Hizmetkâr Liderlik / Dr. İlhami Fındıkçı

50-hizmetkar-liderlik“Hizmetkâr Liderlik” kitabınızdan hareketle “Liderlik” üzerine yapılan bunca kurgu, her insanı lider meşrep bir hale getirmek için mi, yoksa lider peşinde koşan insan ya da kitlelere liderlerinde ne tür kriterler olması gerektiğini anlatmak için mi?
Öncelikle belirtmek isterim ki bu güne kadar gerek liderlik gerekse diğer konularda birçok röportaj verdik. Ancak maalesef pek azında konuya hâkim, derin sorularla karşılaştık. Gönül Dergisi’nin sorularını bu çerçevede çok anlamlı, kuvvetli ve belli ki konuya hakim bir zihnin arayışları olarak değerlendirdik, bunun için teşekkür ederiz.

Sorunuza gelince, liderlik konusunu bu kadar irdelemenin en öne çıkan nedenlerinden biri soruda belirttiğiniz gibi her bireydeki liderlik potansiyelinin olabildiğince açığa çıkarılmasıdır. Nitekim bilimsel literatürde liderlik ile ilgili bilgi birikiminde son dönemlerde çok önemli bir dönüşüm vardır. Eskiden liderlik, kendine özel bir beceri, birikim, başkalık, kısacası çok az insanda bulunan çizgi dışı özellikler bütünü olarak bilinir ve tarif edilirdi. Oysaki yeni araştırmalar, temel liderlik özelliklerinin herkeste az ya da çok bulunduğunu, asıl olan bu ham potansiyelin açığa çıkarılması ve performansa dönüştürülmesi olduğunu göstermektedir. Dolayısıyla günlük hayatta, eğitimi, mesleği, konumu ne olursa olsun her birey, kendinde bulunan liderlik potansiyelini keşfedebilir ve bunu işine, ilişkilerine yansıtabilir.

Kutsal kitapların da bu konudaki bakışı ve temel kuralları aynıdır. Buradan hareketle pozitif bilimlerin genel olarak psikolojiye, özelde liderlik ile ilgili konulara bakışında kutsal kitapların ön gördüğü fıtrata doğru bir yöneliş olduğunu söylemek mümkündür.

Liderlik üzerine yapılan kurguların çok önemli bir amacı da sorunuzun ikinci kısmında yer aldığı üzere, lidere yönelik beklentilerin bilinmesi, liderlerin daha yakından tanınması, daha da önemlisi lideri denetlemek için hangi kriterlerin öne çıkarılması gerektiğine karar verilmesi içindir. Böylece liderlik ile ilgili literatürün taranması ve özellikle liderlik konusuna salt Batı dünyasının gözü ve gözlüğüyle değil, hem Batı hem Doğu dünyasının ortak gözüyle bakmak gerektiğini düşünüyoruz. Zira bugünün, dünya insanının yeni bir lider tipine ihtiyacı vardır diye düşünüyoruz.

Hizmetkâr liderlik deyince ne anlamalıyız? Bu kavram ne tür bir boşluk ya da ihtiyacın ürünüdür? Bu kavramın günümüze has getirilerine dair bireysel ya da toplumsal beklentiler nelerdir ya da neler olmalı?
Birinci soruda kaldığımız yerden devam edebiliriz aslında. Hizmetkâr liderlik deyince gönlünü takipçilerine bağlamış, kendini onların hizmetkârı gören bir liderden söz ediyoruz. Asıl önemli konu, sorunuzda da çok güzel vurgulandığı üzere bu kavrama bugün neden bu kadar önem verdiğimiz ya da bugün hangi ihtiyaca yönelik olarak bu konunun öne çıktığıdır.

Bugün dünya insanının yaşadığı çeşitli sorunlar ve sıkıntılar var. Ozon krizi var, ekonomik krizler var, açlık sorunu var, savaşlar var, yer altı kaynakları tükeniyor, su krizi var… Bunları çoğaltabiliriz. Ama hepsinden daha elim ve vahim olmak üzere yeryüzünde bir insanî kriz var. Bu ne demektir biliyor musunuz? “İnsan olma” erdeminden, yeryüzünün en şerefli varlığı olmaktan, kısacası insanî değerlerden her geçen gün biraz daha geri ve uzak düşünüyoruz. Bugün yeryüzünde hiçbir dönemde olmadığı kadar umutsuzluk, yalnızlık, kavgalar, iletişimsizlik gibi birey ve toplum düzeyinde yaşanan çeşitli psikolojik sorunlar ve uyum sorunları var. Ruh sağlığı bozulan dünya insanı çığ gibi artıyor. Neden? Çünkü doğal olmaktan, tabii yaşamaktan, kendi gerçeklerimizi yaşamaktan kısacası kendimiz olmaktan hızla uzaklaşıyoruz. Sanal algılar, sanal yaşam biçimi, bir hayal dünyasına itiyor ve bir ailenin içinde bile ekranlar arasına sıkışmış bir hayat yaşıyoruz.

İşte böylesine var olma sebebinden uzaklaşmış olan ve uyum zorluğu çeken insanların; insan odaklı, insanî değerler kaygısı olan, etik derdi olan, almaktan önce vermeyi bilen yol gösterenlere, rehberlere, liderlere ihtiyacı var.

Literatürde rastladığımız otokratik liderlik, bürokratik liderlik, karizmatik liderlik yaklaşımları bu ihtiyacı karşılamada yetersiz kalıyor. Bunun için liderliği bir gönül yolculuğu gibi gören, hisseden ve yaşayan, kısacası başkası için yaşayan hizmetkâr liderlere ihtiyaç var.

Hizmetkâr liderlik dediğimizde; kendisini sürekli bir gelişim ve oluş halinde hisseden, bitmek bilmeyen bir aşk ve heyecana sahip olan, temel dert olarak kendisiyle uğraşan bir birey düşünmeliyiz. Benlik tutulmasına, aklı örten taraftarlık koyuluğuna girmeyen, kendisini varlıklar âleminde konumlandırmış, kendisi ile barışını tesis etmiş bir kişilik düşünmeliyiz.

Akıl, zekâ ve ruhî kabiliyetler açısından değerlendirildiğinde nesnesi insan olan bu konseptin sadece motivasyon ya da bilgi ile gerçekleşebileceğine inanıyor musunuz? Bu anlamda hizmetkâr liderliğin olmazsa olmaz kriterleri nelerdir?
Sadece lider değil, sıradan bir insanın hayatından keyif alması, mutlu olması, kendini işe yarar hissetmesi, etkin olması için bilgi ve motivasyon gereklidir ama yeterli değildir kuşkusuz. Zira bilgi ve motivasyon tek başına “ben” odaklı bir hayat duruşunu engelleyemez. Psikoloji ve davranış bilimlerinin öngörüsü ile söylemek gerekirse mutlu, uyumlu ve olgun insan olmak için bilgi sahibi olmak gereklidir. Ancak epistemolojik olarak bilgi, kaynağını insanın mantık yönünden alır. Bu ise çoğunlukla madde odaklı bir objektifliğin sonucudur. Bilgi üretme, insanı tüm canlılardan ayıran bir özelliktir. Ancak temel soru şudur: Hangi bilgiyi bilecek, hangi bilgiyi üreteceğiz? Yahut öncelikle neyi ya da neleri bilmelidir insan?

İnsan çok yönlü bir varlık olduğundan salt maddi varlığı ve mantık yönüyle onu değerlendirmek eksik olur. İnsanın bir de ruh ve duygu tarafı vardır ki bu yönünün dikkate alınmaması ya da farkında olunmaması insanı eksik tanımamıza neden olur. Şu halde insanın, yeryüzünde öylesine var olmadığı, insanın esasen bir sorumluluğu, bir görevi kısacası bir varlık sebebi olduğu gün gibi ortadadır. Dolayısıyla bir tarafında mantık bir tarafında ruhun yer aldığı bir bütündür insan. Bir tarafında topraktan gelen beden ve onun temsil ettiği maddi, içgüdüsel ihtiyaçlar, istekler, beklentiler; öte yanda Yaratıcı katından geldiğine inandığımız ruhumuzun ihtiyaç, istek ve beklentileri, insan iradesini zorlayan temel yönelim ve karar noktalarıdır.

İşte bu noktada hizmetkâr liderlik; bireyin içgüdülerini, ben takıntısını, bedenini, salt mantık odaklı hayat duruşunu temel bir yaradılış potansiyeli olarak kabul eder. Bununla birlikte bu potansiyel eğilimlerin ruhsal ihtiyaçlarla dengelenmesi ve böylece aşırılıkların önlenmesi sağlanır. Bu anlamda hizmetkâr liderliğin olmazsa olmaz kriterleri, bireyin bedensel ilgi ve ihtiyaçlarını dengeleyecek ruhsal ve etik ihtiyaçlarının da karşılanmasıdır.

Cemiyeti kuşatan en büyük kurumun din olduğu, toplumların en önemli değerinin toplumun akaidi, inancı ve hayata bakışı olduğu bilindiğine göre “hizmet odaklı dini liderlik” konusuna nasıl bakıyorsunuz? Ciddi toplumsal beklentilerin ve bireysel sıkıntıların olduğu bir dünyada “dini lider” nasıl olmalıdır? Lideri besleyen temel kaygı ve becerileri nasıl olmalıdır? Niçin?
Her dönemde din olgusu insanlığın en önemli gerçeklerinden olmuştur. Olmuştur çünkü inanç, temel bir psikolojik ihtiyaçtır. Temel fizyolojik ihtiyaçlar kadar önemli, gerekli ve bireyi hayata bağlayan bir ihtiyaçtır inanmak. İnanan insanların daha mutlu, uyumlu oldukları ve hayatın zorluklarıyla daha kolay baş ettiklerini gösteren çok çeşitli araştırma verileri vardır. Dolayısıyla insanlar, inanma ihtiyaçlarını giderme noktasında her çağda bir arayış içinde olmuşlardır.

Konu, hizmetkâr liderlik olunca bunun din alanında nasıl olacağı gerçekten çok önemli. Hemen söyleyelim: Hizmetkâr liderlik anlayışı esasen hayatın her alanında işlev gören, konumu, eğitimi, mesleği ne olursa olsun her birey için önemli bir duruştur. Düşünün ki bir anne-baba, polis, imam, hakim, öğretmen, doktor, siyasetçi, sanatçı, mühendis, memur… Hizmetkâr liderlik anlayışıyla, kaygısıyla ve derdiyle hareket etse kuşkusuz dünya daha güzel olacaktır.

Bu konuda kimlere, daha çok görev düşer derseniz din adamlarını ilk sırada saymalıyız. Çünkü toplum ve fert düzeyinde eriyen tarafımız daha çok etik, ahlak ve kısacası ruh odaklıdır. Bu anlamda her vaizin, her müezzinin, her din görevlisinin tabi ki aslında her insanın bu kaygı ile hareket etmesi elzemdir.

Maalesef bu konuda ciddi yetersizliklere rastlayabiliyoruz. Şu kadar yıl önce imam-hatip lisesini yahut ilahiyat fakültesini bitirmiş olmak, vaiz olmak yetmiyor. Güncel kalmamız, sürekli bir öğrenme çabası içinde olmamız, en önemlisi tırnak içinde “Müşterilerimizin” hizmetkârı olmamız zorunludur.

Bakınız hiçbir inanç sisteminde inananlar, her hafta düzenli olarak bir eğitim oturumuna, bir bilgi alışverişine çağrılıp cem olmazlar. Biz toplum olarak her cuma günü bu fırsatı yakalıyoruz ama yeterince değerlendiriyor muyuz diye sormalı din adamları.

Hutbeye çıkıp yazılı metni ilk kez okuyormuş gibi duran, telaffuz hataları yapan, cemaatle temas kurmayan, kuramayan, “Ben buradayım her türlü sorunuz için gelebilirsiniz.” algısını vermeyen, veremeyen hocalarımız az değildir maalesef.

Birkaç yıl önce İstanbul Müftüsü Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı Beyefendi’nin daveti ile 1000 kadar imam ve vaize, iletişim becerileri konulu bir konferans vermiştik. Orada da gördük ki her meslekte olduğu gibi işi ve o işin içeriğini bilmek gerekli ama yetmez, temel iletişim becerilerini de bilmek şarttır. Şu halde her din görevlisi, isterse küçük bir köyde bir kurs hocası olsun, kendini bir dini lider gibi görüp kendi yakın çevresine, onu takip edenlere hizmetkâr olabilmelidir. Yine her sokak ve mahallede bulunan din görevlisi, inanç sistemini en iyi yaşayan bir model olmaya çalışıp günümüz insanlarının çığ gibi çoğalan ahlak, inanç ve moral değerler alanındaki boşluklarını giderebilmelidir.

Hizmetkâr lider olmakla bilge ve lokomotif lider olmak arasındaki tamamlayıcı ilişkiyi biraz açar mısınız?
Hizmetkâr liderin asıl hedefi, hizmet kalitesini arttırmaya, geliştirmeye yöneliktir. Dolayısıyla liderin adalet, siyaset, iletişim gibi alanlardaki duruşu belirgindir. Liderin duruşu renklidir, doludur. Belirli bir atalet ve duygunluğu yenmiştir. Hizmetkâr lider, duruşu ve yaşantısı ile aksiyoner davranır. Bir anlamda rutinin girdabında bir kişilik değil, aktif, hareketli ve hizmet ettiği kitlenin rızasına odaklanan bir duruşu söz konusudur.

Bilge olmak, bilgece hareket etmek; günlük dilde hangi konumda olursa olsun bireyin, sıradan, alelade, bilinçsiz, gelişigüzel değil; kişilikli, iz bırakan, ağırlığı olan, kendisini hissettiren bir duruşu işaret eder.

Hizmetkâr liderin bütün bunlardan farkı nedir diye düşündüğümüzde karşımıza çıkan en temel konu aslında, hizmetkâr liderin bilge bir kişilik olduğu ama bunlarla yetinmeyip daha fazla bazı özellikler edinmesidir. Hizmetkâr lider, bilgi odaklı derin bir kişiliğin ötesinde, aynı zamanda insanlara ve insanlığa fayda sunma noktasında sonuç odaklı bir aksiyon insanıdır. Etkindir, hareketlidir, bir taşın üstüne bir yenisini katmanın sevdasını taşır, hem de tüm hücrelerinde.

Hizmetkâr liderliği çok fonksiyonel kılan bir kavram da “Uyumlaştırıcı lider” kavramı. “Uyumlaştırıcı lider” ne demektir? Uyumlaştırıcı liderle çözüm insanı olmak arasındaki ilişkiyi açıklar mısınız? Günümüzün çok boyutlu ve derinlikli problemlerine bir cevap olması noktasında bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz? Bir liderin çözeceği problemler sizce neler olmalı?
Esasen hayat bir dualite sarmalı üzerine kurulmuştur. Yer ile gök, artı ile eksi, kadın ile erkek, doğru ile yanlış, gece ile gündüz, az ile çok, siyah ile beyaz, iyi ile kötü, problem ile çözüm, var ile yok, madde ile mana… Bu birbirinin zıddı ikiler hayatımızı kuşatmıştır adeta. Biri olmadan diğerinin bir anlamı olmaz bu zıtların. Aslında bütün bu ikiler bir elmanın iki yarısı misali “Bir” olmaya muhtaçtırlar. Yani bütün ikiler ve ikilikler “Bir”de cem olurlar. Her iki parça, kendi asli gerçeklerini yitirip “Bir”in, kuşatan varlığında yok olurlar.
Uyumlaştırıcı lider, ikiliklerin “Bir”e yönelmesinde rehberlik eder, yol gösterir. Bu yönüyle hizmetkâr lider; insanların kendilerine, hayata, çevreye uyum sağlamaları için çaba gösterir. İnsanların çıkmazlarını aşmaları için onlara yardımcı olur. Bu yönüyle bir çözüm insanı olarak değerlendirilebilir.
Unutulmamalıdır ki sıradan bir yönetici ve lider, önüne çıkan sorunları, yasalar, kurallar ve yetkileri doğrultusunda çözmeye çalışır. Hizmetkâr lider ise tüm bu kuralları göz ardı etmez ama sorun çözümünde “insan” odağını yitirmez. İnsanın maddi varlığı kadar manevi varlığı ve ruh yapısını da göz önünde tutar.

Yorum bırakın