Ana sayfa - Arşiv - Kadına Şidete Hayır / Ali Serdar Cinemre

Kadına Şidete Hayır / Ali Serdar Cinemre


Zulüm gören kadınlarla ilgili acı haberler ne kadar da arttı değil mi? Hatta o kadar vahim bir hale geldi ki bunun için bir bakanlık bile kuruldu. Ciğerlerimiz parçalanıyor. Hani, kışkırtmak gibi algılanmasın, ama milletçe gidip o adamın gırtlağına dalmak geliyor içimizden. Üstelik de erkek, koruyucu bir fıtrat üzerine yaratılmıştır. Yani sadece karısını değil, adeta bütün bayanları koruma görevi verilmiştir erkeğe. Fakat ne ilginçtir ki böyle yaratılan erkeğe hiç yakışmayan bu davranışların artmasının asıl sebebi hiç yazılmıyor. Sanırım sadece kadınlar değil, erkekler de aynı zulümden muzdarip. Ama hiçbir erkek “Karım beni dövüyor.” veya “Koruma istiyorum, karım beni öldürecek.” diye dilekçe vermeyi gururuna yediremediği için sadece kadınların zulmünden haberdar oluyoruz bence. Aradaki tek fark, kadınlar bıçak ya da tabanca yerine, balta veya kazma kullanıyor. Bir de bunu sokak ortasında yapmıyorlar. Çünkü hareket halindeki bir adamı ıskalama halinde ikinci bir şansları yok. Sadece tek vuruş imkanları var ve iyi denk getirebilmek için genellikle adam uyurken yapmayı tercih ediyorlar. Kullandıkları el aletlerine bakıp da aldanmayın, bence yöntemleri daha merhametli. Adam neye uğradığını anlamadan ölüyor. Hatta o karanlıkta belki de karısından yardım istiyordur garibim. Dahası, erkeğin “yüreğine inen” yol midesinden geçer diyerek zehirli mantar veya fare zehiri kullanan bayanlar bile, adamı mide sancısı ile ölmekten dolayı şehit mertebesinde gönderme imkanı sundukları için gerçekten bu konuda son derece merhametliler. Allah başa vermesin ama, abarttığımı düşünenler, hapishanelerde yatan kadınların hangi suçlardan yattığına müsait bir zamanlarında bakabilirler.
Michael Corry bir psikolog. Diyor ki: “Sevgi, onu canlı tutacak bir takım eylemlerle taze tutulur.” Kendi düşüncelerimi de katarak bu önemli konuyu biraz daha açmak istiyorum. Evet, bu hem doğru hem de güzel bir yaklaşımdır. Ama bu yaklaşım, her iki tarafın da yaklaşımı ise güzeldir. Aksi halde sadece doğrudur. Yani bir açıdan da hatalıdır. Çünkü diğer tarafın ayrılığı kabul etmemesi durumunda, bu sevgiyi sıcak tutma eylemleri bir felakete dönüşür. Ayrılık gelmişse, artık onunla ilgili hayaller kurmakla ve onu akıldan çıkarmamak için düşüncelere dalmakla, hayallerde onunla el ele sarmaş dolaş olmakla o ilişki beyinde bitirilemez. Tıpkı sigara gibi. Beyinde bitirmeden sigara bırakılmaz. Şu günden beri içmiyorum diye hala gün sayan insan, bir gün tekrar başlar. İlişki de kalpte bitmeyebilir, kalp sevmeye devam edebilir, ama bir tarafın bitirdiği ilişkiyi her iki taraf da hem beyinlerinde hem de sosyal hayatlarında bitirmeleri mümkündür ve gereken de budur. Beyinde bitmeyen ilişki sosyal hayatta da bitmez. Platonik olarak devam eder. Tehlike burada başlar. Kişi sevdiğini kimselere layık göremez. Onu en çok sevenin kendisi olduğunu düşünür. Sevgisi, kendi sevgi kapasitesinde tavan yaptığı için hiç kimsenin de bundan daha fazla sevme kapasitesine sahip olmadığını düşünür. Böyle düşününce de onu kendisinden daha fazla, kimsenin hak etmediğini ve hak da edemeyeceğini sanır. Hatta daha ileri boyutta, onu yeni sevgilisinin kandırdığını bile düşünerek zararları etrafa da yayabilir. Bu ayrılığa sevgilisinin etrafındaki herkesin destek ve dolayısıyla sebep olduğunu düşünür. Pompalıyı kaptığı gibi eve dalıp sevgilisini ve yanındaki ebeveynlerine kadar hepsini katledecek duruma kadar çıkabilir. Cinnet diye tabir ediliyor. Cinleri tepesine çıktı manasına geliyor herhalde. Bu zır cahilliğin ve hayvanlığın cinlerle ne alakası olduğunu da anlayabilmiş değilim. Her ne kadar bir saniyeden belki yarım saate kadar sürse de biz buna anlık diyebiliriz. Çünkü o bir saniye, eylem bitene kadar lastik gibi uzar. Yarım saat de sürse kişi hala o anı yaşıyor haldedir. Eylem bitmeden o bir saniye de bir türlü bitmez. Eylem bittiği anda o bir saniye de biter. Yani bedenen ve rûhen değil de aklen bir Tayy-i Mekân gibi düşünün. Beden ve ruh yerinde kalıyor, ama akıl gidip geliyor. Hatta akıl yalnız başına gittiği için bazen geri dönemiyor, yitiyor. Yani bu haldeki biri çok kısa süreli ve geçici de olsa, kendisi bile adeta sarhoş birinin akşam ortalığı dağıttığını hatırlamadığı gibi, hiçbir şeyi hatırlayamayacak şekilde etrafına zararlar verir ve arkasında bıraktığı hasarlar telafi ve affedilemeyecek kadar büyüktür.
Trafik kazaları bile böyledir aslında. Bir trafik kazasında her iki taraf da “bir anlık sinir” ya da “bir anlık dalgınlık” diye tabirler kullanarak kendini haklı çıkarmaya çalışmasın. Aslında hiçbirisi bir anlık değildir. Evveli ve hemen öncesi vardır. Dikkatsizlik, düşüncesizlik, plansızlık, umursamazlık, kabullenmezlik, akıldan çıkaramazlık, konsantre olamazlık vs. vardır. Anlık diye bir şey yoktur, bunlar vardır. Bunlar varsa o an er veya geç gelir. Sonrası mı? Sonrası yoktur ki. Sonrası olsa olsa pişmanlık, hüsran, kahır boyutunda üzüntü, hatta intihardır.
Gazete başlıklarında sıkça okuyoruz. “Adam karısını sokak ortasında on yedi yerinden şişledi.” veya “Kocası eski karısına pazarda kurşun yağdırdı.” ya da “Sevgisine karşılık bulamayan genç, on sekiz yaşındaki kızı durakta kalbinden bıçakladı…” Bunların hiçbirisi anlık değildir. Şimdi böyle bir durumda, gelin her iki tarafı da ayrı ayrı haklı durumuna koyarak olaya bakalım. Mesela kadın haksız ise; yıllardır davranışlarını düzeltmediği için, hatta savcılığa bile dilekçe verecek kadar hayatının tehlikeye girdiğini bile bile hala çenesinden veya her ne istekleri varsa onlardan vazgeçmediği için sonunu hazırlamıştır. Şayet kocası haksız ise; aynı şekilde yıllarca olmasını istediği, ama asla olamayacak bir masal kadınını oluşturamadığı için veya kendisini hala düzeltemediği için bu beraberliğe bir son vermek gerektiğini oturup karısı ile konuşarak bitirmemekle yine hem kendi hem de karısının sonunu hazırlamıştır. Her iki açıdan da baktığımızda, katliamın anlık olmadığını, hatta uzun yıllara dayanan bir süreçte gerçekleştiğini net olarak görürüz. “Bir anlık bir cinnet” sözü, hiçbir cahilin yaptığına izah olamaz. Bu, merhametli bir bakış açısı da değildir. Psikolojik bir yaklaşım bile değildir. Diğer cinayetler için olaya daha farklı açıdan bakılabilir belki. Ama aşk cinayetleri açısından söylüyorum, ölen haksız dahi olsa öldüren kesinlikle aşağılık bir yaratıktır. Hiçbir şekilde hafifletici sebebi olamaz. ‘Cinnet’ diyerek olaya psikolojik bir rahatsızlık havası veriyorlar. Durduk yere ortaya hafifletici bir sebep çıkarıyorlar. Halbuki bu katliamın psikolojisi olayın evvelindedir, olay anında değil. Olay anında o kişi aklı başında bir hayvandır. Hatta cezasını da mahkemeler değil, veterinerler kesmelidir. Mışıl mışıl uyutulmalıdır yani…
Tabi bunlar aşkın asıl makamını bilmemekten, sevmenin gerçek manasına erememekten kaynaklanan acı sonuçlardır. Bu tür canilerin hangisine sorarsanız sorun, adım kadar eminim ki ne Mevlana’dan, ne Şems’ten, ne Yunus’tan haberleri asla yoktur. Aşkı aslına rücû ettiren, yani en büyük aşkı Allah’a (cc) ayıran bir insandan buna benzer bir eylemin çıkması mümkün değildir. O kişi kimi ne kadar sevmesi gerektiğini bilir. Üstelik, Allah’ı çok seven kişi, kendisini de en çok kimin sevdiğini anladıktan, hatta nice kerametlerle net olarak gördükten sonra, sevildiği kişinin sevgisini bile az bulur. Çünkü bir kulu hiç kimse Allah’ın sevdiği kadar sevemez. Allah kaynaklı düşünmeyen hiç kimse ne sevmesine ne de sevilmesine hak ettiği notu veremez. Kendisinin on puan verdiği kalbine Allah (cc) bir puan verir. Allah için değilse bu bile çoktur. Çünkü Allah’tan başka bütün sevgiler, Allah rızası için olmalıdır. Bir evlat bile “Evladımı seversem belki Allah benden razı olur.” diye sevilmelidir.
Hal böyleyken şimdi çaresiz kadınlar ne kadar dilekçe verirlerse versinler, bu iş için ne kadar teşkilat veya örgüt kurulursa kurulsun, güvenlik koruması ile bu cinayetlerin önünü almak mümkün olur mu sizce? Ya savcılığa dilekçe vermeyenler? Adamda Allah korkusu da yok, Allah sevgisi de. Neyin önünü alacaksın, kimi ne ile koruyacaksın!.. İşte, toplumun bilinçlendirilmesi yine her konuda olduğu gibi bu konuda da İslam bilinci ile mümkün olabilir. Aksi halde banka veya kuyumcu korumasından öteye geçmez.
Allah (cc) hepimize imanlı eşler ve her konuda da bizlere İslam bilinci nasip etsin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.