Ana sayfa - Manşet - İnsan İlişkilerinin Temeli Güven ve Güven Yönetimi / Dr. Mine Halis

İnsan İlişkilerinin Temeli Güven ve Güven Yönetimi / Dr. Mine Halis

Öncelikle güvenin tanımını yapabilir misiniz?

Hani bir şeyi biliriz de bize “Tanımla.” dediklerinde cevap veremeyiz ya… Güven de insana sorulduğunda bu duyguyu yaşatan kavramlardan biridir. Tanımlamaya çalışacak olursak güven en genel anlamda dürüstlük ve doğruluğa dayalı bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. Güven olgusu psikoloji, sosyoloji, politika, ekonomi, gibi farklı pek çok sosyal bilimin ele aldığı ve incelediği bir konudur. Ve her biri de kendi disiplini çerçevesinde konuya yaklaşmakta ve çözümlemeye çalışmaktadır. Buna göre de güvenin pek çok tanımı yapılmıştır.

Ancak bunların her birinin ortak olarak vurguladığı hususlar çerçevesinde farklı tanımlarla, güven; “Risk içeren bir durumda bir kimsenin davranışına karşı duyulan itimattır.” “Bireyin herhangi bir kontrol etkisi olmadan, karşısındaki bireyin davranışlarının kendi beklentilerini karşılayacak yönde gelişeceğine dair bir inanç duyması ve bu inanç doğrultusunda karşısındaki kişinin eylemlerine kendisini savunma gereği duymaksızın açık oluşudur.” Veya “Bir kişinin, karşı tarafın adil, ahlaki kurallara uygun ve öngörülebilir biçimde davranacağına ilişkin inancıdır.” diye tanımlayabiliriz.

Ama benim bakış açısı olarak kendime en yakın bulduğum, güvenin özgürlük olarak tanımlanmasıdır. Güven en temel insani erdemlerden biri olan özgürlük ile kıyaslanabilir. Güven özgürlüktür. Bu özgürlük kuşku ve güvensizlikten kurtulmadır. Aynı zamanda her türden imkânın, özellikle insanlardan birlikte olmaktan doğan imkânların farkına varma özgürlüğü anlamındadır. Güvenin sağladığı özgürlük, insanın tek başına göze alamayacağı projelere girişme özgürlüğüdür. Güven dünyayı daraltan değil, onu genişleten bir şeydir. Güveni özgürlükle kıyaslamak, güvenin aslında risk alma ve bağımlılık demek olduğu biçimindeki yaygın görüşün ima ettiği olumsuz yaklaşımdan da uzak durulmasını sağlayacaktır.

Aslında kişisel güven tanımı, bireyin tecrübeleri, değerleri ve inançlarından oluşur. Bu çerçevede “güven” kelimesi her bir kişi için farklı anlamlar içerebilmektedir.

Güven duygusu insan ilişkilerinde nasıl bir yere sahip?

Uluslararası ilişkilerden bürokrasiye, ticaretten aile bağına kadar, gerçek ya da tüzel kişiliklerle, iletişim ve etkileşim olan her alanda, güven, ilişkilerin belirleyici bir unsuru olarak karşımıza çıkmaktadır. Güven; insani tüm ilişkilerin, aile, iş yaşamı ve politikanın vazgeçilmez bir unsurudur. Her gün bilinçli ve bilinçsiz yüzlerce sosyal eylemde bulunuruz. Hemen hepsinde güven duygusu üzerine oturtulmuş toplumsal anlaşmalar çerçevesinde sürer gider. Aslında tüm insanlar güvenmekle başlar hayata. Güvenmeyi çok küçük yaşlardan itibaren öğrenir ve bu güven duygusunu bütün hayatımız boyunca sürdürürüz. Çocukluğun erken aşamalarında dünyaya genel bir yönelimle oluşan tutumlar temel güven çerçevesinde şekillenir. Bebeklerin üzerinde düşünülmeyen mutlak masumiyetle kendilerine kucak açan anne veya bakımını üstlenen kişiye duydukları güven gibi. Bebeklerin çoğunun daha ilk birkaç dakikadan başlayarak kendilerini tutan insanlara az çok güvendikleri gözlenebilir.

İnsanın doğası gereği güvene ihtiyacı vardır. Evlenirken güvenebileceğimiz bir eş, ev alırken güvenebileceğimiz bir müteahhit ve muhit, arkadaş edinirken sır saklayabilen güvenilir bir arkadaş ararız. Günlük hayatımızda temas içinde olduğumuz değişik kişiler, gruplar vardır. Aile fertleri, dostlarımız, iş arkadaşları, alışveriş yaptığımız dükkan, selamlaşıp geçtiğimiz kişiler… Kimiyle daha kısa, kimiyle daha fazla konuşma, paylaşma ve etkileşim kurarız. İçimizi açar, hayallerimizi, sevinç ve kederlerimizi paylaşırız. Güçlü ve zayıf yanlarımızı ortaya koyar gerçek ben oluruz. Duygu ve düşüncelerimizi paylaşırken, kendimizi açıkça ortaya koyarken bundan zarar görmeyeceğiz düşüncesi, emniyet hissi içinde oluruz. Böyle olduğunda hayat güzel ve anlamlı olur. Tersini düşünecek olursak, güven duygusu olmayan bir ailede eşler arasında, çocuklarla anne baba, işyerinde yönetici ve çalışan, toplumdaki kurumlar, devlet ile bireyler arasında nasıl bir ilişki olur? Kim hangi duygusunu açar, kim bir sonraki adımını hesap etmez? Bireysel ve toplumsal hayattaki emniyet ve güven duygusu hem ikili ilişkilerde gerekli bir olgu hem de gruplarda ve organizasyonlarda bireyleri bir arada tutmak için ihtiyaç duyulan birleştirici bir unsurdur.

Bununla beraber güven hem mantıksal hem de duygusal bir eylemdir. Duygusal olarak, güven, hassasiyetlerimizi açtığımız insanların bu hassasiyetimizi istismar etmemeleridir. Mantıksal olarak da, kazanç ve kayıp olasılıklarımızı değerlendirip söz konusu muhatabımızın tahmin ettiğimiz gibi davranacağını varsaymamızdır. Uygulamada ise güven her ikisidir. Ben size güveniyorum çünkü güvenirliğinize dair deneyimim ve insan doğasına inancım var. Bu ihtiyaçtır da aslında. Güven duymak isteriz, çünkü güven duygusunda, dostluk, arkadaşlık, sevgi, gönül rahatlığı ve huzur vardır.

Güven duygusunun kişilik yapısına ait bir tarafı varken başkalarına güvenme gibi bir toplumsal boyutu da var. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Güven, risk içeren bir durumda bir kimsenin davranışına karşı duyulan itimattır. Güvenmek belirli bir oranda risk içerir. Bireyin bu riski göze alması elbette ki onun kişilik özellikleri ile ilgilidir. Birey bu riski göze alıp oluşturduğu güveni, duyguları ve kendi iç tutarlılığı ile üretir. Araştırmalar, insanların güvenme konusunda doğuştan bazı farklılıklara sahip olduklarını göstermektedir. Bu farklılıklarla beraber insanların yaşadıkları güven deneyimlerinden dolayı farklı davranışlar geliştirdiği de söylenebilir. Bu bağlamda güven bir seçenek, kişisel bir tercihtir. Ancak bir insanın başkalarına güvenebilmesi için öncelikle kendinin güvenilir olduğuna dair inancının olması gereklidir. Ben dürüstüm başkaları da dürüst olabilir düşüncesidir bu.

Kişilik teorisyenlerinin görüşüne göre güven, gelişimseldir. Yani sosyal faktörlerin şekillendirdiği bireysel kişilik farklılıklarına göre oluşmaktadır. Güven duygusunun oluşmasında yaş, cinsiyet, eğitim, gelir gibi demografik özelliklerin yanı sıra bireysel tecrübelerin de etkili olduğunu savunan teorilerin yanında, güvenin oluşumunda bireylerin değil sosyal sistemlerin rolü olduğunu ileri süren ve merkeze kurumları yerleştiren teoriler de vardır. Yani kısacası güven çok yönlü psikolojik ve sosyal bir olgudur.

Güven duygusunun toplumsal yönünde şunlar vardır. Toplumda gelir adaletsizliği, işsizlik, siyasi belirsizlikler, ekonomi, çatışma, küresel çalkantılar vb. birçok faktör sosyal çözülmelere yol açabilir. Toplumun, çözülmeye yönelik tehditlere karşı koyabilmesi için toplumsal birlik ve beraberliğin sağlanmış olması gerekir. Bu da toplumsal güven duygusunun tesisi ile mümkündür. Toplumsal güven de, sosyal kurumlara olan güven ki bunlar aile, okullar, hastaneler, bankalar, parlamento gibi kurumlar ve tepede de en fazla devlete olan güvendir. Toplumsal güven kaybolunca toplumsal bütünleşmenin sağlanması da güçleşir. Bu nedenle de tarih boyunca devlet adamları toplumda siyasal ve sosyal güvenin tesisine öncelik vermişlerdir.

İlişkilerde başkalarına güvenme meselesine gelecek olursak, “İnsanlara güvenmek risklidir ancak insanlara güvenmemek daha çok risklidir.” sözünü cepte tutarak aslında insanlar arasındaki ilişkilerde sağlıklı bir kuşkuculuğa her zaman bir yer ayırmak gerektiğini de unutmamak lazımdır. İşlerini sadece güven üzerine kuran bir işadamının işletmesini uzun süre ayakta tutabilmesi olanaksızdır. Güvenin var olduğu koşullarda bile, taahhütler ve beklentiler için sözleşmeler yapılması çoğu kez zorunludur.

Bir insanı güvenilir kılan davranış özellikleri ve etrafımızdaki insanlara güven veren faktörler nelerdir?

Daha önce bir insanla karşılaşıp o anda “Şimdi güvenebileceğim bir insan var” diye hiç düşündüğümüz olmuş mudur? Hemen hemen hiç tanımadığınız bir insana inanmamızı ne sağlar? Ya da bir kişinin güvenilir olup olmadığını anlamanın içgüdüler dışında bir yolu var mıdır? Kesin olmamakla birlikte bunu anlamanın bazı ipuçlarını vardır.

Birçok kültürde şu tip davranışlar güveni güçlendirir. Direkt göz teması, açık bir yüz ifadesi , kendinden emin ve cana yakın bir ses tonu, ilgilendiğini gösteren vücut dili. Basit vücut diliyle açıklayamayacağımız bazı şeyler de vardır. Açıklanamayan bir sebeple tam olarak mantıklı olmayan bir seviyede içgüdüsel olarak bazı kişi ya da gruplar bizde ilk seferde bağlılık yaratıp güvenilir hissi uyandırırlar. Bu açıdan bakıldığında güven, iç içe bağlı psikolojik birçok süreç içermektedir.

Öncelikle bizler kendimize benzettiğimiz insanlara güvenme eğiliminde oluruz. Benzerlik, kendimiz hakkındaki düşünceleri başkasına iletmemizi sağlar. Ben iyi bir insanım onlar da iyidir. Ben güvenilir bir insanım, öyleyse onlar da güvenilir olmalı diye düşünürüz. Bizler insanların kim olduklarını anlamamızı sağlayacak dış emarelerden benzerlik işaretleri bulup çıkarmaya çalışırız.

Benzerlik bulma çabası yanında, inançlarımız, değerlerimiz, dünyayı anlamaya ve yorumlamaya dair sahip olduğumuz paradigmalarımız ve hayata dair amaçlarımız gibi içsel faktörler yanında, insanların dış görünüşleri, davranışları, aynı üniversiteden mezun olmak gibi ortak deneyimlere sahip olmak, dini, siyasi veya müzik tercihleri gibi benzer tercihlerimiz de onlara güven oluşturmamızda etkilidir. Ayrıca kültür birliği, aynı gruptan olmak da güven tesis eder. Sonrasında bize açıkça önem veren yardım etmeye çalışan manevi destek veren kişi bizim için güvenilir gelir. Gücü yettiği halde bize zarar vermeyen insanın da güvenilir olduğu sonucunu çıkarabiliriz. Güçten kasıt yasal otorite, mevki, liderlik, bilgi, tecrübe vs. olabilir. Bütün bunlar o kişide güveni hak eden bir durum olup olmadığını doğrulamaz. Bu tamamen bizim o kişiye bizim atfettiğimiz bir durum da olabilir.

Tüm bunlarla beraber insanların etraflarındaki insanlara güven vermesinin temel kıstası dürüstlüktür. Dürüst bir insan, kontrol mekanizmasından uzak olduğu ortamlarda bile vicdani değerlerine bağlı kalan kişidir. Bu onları dürüst, söz ve eylemlerinde güvenilir kılar. Hatta böyle insanlarla ters düşsek, aynı noktada olmasak bile bu onların güvenilir olduklarını bizim gözümüzde değiştirmez. Ayrıca güvenilir olmak sözlerle birlikte davranışlarla da tutarlılık gösterebilmektir. Bunların yanı sıra adalet, samimiyet, tevazu ve ilişkilerde net ve açık olmak da güvenilir olmanın özelliklerindendir. Güven ayrıca içtenlik sahicilik, erdem ve onur içerir.

Burada aslında en temel nokta Peygamberimiz’in evrensel ahlaki öğüdü olan “Sana yapılmasını istemediğin bir şeyi sen de başkasına yapma.” düsturudur. Bu düstur davranışlarımızın belirleyici noktası olursa zaten karşımızdaki ile ilgili bir risk ve belirsizlik düşüncesi taşımayız ve bu, insanı psikolojik olarak rahatlatan endişe duygusuna son veren bir durum yaratır. Gene bir hadisinde Peygamberimiz “Hakiki mü’min odur ki insanlar malları ve canları hususunda ondan emniyet içindedirler.” diye buyurmuştur. Bir başka rivayette de güvenilirlik vasfını, imanın gereği olarak bildirmiş ve güvenilirlik vasfı olmayanın imanının kâmil olamayacağına dikkat çekmiştir.

Güven duygusuna, maddi manevi boyutları açısından baktığımızda insana ve topluma sağladığı getirileri nelerdir?

İnsanoğlunun yaratılıştan güven duygusuna ihtiyacı vardır. Modernleşmenin getirdiği bireyselleşme, sosyal bağlardaki zayıflama beraberinde toplumsal güven sorununu doğurmaktadır. Birey için güven sorunu duygusal anlamda çok yorucudur. Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisine baktığımızda fizyolojik ihtiyaçların hemen akabinde ikinci basamakta güvenlik ihtiyacının yer aldığını görürüz. Güvenlik ihtiyaçları, dış faktörlerden korunma, emniyet içerisinde bulunma, tehlikeden uzak durma, bağlanma, korunma, himaye edilme, sağlıklı olma gibi kişide korku ve endişenin bulunmadığı durumları ifade eder. İnsanlar kuralları belli, yapılandırılmış, kestirilebilen, ilkeli ve güvenli ortamlarda yaşamak isterler. Bunun gerçekleşmediği durumlar insanlar için korkutucu ve endişe vericidir. İnsan beklenmedik bir durum olduğunda kanunlar çerçevesinde güvenebileceği polis, jandarma, sigorta, mahkeme gibi kendisini koruyacak toplumsal koruyucular ister ki gelişmiş toplumlarda bireylerin bu ihtiyaçları giderilmiştir.

Güvenin bireye sağladığı psikolojik faydalar vardır. Bunlardan biri korku ve endişe içgüdülerimizi askıya alma, sürekli savunma içgüdüsüyle davranmamadır. Birine güvenirsek karşımızdaki ile ilgili belirsizliği yok etmiş oluruz ve artık o kişinin davranışlarını tehdit olarak algılamaz, ondan bize zarar gelmeyeceğini düşünür ve her halükarda ondan iyilik göreceğimizi varsayarız. Ve artık o iki kişi arasında sürekli bir kontrol ve onay ihtiyacı ortadan kalkmış olur ki bu da ilişkiler açısından oldukça rahatlatıcı bir durumdur. Bunun tersi, güvenli olmayan belirsiz durumlarda ise insan, davranışlarında risk almaktan çekinecek bu da onun gelişimsel olarak zayıflamasına neden olacaktır.

Güven ihtiyacı sosyal sistemler için de geçerlidir. Güven sosyal sistem içinde sosyal sermayenin önemli bir kaynağını oluşturur. Sosyal sermaye; ilişkiler, ağlar (networks), normlar, değerler ve informel yaptırımlardan oluşur ki, bunlar toplumun sosyal ilişkilerini biçimlendirmektedir. Sosyal sermaye; sosyal ağlar (networks); kim kimi tanırdan, sosyal normlar; ağ üyelerinin birbirlerine nasıl davranacağını belirleyen formal ve enformal kurallardan, yaptırımlar ise üyelerin kurallara uymasını sağlayacak süreçlerden oluşmaktadır. Sosyal sermayenin en iyi ölçüm aracı da “güven”dir. Eğer bir network içinde, (bu bir aile, mahalle, işletme, piyasa, ülke olabilir) üyeler birbirlerine ne kadar çok güveniyorlarsa sosyal sermaye de o kadar güçlüdür anlamına gelir.

Güven, örgütsel anlamda örgütlerde işlem maliyetlerini düşürme, örgüt üyeleri arasında doğal sosyal atmosferi yakalama ve örgüt yetkililerine gönüllü saygı gösterme sonucunu doğurarak da toplumsal getiri sağlayan bir durumdur. Ancak herkese güvenmek saçma, hiç kimseye güvenmemek de deli sakarlığıdır.

Güven oluşturmanın önündeki engeller nelerdir? İlişkilerde yeniden güven tesis etmek ne kadar mümkündür?

Bir kişide veya örgütte güven oluşturulması hiç de kolay bir şey değildir. Bunu oluşturmak riskle birlikte engelleyici birtakım unsurlar da taşır. Global anlamda son zamanlarda tüm toplumları kapsayan kültürel ve ahlâkî bir çöküş söz konusudur. Dürüstlük, güvenilirlik ve erdem gibi ahlâkî kavramlardaki çöküş, güven ortamı oluşturmayı veya bireysel güven duygusu yaşamayı zorlaştırmaktadır. Her gün haberlerde izlediğimiz kötü olaylar bizleri ilişkilerimizde güven esaslı değil de şüpheci ve tedbirli olmaya zorlamaktadır. Aile, iş, ticaret ve sosyal yaşantımızda aldatma ve aldanmanın yaygınlaştığı bir durumda güven içinde olmak ve güven oluşturmaktan bahsetmek zordur.

Güven oluşturmanın önündeki engeller örgütsel ve kişisel bazda olmak üzere iki kısımda ele alınmalıdır. Bunlardan kişisel olanlarını, kişilerin güç kazanma hırslarının saldırgan ve yıkıcı davranışlara varacak eylemlere dökülmesi, statü edinme eğiliminin hırsa dönüşmesi, gruplar içerisinde kişisel çıkarlarını önde tutacak bencillik sergileme, yaşanan olumsuz tecrübelerin sonrasında edinilen tutumlar, başkalarına güvenme riskini göze alamama, aşırı şüpheci davranışlar ile dedikodu şeklinde sıralayabiliriz. Örgütsel bazda ise daha kapsamlı etkenler sıralanabilir.

İlişkilerimizde güven olmadığı zaman, yani insanlar size güvenmezse ne olur? İnsanlar sizin olası eylemlerinizden kendilerini korumak için bir dizi düşük güvenli tepkide bulunur. Kişiler arasındaki güven mekanizması herhangi bir bağlayıcı yazılı sözleşme olmadan belirsiz yükümlülükler içerir. Karşılıklı sorumlulukların yerine getirilmesi ile başarılı sosyal mübadeleler güveni oluşturur. Bu da ilişkilerde karşılıklı destek ve yatırımın önemli bir göstergesidir.

Eğer güven yıkılırsa ki güveni yıkmak onu tesis etmekten daha kolaydır, karşındakinde ihanet duygusu ve sarsıcı etkilere yol açabilir. Güven pahalıdır. Bir şeyler verip karşılığında bir şeyler almak istediğiniz yerde bir güven ekonomisinden söz edilebilir.

O hâlde güven yönetiminde dikkatli olmak gerekir. Çünkü güven oluşturmak ne kadar uzun zaman alıyorsa, kaybetmek de o kadar kısa sürede gerçekleşir. Güven oluşturmanın en basit yolu güvenilir olmaktır. Çünkü aldatarak insanları kısa bir süre inandırmak mümkün olabilir ancak gerçeğin ortaya çıkmasının yüksek maliyetini de göze almak gerekir.

Güvenilir bir liderin olmazsa olmaz vasıfları nelerdir, lider güven ortamını devam ettirmek için nelere dikkat etmeli?

Sosyal sistemler içinde güven, tepeden başlayarak aşağıya doğru inen ve yayılarak sistemin atmosferine yayılan bir şeydir ve organizasyonu meydana getiren beşeri unsurlar arasında yapıştırıcı görevi görür. Lider takipçilerine güvenmelidir, takipçiler de liderine. Güven, liderden başlar. Lider hem kendisiyle ilgili hem de sistemde olup bitenlerle ilgili dürüst, açık, tutarlı olmalı ve sonra diğerlerine güvenmesi gerektiğini bilmelidir. Karşılıklı güven hayatidir. Bir yönetim bilimci bütün liderlerin sanal bir şüphe yuvasında yaşadığını söylemiştir. Bunun nedeni de örgütte tam bir güven birliğinin sağlanamamış olmasıdır.

Güvenilir bir lider nasıl olunur sorusuna gelirsek bunlar aslında bilinen özellikler olarak karşımıza çıkar. Dürüst, adil, tutarlı, yetkin, örnek teşkil eden, takipçilerine sadık ve açık.

Bu özellikler var olduğunda, ilişkiler ve bağlılıklar daha inandırıcı olur, güven ortamı sağlanır. Bunlara kısaca değinecek olursak; deneyimler göstermiştir ki liderin dürüst ve tutarlı olması güven kazanmada ilk koşuldur. Lider her zaman doğru olmalı, davranışları da sözleri ile tutarlı olmalıdır. Saf suresi, “Niçin yapmadıklarınızı söylüyorsunuz.” ayetiyle buna dikkat çekmiştir. Araştırmalar göstermiştir ki takipçilerin, bir liderin güvenirliliğini değerlendirirken kullandıkları ölçüt, liderlerin söylediklerini yapıyor oldukları ölçütüdür. Bu ayet aynı zamanda örnek oluşturma kapsamında da okunmalıdır. Yine Kur’an’ı Kerim’de “Başkalarına iyi olmayı emredip kendinizi unutuyorsunuz.” buyrularak kişiler, söz ve davranışlarında tutarlı olma konusunda uyarılmışlardır.

Güvenilir lider olmanın bir diğer önemli hususu açıklıktır. Açık ve şeffaf olmak. İnsanlar olup bitenden haberdar olmak ister; kendilerine iyi veya kötü haberlerin söylenmesini ister ve içinde bulunduğu durumu bilmek ihtiyacı hissederler. Liderler, bilgiyi paylaşmanın güveni artıracağını anlarlar ve bilirler ki, ne kadar çok paylaşırlarsa güven de o kadar artacaktır. Güvensiz yöneticiler de, lider olarak konumlarını güçlendireceği inancıyla enformasyonu kendilerine saklamayı yeğlerler. Eğer liderler kendilerini, yönettikleri insanlardan çok ayrı tutarlarsa, insanlar kendilerini ortak amaçlara tam olarak vermeyecek, kendi içlerinde var olan yaratıcılık ve bağlılık zerresine uzanmayacaklardır. Bu tür liderler güçlü bir bilinçaltı saplantısıyla insanlara kendilerinin başkalarından daha iyi oldukları mesajını iletirler. Ki bu pek de tercih edilen bir şey değildir. En iyi örgütlerde lider, kendi içindeki güveni alıp işletme içinde kurumlaştırır. Sonuç, bağlılığın ve üretkenliğin artmasıdır. Bu olumlu sonuç, güvenin sürmesini ve artmasını da sağlar.

Birçok yönetici sahip oldukları en önemli yönetim aracının güven olduğunun farkındadır. Astlar, meslektaşlar ve patronlar arasında güven varsa işler daha düzgün bir şekilde yürür. Risk yüklenme yeteneği artar. Düşündüklerini söyleyebilirler ve hatalarını kabul edebilirler. Kendi ortamındakilerle samimi bir şekilde ilgilenirler. Hoşlarına gitmese bile kendilerine doğruların söyleneceğinden emin olabilirler. Bu öyle bir güvendir ki sadece samimiyet ortamında yeşerebilir. Güvenin az olduğu veya hiç olmadığı yerde, her şey daha karmaşık olur. İletişim daha az açık olur. Çalışanlar daha az risk alırlar ve daha az hata kabul ederler. Vakitlerini kendilerini suçlu duruma düşmeye karşı korumak için harcarlar ve hafızalarına hareketlerinin açıklamasını yazarlar.

Liderin güven ortamını devam ettirebilmesi için baş etmesi gereken, güven ortamının gelişimini engelleyen kurumsal ve sosyal güçler vardır. Bu durum liderlerin örgüte güven aşılayabilme yeteneklerini dizginlemektedir. Dolayısıyla başarıya ulaşabilmek için liderin bu tip engelleri zamanında tespit etmesi ve ortadan kaldırması gerekmektedir.

Güven ve itibar ilişkisinden bahseder misiniz?

Sosyal sermaye olarak nitelendirdiğimiz güven, ekonomik fayda-varlık kazanımı, siyasi fayda-iktidar kazanımı ile beraber sosyal fayda-itibar kazanımına da aracı olur. İtibar saygı görme, değerli bulunma, güvenilir olma anlamına gelir. Aslında itibar mevzusu toplumun değer yargılarını ortaya çıkaran önemli bir olgudur. Toplumda itibarın neye göre algılandığı, o toplumu anlamlandıran alanlardan bir tanesidir. Ve itibar somut eylemlerle oluşturulur. Neye sahip olduğundan çok nasıl davrandığın itibarı belirler. İtibar güvenilir olmadır.

Güven, kişilere olduğu gibi kurumlara da güç kazandırır. Robert Bosch’un “İnsanların güvenini kaybetmektense, para kaybetmeyi tercih ederim.” sözü, örgütlere duyulan güvenin itibar sağladığı, bunun da örgütlerin başarısını doğrudan etkilediği gerçeğini ortaya koyan güzel bir örnektir.

Güven ve itibar ilişkisi deyince Peygamberimiz’e değinmeden geçmek olmaz. Daha nübüvvet görevi verilmeden önce kendisi sözleri, davranışları ve örnek oluşturan kişiliğiyle içinde yaşadığı toplum tarafından takdir görmüş, ona “güvenilir/emin” lakabı verilmiş ve cahiliyye döneminin karanlık zihinlerini ikna etmede bu özelliği önem kazanmıştır. Kendisine inanmayanların bile ona “Seni hiç yalan söylerken görmedik.” diyerek dürüstlüğünü vurgulamaları veya değerli eşyalarını muhafaza etmesi için ona teslim ediyor olmaları güvenilir olmanın getirdiği itibarın da bir göstergesidir.

Kişiler arası güven ile toplumun gelişmişlik düzeyi arasında bir bağlantı var mı?

Kişiler arası ve toplumsal güvenin varlığı veya yüksekliği toplumsal birçok çıktıya olumlu katkı sağlamaktadır. İnsanlar hastalandıklarında gittikleri doktora, alışveriş ettiklerinde satıcıya, çocuklarını emanet ettikleri öğretmene güvenmek isterler. Güvenin olmadığı ortamlar birçok olumsuz duruma yol açabilir. Toplumsal güvenin varlığı ya da derecesinin yüksekliği diyelim, hem birey hem de toplum için birçok yönden fayda sunar. Bu faydalar siyasi, ekonomik ve kültürel yönden başlayıp toplumsal hayatın birçok noktasına etki eder. Yapılan birçok çalışmada insani gelişme düzeyinin yüksek olduğu ülkelerde güven düzeyinin de buna paralellik gösterdiği tespit edilmiştir.

Ancak bir toplumda güvenin yüksek derecede olması için bazı koşulların bulunması gerekir. Bunlar ahlaki ilkeler, norm ve değerler, yasal sözleşme ve yaptırımlar olarak sayılabilir. Bunların varlığı ve uygulamalarındaki standart, toplumun gelişmişlik düzeyini belirler, aynı zamanda güvene de kaynaklık eder.

Başka bir açıdan bakacak olursak yüksek düzeydeki karşılıklı güven, gelişmişliğin sonucu olmakla birlikte aynı zamanda sebebidir de. Japonya, Almanya, Finlandiya gibi gelişmiş ülkeler sahip oldukları güven dolayısıyla sosyal sermaye birikimine sahip olmuşlar ve bu sosyal sermaye sayesinde de zengin ve gelişmiş bir endüstri kurabilmiş, dünyanın en müreffeh ülkeleri arasına girmişlerdir. Sosyal sermaye burada tetikleyici faktör olmuştur. Sosyal sermaye -ki tekrar vurgulamak isterim bunu sağlamak güven derecesinin yüksekliği kriterine bağlıdır- bir toplumda yüksekse o toplum kendi içinde barışı ve uzlaşıyı sağlamış demektir ki bu da o toplumun kalkınması sonucunu doğurmaktadır. Yani güven, kalkınmayı harekete geçirir, kalkınma da güveni güçlendirir. Biz ülke olarak önce kendimize güvenmemiz, sahip olduğumuz değerlerin bilincine varmamız ve bunları toplumsal kalkınmamız için motivasyon aracı olarak kullanmamız gerekir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.