Ana sayfa - Son Sayı - İnsan Kulağından Sulanır / Türk Tasavvuf Musikisi Sanatçısı Feyzullah Çelebi

İnsan Kulağından Sulanır / Türk Tasavvuf Musikisi Sanatçısı Feyzullah Çelebi

Sizi tanıyabilir miyiz?

Kastamonu’nun Araç ilçesinde 1985 yılında dünyaya merhaba dedim. Babamın görevi sebebiyle Almanya’ya gittik. Ortaokul ve liseyi Almanya’da okudum. İlk öğretmenim babamdı. Kur’an-ı Kerim eğitimimi kendisinden talim ettim. Avrupa’da Kur’an-ı Kerim yarışmasında çeşitli dereceler lütfedildi. Türk Sanat Müziği ve tasavvuf musikisine olan ilgim, küçük yaşlarda başladı. Cami musikisiyle o dönemin hafız, musikişinas ve üstatların meclislerinde gazel, ilahi, kaside, Kur’an-ı Kerim’i güzel okuyarak takdir gördüm. Mevlid cemiyetlerine davet edilirdim. Meclisi idare eden bir büyüğümüz bana “evlad bir ilahi oku dinleyelim” der ve kalabalık bir cami cemaatine okurdum. Annelerimiz, büyüklerimiz programa teşrif edenler, bendenizi program akabi severler, hediye verirlerdi. Başka zamanki programlarda “bizim çocuk gelecek mi” diye hocamıza sorarlarmış, espiri olsun diye. Hocamız “sen olmadan mevlid cemiyeti tadlanmıyor” diye latife ederdi.

Cami musikisi ile “Merhaba Ey Fahri Âlem” dedik ve bu âlemin içinde hak murad ettikçe sanatımızı icra etmeye çalışıyoruz. Popüler müzik alanında da birçok solist dostlarım oldu. Onlarla farklı neşeler, farklı icralarda bulunduk. Bunların kendi içinde ayrı bir yeri ve güzelliği var. Ama tasavvuf musikisi, irfan türküleri, sanat müziği beni cezbeden ve ruhuma dokunan bir sanat türü olduğu için gönlümü feth etti. Dolayısıyla bu alanda ilerlemeye karar verdim.

Müzik eğitimini kimden aldınız?

Hocam, Musiki Eğitim Vakfı Başkanı kıymetli büyüğüm Sevgili Fikret Erkaya. Uzun yıllar dini musikiye, tasavvuf musikisine, klasik musikiye hizmette bulunmuş bir üstadımız. Bir erkân ve edep gerektirir tasavvuf musikisi. Aşıkın icrası ile avamın icrası aynı şey değildir. Bize şöyle öğrettiler. Kur’an’ı Kerim Cenab-ı Hakkın mushaf-ı şerifidir. Evliya sözü de bir nevi Kur’an-ı Kerim’in ledünni manasıdır. Sahnede icranızda asla abdestsiz olmayın. Ehlullahın, evliyaullahın sözü yani, hakkın sözünü icra ediyor iseniz ona gereken saygıyı hürmeti göstermek durumundasınız. Bu yüzden müzikle iştigal ettiğini söyleyen dostların, arkadaşların mutlak surette bir usta çırak ilişkisi olmalıdır. Meşk etmelidir. Bir ustanın yetiştirdiği çırağın sedası, tavrı, icrası başkadır. İç âleme yolculuk ve hak ile bağ vardır.

“Müzik Ruhun Gıdası” mıdır?

Malumunuz ilk vahiy “İkra”, Mesnevi’de ise “bişnev” diye başlıyor yani “iyi kulak ver” diyor, burada Cenab-ı Hak. Güzelliklere kulak verdikçe, bütün güzellikler bir gün gelir, bir güzeli bulur ve o güzelin potasında, icrasında, nazarında eğitim başlar ve kemal’e doğru yol alır. Müzik başı ve sonu olmayan bir deryadır. Sesin insan üzerindeki etkisini gücünü anlatmaya kalksak sayfalara sığmaz. Güzel ses, bizi günün bütün yorgunluğundan, stresinden alıp başka bir âleme, güzelliklere götürür. Güzel ses kişiye huzur verir, dinledikçe insanı mest eder. Bir güftenin manası ile bestesi bir bütünlük arz edince aynı eseri belki yüzlerce defa dinleyip sanki ilk defa dinlemiş gibi his, duygu, haz alırsınız. Sesin ve güftenin yüceliği, güzelliği aşikâr oluyor ve ölümsüz bir eser halini alıyor. Her asırda zamanda yerini koruyor. Bizler yıllar önce okunmuş bir eseri günümüzde hala okuyoruz ve farklı farklı solistlerin yorumundan aynı eseri dinliyoruz, ama o eser, her asırda farklı bir güzellik ile bir zenginlik kazanıyor. İşte müzik duygularımızın en açık dilidir. Bendeniz ruhuma dokunan bütün eserleri defaatle dinliyorum ve her dinlediğimde ayrı bir duygu, anlam, mana çıkarıyorum. Dolayısı ile kişinin idrakine göre sanat mana kazanır. Bütün sanatların tek sahibi haktır, haktan âleme yansıyan sanat ise bize bir nur’dur. Bizler de bu nur’un etrafında pervane misali murad ettikçe dönmeye çalışıyoruz.

Bir veciz söz vardır: “Kalpteki fazilet tohumları müzikle yeşerir.”

Tasavvuf musikisi eserlerinde sözlerin şifası nedir?

“Söz söyleyen kemâl sahibi olursa, marifet ve hakikat sofrasını serdi mi, o sofrada her türlü yemek bulunur. Herkes orada gıdasını da bulur.” diyor Hz. Mevlana. İşte hakikat meclisleri böyledir; herkesi kucaklar, ötekileştirmez. O sofrayı bilmek, bulmak o sofrada olmak gerek. O sofra kelamullah, muhabbetullah ve aşkullah sofrasıdır.

Size neler ilham kaynağı oluyor?

Efendim bir sanatçı dağdan, taştan, doğadan, olaylardan, yaşadığı durumlardan, tabiattan her şeyden esinlenerek bir şeyler yazmaya başlar. Bendenize, bazen bir ayetten yol olarak bazen bir dostumun sözü veya yaşadığım bir olayın akabinde ilham zuhur ediyor. Kalem dost oluyor, kâğıt dost oluyor, mürekkep dost oluyor ve yazmaya başlıyorum. Bir gün gece kalktım Kur’an-ı Kerim’i açtım, gönlümdekiyle dilimdeki aşikâr ayette karşılık buldum ve seher vakti kalemi aldım yazmaya başladım. Güneş doğmuş ben ise masamda uyumuş kalmışım. İşte sözün gücü ve tesiri insanı bazen sarhoş ediyor, bazen uyutuyor, bazen inletiyor, kısaca aşk güzel…

Popüler müzik ile tasavvuf müziğini kıyasladığınızda, nasıl bir yorum çıkar ortaya?

Popüler müzik güncelliği olan bir müzik yani bir solist çıkıyor, gündem oluyor. Sonra unutuluyor. Kalıcı eserler bırakabilmemiz için yeni sözlere ihtiyacımız var. Yeni sözler söyleyebilmemiz için membaı gönül olan bir gönle ihtiyacımız var ve gönülden beslenmemiz gerekli. Hakk bizi gönülle buluştursun inşallah.

Resim ve hat koleksiyonunuz varmış. Biraz bilgi alabilir miyiz?

Kazancımı eserlere yatırıyorum desem doğru olur. Bir müptelalık bir alışkanlık oldu. Kaybolup dalıp gidiyorum eserlere. Huzur buluyorum. Bir karede neler neler gizli, bir fırçada ne izler ne duygular sırlı. Mesela hattat, ressam, müzehhibe gibi sanatçı dostlarımı arayıp onlara kendi gönlümdeki eserleri ifade eder, anlatır, hayalimdekini karşı tarafa arz ederim ve onlar da sağ olsunlar eseri meşk etmeye başlarlar. Sonunda bakarım ki istediğim gibi olmuş, yani kendi istediğim kendi arzu ettiğim duygularımı kendi eserimi bir ressamdan ustadan rica ediyorum.

Sanatçılarımızın kendilerine özgün kendi eserlerini de talep ederim. Bazen bana şaşırıyorlar, çünkü heyecanla sonunu bekliyorum. Arayıp sorarım “hocam ne aşamada bizim sevgili” diye. Resim olarak doğa, sufi, İstanbul, Anadolu, natürmort gibi birçok eser arşivimde mevcut ve hat sanatı ile de hakeza aynı. Hakk’a uğurladığımız hattatlarımızın da eserleri var. Bazen antikacıları gezerim, oralarda çok eski eserler bulunur ve alırım. Sanatçı olarak Türk, İranlı ve farklı ülkelerden sanatçıların eserleri var, birçok kıymetli sanatçı dostlarımızın eseri mevcut, 63 eserim var.

“Hat sanatı” ile ilgili olarak ne söylemek istersiniz?

Hz. Ali Efendimiz buyurur ki: “Çocuklarınıza yazıyla ikramda bulunun ki yazıda çok güzel işler vardır. İnsana sürur verir, içinde rahatlık ve keyfiyet vardır.” Bu bakımdan Kur’ân-ı Kerim’in yazımından sonra biz yazının piri olarak Hz. Ali Efendimizi başlangıç kabul ederiz. Yazı sanatı diyoruz. Çünkü sanat ve zanaat arasında büyük bir fark vardır. Herkesin bir zanaatı vardır, ama bunu sanata dönüştürmek farklı bir şey. Sanatta derinlik vardır. Ruha hitap eden bir güzellik oluşur orda. Hatta sanatla uğraşmayanlar, bu işten anlamayanlar bile hayranlıkla seyrederler bütün bunları. Tabiî Hz. Ali Efendimizle başlayan yazı olduğu gibi kalmamış, geliştirilmiş ve daha bir zenginleştirilmiştir. O kelamda nice manalar gizli, o kalemde nice sırlar gizli, kamış ayrı güzel, kelamullah ayrı güzel.

“Allah güzeldir ve güzeli sever.” meâlindeki hadis-i şerif, insanın eşyaya bakış açısının ne olması gerektiğini ortaya koymaktadır. İnsan hayatında var olan her şeyin güzel olmasına dikkat edilmesi, şuurlu insan için gerekli bir hedeftir. “Hat sanatı” çok derinliği olan, içinde birçok güzellikleri barındıran bir sanattır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.