Ana sayfa - Son Sayı - İnsanlarla İletişimde Dikkat Edilmesi Gerekenler / Psikolojik Danışman Safinaz Çetin

İnsanlarla İletişimde Dikkat Edilmesi Gerekenler / Psikolojik Danışman Safinaz Çetin

İnsan, sosyal bir varlıktır. Çevresi ile etkileşim halindedir. Evde, işte, sokakta, markette başkalarıyla sözlü ve sözsüz iletişim kurarak hayatına devam etmektedir. Sözlü iletişim konuşmaktır. Beden duruşu, yüz ifadesi sözsüz iletişime girmektedir. İnsan, konuşmadan nasıl iletişim kurabilir? Bir kimsenin öfkelendiğini rahatlıkla anlayabiliriz. Bu insanın “ben öfkeliyim” demesine gerek yoktur. Öfkelenen kişinin nefes alışverişi sıklaşır, buna bağlı olarak burun delikleri genişler. Gözbebekleri küçülür, yüz rengi değişir, kaşları çatık olur, kalp atışları hızlanır, her an saldırmaya hazır vaziyette bekler. Sözsüz iletişim kanalları ile öfkeli olduğunu söylemektedir aslında. Öfkeli olduğunu fark edip buna göre yaklaşımda bulunuruz.
Trafikte araç kullanırken veya yürürken de insanlarla iletişim halinde oluruz. Karşımızdan gelen insanla çarpışmamak için kenarda beklemek, yol vermek, sağdan yürümek de sözsüz iletişim sayılmaktadır. Demek ki kimseyle konuşmasak bile iletişimimiz devam etmektedir. İnsan ilişkilerinde bunalıma giren, çıkış yolu bulamayan, insanlardan sıkılan çoğu kişinin hayalinde zaman zaman ıssız bir yere gitmek, yalnız yaşamak, insanlardan uzaklaşmak vardır. Kimsenin olmadığı bir dağ evinde yaşamak, çok uzak bir köye yerleşip sadece toprakla uğraşmak… Böyle insanlara rastlarız. “Hep ben alttan aldım, kimse beni anlamıyor, beni kullanıyorlar, sadece ben mücadele ettim ama yoruldum…” diyen ve kenara çekilen insanlar bir hayli fazladır. İnsan ilişkilerinde yapılması gerekenden fazlasını yapmak problemleri de beraberinde getirmektedir. İnsanlarla iyi iletişim kurmak demek, hep alttan almak, tüm sorumlulukları yüklenmek, nazik konuşmak, onaylamak demek değildir.
Etrafımızda her zaman empati kuran, anlayışlı, iletişim becerileri kuvvetli insanlar bulunmamaktadır. Hatta bazı kriz durumlarında anlayışlı dediğimiz insanların da kendilerini kaybettiğini görmekteyiz. İnsanlarla iletişim kurarken yaptığımız bazı yanlışlar vardır. Günlük hayatta belki de farkında olmadan çok sık yaptığımız bu yanlışlar nedeniyle basit meseleler bile büyümektedir.
Yapılan yanlışların başında dinlememek gelir. Çoğu zaman bir işle meşgulken dinleriz bizimle konuşmak isteyenleri. “Sen anlat ben dinliyorum.” deyip bilgisayarda çalışırken karşımızdaki insanı ne kadar etkin dinleyebiliriz? Yemek yaparken, televizyon izlerken okulda neler yaptığını anlatan çocuğa odaklanabilir miyiz? Hiçbir işle meşgul olmasak da kafamız yoğunsa yine eksik dinlemiş oluruz. O halde öncelikle dinlemeyi öğrenmeliyiz. Dinlemek, büyük bir beceridir. Dinlerken karşımızdakine onu anlamaya çalıştığımızı, anladığımızı hissettirmeliyiz. Düşüncelerine katılmasak da ne söyleyeceğini bilsek de yanlış da olsa sözünü kesmeden bitirmesini beklemeliyiz. İnsan, duygularının anlaşılmasını ister. Siz bir derdinizi ya da bir sevincinizi anlatırken karşıdaki insan sözünüzü keser, size öğüt vermeye başlar ya da yanlış düşünüyorsun derse ne hissedersiniz? Ya hayal kırıklığı ya da öfke… Çünkü sizi dinleyen bir insan yoktur karşınızda. Sadece sözlü iletişimle değil, sözsüz iletişimle de sizi anlamadığını fark ettiğiniz anda konuşmak istemezsiniz. Bakışları suçlayıcıysa, anlattıklarınızdan sıkılmış görünüyorsa, küçümseyici yüz ifadeleri varsa sizi dinlemiyor demektir. Aynı şekilde her anlattığınıza onay verip doğru yapmışsın, haklısın diyen kişilerin yapmış olduğuna da dinlemek diyemeyiz. Onay görmek, kısa süreli bizi iyi hissettirse de hatalarımızı görmemizi engelleyeceği için başka problemlere neden olabilmektedir.
İlişkilerde bencil davranmak, karşıdaki kişinin duygu ve düşüncelerini yok saymak, empati yapamamak da iletişim problemlerini ortaya çıkarmaktadır. Empati, başka insanların duygularını anlamaktır, duygudaşlıktır. Yaşanılan olumsuz durumlarda, olaydan etkilenen kişinin yerine kendimizi koyarak onun duygularını anlayabilmektir. Kendi başımıza gelmeyen olaylar için çok rahat yorum yapabilir ve kırıcı olabiliriz. “Aynı şey benim başıma gelse nasıl davranırım, neler hissederim, bana insanların nasıl davranmasını isterim?..” sorularını sorup ona göre hareket etmemiz ve karşımızdaki insanı dinlememiz, ona yardımcı olmamız gerekir. İnsan, kendisine yapılmasını istemediği hiçbir şeyi başkasına da yapmamalıdır. “Herkes beni dinlesin, beni anlasın…” deyip de aynı şeyi biz başkalarına yapmıyorsak bencilce düşünüyoruz demektir. İletişim karşılıklıdır. Sadece bir taraf sürekli konuşuyor, diğer tarafın konuşmasına fırsat vermiyor, onu dinlemiyorsa bu ilişkinin sağlıklı yürümediğini, bir yerde patlak vereceğini söyleyebiliriz.
İnsan ilişkilerinde problemleri ve kişileri gözlemleyip uygun tepki vermek önemlidir. Üzgün bir insanı dinlemeden “hadi seni eğlendirelim” demek, öfkeli biriyle konuşmaya çalışmak sorunu çözmez, belki daha da büyütür. Erkek ve kadının fıtratında olan farklılıklar nedeniyle de iletişim kopukluğu yaşanmaktadır. Bir problem esnasında, sorunun büyümemesi için erkek susmayı tercih eder, kadın konuşarak sorunu çözmek ister. Ev içindeki anlaşmazlıkların çoğu bu yüzden yaşanmaktadır. Erkeğin öfkeli anında kadının ısrarla konuşması, kadının konuşmak istediği zamanda erkeğin görmezden gelmesi, yok sayması, önemsememesi başka problemleri de beraberinde getirir. Çiftlerin birbirlerinin sevdiği ve sevmediği şeyleri bilmeleri, öfkeliyken konuşmamaları, sakin bir zamanda uygun bir dille konunun dile getirilmesi daha doğru olur. Her zaman alttan alan, anlayışlı olan, sorunu çözmek için çabalayan tek bir tarafsa bir süre sonra o kişi de mücadeleden vazgeçecektir. Tek taraflı ilişki olmaz. Bununla ilgili güzel bir hikâye anlatılır:
Arkadaşları, yeni evli gence, bir çay sohbetinde: “Sen evleneli neredeyse bir sene oldu, ama maşallah sizin evden çıt çıkmıyor, siz hiç tartışmaz mısınız?” diye sorarlar. “Hayır” diye cevaplar yeni evli genç ve ilave eder: “Akşam işten geldiğimde, kapı açılınca hanıma şöyle bir bakarım. Eğer hanım, eteğinin ucunu belinde topladıysa bilirim ki hanımın günü iyi geçmemiş ve havası yerinde değil. Hiç ekmek, yemek sormadan usulca mutfağa süzülür, aceleyle birkaç lokma atıştırır ve ortalıktan toz olurum. Olur ya bazen de benim asabım bozuk olur. O zaman fesin püskülünü her zamankinin aksine soldan sarkıtırım. O da bunu görür, asabi olduğumu anlar ve hiç sesini çıkarmaz, hemen yemeğimi, çayımı hazır eder. Etrafımda pervane gibi döner. Bu nedenle biz hiç kavga etmeyiz.” Dinleyenlerden biri: “Peki birader, kapı açıldı, yenge eteğin ucunu belinde toplamış, sen de fesin püskülünü soldan sarkıtmışsın. İki taraf da asabi, o zaman ne olacak?” diye sormuş.
Ötekiler de “Hah! Şimdi ne olacak?” demiş. Genç gülümsemiş. “Bundan kolay ne var, fesin püskülünü hafif bir fiskeyle soldan sağa atarım.” demiş.
Saygı ve sevgi insan ilişkilerinde olmazsa olmaz değerlerdir. Tanıdığımız, tanımadığımız herkesle ilişkiye girerken öncelikle ona insan olduğu için saygı göstermemiz ve uygun şekilde iletişime geçmemiz gerekir. Maddi çıkarlı ilişkilerden ziyade manevi temellere dayalı ilişkileri kuvvetlendirmeliyiz. Herkese Allah’ın yarattığı bir kul olarak bakmak, Allah için sevmek, yeri geldiğinde Allah için öfkelenmek, insanlarla olan ilişkilerimizi daha da sağlamlaştıracaktır. Çünkü insan duyguları ile hareket edebilmekte ve yanılgıya düşebilmektedir. Öfkeli bir insan sağlıklı düşünemez, yanlış tepkiler verebilir. Biz atacağımız her adımda “Allah bundan razı olur mu?” psikolojisini yakalayabilirsek iç dünyamız da sosyal hayatımız da daha dengeli olur.
İnsanlarla iletişim kurarken bizde bulunması gereken en önemli ahlaklardan birisi de sabırdır. Bazen “Sabrımı taşırma!” gibi uyarılarda bulunuruz. Sabırla tahammülü ayırt etmemiz gerekir. Sabır taşmaz. Sabreden kişi manevi lezzet alır, sabreden kişi iradesini kullanıyor demektir. Sabır, sadece susup oturmak değildir. Yeri geldiğinde susmak, yeri geldiğinde doğruları korkmadan söylemek, “Ben ne yaparsam Allah memnun olur?” demektir. Sabır, Allah’tan yana tavır koymaktır. Bir haksızlık karşısında korkup kavga çıkmasın diye sessiz kalmak sabır değildir. Duruş ortaya koymak gerekir. Ancak burada niyet de önemlidir. Gücümüz yettiği halde “Ne yaparsam doğru olur, Allah razı olur?” psikolojisi içinde sessiz kalıyorsak bu sabırdır. Tahammülde zorunluluk söz konusudur. Başka çaremiz yoktur ve mecburen o duruma veya kişiye tahammül ederiz. Gücümüzün yetmediği kişilere karşı sessiz kalmak, müdahale edememek tahammüldür. İrademizi kullanamayız. Sabırda iç huzur, tahammülde gerginlik vardır. İnsanlara sabırla yaklaşmalıyız. Susmayı, konuşmayı, insanları idare etmeyi bilmeliyiz. Bazen çok basit meselelerde insanların ortaya koyduğu yanlış tepkilere kızarız. Ne kadar anlatırsak anlatalım, anlamayan-işine geldiği gibi davranan insanlar vardır. Herkes aynı anlama kapasitesine sahip değildir. Bunun bilincinde olup insanları duruma göre idare etmek önemlidir. Yoksa her yanlış yaptığında kızmak, tepki göstermek ya da insanlardan uzaklaşmak çözüm değildir.
İnsanlarla iletişim konusunda çok sık duyduğumuz bir cümle vardır: Ne söylediğin değil, nasıl söylediğin önemlidir. Bir kimsenin yaptığı bir yanlışı düzeltmek istiyorsak tatlı dille, onu kırmadan söylememiz gerekir. Hatalarını yüzüne vurarak kişinin değişmesini beklemek, aslında o insanı kaybetmektir. Aramızdaki sevgi ve saygıyı zedelemeden birbirimizin hatalı davranışlarını düzeltmeliyiz. İlişki kurduğumuz insanlarla manevi anlamda alışveriş içinde olmalıyız. Onlardan bir şeyler almalı ve onlara bir şeyler katmalıyız. Bunun için tatlı dilli olmak şarttır. Âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) de insanlara çağrıda bulunurken yumuşak bir dil kullanmıştır. “O vakit Allah’tan bir rahmet ile onlara yumuşak davrandın! Şayet sen kaba, katı yürekli olsaydın, hiç şüphesiz, etrafından dağılıp giderlerdi. Şu halde onları affet; bağışlanmaları için dua et; iş hakkında onlara danış. Kararını verdiğin zaman da artık Allah’a dayanıp güven. Çünkü Allah, kendisine dayanıp güvenenleri sever.” (Âl-i İmrân 3/159) ayetinden almamız gereken mesajlardan birisi, insanlara samimi kalp ve yumuşak dil ile yaklaşmamız gerektiğidir.
Bazı insanlara önce güzel ahlak ve özelliklerini gösterip sonrasında hatalı olan davranış ve yanlış ahlaklarını söylemek faydalı olurken bazılarına da önce yanlış davranışlarının söylenmesi, ardından güzel ahlakları ve davranışlarının gösterilmesi faydalı olmaktadır. Bunun için o insanı iyi tanımak ve neye ihtiyacı olduğunu bilmek gerekir. Aralarında sevgi bağı kurulan ve zamanla güçlenen kişiler, yeri geldiğinde birbirlerinin sert yaklaşımlarını garipsemez ve bunu bir nevi silkinme olarak görürler. Kişi, yanındaki insanın hatalı davranışlarına öfkelenir, sonra onu anne şefkati ile bağrına basar, ona merhem olur. Ancak bunun için sevgi şarttır; emek ve zaman gereklidir.
Yolumuza çıkan her insana güzellikler katabilmek ve onlardan bir şeyler öğrenebilmek dileğiyle…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.