda dünya düzeninin katalizörü durumuna gelmiştir benlikler ve benlik çatışmaları. Haksızlıklar zulümler ve savaşlar yaşanmaktadır. Bırakın kâfirin zulmünü, artık Müslüman Müslüman’ı öldürmektedir; sırf ben üstünüm ben doğruyum diye. Kâfir nasıl kâfir gözlüğü ile dünyaya bakıyor ve Allah’ı inkâr ediyorsa ene ve benlik hissi besleyen insan da dünyaya enaniyetle bakıyor. Dolayısıyla ene, Allah’ı tanıma ve bilme aracı iken, gizli ve aşikâr ilahçıklarla adeta dünyaya meydan okuyor. Asır adeta enaniyet asrıdır.

Allah yar ve yardımcımız olsun…

Yorum bırakın