İnsanların Yüreklerine Dokunabilirseniz Kalıcı Olursunuz / Rafet el Roman

Rafet El Roman’ı geçmişten günümüze kadar severek dinliyoruz. Başarınızın sırrı nedir? Sevilen, beğenilen projelerin ortak özelliği nedir?

Eserlerin başarısıyla beraber, tabii ki benim de kişiliğim, benim de bütün değerim ortaya çıkmış oldu. İnsanlara eğer güzel eserler üretip sunabilirseniz, insanların yüreklerine, duygularına dokunabilirseniz, bu serüven böyle yıl yıl artar ve siz ömür boyu bu işle hayatınızı geçindirmiş olursunuz. Bu da nereden geçiyor? Tabii ki sürekli sizin beslenmeniz gerekiyor, yenilenmeniz gerekiyor. Tekrarlamamak, insanlara yeni dinleyebilecekleri ve sevebilecekleri duyguları tattırmalısınız. Bütün bu serüven, yolculuk benim için Almanya’da başladı ve bir çocukluk hayaliydi sanatçı olmak veya sanatla hayatımı geçindirmek. Bu, belki milyonda birinin başına gelebilecek bir arzu, bir dilekti, bir hayaldi. Ben, o şanslı insanlardan biriyim diyebilecek kadar netim şu an.

Tabii, kolay olmadı. Bu, hemen isteyip olan bir şey değil. Uzun seneler geçti. 16 yaşında ilk söz ve müziklerimi yazdım, sonra yaklaşık bir 10 yıl boyunca plak şirketleri aradım. Malum, hayal kırıklığıyla yüzüme çok kapılar kapandı; ama ben hiç yılmadım, hep devam ettim; ta ki, en sonunda bana inanan bir şirketi bulana kadar. Daha ilk albümümde hemen o başarıyı da elde etmenin bir özgüveni var. İyi ki öyle olmuş dedim, iyi ki 10 yıl boyunca aradım. Tabii, o arada kendimi geliştirdim, daha olgunlaştım, ne yapmak istediğimden daha emindim. Nitekim ilk albüm, Gençliğin Gözyaşı 95 yılında çıktığında, Seni Seviyorum şarkısıyla insanların tam da yüreğinin orta yerinden vurdum. Sonrası da tabii, 2. albüm, 3. albüm derken, tam 12 albüm oldu. 21 yıla 12 albüm sığdırdık. Şimdi 2017’ye geldik. Tabii, inişli çıkışlı oldu kariyerim. Hep zirvede kalmayı istesek de bazen inişlerimiz de oldu, ama sonra yine çıkışlarımız oldu. Bütün o kariyerin, merdivenlerin böyle dalga dalga gidip gelmesi belki bizi daha özgüvenli, daha ayaklarımızın üzerinde durmamızı sağladı. Bütün her şeye daha kişilikli bakabilmek ve anlayabilmeme yaradı.

Bütün bunlarla beraber, o yaşlarda çok uzun süre plak şirketi aradığım için hep bir dileğim vardı; “Eğer bir gün gerçekten iyi bir yere gelirsem müzik adına, bu genç yeteneklere bir şekilde destek olacağım.” dedim ve nitekim de bundan 5 yıl önce, “Müzik benim hayatım” diye bir proje başlattım. O projeyle birlikte de birçok genç, yetenekli sanatçı arkadaşlarımızı elimizden geldiğince müzik dünyasına kazandırmaya çalıştık.

Şarkı seçimlerinizde, albümünüze şarkıları seçerken nelere dikkat edersiniz?

Bir kere, bir albümde en çok dikkat ettiğim, şarkıların birbirine benzememesi, melodik yapıları, sözler, aranjeleri. Bunlara çok dikkat ederim. Bir albümde ortalama 8-12 tane şarkı var ve bu 8 şarkı da gerçekten birbirinden farklı olmalı. Albümün bir tarzı olabilir, bir bütünlüğü olabilir; ama şarkıların farklı olması gerekir. Ona çok dikkat ediyorum. Tabii, çok büyük ve çok yoğun olması gerekir. Yaptığımız müziğe de bağlı bu. Ben aşk şarkıları yazan biri olarak, tabii ki ön planda duygular benim için önemli. Bir aşk şarkısı söylüyorsam onun yüreğini sızlatmalıyım, bir cız etmesi lazım veya bir şeyi yaşıyorsa “Tam da beni anlattı” demesi gerekir.

Bir şarkının tutacağını hisseder misiniz?

Hissedersin, ama emin olamazsın. Hissedersin, yani “Bu bir hittir” dersin. Benim bu yönde kulağım ve hislerim çok güçlüdür. Hit bir şarkıyı dinlediğimde genelde yanılmam; yani ister kendimden olsun, ister başkasından. Bir radyoda dinleyeyim, “İşte bu bir hittir.” dediğimde, yüzde 90 hep tutmuştur bugüne kadar.

Çok güzel besteleriniz var. Besteler nasıl oluşuyor? Yaşamak mı gerekiyor?

Ben şimdiye kadar yazdığım her şeyi yaşasaydım, vay benim hâlime. Yaşamak gerekmiyor, her şeyi yaşamak gerekmiyor. İyi gözlemlemek gerekiyor, iyi beslenmek gerekiyor, okuduğunuz şairlerden izlediğiniz filmlere kadar, dinlediğiniz müziklere kadar, nasıl bunları algıladığınızı ve bunları nasıl yorumladığınız önemli. Bu taklit veya birebir almak değil; ama kendinizi geliştirmek adına bir şeydir. Ya vardır o sizde ya da yoktur. Daha sonra hayatta satın alabileceğiniz bir şey değil bu veya “Bunun eğitimini alayım” değildir. Bu, aynı iyi bir ses gibi bir şeydir; yani iyi bir ses ya doğuştan vardır sizde ya da yoktur, sonra hayatta hiç kimse size bunu veremez. Siz bunu geliştirebilirsiniz, eğitimle biraz daha törpüleyebilirsiniz; ama doğuştan olan bir yetenek bu. Yazmak da öyle bir şey, yazarlık da öyle bir şey. Ben, o şanslı insanlardan biriyim ki hem yazıyorum hem söylüyorum, kliplerime kadar kendim çektim.

90’lardan günümüze müzik piyasasının gidişatıyla ilgili neler söyleyebilirsiniz?

Müzik adına 90’lar çok çok verimli yıllardı. Sanıyorum, bütün müzik tarihinde, Türk müzik tarihinde en verimli yıllar 90’lı yıllardı. Ama şimdi, 2017’de ise Türk müzik tarihinin en dip noktasıdır. Müzik sektörü şu anda bu kadar aşağılarda. Ancak müzik yine zirveyi zorlayacaktır hayatımızda. O yıllar gelecektir, hiç kimsenin şüphesi olmasın.

Yorum bırakın