Ana sayfa - Arşiv - İslam Tarihinde Kudüs / Tarihçi Talha Uğurluel

İslam Tarihinde Kudüs / Tarihçi Talha Uğurluel

“Kudüs bizim kırmızı çizgimiz!” Kudüs’ün bizim kırmızı çizgimiz olmasının sebeplerini anlatır mısınız?

Osmanlı’yla Kudüs’ü 401 sene yönettik, Memlûkler’le 250 sene yönettik; Eyyubîsi, Selçuklusu, Zengi’siyle toplam 1000 yıl yönettik.

Tarihte Kudüs’e 20 civarında Haçlı seferi düzenlendi. Haçlı seferleri Kudüs hedeflenerek yapılmıştır. Bütün Avrupa defalarca Kudüs’ü ele geçirmek için seferler düzenlemiştir. Kudüs’e yapılan bu seferlere Eyyubiler, Memlûkler, Selçuklular karşı koymuştur. Biz de onların torunları olarak “Kudüs bizim kırmızı çizgimizdir.”

İngiliz Kralı Aslan Yürekli Richard, 1100’lü yıllarda Kudüs’e geldiğinde, Kudüs’ü gören en hâkim tepe olan Nebi Samuel Tepesi’nden şehri seyrediyor, “Seni alacağım” diyor. Selahaddin Eyyubi buna izin vermiyor. Ama 9 Aralık 1917’de Kudüs’ü teslim ettik. Kudüs’ü teslim etmeden kısa bir süre önce, 21 Kasım 1917’de o tepeyi İngilizler ele geçiriyorlar. İngiliz Başbakanı Lloyd George, durmadan İngiliz generali Allenby’ye “Noel’de Kudüs’e, Noel’de Kudüs’e!..” diye baskı yapıyor. Noel’e, yani 25 Aralığa az kalmış; “Biz Kudüs’ü alalım ve Hristiyan dünyaya bunu Noel ödülü olarak sunalım.” diyor. Bu arada şunu söylüyorlar: “Sakın, Müslümanları ürkütmeyelim.” “Bağdat’ta yaptığımız gibi yapalım.” diyorlar. İngilizler Bağdat’a girerken şu propagandaları kullandılar: “Biz sizin toprağınızı işgal etmeye gelmedik, biz sizi Türklerden kurtarmaya geldik, biz sizi özgürleştirmeye geldik…” Hatta Allenby’ye diyorlar ki “Kudüs düştüğünde sakın Kudüs’e at sırtında girme, Kudüs’ün fatihi gibi girme, Kudüs’e yaya gir ki Müslümanların tepkisini çekme.”

Fakat Kudüs’e giriliyor, girildikten bir gün sonra İngiliz dergilerinde karikatürler çizilmiş. Karikatürün bir tanesi çok can alıcı ve üzücü. Nebi Samuel Tepesinde, Aslan Yürekli Richard, bir elini kayaya yaslamış, Kudüs’e bakarak “Kudüs nihayet alındı.” diyor.

Yani adamlar tarihleriyle ve ölüleriyle beraber yaşıyorlar. Hiçbir şeyi unutmuş değiller!

Yeryüzünde üç tane harem var, burası da onlardan biri. Biri Mescid-i Haram, biri de Mescid-i Aksa’dır. Mescid-i Nebevi, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) duasından sonra harem oluyor. Onun için Emeviler, Abbasiler, Memlûkler Mescid-i Aksa’ya sahip çıktılar. Memlûklerin burada çok sayıda mimari yapısı var, çoğu eser onların emeği. Mesela Gadiriye Medresesi; Dulkadiroğulları. Mesela Mardinlilerin Hankâhı var, Artuklular. Mesela İs’ardiyya, Siirtlilerin medreseleri var. Yani 12. yüzyıldan itibaren Mescid-i Aksa’yı donatmışlar. İmam Gazali Hazretleri ve nice İslam âlimi hayatının önemli bir dönemini Kudüs’te geçirmiş; burada kalmış, talebe yetiştirmişler.

Kudüs şehrinin tarihi nereden başlıyor?

Davut Aleyhisselamın Kudüs’ü fethiyle başlatıyoruz. Şehrin tarihi, 3 bin yıl önce, Hazreti Musa’nın İsrailoğulları’nı Mısır’dan getirmesi, bugünkü Ürdün toprakları ve Sina Yarımadası civarında 40 sene çölde onları terbiye etmeye çalışması, aralarından yeni bir nesil yetiştirmesi, Yuşa Aleyhisselama emanet bırakması, onun Samuel Peygamber’e ve onun da Talut Krallığında, içinde Davut Peygamber’in de bulunduğu bir orduyla Kudüs kapılarında Calut’u yenip şehri ele geçirmesi şeklinde gelişiyor. O güne kadar şehirde yine yaşayanlar var; Akalar, Hititlerin bir kısmı ve Aramiler yaşamış. Ama göz önünde bir şehir olarak gözükmemiş. Davut Aleyhisselamın girip de oğlu Süleyman Aleyhisselamla, bugün Mabet Tepesi, tarihten bu yana Tapınak Tepesi diye adlandırılan şehrin o en gözde tepesinin düz kısmına, bizim “Beytü’l-Makdis, Mukaddes Beyt, Mukaddes Ev ya da Mescid-i Aksa” dediğimiz o mukaddes araziye Süleyman Aleyhisselamın mabedini inşa etmesiyle beraber artık orası çok gözde bir yer oldu. Tabii, büyük devletler de gözlerini buraya diktiler.

İsrailoğulları’nı Mısır’dan Hazreti Musa çıkarıyor. Onları Mısır’a getiren kişi de Yusuf Aleyhisselam. Çünkü Yusuf Aleyhisselamın babası Yakup Aleyhisselam, Yahudiler için önemli bir peygamberdir. Belki en rahat ettikleri dönem Mısır’a gidip, kardeşleri Yusuf Peygamber’in gölgesinde bulundukları dönemdi. Çünkü Yusuf Peygamber Mısır’da çok hürmet gören bir şahıstı, bir nevi ekonomi bakanıydı. Onun mukaddes hüviyetini o dönemin Firavunu da biliyordu ve herkes saygı duyuyordu. Ona saygı duydukları için, onun ağabeylerine de saygı duyuyorlardı. Hâlbuki ağabeyleri Hazreti Yusuf’u kuyuya atmışlardı. Ama o, bir peygamber ferasetiyle, bağışlayıcılığıyla, onları aldı getirdi Mısır’a ve bu 10 ağabeyin soyundan 10 sülale meydana geldi. Yakup Peygamber’in Yahudilerdeki diğer adı “İsrail”dir ve onlara da “İsrailoğulları” yani “Yakub’un oğulları” ismi verildi. “İsrail” kelimesi “Allah’ın yolunda yürüyen” anlamına gelir. Yusuf Aleyhisselamdan sonra aralarından uzun bir süre peygamber gelmedi ve Mısırlıların köleleri oldular. İki asır kadar sonra aralarından bekledikleri bir isim geldi; Musa Aleyhisselam. Musa Aleyhisselam onları aldı Mısır’dan çıkardı. Ama bu kavmin içerisine putperestlik o kadar sinmişti ki sıklıkla Musa Aleyhisselamın yolundan sapıyorlardı. Çölde Musa Aleyhisselamı dinlemediler, Sina Dağı’na çıktığında rahat durmayıp putlara geri döndüler… Kur’ân-ı Kerîm’de bu hadise anlatılıyor. Hazreti Musa 40 gün dağa çıkıyor, dönüyor ki Mısırlıların meşhur putu, inek başlı tanrısı Hathor’a tapmaya başlamışlar. Hazreti Musa, yani bu hüviyetteki bir kavimle Kudüs’e girmek mümkün değil, onlarla 40 sene uğraşıyor.

Kudüs’ü diğer şehirlerden farklı kılan özellikler nelerdir?

Düşünsenize, mahallenizde mağazalar var ama bir mağaza var ki oraya hep ünlüler gidiyor, diğer mağazalara uğramıyorlar. İnsanın gönlü ne ister, hep o ünlülerin gidip alışveriş yaptığı mağazaya uğramak ister. Bütün ünlüler gelmiş buraya. Dünyanın en ünlü adamları kim? Peygamberler. Bakıyorsunuz, Davut Peygamber’den Süleyman Peygamber’e, Üzeyir Peygamber’den Zekeriya Peygamber’e, Hazreti Yahya’ya, Hazreti İsa’ya, Peygamber Efendimiz Hazreti Muhammed’e; yani bütün ünlüler buraya gelmişler. Onun için, bu şehir çok önemli.

Kudüs’te, işgal altında olmasına rağmen muhteşem bir İslam medeniyeti ve öncesine ait birçok iz sapasağlam ayakta duruyor. Onun için, orayı gezerken tarihten göreceğimiz şey çok fazla. Dolayısıyla Kudüs’e gidip taşına toprağına kadar gezmeli.

Kubbetü’s-Sahra ile Mescid-i Aksa’yı karıştırıyor muyuz?

Altın kubbeli yapıyı Mescid-i Aksa zannediyoruz. Aslında Mescid-i Aksa avludaki kurşun kubbeli yapı. “Yarın Yahudiler Mescid-i Aksa’yı yıktıkları zaman herkes altın kubbeli yapıyı Mescid-i Aksa sanacak, kimsenin kılı kıpırdamayacak.” gibi bir iddia var. Hâlbuki bu iddia bizim bilgi eksikliğimizden kaynaklanıyor.

Şimdi, konuya şöyle bir soruyla yaklaşalım: Kubbetü’s-Sahra’yı 690’larda Emevi hükümdarı Abdülmelik bin Mervan inşa etti. Burada 144 dönümlük geniş bir avlu var, Kubbetü’s-Sahra avlunun ortasındaki mağaranın üstüne inşa edilmiş. Osmanlı tarihi boyunca Mescid-i Aksa, Kıble Camii olarak bilinen bir yapı, aynı avlu içerisinde yer alıyor. Mescid-i Aksa’yı da 700’lerin başında Emevi Hükümdarı Abdülmelik bin Mervan’ın oğlu Velid bin Abdülmelik yaptırdı. İkisi de Emevilere aitse Kur’ân-ı Kerîm Emevilere ait bir esere niye vurgu yapsın!? Kutsallık binadaysa bu binalar sonradan yapılmış.

Her ikisi de Emevi mimarisi. Peki, Kur’ân-ı Kerîm’in anlattığı Mescid-i Aksa neresi? Kur’ân-ı Kerîm’in anlattığı Mescid-i Aksa, bina değil, arazidir. Allahü Teâlâ yeryüzünde iki toprak parçasını kendisine ayırmış. Biri Kâbe’nin kapladığı alan, diğeri de Mescid-i Aksa olarak adlandırılan o mukaddes alan. Yani 144 dönümlük arazide herhangi bir yapıyı gösterip Mescid-i Aksa diyebiliriz. Ama doğrusu tabii ki arazinin tamamı. Ama bu yapılar içerisinde onlarca medrese, ribat, hankâh, kervansaray, elli küsur namazgâh var. Bunların içinde en gösterişlisi “Kubbetü’s-Sahra” (Kaya Kubbesi) olduğu için en çok o biliniyor. O Mukaddes Kaya’nın ortasında mağara var, sadece mağaranın üzerini örtüyor. En gösterişli mimari yapı bu olduğu için Mescid-i Aksa denince akla gelen ilk yer “Kubbetü’s-Sahra” oluyor.

Mescid-i Aksa alanında yapılan kazılarda ne aranıyor, ne amaçlanıyor?

Bir, Ahit Sandığı’nı arıyorlar. İki, bu bölgede Yahudilik tarihine ait bir iz arıyorlar. Bir şey bulabilir miyiz diye yıllardır kazıyorlar. Hatta Burak Duvarı’nın arkasında bir localar bölgesi var, oraya çıktığınız zaman kazı yaptıkları bölge çok iyi gözüküyor. Burada nereyi kazsalar altından Roma İmparatorluğu çıkıyor ve bundan hiç hoşnut değiller. Mesela Burak Duvarı’nın önündeki zeminin tamamının altını kazdılar; altından Roma İmparatoru Hadrian’ın kurduğu şehir çıktı. Hadrian, milattan sonra 135’te bütün Yahudileri dünyanın dört bir yanına gönderiyor ve buraya putperest bir mabet yapıyor ve şehri yeniden kuruyor ve kurmuş olduğu o şehrin kalıntıları her yerde. Hatta UNESCO’nun bir açıklaması var: “Yahudilik tarihine ait Kudüs’te hiçbir iz yok.” Ertesi gün açıklama yaptılar: “UNESCO’yu tanımıyoruz.”

Burak Duvarı’nın, onlara göre Ağlama Duvarı’nın altından itibaren içeri doğru tüneller gidiyor, bir arama-kazma faaliyetleri var. Öyle olunca da tabii ki bu duvarlar, istinat duvarları ve duvarın üzerindeki binalar zarar görüyor. Burada en tehlikede olan Mescid-i Aksa, Kıble Camii. Kubbetü’s-Sahra’ya kolay kolay bir şey olmaz, çünkü büyükçe bir kayanın üzerinde duruyor.

Yahudilerin en büyük amaçları burayı almak, İslami yapıların tamamını yıkıp ikinci mabedi inşa etmek. Bunu zaten dile getiriyorlar. Peki, niye yapamıyorlar? Müslümanlardan korktuklarından değil. Mescid-i Aksa avlusundaki mimari yapılar Emeviler tarafından hakikaten çok sanatlı yapılmış.

Hele Kubbetü’s-Sahra, Kanuni’nin çinileri, altın kubbesi, içindeki o kalem işleri hepsi birer şaheser… Yahudiler Kubbetü’s-Sahra’yı yıksa dünya vicdanı Yahudilerin aleyhine döner. Yani o gün hiç alakasız bir Hristiyan bile “Yuh olsun! Bunu nasıl yıkarsınız!?” der ve Yahudilerin caniliği ortaya çıkar. Sırf bu binaları yıkıp da vicdanları aleyhlerine döndürmekten korktukları için şu an bunu erteliyorlar.

Bu bölgede Hz. İsa ve Hz. Meryem’den izler var mı?

Mescid-i Aksa avlusunun azıcık dışına çıktığınız zaman, Aslanlı Kapı var. Aslanlı Kapı’dan girdiğinizde üç-beş adım sonra sağ tarafta, bugün bir Rus kilisesi olarak vazife gören, 19. yüzyıla ait bir bina var ve kapısında “Hazreti Meryem’in Doğduğu Ev” yazıyor. Hazreti Meryem, orada kerpiç bir evde dünyaya gelmiş. Onu dünyaya getiren ailenin ismi Kur’ân-ı Kerîm’in en uzun ikinci suresi, “Âl-i İmrân”. Hazreti Meryem, İmran ailesindendi. Yani bu bölgede yaşadılar. Bugün ayakta olmasa da, burada, o günün Allah’a teslim olanlarının mabetleri vardı ve o mabedin belki de en önemli yöneticisi Zekeriya Aleyhisselamdı. Hazreti Meryem, beklenen Mesih dünyaya gelecek diye, annesi tarafından karnındayken mabede adanmıştı. Anne dedi ki: “Ben yemin ettim, bu çocuk mabede girecek.” 6 yaşına girince anne onu mabede vermek istedi, Yahudi hahamlar karşı çıktılar. Bir kadının, kız çocuğu olsa dahi, mabede girip ikameti onlara göre uygun değildi. Hz. Meryem, Zekeriya Peygamber’in ağırlığını koymasıyla mabede alındı. Ve Hazreti Meryem genç kızlığına kadar bu avluda yaşadı. Hazreti İsa da burada yaşadı, peygamberlik geldiğinde, Yahudilere tek bir Allah’ı anlattı. Yani Hazreti İsa’nın hayatı burada geçti.

Kudüs, Hristiyanların elde etmek için deli divane olduğu bir şehir. Tarih boyunca 20’ye yakın Haçlı seferini Kudüs’ü ele geçirmek için yaptılar. Birtakım tarikatlar kurdular; Templiers, Tapınak Şövalyeleri, tapınak derken Süleyman Mabedi kastediliyor. Hospitalier Şövalyeleri, bunlar radikal Hristiyan grupları ve burayı elde tutmak için böyle birtakım hizipler oluşturdular.

Bugünün dünyasında Hristiyanlık yine burayı çok önemsiyor. Ama düşmanımın düşmanı dostumdur, dercesine Yahudilere destek oldular. Yani İslam dünyası içinde kendileri burada kolay kolay var olamayacağı için, Yahudiliği bir adım gibi düşündüler. Yani “Yahudiler burada dursunlar, Müslümanları zayıflatsınlar, sonra biz buraya konalım.” dediler. Ama şimdi bakıyorlar, Yahudiler bir hayli hırslı, bir şekilde burayı sahipleniyor. Hristiyan dünyası, Amerika’nın aldığı karardan sonra kendi halklarına bu meseleyi izah edemeyecekler.

Bir anekdot anlatayım: Birkaç gün önce İsveç’ten bir arkadaşım aradı, kendisi İsveç’te bir STK’nın müdürü. İsveç’te çok büyük bir miting yapacakmışlar. “Talha Bey, yarınki mitinge Müslümanlardan daha çok Hristiyanlar katılacak. Ben bir konuşma metni hazırlıyorum, bana yardımcı olur musunuz?” dedi. Biz uzun uzun o metni hazırladık. Yani, Hristiyanlar Amerika’nın bu kararına kesinlikle sessiz kalmıyorlar.

Amerika’daki 4 üniversiteden 120 akademisyen ortak bir açıklama yaptılar ve Trump’ı Kudüs kararından dolayı protesto ettiler.

Bu konu Rusya’yı da ciddi derecede rahatsız etti. Çünkü Sultan II. Abdülhamid Han döneminde Rusların en büyük derdi Kudüs’ü bir Ortodoks başkenti yapmaktı. Ayastefanos, Berlin antlaşmalarına “Rusya, Ortodoks dünyanın hamisidir.” diye maddeler koydular. Burayı ele geçirmeyi çok istiyorlardı. Şimdi, Rus din adamları Amerika’nın bu kararından çok rahatsız oldular, Putin’e tazyikte bulunuyorlar. Putin de bu konuda sesini yükselten tek lider Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan olduğu için Türkiye’ye geliyor, ortak hareket edelim, diyor. Bunu tabii ki kendi menfaati için yapıyor ama burada biz çok güçlü durduğumuz için bizimle birlikte hareket etmek istiyor.

Kendi kutsal kitaplarına göre burası vaat edilmiş topraklar. Bu toprakların sonsuza kadar kendilerine vaat edilmiş olduğunu mu düşünüyorlar?

Evet, “Burası bizim mutlak başkentimizdir.” diyorlar. Genel bakarsak yanılırız. Çünkü Yahudilerin içerisinde değişik anlayışta gruplar var, dindar ya da dinsiz olanları var. Mesela dindar Yahudilerden Hasidikler şöyle diyor: “Şu anki İsrail devleti meşru değil, büyük bir günah işliyoruz. Devleti kuracağız, cennetin krallığı gelecek ama Mesih geldikten sonra gelecek. Daha Mesih gelmedi, Sarı İnek doğmadı. Sarı İnek doğacak, büyüyecek, onu bu örülü olan kapıları yıkıp içeriye sokacağız, avluda taşın üstünde kurban edeceğiz ve cennetin krallığı başlayacak…”

Ama dinsiz-Siyonist Yahudiler diyorlar ki: “Mesih’i beklemeyelim, bir an evvel alalım, devletimizi zaten kurduk, avluyu da ele geçirelim, ikinci mabedi inşa edelim, bu işi bitirelim…” Yani onların herhangi bir dini hassasiyetleri yok.

Geleceğe dönük bir şey söyleyeyim. Mesela, meclislerinde ezanla alakalı bir oylama yaptılar, çok az bir farkla “ezan durdurulsun” denildi ama kanunlaşması için üç defa oylama yapılması gerekiyor. Dindar Yahudilerin bir kısmı da “Hayır, ezanı susturmayın” diye el kaldırdı. Şu an dindar Yahudiler orada azınlıkta. Ama dindar Yahudilerin nüfus olarak sayısı durmadan artıyor. Yakında mecliste de sayıları artacak.

Şimdilerde askerliği dindar Yahudilere zorunlu kılmak istiyorlar. Dindar Yahudiler çok tepkili; “Biz askerlik yapamayız, askerlik yaparsak ibadet yapamayız.” diyorlar. Onların 24 saat ibadet yapacak şekilde bir hayat tarzları var. Dindar ve dinsiz Yahudiler karşı karşıya gelecekler. Dindar Yahudilerin sayısı çığ gibi artıyor, her bir hanede 13-14 tane çocuk var. Yani dindar Yahudilerin gelecekte burada daha etkili olacağını gösteriyor.

Yahudilerin sembolü olarak bilinen Davut Yıldızı, Müslüman âleminde de karşımıza çıkıyor. Davut yıldızı neyi sembolize ediyor?

Yıldızdaki bir üçgenin sivri ucu yukarı bakıyor, diğer üçgenin sivri ucu aşağıya bakıyor, biri gökyüzünü diğeri yeryüzünü simgeler. Bu, gökyüzü ile yeryüzünün iç içe geçtiği yer, demek. Biz Müslümanlar buna “Mühr-i Süleyman” deriz, Süleyman Peygamber’in parmağındaki yüzüğün mührüdür. Hatta bizde meşhur bir söz vardır: “Mühür kimdeyse Süleyman odur.” Neden gökle yer iç içe geçmiş? Çünkü gökle yerin birbirine en çok yaklaştığı yer Kudüs. Hz. İsa gökyüzüne Kudüs’ten yükseltildi. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Mirac’a Kudüs’ten yükseldi. Birçok veli zat Allah ile kurbiyet kesp etmek için hayatının bir bölümünü Kudüs’te geçirmiştir.

Eyüp Sultan Hazretleri’nin türbesinin penceresinde de bu yıldız vardı. 1970’lerde biri “Yahudi sembolünün ne işi var türbede?” dedi, yıldızları kestiriverdi. Bu yıldız Beşiktaş askerî müzesindeki Barbaros’un sancağında var. Candaroğulları Beyliği bayrağında var. Teke Beyliği sancağında var. Karamanoğulları Beyliği bayrağında var. Müslüman âleminde yüzyıllarca camilerde, saraylarda, kitaplarda ve Padişah ve eşlerinin giydikleri tılsımlı gömleklerde dahi kullanılmıştır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.