Ana sayfa - Manşet - Hz. Hatice’yi Anlamak / Dr. Muhammed Satılmış

Hz. Hatice’yi Anlamak / Dr. Muhammed Satılmış

İmtihan dünyası, evvelden beri olduğu gibi kıyamete kadar da var olacak. Mutsuzluklar, üzüntüler, kavgalar… Hep ama hep olacak. Gelip geçen dünyada herkesin yaşadığı sıradan hayatı yaşarsak mutsuzluğa da hüzne de her zaman saplanır kalırız. Şimdi size öyle bir hayat öyküsü anlatmak istiyorum ki zor olan hayatta, kalbinizde hem aşkı hem sadakati en derinliklerine kadar hissedin.

Peygamberimiz’i düşünün. Daha küçücük yaşında hem öksüz hem yetim kalmış. Annesiz babasız bir hayat düşünsenize, çilelere hep siz göğüs germek zorundasınız. Ama Peygamberimiz Allah’ın en sevdiği kulu. Onu tabi ki hiçbir zaman yalnız bırakmadı. Büyük ruhların imtihanı çetin olur. Büyük ruhlar etrafındaki eşiyle dostuyla ailesiyle sınanır. Öksüzlük, yetimlik, bi de amcası Ebu Leheb, sürekli lanet edilen insan. Rabbimiz Peygamberimiz’e kutsal görevini verene kadar nakış nakış işledi. Çünkü O kalp âlemlerin lideri olacaktı. Aslında birden Peygamberimiz’in 40 yaşına atlamak istemiyorum. Gelelim asıl noktaya.

25 yaşında, yakışıklı ve herkesin tanıdığı, anlattığı, bildiği, Mekke’nin “Emin Genci”, ahlakıyla, sahip olduğu değerlerle herkesi kendine hayran bırakan bir genç. Bir gün amcası Ebu Talip gelir ve Efendimiz’e “Artık yaşlandım, Mekke’nin şartları zorlaştı. Yaz da yaklaşıyor, ticaret kervanları yavaştan yola çıkmak için hazırlıklarını yapmakta. Baba dostumuz Hüveylidler ise sermayelerini çalıştıracak vekil aramakta. Senden isteğim bu işi kabul etmendir.” der. Peygamberimiz Hz. Hatice’nin konağına gider. Hz. Hatice Peygamberimiz’e “Siz gelmemiş olsaydınız, ben rica edecektim gelmenizi, çünkü kız kardeşim amcanızdan ve sizden hep iyilikle söz etti.” der. Bu şekilde ilk tanışma gerçekleşir. Hz. Hatice annemizin hayranlığı o günden başlar, her geçen zamanda daha da artar. Zaten evvelden görmemiş miydi düşünde “Güneşi”. Nereye baksa güneşi görmüştü, sağına soluna aşağıya yukarıya. Uyandığında irkilmişti. Ve bilge Varaka’nın tabirini işitmişti. “Rüyan haktır ve sen o gelecek olan son elçiye eş olacak kişisin.” demişti.

Geçen zamanda Hz. Hatice diğer ticaret kervanlarını da Peygamberimiz’e emanet ederken güvendiği hizmetçisini de yanına verirdi. Hz. Hatice annemiz belki yolculuktan ötürü iki ay Peygamberimiz’i göremezdi ama hizmetçisi geldiği zaman haber alamadığı iki ayı uzun uzun dinler ve her şeyi öğrenirdi. Artık Hz. Hatice annemizin duygu seli yerini duyguların en güzeline bıraktı “AŞKA”. Ve çok geçmeden Hz. Hatice annemiz Peygamberimiz’e bir haber yolladı. Haber de şuydu “Seninle, insanlar arasındaki şerefin, güvenilen bir kimse oluşun, güzel huylu ve doğru sözlü olduğun için evlenmek istiyorum.”

Cahilliğin kötülüklerin zirvede olduğu o zamanda dünya yeni bir coşkuyla hayat bulmaya başladı. Hz. Hatice ve Peygamberimiz evlendiler. Bu yeni hayat hem evlenmeyi düşünen gençlere hem evlenmiş olan büyüklerimiz için de hayatın akışında çok güzel örneklerle doludur.

İşte Hz. Hatice ve kalbi. Öyle bir kalp ki tanışana kadar sevdiği için yıllarca eğitilmiş. Öyle bir kader düşünün ki her anı ayrı ayrı nakış nakış işlenmiş. Evvelden iki evlilik yapmış. Kocalarından sıkıntılar çekmiş. Tabiri caizse iki üniversite bitirmiş. Bi de yaşça Peygamberimiz’den de büyük. Kaderin cilvesi olsa gerek tüm insanlara örnek olacak büyük bir aşk başlamış. Aşk’taki asilliğe bakar mısınız? Hem müthiş bir sevgi var hem de Resulullah’ın konumundan dolayı müthiş bir saygısı var. Her daim Peygamberimiz’in en büyük destekçisi. Ama aralarındaki o güzel muhabbete ne demeli… Evli oldukları yıllardan birinde yağmur bastırır Mekke’yi ama bu yağmur değil sanki afettir. Hatta bazı kişiler Mekke’nin en büyük seli derler. Ama Hz. Hatice annemiz çok dertlidir. Hizmetçisi “Derdiniz nedir hanımım?” der. Hatice annemiz de “Benim derdim malla mülkle değil, Sevdiğimin yolunu gözlerim. Kendimi yiyip bitiriyorum, evimin direği sağ salim dönebilsin diye adaklar nezrettim. Benim derdim budur.” der. Sonra dışarı çıkar. “Vallahi o gelinceye kadar bu yağmurun altından ben de çıkmayacağım.” der…

Telaştan koşuşan hizmetçileri kendi aralarında Hz. Hatice annemize söz geçiremeyeceklerini biliyorlardı. Çünkü Hatice annemiz kendisine huy edinmişti. Peygamberimiz’in ticaret için çıktığı yolculuklarda O’nun yolculuk şartlarına mahkûm ediyordu kendisini. Hatta “O, çöl fırtınalarında yanarken serin yerde beklemek bana haramdır.” der, terasın en gölgesiz yerinde sıcağın altında dalar gidermiş yollara. Birkaç kere kendinden geçip bayıldığı bile olmuş…

Değerli okur, bu yazıyı kaleme alırken çok fazla duygulandım. Ama her güzelliğin bu sonlu dünyada bir bitişi var. Bir gün Hz. Hatice annemiz fenalaşır, her Ademoğlunun yaşadığı ölüm kapısına gelir… Peygamberimiz’in üzüntüsünü kederini ifade etmek mümkün değil. Ama Peygamberimiz, Hz. Hatice’nin vefatından seneler sonra bile ilk günkü gibi o muhabbetini her zaman içinde saklamaktadır.

Aradan bir zaman geçer… İhtiyar bir kadın, eline aldığı kuru bir hurma dalına dayanarak Resulullah’ın kapısına kadar gelir. İçeri girmek arzusunu izhar etmesi üzerine, “Ya Resulallah, kim olduğunu bilmediğimiz bir ihtiyar kadın, zatınızı görmek istiyor.” derler. Resûl-i Ekrem Hazretleri: “Müsaade edin, gelsin.” buyurdular. İhtiyarlıktan âdeta rükû eder halde duran kadın, hurma dalından edindiği asâsına dayana dayana Resulullah’ın kapısından içeri girer ve bir iki adım ilerledikten sonra, kendisini tanıyan Resulullah hemen ayağa kalktılar; altlarındaki içi hurma lifi dolu minderlerini göstererek oturmasını istediler.

Resulullah’ın bu kadına gösterdiği hürmet ve alaka, orada hazır bulunan Hz. Ömer’in dikkatini çeker. Hattâ kim olduğunu merak ettiği bu ihtiyar kadına gösterilen bu ikramı, biraz da fazla gibi bulduğu içindir ki, ihtiyar kadın kalkıp gittikten sonra: “Ya Resulallah, bu kadın kimdi ki, kendisine ayağa kalkacak kadar hürmet ettiniz, minderinizi verecek kadar alaka gösteriniz?” der.

Resulullah’ın cevabı tek cümleden ibarettir: “Bu kadın, Haticem’in dostlarındandı!..”

İşte sadakat, işte muhabbet…

Anlatılacak çok şey var ama asıl anlatmak isteğimi sona sakladım. Hz. Hatice annemiz duruşuyla, olaylara bakışıyla tüm hanımlara en büyük örneklerden biridir. Başlarda demiştik, Peygamberimiz yetim ve öksüz büyüdü. Hz. Hatice annemiz de yıllarca Peygamberimiz için eğitildi. Peygamberimiz’e hem anne hem gerçek bir eş oldu… Darısı mutluluğu arayanlara…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.