Ana sayfa - Manşet - Hat San’atı Noktadan Sonsuzluğa Açılan Bir Kapıdır! / Dr. Muhammet Altıntaş

Hat San’atı Noktadan Sonsuzluğa Açılan Bir Kapıdır! / Dr. Muhammet Altıntaş

Hat san’atını doğuran ve geliştiren faktörler nelerdir?
Öncelikle hat san’atına gösterdiğiniz ilgiye teşekkür ederek sözlerime başlamak istiyorum. Sorduğunuz sorulara okuyucularımızı fazla sıkmadan ana hatlarıyla cevap vermeye çalışacağım. Benim doktora tezimde yaptığım araştırma bir san’at tarihi çalışması olmamakla birlikte, okuyucularımızın zihninde tarihî arka planın oluşması açısından geçmişe kısaca değinmekte fayda var. Arap yazısının kökeni ile ilgili farklı rivayetler bulunmakla birlikte bu yazı daha çok MÖ. V. asırda Filistin’in güneyine yerleştikleri bilinen Nabat kavminin yazısına dayandırılmaktadır. Arap alfabesinin kökeninin ise MÖ. 1050 yıllarında ticarî faaliyetleri ve denizcilikleri ile tanınan Fenikelilerin alfabesine dayandığı düşünülüyor. Bununla birlikte oldukça ilgi çekici bir husustur ki tarihte uzun yıllar boyunca bu yazının son derece ibtidâî bir şekilde kaldığını görmekteyiz. Hiç tartışmasız bir şekilde söyleyebiliriz ki Arap yazısının gelişimi ve bir sanat boyutu kazanması Arapların İslamiyet’le tanışmalarından sonra hızlanmıştır. Bu hareketlenmede, fetihlerle birlikte yeni kültürlerle tanışmanın ve yeni milletlerin İslam halkasına dâhil olmasının payı olduğu da söylenebilir. Bunun yanında tasvir yasağının ve Müslümanların Kur’ân-ı Kerîm’e vermiş olduğu önemin ilahî mesajın şanına yaraşır derecede güzel bir şekilde yazma gayretine yol açtığını görüyoruz. Öte yandan Batı dünyasında Oliver Leaman gibi bazı isimlerin bu yazının sanatsal değerini över gözükürken Kur’ân-ı Kerîm ve İslam kültürü ile olan irtibatını önemsizleştirmeye çalıştığına şahit oluyoruz. Oysa Arap yazısının günümüzde bir sanat boyutu söz konusu ise bu gelişimin en önemli itici gücü Müslümanların Kur’ân-ı Kerîm’e duydukları hürmet ve muhabbetleri olmuştur.
Hat san’atını günümüze taşıyan köprü isimler kimler? Kimlerin katkıları çok büyük?
Eğer bugünkü anlamda bir yazı san’atından bahsediyorsak bunun 886-940 tarihleri arasında yaşayan İbn Mukle ile başladığı genel olarak kabul edilmektedir. İbn Mukle ilk defa yazının ana ölçülerini tespit ederek sülüs, nesih, muhakkak, reyhâni, tevkī ve rik’a’dan oluşan aklâm-ı sittenin usûllerini belirlemiş ve yazıda büyük bir reform gerçekleştirmiştir. Hat san’atına İbn Mukle’den sonra en önemli katkıyı İbnü’l-Bevvâb’ın yaptığını söyleyebiliriz. O’nun ardından da Türk olduğu rivayet edilen Yâkût el-Musta’simî aklâm-ı sitteye son halini vermiştir. Yazıda Osmanlı ekolünü ise çok önemli bir deha olan Şeyh Hamdullah meydana getirmiştir. Osmanlı ekolünde Hâfız Osman, İsmail Zühdi, Mustafa Râkım, Yesârizâde Mustafa İzzet Efendi, Mahmud Celâleddin, Sâmi Efendi, Şevkî Efendi vb. pek çok değerli hattatın yetiştiğini görmekteyiz. Türkler X. yüzyılda İslâm dinini kabul ettikten sonra Arap alfabesine geçtiler ve yaklaşık 1000 yıl boyunca bu alfabeyi kullandılar. Geriye dönüp baktığımızda 1400 yıllık hat san’atı tarihinde ilk 500 yıllık dönemin sonrasının Türklerin ve Osmanlı’nın elinde şekillendiğini söyleyebiliriz. Bu uzun süreçte Arap harfleri Araplara has olmaktan çıkarak âdeta Türk ve İslâm yazısı hâline geldi. Bizzat hatla meşgul olan padişahların varlığı, devlet erkânının hattatlar yazı yazarken malzemelerini elleriyle tutarak onlara yardım edecek ölçüde hat san’atkârlarına hürmet göstermesi, onları sürekli desteklemesi bu san’atı geliştirdi. Hat san’atı İstanbul’un fethinden sonra XVII. yüzyılda canlanmaya başladı. özellikle XVIII. yüzyılın sonlarından itibaren XIX. yüzyıl boyunca ve XX. yüzyılın başlarına kadar sarkan dönemde pek çok yazı çeşidinde parlak eserler verildi.
Türkiye’de 1 Kasım 1928’de gerçekleşen Harf Devrimi’nden hat san’atı olumsuz etkilendi. Bu süreçte hat san’atının içine düştüğü sıkıntılı durumdan kurtulması için bir avuç insanın büyük gayret gösterdiğini görüyoruz. Büyük zorluklar yaşamalarına rağmen bir elin parmaklarını geçmeyen birkaç isim çok ciddi fedakârlıklarla Osmanlı birikimini Cumhuriyet dönemine aktarmıştır. Bu hattatlardan hiç şüphesiz Hâmid Aytaç ismi öne çıkmaktadır. Nitekim Hâmid Aytaç hat san’atının son Osmanlı san’atkârı olarak XX. yüzyıla damgasını vurmuş “dâhi” bir san’atkâr olarak gösterilmektedir. Bu dönemde hat san’atına çok önemli katkılar yapan diğer hattatlar arasında Halim Özyazıcı, Kemal Batanay, Hüseyin Mâcid Ayral, Necmeddin Okyay, Kâmil Akdik, İsmail Hakkı Altunbezer, Nûri Korman, Hulûsi Yazgan vb. isimlerin bulunduğunu görmekteyiz. Daha sonraki nesilden Emin Barın, Ali Alparslan, Ali Rüştü Oran, Bekir Pekten, Muhittin Serin ve M. Uğur Derman hat san’atına önemli katkılar yapan isimlerdir. Hâmid Aytaç’ın talebelerinden Hasan Çelebi, Hüseyin Kutlu, Fuat Başar, Turan Sevgili, Hüseyin Gündüz, Savaş Çevik, Hüsrev Subaşı, Muhsin Demirel, İsmail Yazıcı bu san’atın son dönemdeki önemli isimleri olarak gösterilmektedir. Günümüzün önemli hattatları arasında Mehmed Özçay, Ali Toy ve Davut Bektaş isimleri öne çıkmakta, ayrıca pek çok genç hattat bu san’ata önemli katkılar yapmaktadır. Burada hepsinin isimlerini sayamayacağımız kıymetli san’atkârlarımız beni affeder umarım.
Günümüzde hat san’atının durumu hakkında neler söylemek istersiniz?
Harf Devrimi’nin ardından neredeyse toplum hafızasından silinme noktasına gelen hat san’atına karşı günümüzde önemli bir ilgi artışının yaşandığı söylenebilir. Neredeyse unutulan hat san’atının yeniden eski itibarını yakalamasında ülke içinde ve ülke dışında yaşanan kimi gelişmelerin yanı sıra bazı kurum ve kuruluşların faaliyetlerinin de etkili olduğunu görmekteyiz. Türkiye’de hat san’atına yönelik ilginin yeniden canlanmasında hat san’atkârının özverili çabalarının yanında özellikle İslâm Tarih, Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi (IRCICA) ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi Hayat Boyu Öğrenme Merkezi (İSMEK) kurum olarak etkili olmuş gözükmektedir. Bu kurumlardan IRCICA düzenlediği yarışma ve faaliyetlerle hattatları bu alanda üretmeye teşvik etmiş, İSMEK ise İstanbul’da halka bu san’atları tanıtarak yaygınlaştırmış, ayrıca diğer yerel yönetimlere örneklik teşkil etmiştir. Hat san’atına ilgiyi artıran üçüncü önemli etki ise oldukça farklı bir boyutta gerçekleşmiş gözükmektedir. Başlangıçta pek de istekli olmamakla birlikte danışmanları Prof. Dr. Memduh Yaşa ile Raffi Portakal’ın ısrarlı öneri ve yönlendirmeleriyle iş adamı Sakıp Sabancı’nın hat san’atı eserlerinden bir koleksiyon oluşturarak Amerika ve Avrupa’da prestijli mekânlarda sergilemesi, Türkiye’nin elit kesimlerinin üzerlerindeki korkuyu atarak hat san’atına ilgi duymasına önemli katkılar yapmış gözükmektedir. O güne kadar bu san’attan çekinen ve uzak duran ülkenin gelir düzeyi yüksek insanları bu sergilerin, düzenleyene itibar kazandırdığını görünce benzer bir çabanın içine girerek koleksiyon oluşturmaya başlamış, böylelikle sermaye sahipleri arasında hat san’atının üzerindeki şüphe bulutları dağıldığı gibi ekonomik anlamda bir hareketlilik sağlanmıştır. Günümüzde hat san’atına daha çok kendi kültür değerlerine bağlı muhafazakâr kesim olmak üzere dindar insanların yanı sıra, Müslüman olmayanlar dâhil her kesimden insanlar ilgi göstermektedir.
Hat san’atı ve Medeniyet Tasavvuru ilişkisiyle ilgili neler söylersiniz?
İslâm medeniyetinin en önemli ve en özgün san’atı olarak gösterilen hat san’atı ile medeniyet tasavvuru arasında güçlü bir bağ söz konusu. Medeniyetimizi diğer medeniyetlerden ayıran tezâhürlerden biri olarak görülen hat san’atı aynı zamanda İslâm medeniyetini inşâ eden unsurlar arasında. İslâm medeniyeti ile özdeşleşmiş olan hat san’atı ezanla birlikte İslâm dîninin güçlü iki sembolünden birisi. Buna göre hat san’atının İslâm kültür ve medeniyeti ile iç içe olan ve onu simgeleştiren bir amblem konumunda olduğunu söyleyebiliriz.
Dünyada geleneksel kültürlerin zayıfladığı bir dönemde san’at eserleri insanları geçmişten bugüne bağlamakta, bireye kendi kökleri ile bağ kurma imkânı sağlamakta. İnsan, zihnindeki mânayı karşısındakine söz ile anlatmakta, gıyâbındakilere yazı ile aktarmaktadır. Söz, mâna ve yazı birbirinden farklı unsurlar olup, harfler mânaya delâlet eden işaretler konumunda olduğu için yazı bizi anlama götürmektedir. Buna göre hat san’atı medeniyet tasavvuru açısından insanların bilinçaltında duygu boyutunda çeşitli etkiler yapmaktadır.
Günümüzde dünyada kültür savaşlarının yaşandığı bir dönemde bir medeniyeti san’at ve kültür olmadan inşâ etmek mümkün değildir. Medeniyeti oluşturan unsurlar arasında hiç şüphesiz bilim, sanayi, teknik, askerî güç vb. hususlar olmakla birlikte, san’at ve kültür bu noktada en önemli unsurlar arasındadır. Sanat eserlerinin kimlik belirleyici ve inşâ edici bir gücü olduğu belirtilmektedir. Buna göre birey ve toplumun sanat eserleri ile kurduğu ilişki sonrasında gerçekleştirdiği değerlendirme ve eylemler kimliğini belirlemede etkili olmaktadır. Birey sanat eserinin kendisinde bıraktığı iz ile kendi aidiyetini tanımlamaktadır. İnsan sanat eserinden haz duymakta, soyut olan değerleri sezilir hale gelmekte ve kişi söz konusu eseri sevince onu üreten değerlere ait ve sâhip olduğunu ifade etmektedir. San’at ürünleri, toplumu oluşturan bireylerde mensubiyet duygusunun oluşumu, güçlendirilmesi ve sürekliliğinin sağlanmasında önemli katkılar yapmaktadır.
Bizim yaptığımız araştırmanın önemli sonuçlarından birisi de hat san’atının gerek bu san’atla bizzat uğraşanlarda gerekse muhatap olanlar üzerinde bir değişim-dönüşüm etkisi yaptığını ortaya koyan bulgular sağlamasıdır. Katılımcıların beyanına göre hat san’atının bu etkisi bire bir ilişki üzerine kurulu olan eğitim metodolojisinin yanı sıra, san’atsal zenginliği ve taşıdığı mesaj yoluyla oluşmakta ve kişiden kişiye farklı boyutlarda gerçekleşmektedir.
Toplumların kimliğinin oluşmasında müşterek kültürün unsurları olan duygu, zevk ve heyecanların etkili olduğu düşünülmektedir. Buna göre insan bir hat eseri ile karşılaştığında ayetlerin tasarımlarından oluşan güzelliklerle önce gözde bir tesir altında kalmakta, göz teması devam ettirildiğinde ardından harflerle karşılıklı hareketlenme meydana gelmekte ve âdeta onlarla konuşur hale gelmektedir. Yazının resimleşmiş hali olan bu san’atın estetik güzelliğinin yanında aynı zamanda verdiği bir mesaj bulunmaktadır. Günümüzün en önemli hattatlarından Mehmet Özçay’ın Cumhurbaşkanımızın isteği ile yazdığı ve Ayasofya’ya asılan Âl-i İmrân suresinin 159 ve 160. ayetlerini içeren levhayı ele alırsak belki ne demek istediğimiz daha iyi anlaşılır. Bu tablo sadece bir yazı olmaktan çok öteye anlamlar taşımaktadır. Öncelikle bir estetik değer taşımakta, içerdiği mesaj hem astırana hem muhataplarına bir şeyler söylemekte, bizzat varlığı sembolik anlam ifade teşkil etmekte ve adeta bulunduğu mekâna bir aidiyet kazandırmaktadır.
Hat san’atının birey ve topluma pek çok kazanımları bulunmaktadır. Bunlardan ilahî mesajı iletme, İslâm’a yakınlaşma, estetik ve san’at zevki, sabır, gayret, çalışkanlık ve disiplin, toplumsal barış, ölçü, denge, itidal, nezâket ve kibarlık, güzel ahlak, ekonomik kazanım, edep, toplumsal barış, nezâket ve kibarlık, güzel ahlak, ekonomik kazanım ve kimlik inşası gibi hususların öne çıktığını görüyoruz.
Hat san’atında hattatla öğrencisi arasında önce bir insanî bağ meydana geldiği, sonra gönülden kurulan bir diğer bağ ile hocadan talebeye, talebeden hocaya feyz denilen ve pozitif bilim mantığı ile açıklanması zor olan rûhî bir akış gerçekleştiği iddia edilmektedir. Hoca ile talebe mürit-mürşit gibi olmakta, baba-oğul gibi yakınlaşarak aralarında bir sevgi bağı meydana gelmektedir. Bu açıdan hat san’atının, insanın terbiyesi ve olgunlaşmasında önemli bir rol oynadığını söyleyebiliriz.
Hat san’atının insanlar üzerinde yaptığı pek çok değişim dönüşüm etkisinden bahsedilmektedir. Buna göre hat san’atı insanları sabırlı, tertipli, düzenli, disiplinli, tutumlu, hoşgörülü, edepli, kibar, zarîf, nâif yapmakta, diğer insanlarla barışık olmayı ve istediği her şeyi hemen elde edemeyeceğini öğretmekte, hastalıklarını tedavi edip psikolojik açıdan terapi gerçekleştirmekte, her işinde estetik bir boyut arar hale getirmekte, daha teslimiyetçi yapmakta, tevekkül ehli kılmakta, birçok açıdan yontarak terbiye etmekte, fazlalıklarını törpülemekte, insanlara bakışından beşeri münasebetlerine kadar değiştirmekte, insanları birbirleriyle imtizaca zorlamakta, rafineleştirmekte, düşünce dünyasında farklılıklar meydana getirmekte ve de dindarlaştırmaktadır. Bu değişim bazen bireyin kendisi ile sınırlı kalmayıp aile çevresine de sirâyet etmektedir.
Bu sanatın sorunları neler? Geleceğine dair durum nedir?
Hat san’atı açısından günümüzde ciddi bir ilgi artışının yaşandığı araştırmamızda elde ettiğimiz önemli bulgulardan biri olmakla birlikte aynı zamanda aşılması gereken pek çok sorunun da var olduğu anlaşılmaktadır. Bu sorunlardan en çok dile getirilenler arasında kültürel birikim eksikliği, farkındalık eksikliği, ekonomik sorunlar, bilgi eksikliği, ilgi enflasyonu, eskiyi taklit, kısa sürede gelir beklentisi, eğitimin yarıda kesilmesi, yetişmiş hattat eksikliği, koleksiyoner azlığı, para ve reklama kapılmak vb. hususlar bulunmaktadır. Dikkat çekici olan, katılımcıların bu alandaki kültürel birikim, farkındalık ve bilgi eksikliğinden bahsederken aynı zamanda bir ilgi enflasyonundan da şikâyet etmeleridir.
Hat san’atının geleceği hakkında tıpkı araştırma katılımcılarının büyük çoğunluğu gibi oldukça iyimser olmama rağmen hat san’atına olan ilginin geleceği konusunda bazı endişelerim söz konusu. Bu san’atın başarılı bir şekilde icrasını yapabilen bir kuşak yetişmekle birlikte henüz onun kültürünü topluma yeterince yayabilmiş değiliz. Bu da tabii ki zaman isteyen bir durum.
Sizin araştırmanız galiba aynı zamanda bir Youtube kanalı oldu?
Evet, doktora tezim kapsamında alanın önemli isimleriyle yaptığım 27 görüşmenin toplamda 34 saati aşan kayıtlarını hem araştırmanın güvenirliğini artırmak hem de herkesin istifadesine sunabilmek amacıyla bir video paylaşım sitesine koydum. Dileyenler bu görüşmeleri “Hat San’atının Toplumsal Yansımaları” isimli Youtube kanalından izleyebilirler. Bu konuyu merak eden ve detaylı okuma yapmak isteyenler 571 sayfayı bulan tezin tamamını “tez.yok.gov.tr”den ücretsiz olarak indirebilirler.
Son olarak neler söylemek istersiniz?
İslâm medeniyetinin önemli bir san’atı olan hat san’atı özgün yapısı, güçlü gelenek ve birikimi ile Müslüman toplumlar için “bir san’attan çok öteye” anlamlar taşımaktadır. İslam toplumlarında sosyal hayatın her alanında yer alan bu san’at, medeniyet tasavvurumuzun hem kurucu hem de taşıyıcı unsurlarından birisidir ve çok kıymetlidir. Hat san’atı nokta ile başlamakta ve insana sonsuzluğa açılan bir kapı sunmaktadır. Bunun farkında olmamız kendi medeniyetimizi yeniden inşa edebilmemiz için önemlidir. Ya san’atkâr olmalıyız ya da san’atsever. Aksi takdirde bugünün toplumuna onların ihtiyaç duyduklarını veremez, kendi gönül dünyamızda “biz olarak” kalamayız. Üzeri küllenen medeniyetimizi yeniden görünür kılabilmenin yolu maddi ve askeri alanda başarı elde etmenin yanında gönlü aydınlanmış, itmi’nâna ermiş, san’atla rafine hale gelmiş “İslam insanı”nı yetiştirmekten geçmektedir. Modern dünyada küreselleşme bir anlamda “kendine ait olmayan medeniyet kalıbında kaybolmanın bir diğer adı”dır. Günümüzde toplumlarını ayakta tutmak isteyen erkler, o toplumu kendi değerler sistemini koruyarak yeni biçimler üretecek yetilere kavuşturmak zorundadır. Aksi takdirde kendileri olmaktan çıkma tehlikesi çok yüksektir. Kendi san’atlarını üretemeyen toplumların özgürlük ve bağımsızlıklarını koruyamayacaktır.
Konumuz çok geniş ama sayfalarınız kısıtlı, bu yüzden ilginize çok teşekkür ediyor, okuyucularınıza saygılarımı arz ediyorum. Bu vesileyle bana bu konuyu çalıştıran saygıdeğer hocam Prof. Dr. Sadettin Ökten’e de huzurlarınızda en derin hürmet ve muhabbetlerimi sunuyorum. Gerçekten bu araştırmada ve üzerimde çok emeği var.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.