İletişime Farklı Bir Bakış / Yrd. Doç. Dr. Zülfikar Özkan

Sağlıklı iletişim kurmanın temel dinamikleri nelerdir?

Her insanın hayatında iletişimin önemli bir yeri vardır. Çünkü insanlar duygu ve düşüncelerini iletişim yoluyla paylaşarak, mutlu olma ve çevrelerindeki bireylerin mutluluklarına katkıda bulunma imkânı elde ederler.

İletişim, duygu, düşünce veya bilgilerin akla gelebilecek her türlü yolla başkalarına aktarılmasıdır. Başka bir ifadeyle iletişim, bir göndericiden alıcıya mesaj iletilmesi olayıdır. Bir mesaj alışverişidir. İletişim sürecinde, gönderici ile alıcı arasında birbirini anlamaya yönelik bir iletişim trafiği oluşur. Demek oluyor ki iletişim; bilgi üretme, aktarma ve anlamlandırma olgusudur.

Sağlıklı iletişim kurabilmek için, öncelikle insanlara ve olaylara farklı açıdan bakabilme yeteneğini kazanabilmemiz gerekir. Her insanın, her olayın ve her durumun farklı yönleri vardır. Sorunlar baş gösterdiğinde, genel olarak sorunlara bakış açımız daralmaktadır. Bu süreçte iletişimimiz de bozulmaktadır.

Güçlü ve sağlıklı iletişim, kişinin ihtiyaçlarını, isteklerini, duygu ve düşüncelerini çekinmeden samimi bir şekilde dile getirmesi ve karşı tarafa duyurabilmesidir.

İletişim paylaşmaktır. Güçlü ve sağlıklı iletişimciler ne paylaşacaklarına çok önem verir onu önceden tespit eder.

İletişim sadece konuşma değildir. Konuşma, yani duygu ve düşünceleri ifade etme iletişimin yarısıdır. İletişimin diğer yarısı ise, karşı tarafı duymaya açık olma ve dinlemektir.

İletişimin anlamı, aldığımız tepki veya cevap kadardır. Ne kadar anlatırsak anlatalım, anlattıklarımız karşımızdakinin anladığı kadardır.

Pek çok insan başkaları konuşurken onları dinlemek yerine ne söylemek istediğini planlıyor. Dinlemeden, konuşmaya verilen cevaplar genellikle uygunsuz oluyor ve iletişim hızla kopuyor. Kimse kendini dinlemeyen birini dinlemez. Oysa en güçlü iletişim dinleme yoluyla sağlanır.

Televizyon programlarında, genel olarak, konuşmacılar sadece kendi düşüncelerini anlatma gayreti içinde oluyorlar. Karşı tarafı dinlemiyor ve ne dediklerini merak etmiyorlar. Böylece yarım iletişim kuruyorlar. Yarım iletişimle sürdürülen bu tartışma programlarından bir şey öğrenmek mümkün mü? Keşke televizyon programlarındaki konuşmacılar birbirlerini kabul etse, takdir edebilse ve duyduktan sonra cevap verebilseler. Böyle tam ve sağlıklı iletişimle yapılan programlarda herkes kendini değerli hisseder. Bu süreçte dinleyiciler dâhil herkes kazanır.

Konuşmalarımızda sen dili ile yaklaşmak suçlayıcı, kırıcı, alaycı ve olumsuz iletişim türü iken ben dili ise değer veren, olumlu, dinleyen ve sevecen iletişim türüdür.

Sosyal ilişkileri sağlıklı bir bireyin özellikleri ne olmalıdır?

İnsan sosyal bir varlıktır. Sosyal olmaktan uzaklaşmak derin acılara sebep olur. Bizi biz yapan şey büyük oranda çevremizdeki sosyal dünyadır. Bu sebeple beynimizdeki nöral bağlantıların sayısını artırmak için daha sosyal olmalıyız. Kaslarımız gibi beynimiz de kullan – kazan veya kullanma – kaybet yasasına göre çalışır. Sosyal olmak da, topluma ait olmak, topluma bağlı olmak, toplumla ilgili olmak, toplumun sorunlarını çözmeye açık olmak ve kendini toplumla ilgili işlere verebilmektir.

Bilge, her gün başkasından yeni bir şey öğrenen kişidir. Mutluluğun anahtarıysa elinde olanları görmekte ve fark etmekte yatar. Kuvvetli olan kişi de zayıflığını bilen kişi zayıflığını bilen ve içinde olan kötü eğilimi iyiye dönüştürebilendir. Geniş arkadaş ve akraba çevresi olanlar daha uzun yaşamakta, daha fazla gülmekte ve daha az endişe duymaktadır.

Üç iyi arkadaşı olan aslında zengin insan sayılır. Her insanın kalbinde sevgi ihtiyacı yatar. Bu ilişkiyi öncelikle başlatan kazanır.

Sosyal olmak, ailece yemek yemektir. Sosyal olmak, kişinin her gün en sevdiği insanlarla lokmasını paylaşması için zaman ayırmaktır. Bu tür faaliyetler, beynin nöral bağlantılarının sayısını artırır.

Sosyal olmak, insanın kendini tanımasıyla at başı gider. Sosyal olmak kişinin kendisine ve diğer insanlara ilgi göstermesidir.

Tevfik Fikret, sosyal olmayı şu mısralarla çok güzel anlatıyor:

Taşırım coşkun yüreğimde,

İnsanın aşkını da elemini de…

Sosyal ilişkileri sağlıklı bir insan, imajının, iletişim tarzının ve özellikle de beden dilinin bilincinde olan kişidir.

Sosyal ilişkileri güçlü olan kişi,

• Dışarıdan nasıl göründüğüne,

• İnsanlar üzerinde nasıl bir ilk izlenim bıraktığına,

• İnsanları duygusal olarak nasıl etkilediğine,

• Birlikte oldukları kişilere keyif verip vermediğine,

• Beden dilinin iletişimdeki payının %55 olduğuna,

Her zaman ve her ortamda dikkat eder.

Sosyal insan, çağımızın iletişim çağı olduğunun farkındadır. Bu sebeple öncelikle kendi ailesinden başlamak üzere, toplumun her kesiminde güçlü iletişim kurar ve her ortamda aranan kişi olur.

En çok yapılan iletişim hataları nelerdir?

İlişkiler, bitkiler gibi canlıdır. Onların da bitkiler gibi bakılması, sulanması, vitamin verilmesi, gerektiğinde budanması ve toprağının yenilenmesi gerekir. Bu bakım olmazsa iletişim bozulur ve insanlar birbirlerinden uzaklaşır.

Sağlıklı iletişim, kişilerin ihtiyaçlarını, duygu ve düşüncelerini rahat bir şekilde dile getirdikleri bir iletişim türüdür. Sağlıklı iletişimin gerçekleşebilmesi için, taraflar birbirlerini karşılıklı olarak hissetmelidirler. İletişim sadece konuşmak değildir. Konuşma iletişimin sadece yarısıdır. Diğer yarısı ise karşı tarafı duymaya ve hissetmeye açık olmaktır. Bunun için de dinlemesini bilmek gerekir.

Ancak kabul edilen, duyulan, cevap verilen, iyi dinlenilen ve takdir edilen insan kendini değerli hisseder.

İyi dinlemek için beden dilini çok iyi kullanmalıyız.

Bize göre iletişimde yapılan en büyük hata, beden dilinin yanlış kullanılmasıdır. Kişi bir şey anlatırken beden dili tamamen farklı bir şey söylüyor. Yüz ifadeleri sözlerle uyuşmuyor. Kişinin hareketleri konuyla ilgisiz kalıyor. Bu ortamda herkes rahatsız oluyor ve sert tartışmalar baş gösteriyor.

Etkili iletişim insana neler kazandırır?

Etkili iletişimin kişinin başarısına, sağlığına ve mutluluğuna etkisi büyüktür.

Carnegie Teknoloji Enstitüsü’nde 10.000 kişi üzerinde yapılan araştırmalara göre, başarının %15’i yapılan işle ilgili bilgi ve beceri geliştirme çalışmalarına, %85’i de kişilik faktörlerine yani insanlarla başarılı ilişkiler kurmaya bağlıdır.

Bir başka araştırmaya göre, gerek duygusal ve gerek iş hayatlarında başarısız olmuş insanların %80’i başkalarıyla iyi ilişkiler kuramayan kimselerdir. Bu insanların en belirgin özellikleri iletişim konusunda yetersiz oluşlarıdır. Söz konusu araştırmanın sonuçlarına göre, iş hayatındaki başarıda entelektüel birikim ve iş konusundaki beceri ile tecrübenin payı %25 iken, nitelikli insan ilişkileri kurmanın payı %75’dir.

İletişimi bozuk kişinin sağlığı da bozuktur. Bozuk iletişim sebebiyle bağışıklık sistemi güçsüzdür.

Bozuk iletişim, etkilerini en çok sağlık personeli üzerinde gösterir. Bir doktorun, hastasına yatak numarası ile hitap ettiğine, hastanın yüzüne bakmadan konuştuğuna, hastayı sıcak bir şekilde karşılama yerine ifadesiz bir yüzle ve boş bakışlarla karşıladığına tanık olsanız, o doktora muayene olur musunuz? Bu doktor hastalarını kendinden uzaklaştırmaz mı? Bu doktor meslek hayatında başarılı olabilir mi?

İletişim konusunda ustalaşan kişi;

• Daha iyi konuşmalar yapabilir,

• İnsanları daha kolay ikna edebilir,

• Hem iş hem sosyal çevresinde insanlarla daha sağlam ilişkiler kurabilir,

• İletişim becerileri sayesinde kendi sorunlarıyla rahatlıkla baş edebilir,

• Hastanede ve her alanda daha başarılı olabilir,

• Çevrelerindeki insanları dinlemekten zevk alır hale gelebilir.

Rahat, doğal ve içten olmanın iletişimdeki öneminden bahseder misiniz?

Tüm insanların, düşünürlerin, sanatçıların, bilim adamlarının yüzyıllar boyu aradıkları bir duygu ve bir yaşantı olan mutluluğun temeli, samimi, erdemli ve ölçülü olmaktır. Kısacası mutlu olmanın yolu ahlaklı olmaktan geçer.

Theodore Roosevelt’in deyişiyle, “Bir insanı ahlaken eğitmeden sadece zihnen eğitmek topluma bir bela kazandırmaktır.”

Sağlıklı bir eğitim de ancak sağlıklı iletişim ortamlarında gerçekleşebilir.

Mutluluk ve başarının sağlıklı iletişime bağlı olduğunu söylüyorsunuz. Bu konuyu açar mısınız?

Kişinin temel görevi, potansiyelini artırmak ve bilincini geliştirerek mutlu olmaktır. Ana babaların, toplumun ve devletin temel görevi de bu doğrultuda insanlara yardımcı olmak ve onların gözünün açılmasını sağlamaktır.

Bir insanın sağlıklı yetişmesinden, ürün vermesinden ve bu ürünlerden yeni tohumlar elde etmesinden, yani mutlu yaşamasından önemli ne olabilir?

Mutlu insan, kendi değerlerinin farkındadır ve bu değerlerini insanlığın yararına kullanır.

Kişi mutluluğun bilincine vardığı zaman, kendi beyni mutluluk programını yapar.

Bu mutluluk programının kalıcı olabilmesi için beyindeki nöronlar arasında kalıcı bağlantılar oluşturması gerekir. Bunun için de iyi yönlendirilmiş zihinsel çalışmalara ihtiyaç vardır.

Zihinsel alıştırmaların tekrar edilmesi var olan nöral bağlantıların güçlenmesini ve yenilerin yaratılmasını sağlar.

Mutlu olmak için öncelikle bazı erdemleri kazanmak gerekir. En önemli erdemler, kendine karşı doğru ve saygılı, başkalarına karşı dürüst, tolerans sahibi, topluma hizmet götüren, iyilik yapan, namuslu, iyimser, kendini yenileyen, adaletli, insaflı, güvenilir ve paylaşımcı insan olmaktır.

Epikür diyor ki: “Akıllı, namuslu ve doğru olmadıkça mutlu yaşamak imkânsızdır. Mutlu olmadıkça da akıllı, namuslu ve doğru yaşamanın imkânı yoktur.”

Akıllı, namuslu ve dürüst yaşamamız için de sağlıklı iletişim kurmak zorundayız.

Mutluluk üzerine en çok düşünmüş yazarlardan biri olan Bertrand Russel, “Mutluluğa ulaşmak için kendimizi onarmamız gerektiğini” vurguluyor.

Mutluluk, sadece kazanılan bir ödül, geçici icra edilen görevler, işgal edilen makam ve odalar değildir. Mutluluk, özgürce sevgi ve ilgi duymaktır. Mutluluk, paylaşmaktır, fedakârlıktır…

Empatik dinleme alışkanlığı nasıl kazanılabilir?

Empatik dinleme, sohbete karşımızdaki insanın bakış açısından yaklaşmaktır. Bu dinlemenin amacı, dünyayı karşımızdaki insanın gözleriyle görmek ve böylece kendi içinde neler yaşadığını anlamaktır. Empatik dinleyen kişi, samimi bir anlayış tutumu geliştirir. O, karşımızdaki insanın fikirleriyle ilgili yargılamayı geri plana çeker. İnsanın fikirlerine katılmasa bile onu onaylar. Fikirlerini ve duygularını paylaştığı için ona sempati besler. Açık ve dürüst davrandığı için de onu takdir eder.

Empatik dinleme can kulağıyla, yürekten, gönlümüzün kulağıyla ve anlamak için dinlemedir. Bu dinleme, iletişim için çok önemli bir anahtardır. Arapların güzel bir sözü vardır: ”Yürekten çıkan söz yüreğe ulaşır, ağızdan çıkan söz kulakta kalır.” Türkçe’de ”Kulak arkasına atmak” diye bir deyim vardır. Bu can kulağıyla dinlememek anlamına gelir.

Karşımızdaki kişi anlaşıldığını hissettiği zaman kendi fikirlerini paylaşmaya başlar. Empati, bir insanın kendisini karşısındaki insanın yerine koyarak onun duygu ve düşüncelerini doğru olarak anlamasıdır. Empatiyi körelten duygusal ihmaldir. Zalim, sadistçe tehditler, aşağılamalar empati eksikliğinin sonucudur. Empati, başkalarının duygularını paylaşabilme gücünden kaynaklanır.

Empati kurmada ve empatik dinlemede ustalaşmak bilinçli çaba ve pratik gerektirir. Ancak çaba göstererek empatik düşüncenin muhteşem gücünü öğrenebiliriz. Aşağıdaki adımları uygulamaya geçirerek, bol bol pratik yaparak empatik dinleme becerilerinizi geliştirebilirsiniz:

• Gözlerinizle dinleyin. Bütün dikkatinizi karşınızdaki insana verin ve ona bakın. Göz teması şu mesajı verir: “Söyleyeceğin şeyler benim için önemlidir.”

• Ağzınızla dinleyin. En azından söz kesmeden beş dakika dinleyin. Fikirlerinizi çok çabuk belirtmek, empatik dinleme modunda olmadığınızı gösterir. Karşınızdaki konuştuğu sürece, sizin rolünüz dinlemektir. Empatik dinlemede amaç, karşımızdakinin zihninden ve kalbinden geçenleri öğrenmektir.

• Başınızla dinleyin. Başınızla onaylamak, “Söylediklerini anlamaya çalışıyorum. Seni dinliyorum.” mesajını verir.

• Ellerinizle dinleyin. Ellerinize bir şeyler alarak oynamayın ve ellerinizi başınızın arkasına koymayın. Bunlar sıkıldığınızı gösterir.

• Sırtınızla dinleyin. Karşınızdaki konuşurken ona doğru hafifçe eğilin ve dimdik oturmayın. Öne doğru eğilmek “Bütün dikkatim sende “mesajını verir.

• Ayaklarınızla dinleyin. Karşınızdakiyle konuşurken odadan çıkmayın ve olduğunuz yerde durun.

• Karşınızdakinin hem söylediklerini hem de duygularını dinleyin. Duygulara aldırmamak karşınızdakinin anlaşılmadığını hissetmesine sebep olur.

Aksi, zor insanlarla nasıl iletişim kurabiliriz?

Günümüzde kişiler arası ilişkilerde başarılı olmanın en önemli koşulu her türlü insanla geçinebilme yeteneğine sahip olmaktır.

Geçinilmesi zor insanlar olarak tanımlanan kişiler başkalarıyla geçinmede zorluk çıkaran kimselerdir. Zor insanlar, çevrelerindeki kişilerin çoğuyla geçinemezler ve yaşadığımız sorunların büyük bir kısmı zor insanların yarattığı sorunlardan kaynaklanır.

Zor insanlar bize kendimizi huzursuz, tükenmiş, öfkeli ve çaresiz hissettirir. Zor insanları patlamaya hazır bir yanardağa benzetebiliriz. Kimisi sorumluluk üstlenmez, iş birliğinden kaçar ve yolunda gitmeyen şeylerin sorumluluğunu size yıkar. Bazıları negatif, karamsar, aşırı eleştirel olabilir ve yıkıcı eleştiriler yaparken iyileştirici önerilerde bulunmazlar.

Zor insanlarla beraberken, her şeyin nasıl bir anda altüst olduğuna, ortada elle tutulur bir şey olmadığı halde neden içinizin huzursuzlukla dolduğuna akıl erdiremezsiniz.

Zor insanlardan tamamen uzak durmak imkânsız olduğuna göre, yapmamız gereken şey onlarla nasıl iletişim kurmamız gerektiğini öğrenmektir.

Zor insanlar 3 gruba ayrılıyor:

Saldırgan zor insanlar: Saldırgan zor insanlar toplumda zorluğu en kolay fark edilen kişilerdir. Onlar istek ve ihtiyaçlarını hakaret ve tehdit ederek, bağırarak hatta fiziksel şiddet yoluyla sağlar. Çok önemsiz bir konuda bile aşırı öfkeli davranışlar sergilerler.

Pasif zor insanlar: Pasif zor insanlar kendi ihtiyaçlarını, duygu ve isteklerini açıkça ifade istek ve ihtiyaçlarından çok başkalarının istek ve ihtiyaçlarını karşılamaya çalışır. Eleştiriden çok çekinirler ve düşüncelerini açıkça ortaya koymazlar.

Pasif saldırgan zor insanlar: Pasif saldırgan zor insanlar, istek ve ihtiyaçlarını doğrudan ifade edemeyip dolaylı yollardan ifade etmeye çalıştıkları için ne düşündükleri ve ne hissettiklerini anlamaya çalışmak oldukça zordur. Onların pasif davranışları, buz dağının görünen kısmına benzetilebilir. Alttaki büyük kısımda ise saldırganlık yatmaktadır.

Zor insanlar karşısında şu şekilde iletişim kurabiliriz:

“Zor kişilikler doğa olayları gibidir”. Onlar her zaman vardır ve her zaman var olacaktır.

Onlara öfkelenmek kötü havaya ya da yer çekimine öfkelenmek kadar boşunadır.

Geçinilmesi zor insanları değiştirmek kolay değildir. Ancak onlarla sağlıklı iletişim kurabiliriz.

Öncelikle geçinilmesi zor insan davranışlarının altında yatan nedenleri görmeye çalışmalıyız.

• Onların gözünde neyin önemli olduğunu bilmeliyiz. Geçinilmesi zor insanları, zor bir problemi çözer gibi ele almalıyız.

• İletişim ve ilişki kurma becerilerimizi geliştirmeliyiz.

• Özgüvenimizi ve öz değerlilik duygumuzu geliştirmeliyiz.

• Yaşadığımız duyguların bizi yönlendirmesini önlemeliyiz.

• Zor insanlara, onların uyumsuz davranışlarını arttırmayacak biçimde davranmalıyız.

• Zor insanların “Mantıklı” davranmasını beklememeliyiz.

İnsanların anlaşılma ihtiyacı konusunda ne söylemek istersiniz?

Sağlıklı insan, anlaşılan insandır. Anlaşılma, temel bir ihtiyaçtır. Çünkü anlaşılan kişi kendini değerli hisseder. Ne kadar anlaşıldığımız da kurulan iletişimin kalitesine bağlıdır.

Başka insanlarla sürekli bir iletişim halinde olmak her insanın temel ihtiyaçlarından biridir. Başkalarıyla güzel bir ilişki kurabilen fakat evde tek başına yaşamak zorunda kalan insanlar bile, bu yalnız yaşamanın vermiş olduğu psikolojik etkilere maruz kalırlar. Sadece evde geçirilmek zorunda kalınan sürede bile yalnız kalınması hali bu kadar olumsuz etki oluşturuyorken, hiç şüphesiz sürekli bir yalnızlık hali kişiye çok daha büyük zararlar verecektir.

Bir insan ne kadar sosyal ise hayatta o kadar başarılıdır ve bir kişi ne kadar hayatta başarılı ise o kadar topluma faydalıdır.

Bu sebeplerle iletişim teknolojilerini etkili bir şekilde kullanarak, insanların anlaşılma ihtiyacını karşılamalıyız. Anlaşılan insan genel olarak zorluk çıkarmaz ve çözümün bir parçası olmaya çalışır.

Bu anlamlı sorularınız için sizlere teşekkür ediyorum.

Yorum bırakın